A
aXi
Ziyaretçi
Ziyaretçi
İnsanın embriyolojik (anne karnındaki) gelişmesi sırasında belirli vazifeleri yapmak için farklılaşan hücre grupları, organ ve sistemleri meydana getirirler. Sistemlerin muayyen yönlendirilmelerinde azami tasarruf prensibi gözetilerek ek fonksiyonlarla teçhiz edilmeleri dikkati çeken bir husustur.
Bir solunum sistemi sadece hava alıp vermeye değil, kendisinin ve bütün vücudun yapı ve fonksiyonlarını koruyarak, hayat denilen senfonizmanın devamıyla da tavzif edilmiştir.
Burun mukozasında (burun boşluğunun iç yüzünü örten tabaka) bulunan zengin yeni (toplardamar) ağları bir radyatör gibi geçen soğuk havayı ısıtma, sıcak havayı soğutma vazifesi görür.
Hava, burunu geçmeden nemlilik derecesi uygun hale getirilerek kuru havanın akciğerleri tahriş kabiliyetinin önüne geçilir.
Solunum havasında bulunan 0,01 mm çapındaki partiküller burun iç yüzünü döşeyen kıllara takılırlar. Burun duvarları tümsek ve çukur engebeli bir yapıya sahiptir. Hava, duvarlara çarpıp zikzaklar çizerek girdaplı bir akım oluşturur. Ağırlığı ve kesafetiyle havaya ayak uyduramayan daha küçük partiküller mânialara çarparak mukus (sümük) tabakasına yapışır kalırlar. Daha sonra kıllar tıpkı rüzgârdaki ekin başakları gibi hareketleriyle bu partiküllü mukus tabakasını yutağa doğru hareket ettirirler. Buradan da ya balgam olarak dışarı atılır ya da yutulurlar.
Bütün bunlar üst solunum yollarının havayı kontrol mekanizmasıdır. Eğer bir şahıs bu yollardaki bir tıkanmayla boyundan trakeaya (soluk borusu) sokulan bir borudan nefes alıp vermesini yapıyorsa (trakeostomide olduğu gibi) havanın, akciğerlerin aşağı kısımlarına olan soğutucu ve bilhassa kurutucu tesirleri yüzünden akciğer enfeksiyonları husule gelebilir.
Çapları 0,0005 mm’ den küçük olan parçacıklar (sigara dumanı partikülleri 0,0003 mm) alveollere (akciğerdeki hava keseleri) kadar gelirler. Havada bile süspansiyon halinde kalan bu oluşumların 2/3 si expirasyon (soluk verme) havasıyla dışarı atılır.
Bütün bu tertibata rağmen vücuttan ayrılmaya niyeti olmayan toz v.s. zerreciklerini alveollerde fagositer (yabancı maddeleri içine alıp sindiren) hücreler karşılar. Fagositler buralara kadar sokulan parçaları yakalar ve beraberce soluk borusu sümük katmanına karışırlar. Burada bulanan 0,007 mm uzunluğunda, 0,0003 mm çapında tüylerle saniyede 2 cm hızla hareket ederek balgam şeklinde dışarı atılır veya yutulurlar. Böyle bir günde 600 cm3 sümüksü madde yutağa gelir.
Sigara ve morfin ile bu tüylerin hareketleri yavaşlar, hücreler tarafından devamlı üretilen sümüksü madde dışarı atılamaz, nefes borusu gittikçe daralır, nefes darlığı meydana gelir.
Solunum sisteminin vücut ısı ayarlamasında da mühim vazifesi vardır. Günde 200–250 cm3 su solunum yollarında buharlaşarak havaya verilirken radyasyon yoluyla 350 KCal enerji kaybıyla sıcak havalarda vücut serinletilir.
Solunum yollarının temizliği ve hayatın devamını sağlayan iki önemli fonksiyon, öksürük ve aksırık refleksleridir,
Solunum yollarının hassasiyeti, yabancı bir cismin kaçması halinde öksürük refleksini başlatır. Önce 2,5 lt hava inspire edilir (akciğerlere alınır). Glottis kapanır, ses telleri bir birine yapışarak havayı akciğerlerde hapseder. Aynı anda karın kasları kuvvetle kasılır, karın organlarını yukarı doğru iter. İç kaburga ve diğer ekspirasyon (soluk verme) kasları kasılır, Akciğerlerde sıkıştırılan havanın basıncı 100 mm Hg’ ya kadar çıkar. Ses telleri ve epiglottan (küçük dil) meydana gelen barikat bu basınç karşısında birdenbire açılır: Akciğerlerdeki hava saatte 75–100 km bir süratle dışarı doğru infilak ederken yabancı cisimleri de önüne katarak sürükler,
Aksırık refleksi ise burun yolları içindir, Barikat yukarıda uvula ve palatum molle (yumuşak damak) tarafından oluşturulur. İşleyen mekanizma aynıdır. Barikatı yıkan hava burun yollarındaki yabancı maddeleri önünde sürükler.
İnsanda solunum yolları anatomisi de harikuladedir. Kıkırdak ve fıbröz dokudan bir yapı, burun gibi bir çıkıntının kırılma ihtimalini azaltırken, solunum yolları kıkırdakları bu yolların daima açık kalmasını sağlar.
Hayvanlara nazaran insanda daha aşağıda bulunan ses telleri ses dalgalarının burundan değil de ağızdan çıkmasını, dil, diş, yanak, dudak gibi organlarla da mükemmel bir telaffuz kabiliyetini sağlar. Nefes borusunun üst kısmının aşağıda bulunması, soluk ve yemek yolları arasında bir çaprazlaşma meydana getirmiş fakat yutkunma esnasında bu kısmın yukarıya çıkarak bu dört yol ağzından uzaklaşması ve bir kapakla kapanması bu durumu kompanze etmiştir.
Bir köyün muhtarsız, bir iğnenin ustasız, bir harfin hatipsiz olamayacağını bilen asrımız insanı, bu harikulade yapı ve fonksiyonların arkasında kendini göstermek isteyen kuvvet ve kudreti hissetmeye, O’nu tanıyıp marifetine ulaşmaya ne kadar da muhtaçtır…