-
- Katılım
- Nisan 2, 2014
-
- Mesajlar
- 3,728
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 291
-
- Yaş
- 35
Anadolu nice kavimlerin yaşadığı yer olması nedeniyle halk edebiyatı açısından zengin ve özgün bir yapıya sahiptir. Bu coğrafyada halk sosyal, hukuksal yaşamla, kültürel, felsefi ve dinsel inançlar geliştirdi. Çapa tarımına geçti, ekip biçti, hayvancılık yaptı, seramikten ve topraktan kaplar ve türlü araçlar geliştirdi. Kültürel değerlerden yaşayanlar günümüze ulaştırıldı. Yaşayamayanlar toprak altında -arkeolojik- bir kalıt olarak kaldı. Günümüze ulaştırılan kültürel değerler içerisinde en zengin damar, halk şiiriyle buluşmuş olan destanlardır. Onlar halkın en eski şiiridir. İçerisinde çok zengin bir folklor, masal, mitos, inanç ve dans vardır. Başlangıcı inançlardan ve yaşamdan gelen, doğadan kaynaklanan bilgilerdir. Şiir sözlü gelenekten ve o bilgilerden kaynaklandı. Halkın ortaklaşa emeğiydi. Onu halk ozanları üretti. Ozanlar toplumda duyduklarını, doğada gördüklerini halkla paylaştı, sözlerinde övgü ve yergiyi esirgemediler.
Şiirin tarihsel gelişimi çok eskidir. Başlangıcı çeşitli inançların söze yansımasına dayanır. Gök gürültüsü, şimşek çarpması gibi güçlerin verdiği zararlardan, ay ve güneş tutulmasından gelen korkuları bertaraf etmekten kaynaklandı. Büyüsel ve sihirsel düşüncenin çeşitli aşamalarından geçti, bilimsel düşünce ile buluştu.
Şiir çeşitli sözleri alt alta ve yan yana getirerek oluşturulan dua ve yakarı ile gelişmişti. Şiirinin ne zaman ortaya çıktığını belirlemek, tarihini kesin olarak saptamak zordur. Ama onun geçmişi on bin yıllara dayanan ve topluluğun ilerlemesini sağlayan sözlerden oluşan destanlarıdır.
En başta yaşlı kişiler tarafından söylenirdi bu destanlar. Ve onlar yerini toplum içerisinde yaratıcı kişilere bıraktı. Şiir böylece özel kişiler tarafından söylenen sözlere dönüştü. Toplumsal beğeni kazandı. İyi söz söyleyen özel kişiler çıktı. Bunlar halk ozanı şairlerdi. Halk şiirine öncülük ettiler. Yaratıcılığa dayalı, duygulu, özlü, süslü, anlamlı söz söyleyen bu kişiler birer bilgeydiler. Savaşta, barışta, doğumda, ölümde, düğünde, çapada, işte, hayatın her alanında söz söylemede yetkin ve usta olan bu bilge kişiler etkili oldular.
Süreçle toplumsal değişiklikler yaşandı. Toplumsal yapı içerisindeki siyasal erk olan yönetici bir kesim kendi çıkarlarını gözetmek için, söz söyleme sanatında usta olan bu bilge kişileri denetimleri altında tutmaya çalıştı. Onlara müdahale etti.
Başlangıcı toplumsal amaçlı olan şiirinin ve sözünün, toplumsal amaçlı yararlılığı, yönetici kesimin özel hizmetine sokulmak istendi. Onlar üretimin, toprakların, malların yönetimini ele almışlardı. Toplumsal kuralları yönlendirmek istiyorlardı.
