Son seçim.
Adam, oyları, sandıkları, zarfları, pusulaları dilediği gibi ayarlıyor, düzenliyor, kazanıyor. 5 yılda bir seçim sonuçlarını ilan ediyor. Sonra da yola devam.
Muhalefet partileri, kafaları önde dinliyorlar.
Partiler, hilenin, hurdanın varlığına son seçimlerde vardılar.
Ekrem İmamoğlu adında, genç, mücadeleci birisi çıktı. “Kimsenin hakkını yemeyen ve kendi hakkını da yedirmeyen bu politikacının” sayesinde sandık gerçeklerini öğrendiler.
Aldığı seçim önlemleriyle, dirençli tavırlarıyla sandıkları kaplanlar gibi korudu ve çevresine ders verdi. Kılavuzluk yaptı, mücadele yöntemlerini öğretti.
Önlerine çıkan bu sert kaya karşısında iktidar, şaşkın ördeklere döndü. Aptallaştı. Bu yüzden hile hurda yöntemlerini de tam uygulayamadı.
Zarfın içinde dört pusula vardı. Bunların içinde sadece kaybettikleri Büyükşehir sonuçlarını seçip iptal etmek, nasıl izah edilir?
YSK’nın İstanbul seçimlerini iptal gerekçesi olan Seçim Kurulları 16 Nisan’da da 24 Haziran’da da aynıydı. O zaman o seçimler de şaibeli.
Seçim 3000 oy farkla o gece Üsküdar eteklerinde sonlanmış olsaydı YSK'nın 'kusuru' Kadı Kızına havale edilecek idi. İşte İleri Demokrasi.
Çareyi yalan yanlış iftiralarda, sandık hileleri, masalları ile Seçimi iptal ettirmede buldular.
Ekrem İmamoğlu’ndan önce, muhalefetin “Seçim güvenliğini sağlama” diye bi sorunu, dertleri de yoktu zaten. Bundan önceki seçimlerde muhalefet partisi görevlilerinin, sandıkları akşam saat 5’te terk edip, gittiklerini yeni öğrendik.
Ve yine geçen seçimlerde 2,5 milyon mühürsüz oy ve zarfın YSK tarafından kabul edilmesine karşılık itiraz eden, sesini yükselten muhalif kimseler de çıkmadı. O sıralarda kimisi evinde, kimisi otelde keyif çatıyordu.
“Bütün bu işler olup biterken, nerelerdeydiniz yaa” diye muhalefet liderlerine sorulduğunda ise:
“Eee, ne yapalım, adam(RTE) kazandı işte.” diye yanıt veriyorlardı.
Tarih gerçekçidir. Tarih acımasızdır… Tarih affetmez.
“Güç bende… Dilediğimi yaparım. Kanun benim… İstersem asarım, istersem keserim…” Diyen nice krallar, prensler, sultanlar, padişahlar dünyaya ve halkına hükmettiğini sanırken, saraylarının enkazı altında kaldılar.
İktidar, maçı kazanabilmek için her hileye, her çeşit ayak oyununa başvuruyor.
Gerçek olan bir şey var ki, sayılı günler çabuk tükenir.
Adım adım sona yaklaşıyoruz.
Son seçim, sonun başlangıcı oldu.
Adam, oyları, sandıkları, zarfları, pusulaları dilediği gibi ayarlıyor, düzenliyor, kazanıyor. 5 yılda bir seçim sonuçlarını ilan ediyor. Sonra da yola devam.
Muhalefet partileri, kafaları önde dinliyorlar.
Partiler, hilenin, hurdanın varlığına son seçimlerde vardılar.
Ekrem İmamoğlu adında, genç, mücadeleci birisi çıktı. “Kimsenin hakkını yemeyen ve kendi hakkını da yedirmeyen bu politikacının” sayesinde sandık gerçeklerini öğrendiler.
Aldığı seçim önlemleriyle, dirençli tavırlarıyla sandıkları kaplanlar gibi korudu ve çevresine ders verdi. Kılavuzluk yaptı, mücadele yöntemlerini öğretti.
Önlerine çıkan bu sert kaya karşısında iktidar, şaşkın ördeklere döndü. Aptallaştı. Bu yüzden hile hurda yöntemlerini de tam uygulayamadı.
Zarfın içinde dört pusula vardı. Bunların içinde sadece kaybettikleri Büyükşehir sonuçlarını seçip iptal etmek, nasıl izah edilir?
YSK’nın İstanbul seçimlerini iptal gerekçesi olan Seçim Kurulları 16 Nisan’da da 24 Haziran’da da aynıydı. O zaman o seçimler de şaibeli.
Seçim 3000 oy farkla o gece Üsküdar eteklerinde sonlanmış olsaydı YSK'nın 'kusuru' Kadı Kızına havale edilecek idi. İşte İleri Demokrasi.
Çareyi yalan yanlış iftiralarda, sandık hileleri, masalları ile Seçimi iptal ettirmede buldular.
Ekrem İmamoğlu’ndan önce, muhalefetin “Seçim güvenliğini sağlama” diye bi sorunu, dertleri de yoktu zaten. Bundan önceki seçimlerde muhalefet partisi görevlilerinin, sandıkları akşam saat 5’te terk edip, gittiklerini yeni öğrendik.
Ve yine geçen seçimlerde 2,5 milyon mühürsüz oy ve zarfın YSK tarafından kabul edilmesine karşılık itiraz eden, sesini yükselten muhalif kimseler de çıkmadı. O sıralarda kimisi evinde, kimisi otelde keyif çatıyordu.
“Bütün bu işler olup biterken, nerelerdeydiniz yaa” diye muhalefet liderlerine sorulduğunda ise:
“Eee, ne yapalım, adam(RTE) kazandı işte.” diye yanıt veriyorlardı.
Tarih gerçekçidir. Tarih acımasızdır… Tarih affetmez.
“Güç bende… Dilediğimi yaparım. Kanun benim… İstersem asarım, istersem keserim…” Diyen nice krallar, prensler, sultanlar, padişahlar dünyaya ve halkına hükmettiğini sanırken, saraylarının enkazı altında kaldılar.
İktidar, maçı kazanabilmek için her hileye, her çeşit ayak oyununa başvuruyor.
Gerçek olan bir şey var ki, sayılı günler çabuk tükenir.
Adım adım sona yaklaşıyoruz.
Son seçim, sonun başlangıcı oldu.