ŞIMARIK
Bir varmış bir yokmuş. Kralın çok güzel bir kızı varmış. Fakat oldukça şımarıkmış. Bir gün pazarda dolaşırken renkli, çok güzel bir kuş görmüş ve onu almak istemiş.
Etrafındakiler kuşun uğursuz olduğunu, onu almaması gerektiğini söylemiş ancak prenses tutturmuş da tutturmuş.
Sonunda kuşu almış.
Kuşla çok güzel günler geçirmiş. Bir gün kuşu kafesten çıkartınca kuş birden bire büyüyüvermiş ve prensese:
Etrafındakiler kuşun uğursuz olduğunu, onu almaması gerektiğini söylemiş ancak prenses tutturmuş da tutturmuş.
Sonunda kuşu almış.
Kuşla çok güzel günler geçirmiş. Bir gün kuşu kafesten çıkartınca kuş birden bire büyüyüvermiş ve prensese:
Sana dert vereceğim, seni buradan alıp götüreceğim." demiş. Prensesi kaptığı gibi uçup gitmiş.
Bir suyun başındaki bir ağacın üzerine bırakmış. Bir süre sonra suyun başına atına su içirmek ve dinlenmek için bir adam gelmiş.
Bu adam ülkenin kralının oğlu olan prensmiş. Su içmek üzereyken atı birden huysuzlanınca prens etrafına bakınmış ve ağacın üzerindeki kızı görmüş.
Hemen atından yere inip kızla konuşmaya başlamış.
Kim olduğunu bilmiyormuş, ama onunla evlenmek istemiş.
Doğruca saraya gitmişler.
Bir suyun başındaki bir ağacın üzerine bırakmış. Bir süre sonra suyun başına atına su içirmek ve dinlenmek için bir adam gelmiş.
Bu adam ülkenin kralının oğlu olan prensmiş. Su içmek üzereyken atı birden huysuzlanınca prens etrafına bakınmış ve ağacın üzerindeki kızı görmüş.
Hemen atından yere inip kızla konuşmaya başlamış.
Kim olduğunu bilmiyormuş, ama onunla evlenmek istemiş.
Doğruca saraya gitmişler.
Evlenmişler, aradan günler günler geçmiş, bir çocukları olmuş. Artık dert kuşunu çoktan unutmuş güzel ve şımarık prenses.
Bir gece tam uyumuşken, varlığını unuttuğu kuşun sesiyle uyanmış. Kuş prensesin bebeğini almaya gelmiş.
Prenses bir şey yapamamış. Ertesi gün olanı hiç kimseye açıklayamamış; çünkü kuş bebeği alıp giderken prensesin ağzını ve yüzünü kırmızıya boyamış.
Halk da onun bebeği yediğini düşünmüş.
Daha sonra yine bir bebeği olmuş. kuş onu da aynı şekilde almış, gitmiş.
Tekrar geldiğindeyse bu kez prensesi almış gitmiş. Prenses büyüklerini dinlemediği için çok pişman olmuş. Giderken:
Prenses bir şey yapamamış. Ertesi gün olanı hiç kimseye açıklayamamış; çünkü kuş bebeği alıp giderken prensesin ağzını ve yüzünü kırmızıya boyamış.
Halk da onun bebeği yediğini düşünmüş.
Daha sonra yine bir bebeği olmuş. kuş onu da aynı şekilde almış, gitmiş.
Tekrar geldiğindeyse bu kez prensesi almış gitmiş. Prenses büyüklerini dinlemediği için çok pişman olmuş. Giderken:
Keşke bu kuşu satın olmasaydım." Demiş.
Aradan günler günler geçmiş. Kuş bir gün gelip prensi de almış ve büyük bir saraya götürmüş.
Büyük bir salonda beklerlerken uşak altın bir tabağın içinde sarı ve çok güzel bir armutla gelmiş.
Büyük bir salonda beklerlerken uşak altın bir tabağın içinde sarı ve çok güzel bir armutla gelmiş.
Yanında da altın ve üzeri elmaslarla süslü bir kaşık varmış. Armutu prense ikram etmiş. Prens şaşırarak:
Ama armutu kaşıkla nasıl yiyebilirim ki demiş. Uşak da:
Armut nasıl kaşıkla yenemezse bir anne de öz çocuklarını yiyemez der demez. ilerideki büyük kapıdan karısı ve oğulları çıkagelmiş. Uşak birden bire değişmiş ve:
Ben büyücüyüm, prenses çok şımarıktı ona bir ders vermek için kuş kılığına girdim." demiş.
Karısının aslında kim olduğunu öğrendikten sonra prens, çocuklarıyla ve karısıyla birlikte mutlu bir yasam sürmüş.