Soğuk bir dokunuşla başladı seni sevmek...

Konu sahibi son olarak 1893 gün önce görüldü

İçimde büyüdün çoğaldın,taştın gözlerimden yüreğimi de kattın o sele..Her şey sana doğru akıyordu kalbim,ruhum, isyanlarım,sevmelerim,üzüntülerim..Her şeyim aktı sana,her şeyim oldun. Canım olsun,kanım oldun,hayatım oldun,hayatıma mal oldun..
Kırılgandım,bilirdin.İncitmeye korkardın. Dokunmaya çekinirdin ellerinde bin parçaya ayrılırım diye.Dokunmadın..
Sevmeye korkardın,bir gün bırakıp gidersin diye.. Sevmedin..
Kalbini vermeye korkardın,alıp geri vermem diye.. Vermedin..

Aldım be canım.! Hepsini aldım senden. Sen nasıl her şeyimi aldıysan sorgusuz sualsiz, ben de aldım. Sana göstere göstere aldım.. Umursamadın..!
Alsın,ne hali varsa görsün diye düşündün belki de. Aldım canım.! Ne halim varsa da gördüm sağol.Yandım kavruldum küllendim senin derdinle.Her şeyi yaktım bir senin yüreğindeki o barutu ateşleyemedi sevgim yazık..

Kırılgandım,bilirdin.Saçlarımı okşamadın hiç,gözlerin gözlerime değmedi,gülüşlerini sakladın hep benden,tenini kaçırdın tenimden.Olsun be canım.Evet kırılgandım ama sana değil,dokunuşlarına,ellerine,gözlerine değil.Beni sevmeyişineydi kırılganlığım.Her kırmamayı düşündüğünde kırmana kırıldım ben.Uzaklaşmana,aramamana,hatrımı bile sormaktan kaçışınaydı bu isyanlarım..

Çığlıklarımı bir sen duymadın.Hoş,belkide duymaktan korktun.Duyup bana koşmaktan korktun sen biliyorum.Kollarımın arasına sığınmaktan,tenimin kokusunu içine çekmekten,kalbimin sözcüsü olan gözlerimle karşılaşmaktan korktun.Seni sevmemden korktun yalan mı?!!
Kork sen sevdiğim.Kork hatta kaç benden.Bildiğin en uzak yerlere kaç kaçabilirsen.İşte istediğini veriyorum sana,hodri meydan..!!Bul seni benden çok seveni bulabilirsen.Bul onun içinde saklan benden.Bu son çığlığımı isyanımı duydun mu peki?Git hadi artık.İçimden azad ediyorum seni.Kalbimin kapılarını senin için açmıştım yine senin için kapatıyorum belki bir gün yeniden gelmek istersin diye.Git artık,git.Daha fazla kalma.Ben ki küçük bir kız çocuğu sensizlikten korkup seni bırakmaktan vazgeçebilirim.Ya da peşine düşüp seni mutluyken mutsuz edebilirim.Git, lütfen git...

Dayanamıyorum.Bu aşkın büyüklüğüne,benim olmana ve sana ait olmaya dayanamıyorum.Korkuyorum.Bunu bir sonu var mı bilmiyorum.Sana şuan olduğumdan daha çok bağlanırmıyım belirsiz.. Git,yalvarırım git..

Seni sevmeye doyamıyorum.Git,sonum olmadan git.

 
Geçmişten Bir Yük…

Sol yanımda bir ağrı var; kalp civarında… İnceden bir sızı, geçmişten bir yük.. Atmam lazım!


EC9CE4EC4CB4707F983F5D42756A32.jpg


Geçmişten Bir Yük…





Bütün ağırlıklarından kurtulmalı insan, yoksa yürümek zorlaşıyor. Her geçen gün daha fazla rendelerken hayat, bir de tarihin tozlu sayfalarından çıkıp gelen düşüncelerle yormamak lazım bünyeyi.


Başkalarından daha zor, kendimizi affetmek! Mahkeme hiç bitmiyor. Keşke demeden yürümeyi öğrenmek gerekiyor.


Keşke demeye başladıysan, zaten ruhun çarpmıştır duvarlara. Aklında daha iyiye gitmek için yollar oluşmuştur.



Benim sol yanım ağrıyor bu gece. Geçmişten anılar gözümün önünde, buğulanıyor gözbebeklerim. Hatalarımla yüzleşiyorum. Ben de insanım, elbette yanlışlarım var cebimde.


“Vah” diyerek çözülmüyor ömrün sırrı çünkü öyle yapınca pas tutuyor dil ve yürek. En iyisi arınıp, temizlenmek!


Düzeltemeyeceğim şeyler için bu gönül sancısı aslında ve boşuna! Olanları geride bırakıp, yürümek gerekiyor.


Çocukluğumda boyumu metrelerce aşan ağaçlara tırmanırdım. Kan ter içinde, ellerimi kanatarak meyvelere ulaşırdım.


Her adımda yerden biraz daha yükselirdim ve dallar inceldikçe daha güvensiz olurdu. Ancak hiç korkmazdım çünkü kendime inanırdım.


Yaşamın ağaca tırmanmaktan farkı yok. Aşkın da o ağaçtaki meyveden! Hayatı çözmek için hayvanları ve çocukları iyi seyretmek gerekiyor. Onlar bu işin sırrını biliyor!

