Soğuk Büfe
En ağır körlük, kendinin körü olmaktır. Yaşamın en büyük ödülü belki de kişinin ölmeden önce kendini görebilmesidir.
bazı sözler karanlıkta söylenir
bazı sözler hiçbir zaman
Binlerce yıl içinde, çiğ et yemekten pişmiş et yemeye kadar ancak evrilebilen vahşetimiz, toplumsal ilişkilerdeki vahşetimizin yanında hiç kalır.
Yazının günahı yazıyla ödenir.
Bireyini yetiştirememiş anonim toplumlarda, birey "egosunu" tanımaz, ego üzerine bir söylem ve bilgi alanı kuramaz; öte yandan, anonim bünye, kişinin egosunu açık alana taşıyarak her çeşit saldırıya hedef yapar. Dolayısıyla "ego" tanımını bilmeyen kişiler, yara aldıkları yeri de tanımazlar.
İşletilemeyen sistemler aşılamazlar da.
Bunca yıldır, bunamış bir akrabamla 11 yaşında bunamayı başarmış yakın bir arkadaşım dışında, "benim rızamla" bana, "Murat" diye hitap etmeyi başarabilen kimse olmadı. Eğer benim adıma gösterdiğim duyarlık ve sahiplenme herkesçe anlaşılıp paylaşılabilmiş olsaydı, bu memlekette insanların, köylerin, sokakların, çocukların adları öyle kolay kolay değiştirilemezdi. Adı yakılırken sesini çıkarmadığınız bir köyün, kendisi yakılırken çıkardığınız geç kalmış sese yankı bulamamanız biraz da bu yüzdendir.
Başarının takdiri her zaman başkalarınındır.
Bazı kadınların tuhaf bir mazoşizmi vardır; kendi sınırlarını zorlayarak karşı tarafa bir şey öğreteceklerini sanırlar.
Başkalarının yazdıklarına hayranlık duyabilmek, bir metin karşısında saflığını korumak, başkalarının okuru olabilme hakkından caymamak büyük sanatçıların harcıdır; orta karat şairlerin, vasat yaratıcıların, stratejistlerin ya da teknisyenlerin değil.
neden anlamıyorsun sevgilim
benim çocuk yüreğim aşkta cesur ayrılıkta korkak
Hayatı, üst üste yığılmış rastlantısal olaylar yığını olarak görenler, hayata benzettikleri romanı da böyle tanımlarlar ister istemez. Belki de bu yüzden, kötü romanlarla yetinenlerle, kötü hayatlarla yetinenler birbirlerine çok benzerler. Hayattan caymış insanlarla hayatı göze almış insanların hayatları da, romanları da farklıdır.
"Biliyor musun, çağımızda artık heteroseksüellik/homoseksüellik diye bir şey kalmadı. Bir insan ya seksüel oluyor ya da olmuyor." (La Truite)
Daha çok, kötü yazılmış kitaplardan iyi film, iyi yazılmış kitaplardan kötü filmler çıkar ortaya.
İnsanların size "siz" diye hitap etmesini istemeniz, ilişkide bir rütbe talebi değildir; kendinizi, karşınızdakinden daha üstün gördüğünüz anlamına da gelmez. Yalnızca diğer insanlarla aranızdaki mesafe alanını koruma ve kollamanın ilk sınır işareti anlamı taşır.
Atatürk'ün, İngiliz Kralı VIII. Edward'ı ağırladığı resmi bir yemekte garsonun biri, servis yaparken kralın üzerine içki döker. Herkesin fena halde paniğe kapıldığı bu anda, Atatürk gülümseyerek, "Kusura bakmayın Lord Hazretleri" der, "Ben bu millete her şeyi öğrettim ama, uşaklığı öğretemedim."
İnsanların çoğu armağan aldıkları kişinin eğilimlerinden çok, kendi eğilimlerini yansıtan şeyler seçerler.
En ağır körlük, kendinin körü olmaktır. Yaşamın en büyük ödülü belki de kişinin ölmeden önce kendini görebilmesidir.bazı sözler karanlıkta söylenir
bazı sözler hiçbir zaman
Binlerce yıl içinde, çiğ et yemekten pişmiş et yemeye kadar ancak evrilebilen vahşetimiz, toplumsal ilişkilerdeki vahşetimizin yanında hiç kalır.
Yazının günahı yazıyla ödenir.
Bireyini yetiştirememiş anonim toplumlarda, birey "egosunu" tanımaz, ego üzerine bir söylem ve bilgi alanı kuramaz; öte yandan, anonim bünye, kişinin egosunu açık alana taşıyarak her çeşit saldırıya hedef yapar. Dolayısıyla "ego" tanımını bilmeyen kişiler, yara aldıkları yeri de tanımazlar.
İşletilemeyen sistemler aşılamazlar da.
