Simyacı - PAULO COELHO

Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
Simyacı - PAULO COELHO

KİTABIN ADI SİMYACI
KİTABIN YAZARI PAULO COELHO
YAYIN EVİ CAN YAYINLARI-İSTANBUL
BASIMYILI 1999

KİTABIN KONUSU:

İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinin hazinesini
aramaya gelen Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı
yaşamının felsefi öyküsü.


KİTABIN ÖZETİ:


Romanın kahramanı Santiago’nun anne ve babası rahip olması
için onu papaz okuluna göndermiştir.
On altı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini,
okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler.
Bunun üzerine babası da, oğluna içinde üç adet altın
İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git, kendine
bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel
kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş”
der ve oğlunu kutsar.
Önce, babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü
alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur.

Akşam yattığında uykusunda gördüğü rüyaların da etkisinde kalarak;
gördüğü bir düşün gerçekleşme olasılığının yaşamını ilginçleştireceğini
düşünür ve o şekilde hareket eder.
Romanın ana konusunu teşkil eden Mısır Piramitleri’ne gitmesi
ve orada hazine bulacağı ona rüyasında söylenir.
Romanın kahramanı, rüyasını gerçekleştirmek için önce
bir falcı kadına rüyasını anlatır.
Falcı kadın Salem kralı olarak tanıtan yaşlı adamla konuşur,
kendi amaçlarını anlatır.
Yaşlı adam, hayatın gizemleri hakkındaki bilgiye karşılık
Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister.
Yaşlı adam, Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere
iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet”, beyaz olanı “hayır”
anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın
ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.

Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine
koyarak yola çıkar.
Arap çocuğu ile tanışır, beraber pazara giderler.
Fakat Arap paralarla birlikte kaçarak Santiago’yu bu şehirde
parasız pulsuz bırakır.
Bunun üzerine Santiago para kazanmak için bir billuriyeci
dükkanında çalışmaya başlar.
6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Santiago yeterli parayı
kazanarak tekrar yola koyulur. Yolda bir İngiliz’le karşılaşır.
Yolda karşılaştıkları güçlüklerde kendi kişisel menkıbelerini aramak
üzere yola çıktıklarını söylerler.

Santiago, yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde
ilerlemesine devam eder. Karşılaştıkları güçlükler karşısında
hep kendi kişisel menkıbesine güvenir ve sonunda kumullar tepesine ulaşır.
Piramitler, bütün görkemiyle karşısında yükseliyordur.
“Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir”
diye düşünür. Sabah uyandığında gerçekten bulunduğu yeri
kazmış ve içi mücevher dolu bir sandık bularak rüyasında gördüğü
ve Mısır’a piramitlere kadar gidip bulmayı arzuladığı hazineye kavuşmuştur.



KİTABIN ANA FİKRİ:

Hayattaki mutluluğumuz bazen bize uzak gibi görünse de çok
yakınımızda olabilir. Bunu geç de olsa anlamak bize hayatın
tadına varmamızı sağlayacaktır.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Santiago: İhtiraslı çalışkan bir kişiliğe sahiptir.
Çevredekilere çabuk uyum sağlayabilen şıpsevdi bir kişidir.
Tek arzusu dünyada mutlu olmak ve kendi dilediği gibi yaşamaktır.

İngiliz: Kitap okumayı çok seven, akıllı ve macera seven bir kişiliğe sahiptir.
Kişisel menkıbesini aramak üzere yola çıkan bir gezgindir.
 
Simyacı - Paulo Coelho




simyaci.jpg


Dünyanın ruhu insanların mutluluğuyla beslenir. Ya da mutsuzluklarıyla, arzuyla, kıskançlıkla. Kendi kişisel menkıbesini gerçekleştirmek insanların biricik gerçek yükümlülüğüdür. Her şey bir ve tek şeydir. Ve bir şey istediğin zaman, bütün evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar.

İnsanlar yaşama nedenlerini pek çabuk öğreniyorlar. Belki de yine aynı nedenle hemen pes ediyorlar.

Bütün günler birbirine benzediği zaman insanlar, güneş gökyüzünde hareket ettikçe, hayatlarında karşılarına çıkan iyi şeylerin farkına varamaz olurlar.

Parası olan insan hiçbir zaman tamamen yalnız değildir.

Yeryüzünde herkesin anladığı bir dil vardır. Bu, coşkunun dilidir, arzu edilen ya da inanılan bir şeyi gerçekleştirmek için sevgi ve tutkuyla yapılan girişimlerin dili.

İnsan sevdiği için sever. Aşkın hiçbir gerekçesi yoktur.



Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen, mutlu bir insan olursun. O zaman hayat bir bayram, bir şenlik olacak; çünkü hayat yaşamakta olduğumuz andan ibarettir ve sadece budur.

