Şiir Kütüphanesi

Konu sahibi son olarak 1727 gün önce görüldü
Ne idüğü belirsiz kelimeler takip ediyor beni!
gidip saklandığım anlamlarda
hoş bir yan yok! Belki de
ölümü biraz teşvik etmeli!
Suya eğiliyorum. Su da bana eğiliyor gibi.
Adımı söylüyorum. Su da adını söylüyor sanki.
Bu tuhaf adamların bilmeceleri çözmeleri imkansız!
birer harf gibi duruyor kentler haritanın ortasında
düzden de okusan, tersten de okusan
hayat değişmeyecek besbelli!
Satın alınmayacak bir gazete adeta içimdeki buzul dağ,
köşeyazarı bir ırmak akıyor
boğuyor cesur bir okura benzeyen ilk halimi!
Taklitlerinden sakınılan bir ‘gece’
yatıyor uzayda sereserpe özgür, özgür ama serseri!
galiba cismim
yıldız yağmurunda rüya şemsiyesini açan casus gemi!
Evet!
Ne idüğü belirsiz kelimeler takip ediyor beni!
her dakika yaklaşsalar da
ele vermiyorlar bedenimi!

Küçük İskender
 
Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır.
Ve gölde ipi kopmuş
boş bir balıkçı kayığı
bir kuş ölüsü gibi
suyun üstünde yüzüyor.
Gidiyor suyun götürdüğü yere,
gidiyor parçalanmak için karşı dağlara.

İznik gölünde akşam oldu.
Dağ başlarının kalın sesli sipahileri
güneşin boynunu vurup
kanını göle akıttılar.

Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır.
bir sazan balığı yüzünden
kaleye zincirlenen balıkçının kadını.

İznik gölünde akşam oldu.
Bedreddin eğildi suya
avuçlayıp doğruldu.
Ve sular
parmaklarından dökülüp
tekrar göle dönerken
dedi kendi kendine:
"- O ateş ki kalbimin içindedir
tutuşmuştur
günden güne artıyor.
Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna
eriyecek yüreğim.
Ben gayri zuhur ve huruç edeceğim
Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
Ve kuvvetli ilmi, sırrı tevhidi gerçeklendirip
biz mülletlerin ve mezheplerin kanunlarını
iptal edeceğiz…


Nâzım Hikmet
 
Şiire heves etme, aşk yalnız yürür
ve yalnız geçilen gece şiire çıkar…

[Haydar Ergülen]
 
Gidelim buralardan…
Göğsünü sıkan, içini daraltan
O laneti geride bırakıp gidelim.
Burada yağmur bile güzel yağmıyor artık.
Yağmuru güzel yağan bir yerlere gidelim…
Gidelim buralardan…
İlaçlarını yanına alma.
Ben de kitaplarımı almayayım,
Biraz da onlar çıldırtmıyor mu bizi?
Havası ilaç, denizi kitap bir yerlere gidelim…

Ali Lidar
 
Kar yağıyor.
Ve belki bu akşam,
Islak ayakların üşüyordur.
Kar yağıyor,
Ve ben şimdi düşünürken seni
Şurana bir kurşun saplanabilir
Ve artık bir daha
Ne kar, ne rüzgar, ne gece…

[Nazım Hikmet Ran]
 
Bu nefes başka bir nefes.
Ne alındı, ne salındı geçmişte.
Ölüm susunca konuşan bir ses
Ertesiz bir şimdide.

Bir nefes alıyorum tekil bir nefes.
Bir an için ağzımda özgürlüğün tadı.
Başlıyor dans, es rüzgâr es,
Gibiyim söğüt dalında bir söğüt yaprağı.

Ursula K. Le Guin
Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak
 
Sus be yüreğim,
Ben de biliyorum özlediğimi;
Sus da, bilmesin özlendiğini…

Özdemir Asaf
 
Kim bağışlayacak beni, penguen
Çizdim senin beyaz ve narin yerini…

Birhan Keskin
 
HİKÂYE
Anladık, uzakta bir parıltı var ve
Lirler de kırık
Hüzün ve ölüm eşittir hırs oluyor orada
Metrelerce geceye sarkıtılıyoruz
Eski birer iki ölü gibi
Şakaklarda mor damarlar
Yetmiyor zaman dağınık düşleri
Köreltilmiş gözleri sahiplenmeye

Ve devam ediyor hayat
En lazım yerinden hızla incelmeye

Küçük İskender
 
''Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup
Bunu kendine üç kere söyledi
Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar
O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım
Ben, yani Yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekli
Daha hiç çağrılmadım
Biri olsun “Yakup!” diye seslenmedi hiç
Yakup!
Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım
Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim
Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım
Sonra bir güzel yıkanayım da.
Ben size demedim mi.



Bütün iskemleler ağır ve hastalıklı
Bir gidip bir geliyordum kendime aptallaşarak
Bunu Yakup söyledi
Dedi ki, çünkü herkes Yakubu yaşıyordu, bense
Çöllerden ve kızgın güneşlerden icatlar yapıyordum
Kızgın kağıtların üstüne
Ve alevler halinde dünya bana dokunuyordu
Ve ayakta soğuk bir bira içmiş kadar bir anlamım oluyordu bazen
Oluyordu ve bir de
Bir otobüse bindiğim, biletçinin bilet bile kesmek istemediği ben
Kendimi koruyordum
Bunu bana Yakup söyledi
Öyle bir Yakup ki bu, onca din kitaplarının sözünü bile etmediği
Kimsenin sözünü bile etmediği bir Yakup
Ben
Bunu hep biliyorum
Bunu hep biliyorum ve işte
Özgürüm, cezasız duruyorum.’’