 
60 yıllık bir aşk

Buz gibi bir günde hızlı hızlı yürürken, birden ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm...

Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye acele acele açtım.. Üç dolar çıktı.. Bir de buruşmuş, sararmış, eskimiş mektup...


Belli ki yıllardır, o cüzdanın içinde duruyordu. Zarf öylesine harap olmuştu ki. Sadece tepedeki "İade" adresi okunabiliyordu. Mektuba bir göz attım. Bir ipucu bulma ümidi ile.. Birden tarihi gördüm.. 1924... Mektup nerdeyse 60 yıl önce yazılmış. El yazısı belli, bir kadına ait.. Sol köşeye bir çiçek resmi çizilmiş.


"Sevgili Michael" diye başlıyor mektup... ve "Annesi yasakladığı için onu bir daha göremeyeceğini" anlatarak devam ediyor..


- "Ama sakın unutma, seni daima seveceğim" diye bitiyor.. İmza.. Hannah!..


İçimden bir ses "Bul" dedi bana.. "Mektubun sahibini bul.." Milyonla Michael var. Hangi birini bulacaksın ki.. Ama tepedeki "İade" adresi ipucu olabilir. Telefon İstihbarati aradım. Anlattım...


- "Bu adrese bağlı bir telefon varsa, bana verebilir misiniz" diye.. Sustu.. Gidip müdürüne sordu...


- "Var ama, size vermem yasak.. Ama sizin adınıza bu numarayı arar, sorarım. İsterlerse size bağlarım.. Lütfen bekleyin.."


Bekledim.. İki üç dakika sonra kızın sesi geldi.. "Bağlıyorum efendim.."


Karşıdaki hanıma "Hannah diye birini tanıyor musunuz ? " diye sordum.


- "Bu evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden aldık." dedi.


- "Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.."


- "Hannah annesini bir huzurevine yatıracakti. Oradan takip ederseniz,belki adresi bulursunuz.."


Ve huzurevinin adını verdiler.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş... Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki oradan bilirlermiş...


- "Bunların hepsi aptalca aslında" dedim kendi kendime.. İçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradım numarayı..


Bir kadın "Şimdi Hannah'ın kendisi bir huzurevinde" dedi ve numarayı verdi. Hemen orayı çevirdim... Bingo..


Ses "Evet, Hannah burda yaşıyor" dedi..


Gecenin saat onu, ama hemen yola çıktım, Hannah'ı görmek için..


Devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. Gümüş saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. Gözlerinin içi ışıl ışıl ama..


Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu gösterip.. Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve :


"Genç adam" dedi, "Bu mektup, Michael ile son kontağımdı.. Onu öyle seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakışıklıydı.. Hani şu meşhur aktör.. Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm diye annem kesinlikle izin vermedi.."


Derin bir nefes daha..


- "Michael Goldstein harika bir insandı. Eger bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep.."


Bir ufak sessizlik.. Bir derin nefes daha.. "Ve onu hep sevdim.."


İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden.. "..Ve hiç evlenmedim... Michael gibi birisini bulamadım ki.."


Hannah'a teşekkür edip odadan çıktım. Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız :


- "Hannah Hanım yardımcı olabildi mi size?" dedi..


- "Hiç değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim" dedim..Cüzdanı elimde salla*****..


O sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı..


- "Hey baksana.. Bu Bay Michael'in cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde görsem tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum, koridorlarda.."


Michael sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım tekrar asansöre.. Michael yatmamıştı.. Okuma odasında kitap okuyordu.. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi.. Michael elini arka cebine attı, hızla.. Sonra sevinçle :


- "Evet bu benim cüzdanım" dedi...


- "Öğleden sonraki yürüyüş sırasında kaybetmiş olmalıyım.. Size teşekkür borçluyum.."


- "Hiçbirsey borçlu değilsiniz" dedim..


- "Ama özür dilerim.. İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum..."


- "Mektubu mu okudun?.."


- "Sadece okumakla kalmadım.. Hannah'ı da buldum.."


- "Buldun mu?.. Nerde?.. İyi mi?.. Hala eskisi gibi güzel mi.. Söyle, lütfen söyle.."


- "Çok iyi.. Hem de harika" dedim, yavaşça..


- "Bana onun telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım.." Elime sımsıkı sarıldı..


- "O benim tek aşkımdı.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti."


- "Bay Goldstein" dedim.. "Gelin benimle.."


Asansörle üçüncü kata indik... Odanın kapısı açıktı. Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu... Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu...


- "Hannah" dedi.. "Bu bayı tanıyor musun?.."


Gözlüklerini ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden..


- "Michael" dedi, Michael, kapıda, kısık sesle..


- "Hannah.. Ben Michael.. Beni tanıdın mı?.."


- "Michael" diye yutkundu : Hannah.. "İnanmıyorum.. Bu sensin.. Benim Michael'im.."


Michael Hannah'a doğru yürüdü yavaşça.. Sarıldılar. Hemşire hıçkırıklar içinde koridora attı kendini...


- "İşte Tanrının sevgisi de bu" dedim.. "Olacaksa.. Olur.."


Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar. Pazar günü bir nikah vardı.. Gelebilir miydim?..


Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael beni nikah şahidi yaptılar üstelik. Hannah açık bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı... Huzurevi onlara, bir minik daire tahsis etti..

 
Geri