Simyacı bir şişe açıp konuğunun bardağına kırmızı renkli bir sıvı koydu. Şaraptı ve ömrü boyunca hiç içmediği en güzel şaraplardan biri. Ama şarabı şeriat yasaklamıştı. "Kötülük" dedi Simyacı, "insanın ağzından giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır."

Bir çoban, kurt ya da kuraklık tehlikesiyle her zaman karşı karşıyadır; ama çobanlık mesleğini çekici kılan da budur zaten.

Hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur.

Dünyada bir büyük gerçek vardır: Kim olursan ol, ne yaparsan yap, bütün yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman, evrenin ruhunda bu istek oluşur. Bu, senin yeryüzündeki özel görevindir.

Hepimiz gençken, kişisel menkıbemizin ne olduğunu biliriz. Hayatın bu döneminde, her şey açık seçiktir, her şey mümkündür ve hayal kurmaktan, hayatında gerçekleştirmek istediği şeylerin olmasını istemekten korkmaz. Ama zaman geçtikçe, gizemli bir güç, kişisel menkıbenin gerçekleştirilmesinin olanaksız olduğunu kanıtlamaya başlar.
.
Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.

Mutluluğun gizi dünyanın harikalarını görmektir.

Bir çoban gezmeyi sevebilir; ama koyunlarını asla unutmaz.

Bir limanda her zaman bir sürü hırsız vardır.

Ben de herkes gibiyim: Dünya gerçeklerine oldukları gibi değil de olmalarını istediğim gibi bakıyorum.

Bir şeyi gerçekten istersen, onu gerçekleştirmen için bütün evren işbirliği yapar.

Bir şeye karar vermek başlangıçtan başka bir şey değildir. İnsan bir şeye karar verdiği zaman, karar verdiği sırada hiç öngörmediği, düşünde bile aklına gelmeyen bir yöne doğru, şiddetli bir akıntıya kapılıp gidiyordu.

İnsanlar durmadan işaretlerden söz ediyorlar; ama tam olarak neden söz ettiklerini bilmiyorlar.

İnsanları en çok etkileyen şey güzelliktir.

Değeri bilinmeyen her lütuf felakete dönüşüyor.

Öyle zamanlar vardır ki, insan hayat ırmağının akış yönünü değiştiremez.

Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, arzunu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren işbirliği yapar.

Yüreğini dinlemek zorundasın; çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.

Hayatta, her şey işarettir. Evren, herkesin anlayacağı bir dilde varolmuştur; ama insanlar unutmuştur bu dili.

Çöl, erkekleri bazen çıldırtan kaprisli kadına benzer.

Her şey bir ve tek şeyin belirtisidir.

İnsanlar resimlerin ve sözcüklerin büyüsüne kapılıp sonunda evrenin dilini unuturlar.

Her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, insan her zaman yeni dostlar edinir. İnsan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.

Kumullar rüzgarın etkisiyle değişirler; ama çöl hep aynı kalır. Aşkımız da böyle olacak.

İnsan sevince, nesneler daha çok anlam kazanıyor.

İnsanın ne zaman öleceğini önceden bilerek savaşa gitmesi olanaksızdır.

Haindir develer. En küçük bir yorgunluk belirtisi göstermeden binlerce fersah yol alırlar. Ve sonra birden dizüstü çöküp ölürler. Oysa atlar yavaş yavaş yorulurlar. Ve sen onlardan neler isteyebileceğini ve ne zaman öleceklerini bilirsin.

Çöl, insanların yüreğini hayallerle doldurur.

İnsanlar gitmekten çok geri dönüşü hayal ediyorlar.

Bulduğun şey saf maddeden yapılmışsa, hiçbir zaman çürümeyecektir.

İnsanlar ulaşmaya layık olmadıklarını ya da ulaşamayacaklarını sandıkları için en büyük düşlerini gerçekleştirmekten korkarlar.

Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiçbir yürek kesinlikle acı çekmez.

Her arama anı bir karşılaşma anıdır.

"En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır."

Genellikle ölüm insanı hayata karşı daha dikkatli olmaya zorlar.

Sevdiğimiz zaman evrenin bir parçası oluruz. Sevdiğimiz zaman olanları anlamaya gereksinimimiz yoktur; çünkü o zaman olanlar bizim içimizde olur ve insanlar rüzgara...
 
"Veronica ölmek istiyor" dan sonra ki sevdiğim eseri.
 
Lise yıllarımdan bu yana okuyamadığım kitap.
Her seferinde bişeyler geri itiyor beni,okuyasım gelmiyor bu kıtabı :T:
 
Kaç kere okuduğumu bilmiyorum bu kitabı.. Her seferinde farklı şeyler görüyorum..
 
Geri