Şiir bu yeni dönemde de görevini sürdürdü. Ekinde, çapada, iş bilincine yönelik ortak iş imecelerinde ortak yararlılık şiir geleneği sürdü ve halk arasında şiiri gelişti. Şiir bu gelenek üzerinde yürüdü. Toplumsal iş bilincine dayanan yararlılıktan kopmadı. Şairler halkın korkusuzluğunu, yiğitliğini, kahramanlığını, çalışkanlığını, dürüstlüğünü, yeteneklerini ve diğer meziyetlerini dillendirdiler. Şiiri feodallerin bireysel yararını değil toplumun ortaklaşa yararını savunmayı sürdürdü. Şiiri ilerici kılan ozanların bu tavırları oldu. Feodallerin hizmetine girmedi, halkın kültürüyle birleşti.
Şiir halkın büyük bir güç olduğunu tarih boyunca nice büyük acılara ve nice tarihsel haksızlıklara ve zalimliklere başkaldırdığını bilerek yoluna devam etti. Yüzlerce kez özgürlükleri uğruna ayağa kalkan halkın mücadelesi, ozanların dilinde şiiri ilerici kıldı. Şiirdeki bu durum halklarının yaşama biçimlerinde de değişiklikler getirdi. Hızla gelişen toplumsal farklılaşmaları zorlayarak ozanları baskı altında tutmaya çalıştı yöneticiler. Yöneticilerin istemlerine boyun eğmediler. Hallacı Mansur öldürüldü, Nesimi’nin derisi yüzüldü, Pir Sultan asıldı. Onlarcası katledildi. Ve sürgüne gönderildi. Şiiri gücünü, eski gücünden daha kuvvetli koydu ortaya. Kendini, yaratıcılığından ve toplumsal yaratıcılıktan besledi. Dil, tema, biçim, imge, ölçü, uyak, şiiri estetikleştirdi. Toplumsal kabul gören, genel geçer bir beğeni çıktı. İçerik olarak halkın değer yargılarını, ortak beğenilerini yansıttı. Etkinleşti ozanlar. Nice temsilciler çıktı ortaya. Bir yaşam felsefesi oluştu. Seziş ve düşünceye dayanan bir bilgelik çabasına dönüştü. Böylelikle şiirde düşünce önem kazandı. İnsanının ufkunu genişleten bir yorum şiirie kazandırıldı. Yani şiiri ozanlar halktan aldı içerisine çeşitli beğeniler ve düşünceler kattı halka sundular. Şiir, halklar arasında yaşayan çok kültürlülük içerisinde var oldu. O binlerce yıldır sürdürülen her türlü şiddete rağmen gücünü ve varlığını bu çok kültürlülükten almıştı. Şiir toplumun tarihi, kültürel varlığı, düşüncesi, idealleri ve dünya görüşüyle şekillendi. Halklar dillerini, kültürlerini, ulusal varlıklarını, değerlerini şiirle anlamlı kılmışlardı.
Öyleyse şiirinin anlamı, onun haksızlığa karşı duruşundadır.
Şiirin tarihsel gelişimi çok eskidir. Başlangıcı çeşitli inançların söze yansımasına dayanır. Gök gürültüsü, şimşek çarpması gibi güçlerin verdiği zararlardan, ay ve güneş tutulmasından gelen korkuları bertaraf etmekten kaynaklandı. Büyüsel ve sihirsel düşüncenin çeşitli aşamalarından geçti, bilimsel düşünce ile buluştu.
Şiir çeşitli sözleri alt alta ve yan yana getirerek oluşturulan dua ve yakarı ile gelişmişti. Şiirinin ne zaman ortaya çıktığını belirlemek, tarihini kesin olarak saptamak zordur. Ama onun geçmişi on bin yıllara dayanan ve topluluğun ilerlemesini sağlayan sözlerden oluşan destanlarıdır.
En başta yaşlı kişiler tarafından söylenirdi bu destanlar. Ve onlar yerini toplum içerisinde yaratıcı kişilere bıraktı. Şiir böylece özel kişiler tarafından söylenen sözlere dönüştü. Toplumsal beğeni kazandı. İyi söz söyleyen özel kişiler çıktı. Bunlar halk ozanı şairlerdi. Halk şiirine öncülük ettiler. Yaratıcılığa dayalı, duygulu, özlü, süslü, anlamlı söz söyleyen bu kişiler birer bilgeydiler. Savaşta, barışta, doğumda, ölümde, düğünde, çapada, işte, hayatın her alanında söz söylemede yetkin ve usta olan bu bilge kişiler etkili oldular.
