zaten güzel olanlar söylenmiş, tekrarlamayalım. ben çok gözden kaçan bir filmden bahsedeyim: "bir dağ masalı"
turgut demirağ yönetmeni. ne kadar belli onun elinin değdiği. reşat nuri'nin de eli değmiş, bak o da belli. türkan şoray ve murat soydan'ın başrollerinde olduğu, başrollerle birlikte ali şen ve mualla sürer'in döktürdüğü film. 1967 yapımı, içerisinde çok iyi niyetli mesajlar barındıran bu güzel objektif filmde ali şen'in müthiş bir tiradı vardır:
"+ bu yılanları bulmalı, başlarını ezmeli.
- amanın!
+ noldu şükrü efendi?
- yılanların başlarının ezilmesinden korktum da. ben de varım içlerinde. ben anlamadığım şeyin evvela aleyhinde bulunurum. açık konuşmayı tehlikeli görürsem; gizli gizli fiskos eder, el altından dedikoduyu kaynaştırırım. velakin aklım erince de pişman olur, tövbe ederim. meşrutiyette de böyle yaptım, cumhuriyette de böyle yaptım, şapkada da, yazıda da böyle yaptım. ben bu okulun çocuklarını okutuyor, kıt kanaat geçiniyordum. derken günün birinde yerime genç bir öğretmen hanım geldi. şükrü efendi ne yapsın, başladım alttan alttan kuyusunu kazmaya. ben dolap çeviredurayım, bana kızacağına bilakis şefkatle muamele etti. ve beni kendine dört elle sarılmaya mecbur etti. marifet benim kötü adam olduğumu değil, sadece cahil, gafil adam olduğumu anlatmaktı.
+ sen kimsin şükrü efendi?
- adım şükrü olmuş, ali olmuş, veli olmuş, ne çıkar. halk diye bir şey vardır ya, ben oyum işte. sizin yılanlar dediğiniz insanlar, hava gibi her yerde. onları sizin gibi okumuş kimseler sözlerinin doğruluğu, bilgileriyle uyarıp yola getirmeli."
(tamamı değil, eksik)
tamamı için buyurun, bunu bulabildim: