Olacak şey değil ya işte, bir bahar akşamı ben seni habersiz öyle alelade dökülen ellerimle diktim saksıya çiçek diye, kırık ağzıma kurşun diye sürdüm şarkını, sen uyurken öyle kimin kimsenin kutup kıyısı yatağında, ben buradan sana devasa bir es yolladım.
Sevda..
Kemiklerin kırılsa benden bil, dilin tutulsa, düşsen elleri esmer bir sevdaya, benden.
Ah ne pis be, öyle düş düş bin kere, elin havada, elin bir alo için telefonda, bir zil sesi duymak için kulağını tapulamış filan kapı, ah, etme.
Belki hissedersin, belki rüzgar teninde efelenir anlarsın, belki bir şarkı duyar, ağlarsın.
Gecenin körü ulan bu özlem nereden, darbedir, harabedir, ziyandir 3 5 kadeh şaraptır, "valla yağmur çamur değmedi yüreğime, söyle ben nerdeyim sen nerde" türküdür.
Kimse duymasın aman, yastık örtü hizası yaştır.
Sabahın 4ünden biraz öncedir, ekmekte ne tad ne tuz, şarap bitmiş mesela, ben mesela ve sen yarım yamalak bensiz filan, ne güzel yalan, inanırım.
Ne güç değil mi sence de, hiçbir şey söylenmemiş gibi, hiç "gideriz buralardan" denmemiş işte hayalden filan, hiç aynı bardaktan su İçmemiş, hiç aynı şarkıda buluşmamış, hiç sevdaya bulaşmamış, gram sevmemiş, milim yürümemiş gibi çıkmaz sokakta el ele.
Ne tuhaf birikim, ne tuhaf zaman, insan ne çok kayıp biriktiriyor kumbarasında.
Ben en çok seninle birikmişim meğer, meğer beni yola iten, yoldan alıkoyan, beni nefretle herkesten biraz uzaklaştıran senin o salon efendisi yokluğun.
Öyle delik deşik kanaviçe gibi kafama, evimin duvarına yüzünü, anılarını taptaze alnımın orta yerine,al sana melankoli çakışın.
Nasıl oluyor ?
Koskoca kadın gibi, utanmadan, çok kadın gibi, hiç kadın gibi, yok kadın gibi, çocuk kadın gibi, duruyorum burada, salonun ortasında.
Ve sen ne acıklı hikaye;
Adın bende hâlâ 20 yaşında, avuç içimde.