Süreçle toplumsal değişiklikler yaşandı. Toplumsal yapı içerisindeki siyasal erk olan yönetici bir kesim kendi çıkarlarını gözetmek için, söz söyleme sanatında usta olan bu bilge kişileri denetimleri altında tutmaya çalıştı. Onlara müdahale etti.
Başlangıcı toplumsal amaçlı olan şiirinin ve sözünün, toplumsal amaçlı yararlılığı, yönetici kesimin özel hizmetine sokulmak istendi. Onlar üretimin, toprakların, malların yönetimini ele almışlardı. Toplumsal kuralları yönlendirmek istiyorlardı.
Şiir bu yeni dönemde de görevini sürdürdü. Ekinde, çapada, iş bilincine yönelik ortak iş imecelerinde ortak yararlılık şiir geleneği sürdü ve halk arasında şiiri gelişti. Şiir bu gelenek üzerinde yürüdü. Toplumsal iş bilincine dayanan yararlılıktan kopmadı. Şairler halkın korkusuzluğunu, yiğitliğini, kahramanlığını, çalışkanlığını, dürüstlüğünü, yeteneklerini ve diğer meziyetlerini dillendirdiler. Şiiri feodallerin bireysel yararını değil toplumun ortaklaşa yararını savunmayı sürdürdü. Şiiri ilerici kılan ozanların bu tavırları oldu. Feodallerin hizmetine girmedi, halkın kültürüyle birleşti.
Şiir halkın büyük bir güç olduğunu tarih boyunca nice büyük acılara ve nice tarihsel haksızlıklara ve zalimliklere başkaldırdığını bilerek yoluna devam etti. Yüzlerce kez özgürlükleri uğruna ayağa kalkan halkın mücadelesi, ozanların dilinde şiiri ilerici kıldı. Şiirdeki bu durum halklarının yaşama biçimlerinde de değişiklikler getirdi. Hızla gelişen toplumsal farklılaşmaları zorlayarak ozanları baskı altında tutmaya çalıştı yöneticiler. Yöneticilerin istemlerine boyun eğmediler. Hallacı Mansur öldürüldü, Nesimi’nin derisi yüzüldü, Pir Sultan asıldı. Onlarcası katledildi. Ve sürgüne gönderildi. Şiiri gücünü, eski gücünden daha kuvvetli koydu ortaya. Kendini, yaratıcılığından ve toplumsal yaratıcılıktan besledi. Dil, tema, biçim, imge, ölçü, uyak, şiiri estetikleştirdi. Toplumsal kabul gören, genel geçer bir beğeni çıktı. İçerik olarak halkın değer yargılarını, ortak beğenilerini yansıttı. Etkinleşti ozanlar. Nice temsilciler çıktı ortaya. Bir yaşam felsefesi oluştu. Seziş ve düşünceye dayanan bir bilgelik çabasına dönüştü. Böylelikle şiirde düşünce önem kazandı. İnsanının ufkunu genişleten bir yorum şiirie kazandırıldı. Yani şiiri ozanlar halktan aldı içerisine çeşitli beğeniler ve düşünceler kattı halka sundular. Şiir, halklar arasında yaşayan çok kültürlülük içerisinde var oldu. O binlerce yıldır sürdürülen her türlü şiddete rağmen gücünü ve varlığını bu çok kültürlülükten almıştı. Şiir toplumun tarihi, kültürel varlığı, düşüncesi, idealleri ve dünya görüşüyle şekillendi. Halklar dillerini, kültürlerini, ulusal varlıklarını, değerlerini şiirle anlamlı kılmışlardı.
Öyleyse şiirinin anlamı, onun haksızlığa karşı duruşundadır.