SOBE!
Çıkıp geliyordunuz
Ben daha şiir demeyi bilmeden
Tanrıları ölmüştü yerlilerin
Ve Afrika
En kara haliyle duruyordu haritalarda..
Evet mösyö,
Sayın madam!
Közlere üfleyip geldim,
Ben bu kara suların kıyısına
Kıyı yalnızlıktır bilirsiniz!
Gecem bahtiyar bir çöl gibi,
Sayhasında hüzünler taşıyor
Aşkı keremli kılan bakışlarınız,
Yedi düvele nam salıyor.
Hayli yorgunluklar var saçlarımda mösyö!
Ağır aksak bir gelişle geldim
Tabiat yorgun…
Ay ağlamakların işretinde
İşret dediysem lafın gelişi
Yoksa ay haleli tam dolunay
Kırılmaların keskin gölgesi…
Alıngan bakışlarla geldiniz madam!
Kendi devrimimden geldim ben
Manga carta şüphesiz ezberinizde
Fakat soylu bir yürekle inanmak
Kuşkuyu da taşıyor bünyesinde
Bu yüzden ben her ihtilal
Suskuları toplarım heybeme
Kafa yorarım terkimdeki acılara
Ve acılar çığ olur
Düşer çiğlerine sabahlarımın…
Kanı ve barutu buldu medeniyetiniz mösyö,
Pusuladan önce
O yüzden tüm haritalar kanla çizilmiştir
Ve ölçeklerinde atalarınız oturur…
Ama bilmelisiniz madam
Kuşlar her sabah sizden önce uyanır
Kurarlar her sabah medeniyetlerini
O yüzden susturmak niyetindesiniz
Notası olmayan bütün şarkıları…
İşte şiir demeyi öğrendim ma
0dam!
Koltuğumda kitaplarınız var
Ama ben Asyalı bir ozan olmadan önce;
Max Weber okumuştum
Andre Gide girmişti rüyalarıma
Dar kapılardan geçmiştim
Pastoral senfonilerinizi bilirim
O yüzden Camus Yabancı’yı yazdı,
Öğretilerin iğreti olduğu demlerde.
İbni Haldun demişti
Medeniyetler de ölür diye.
Ama ben şiir demeden önce
Önüm arkam sağım solum sobe!
Hikmet KIZIL
Çıkıp geliyordunuz
Ben daha şiir demeyi bilmeden
Tanrıları ölmüştü yerlilerin
Ve Afrika
En kara haliyle duruyordu haritalarda..
Evet mösyö,
Sayın madam!
Közlere üfleyip geldim,
Ben bu kara suların kıyısına
Kıyı yalnızlıktır bilirsiniz!
Gecem bahtiyar bir çöl gibi,
Sayhasında hüzünler taşıyor
Aşkı keremli kılan bakışlarınız,
Yedi düvele nam salıyor.
Hayli yorgunluklar var saçlarımda mösyö!
Ağır aksak bir gelişle geldim
Tabiat yorgun…
Ay ağlamakların işretinde
İşret dediysem lafın gelişi
Yoksa ay haleli tam dolunay
Kırılmaların keskin gölgesi…
Alıngan bakışlarla geldiniz madam!
Kendi devrimimden geldim ben
Manga carta şüphesiz ezberinizde
Fakat soylu bir yürekle inanmak
Kuşkuyu da taşıyor bünyesinde
Bu yüzden ben her ihtilal
Suskuları toplarım heybeme
Kafa yorarım terkimdeki acılara
Ve acılar çığ olur
Düşer çiğlerine sabahlarımın…
Kanı ve barutu buldu medeniyetiniz mösyö,
Pusuladan önce
O yüzden tüm haritalar kanla çizilmiştir
Ve ölçeklerinde atalarınız oturur…
Ama bilmelisiniz madam
Kuşlar her sabah sizden önce uyanır
Kurarlar her sabah medeniyetlerini
O yüzden susturmak niyetindesiniz
Notası olmayan bütün şarkıları…
İşte şiir demeyi öğrendim ma
0dam!
Koltuğumda kitaplarınız var
Ama ben Asyalı bir ozan olmadan önce;
Max Weber okumuştum
Andre Gide girmişti rüyalarıma
Dar kapılardan geçmiştim
Pastoral senfonilerinizi bilirim
O yüzden Camus Yabancı’yı yazdı,
Öğretilerin iğreti olduğu demlerde.
İbni Haldun demişti
Medeniyetler de ölür diye.
Ama ben şiir demeden önce
Önüm arkam sağım solum sobe!
Hikmet KIZIL