Bunca yıldır, bunamış bir akrabamla 11 yaşında bunamayı başarmış yakın bir arkadaşım dışında, "benim rızamla" bana, "Murat" diye hitap etmeyi başarabilen kimse olmadı. Eğer benim adıma gösterdiğim duyarlık ve sahiplenme herkesçe anlaşılıp paylaşılabilmiş olsaydı, bu memlekette insanların, köylerin, sokakların, çocukların adları öyle kolay kolay değiştirilemezdi. Adı yakılırken sesini çıkarmadığınız bir köyün, kendisi yakılırken çıkardığınız geç kalmış sese yankı bulamamanız biraz da bu yüzdendir.
Başarının takdiri her zaman başkalarınındır.
Bazı kadınların tuhaf bir mazoşizmi vardır; kendi sınırlarını zorlayarak karşı tarafa bir şey öğreteceklerini sanırlar.
Milliyetçilik, tarihin en büyük çıkmazıdır.
Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden'in, Savur ilçesi yakınlarında PKK ile girilen bir çatışmada vurulması, ardından karısının ve kızının yaptığı şaşkınlık yaratan açıklamalar, geçtiğimiz günlerin tartışma getiren en önemli olaylarından biriydi. Anımsayacak olursak şöyle diyordu karısı:
"Kocam kendisine düşen görevi yaptı. Ancak bunun çözüm olmadığını da biliyordu. Sadece kendisine verilen görevi ifa etmeye çalışıyordu. Ben kocamı şehit olarak kabul etmiyorum. İnsan ancak savaşta ölürse şehit olur. Burada çirkin bir politikanın sonucu ölüm oluyor. Göstermelik şaşaalı tören istemiyorum. Kocamın kanını bu devlete helal etmiyorum."
Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden'in, Savur ilçesi yakınlarında PKK ile girilen bir çatışmada vurulması, ardından karısının ve kızının yaptığı şaşkınlık yaratan açıklamalar, geçtiğimiz günlerin tartışma getiren en önemli olaylarından biriydi. Anımsayacak olursak şöyle diyordu karısı:
"Kocam kendisine düşen görevi yaptı. Ancak bunun çözüm olmadığını da biliyordu. Sadece kendisine verilen görevi ifa etmeye çalışıyordu. Ben kocamı şehit olarak kabul etmiyorum. İnsan ancak savaşta ölürse şehit olur. Burada çirkin bir politikanın sonucu ölüm oluyor. Göstermelik şaşaalı tören istemiyorum. Kocamın kanını bu devlete helal etmiyorum."
Kocasının kendisine yazdığı mektuplarda, ettiği telefonlarda söylediklerini aktardıktan sonra: "Ancak bu politikayla ne vatan kurtulur ne de bu sorun çözülür. Ölmekle öldürmekle güneydoğu sorunu çözülmez." diyordu. Kızının açıklaması da özlü ve etkileyiciydi: "Babam öldürüyordu; onu da öldürdüler."
Goethe'nin ünlü sözü: "Tarihi anlamayan onu bir daha yaşamak zorundadır." Bizim "milli tarih" anlayışımız: "Tarih tekerrürden ibarettir." Çünkü, anlamadığımız tarihi tekrar tekrar yaşamak zorunda kalmayı tarih sanıyoruz.
Ateş kirlendi. Prometheus'un insanları aydınlatmak için tanrılardan çaldığı aydınlığın ateşi değil bu. Bu ateş, tıpkı barbar toplumlardaki gibi yakmak, kavurmak, yok etmek için yakılıyor. Uygarlığın bütün izlerini yok etmek için. İnsanlığın bütün değerlerini yok etmek için. Çözemedikleri her şeyi ateşin ellerine teslim ederek kurtulabileceğini sananlar için yakılıyor. Ateşin kendi aydınlığını değil, sonrasının karanlığını sevenlerin tutuşturduğu bir ateş bu. Ateşlere atılıyoruz. Bir alev kapanındayız. Bir gün hepimizin üzerine kapanacak bir alev kapanındayız. Halka genişliyor. Köyler yakılıyor, ormanlar yakılıyor, insanlar yakılıyor, çaresiz kalan insan sonunda kendi üzerine gazyağı dökerek yakıyor. Yalnızca dirilerimiz değil, ölülerimiz de yakılıyor. Yakılan kitapların, yakılan köylerin, yakılan insanların tarihinden geçiyoruz. 1978 Maraş'ını unuttuğumuz için 1993 Sivas'ını yaşadık. Geleceğimiz unuttuklarımızdır.
Toprak kan içinde. Yüzyıllardır kan içinde; hem uğruna ölenlerin kanı, hem kendi kanı; bunca yıldır çözülmemiş derinliklerinde biriktirdiği lav, 2000'li yıllara girmeye çalıştığımız şu günlerde bütün gazabıyla üzerimize patlıyor. Bölüşülmemiş, işlenmemiş, yağmalanmış toprak feodal bir kin gibi bütün zulmüyle üzerimize lavını püskürtüyor. Toprağın kanını kaç GAP yıkayabilir?
Bu topraklarda derdini anlatmanın yolu hep zor kullanmaktan geçti. Bunun sonuna dek böyle gitmeyeceği açıktır. Sonuçta oturulacak yer bir masanın etrafıdır. 20 milyon Kürt'ü öldüre öldüre bitiremezsiniz; Hitler bile 5 milyonda kalmıştı.
Yazı'nın kendinden başka güvencesi yoktur.Goethe'nin ünlü sözü: "Tarihi anlamayan onu bir daha yaşamak zorundadır." Bizim "milli tarih" anlayışımız: "Tarih tekerrürden ibarettir." Çünkü, anlamadığımız tarihi tekrar tekrar yaşamak zorunda kalmayı tarih sanıyoruz.
Ateş kirlendi. Prometheus'un insanları aydınlatmak için tanrılardan çaldığı aydınlığın ateşi değil bu. Bu ateş, tıpkı barbar toplumlardaki gibi yakmak, kavurmak, yok etmek için yakılıyor. Uygarlığın bütün izlerini yok etmek için. İnsanlığın bütün değerlerini yok etmek için. Çözemedikleri her şeyi ateşin ellerine teslim ederek kurtulabileceğini sananlar için yakılıyor. Ateşin kendi aydınlığını değil, sonrasının karanlığını sevenlerin tutuşturduğu bir ateş bu. Ateşlere atılıyoruz. Bir alev kapanındayız. Bir gün hepimizin üzerine kapanacak bir alev kapanındayız. Halka genişliyor. Köyler yakılıyor, ormanlar yakılıyor, insanlar yakılıyor, çaresiz kalan insan sonunda kendi üzerine gazyağı dökerek yakıyor. Yalnızca dirilerimiz değil, ölülerimiz de yakılıyor. Yakılan kitapların, yakılan köylerin, yakılan insanların tarihinden geçiyoruz. 1978 Maraş'ını unuttuğumuz için 1993 Sivas'ını yaşadık. Geleceğimiz unuttuklarımızdır.
Toprak kan içinde. Yüzyıllardır kan içinde; hem uğruna ölenlerin kanı, hem kendi kanı; bunca yıldır çözülmemiş derinliklerinde biriktirdiği lav, 2000'li yıllara girmeye çalıştığımız şu günlerde bütün gazabıyla üzerimize patlıyor. Bölüşülmemiş, işlenmemiş, yağmalanmış toprak feodal bir kin gibi bütün zulmüyle üzerimize lavını püskürtüyor. Toprağın kanını kaç GAP yıkayabilir?
Bu topraklarda derdini anlatmanın yolu hep zor kullanmaktan geçti. Bunun sonuna dek böyle gitmeyeceği açıktır. Sonuçta oturulacak yer bir masanın etrafıdır. 20 milyon Kürt'ü öldüre öldüre bitiremezsiniz; Hitler bile 5 milyonda kalmıştı.
Başkalarının yazdıklarına hayranlık duyabilmek, bir metin karşısında saflığını korumak, başkalarının okuru olabilme hakkından caymamak büyük sanatçıların harcıdır; orta karat şairlerin, vasat yaratıcıların, stratejistlerin ya da teknisyenlerin değil.
neden anlamıyorsun sevgilim
benim çocuk yüreğim aşkta cesur ayrılıkta korkak
Hayatı, üst üste yığılmış rastlantısal olaylar yığını olarak görenler, hayata benzettikleri romanı da böyle tanımlarlar ister istemez. Belki de bu yüzden, kötü romanlarla yetinenlerle, kötü hayatlarla yetinenler birbirlerine çok benzerler. Hayattan caymış insanlarla hayatı göze almış insanların hayatları da, romanları da farklıdır."Biliyor musun, çağımızda artık heteroseksüellik/homoseksüellik diye bir şey kalmadı. Bir insan ya seksüel oluyor ya da olmuyor." (La Truite)
Daha çok, kötü yazılmış kitaplardan iyi film, iyi yazılmış kitaplardan kötü filmler çıkar ortaya.
İnsanların size "siz" diye hitap etmesini istemeniz, ilişkide bir rütbe talebi değildir; kendinizi, karşınızdakinden daha üstün gördüğünüz anlamına da gelmez. Yalnızca diğer insanlarla aranızdaki mesafe alanını koruma ve kollamanın ilk sınır işareti anlamı taşır.
Atatürk'ün, İngiliz Kralı VIII. Edward'ı ağırladığı resmi bir yemekte garsonun biri, servis yaparken kralın üzerine içki döker. Herkesin fena halde paniğe kapıldığı bu anda, Atatürk gülümseyerek, "Kusura bakmayın Lord Hazretleri" der, "Ben bu millete her şeyi öğrettim ama, uşaklığı öğretemedim."
İnsanların çoğu armağan aldıkları kişinin eğilimlerinden çok, kendi eğilimlerini yansıtan şeyler seçerler.