Edip Cansever
 
Dolaştığım denizlerce düşünüyorum,
Bineceğim son gemi değil midir
Hayır sahibi omuzlarda giden tabut.
Herkes gibi teselliye muhtaç olsaydım eğer,
Derdim ki: “Elbet bir ağlayanım olur benim de;
Ramazan geceleri Yasin okuyanım,
Baharda kabrime menekşe getirenim de.”

Fakat bütün bunlar da olur,
Yine tasa etmem,
Yine kırılmam kimseye.
Ben aşk adamıyım,
Sevmeye geldim insanları,
Gönlümle, elimle, kafamla sevmeye;
Hesapsız, karşılıksız,
Ayrılık gayrılık gözetmeden.
Gün gelip gidersem şayet,
Öyle severekten gideceğim ki,
Karanlık kıyılardan bile olsa,
Candan selamlarım,
Civarımdan geçecek gemileri;
Güneşli gemileri;
Şarkılı gemileri;
İçlerinde kendim varmışım gibi!

Cahit Sıtkı Tarancı
 
Kaç sözcük şimdi kalan dudaklarımda?
Bir eski şiir müsvettesi gibi yırtılıp atılan.
Harap bir şehirden kalan eğlence yerleri gibi.
Her gece, her gece izmaritlerle göz göze.
Her gece, aynı yerde, aynı sandalyenin beni beklemesi.
Seni bunlar için yaşamamıştım ben.
Bunlar için istemedim.
Ben sana bunun için gelmemiştim.

Şimdi bir ömre yetecek unutmak olacak aradığımız.
Kendimizden başkasını öldüremeyiz aslında.
Yalan o!
Işığına eğildiğimiz gözler sönüyor görüyorsun.
Gözlerinsiz de oluyor, bir yerde bakıyorsun.
Bir yerde sensiz bile, senin sevgilerinsiz bile …
Bu mutsuz, bu Tanrısız, bu kapkara, bu sen…
Ben sana bunun için gelmemiştim.
Ben bütünümle geliyordum, geliyordum gelirken…
Mutluluğu bölüşmek vardı oysa…
Akşamları bölüşmek, gözlerini bölüşmek, dudaklarını bölüşmek…
Bir yerde ölümü bile bölüşmek vardı.

Ben sana bunun için gelmemiştim.
Direklerin altında oturmak insanca değil.
İnmeye başladık merdivenlerden ama doluyum.
Ellerim yadsıyamaz, avuçlarım yadsıyamaz.
Bir soluk alıp vermekti, bir yaşamaktı,
Bir arzulamak, alışmaktı aslında.
Biraz da…
Basit şeylerdi, büyütüyorduk gözlerimizde.
Küçücük sonuydu başlangıcımızın.
İşte küçücük, işte bitti merdivenler.
İşte içindeyiz o büyük akıntının istemesek de.
Gidiyoruz, uzaklaşıyorsun, küçülüyorsun, basitleşiyorsun.
Tutamıyorum seni.
İşte ellerim boş!
Onlara benziyorsun, önleyemiyorum.
Ben, bunun için gelmemiştim sana.
Ben, bunun için gelmemiştim.
Bunun için gelmemiştim.

Ergun Evren
 
Adın yoktu tanıştığımızda
eksiğini de duymadık
bazen bir rüzgârı, bazen birkaç zeytini
adının yerine kullandık

Adın yoktu tanıştığımızda
sonra da olmadı
çünkü başka biri oldun zamanla

Omayra/Murathan Mungan
 
Sen de her şey gibi, yakınımda iken,
Sen de oluyorsun gözlerimde diken.
Git, git benden uzak, uzak bir yere git;
Ne olur, içimde her zaman bir ümit,
Her uzak şey gibi öyle yalnız hayal,
Yalnız rayiha, renk, şarkı halinde kal.

[C.Sıtkı TARANCI]
 
Sen ve ben Lila, sen ve ben
Sakin bir ülkenin uzaklarıyız
Orda sen oldukça Lila, burda ben
Gamlı bir şiirin uyaklarıyız…

[Mustafa Cihat]
 
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
“Yaşadım” diyebilmen için…

Nazım Hikmet // Yaşamaya Dair
 
Düşlerle mi boğuşuyorsun?
Gölgelerle mi yarışıyorsun?
Uyurgezer gibi mi hareket ediyorsun?
Zaman geçip gitti.
Hayatın çalındı.
Boş işlerle uğraştın,
Aptallığının kurbanı oldun.

Muad’Dib’in şarkıları
 
Yalnızlık bir ağacın
Kurgusudur.

Kemikli pek de iri
Bir eldir o.

Fonda gerilmiş donuk
Bir gök vardır.

[Sabahattin Kudret Aksal]
 
Bir taş atarsın, taş nereye düşerse
Mutlaka bir köşebaşıdır
Çünkü yüreğin daralmıştır ve kıştır
Kullanılmamış bir sicim gibidir soğuk
İşte bak her kestaneciye sapsarı bir köşebaşı kalmıştır.

Şimdi bir şamandıra denizin yüzünde
Durulmamış bir anı gibi kendini salmıştır.

İçimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu
Yalnızlık bir başına kalmıştır.

Edip Cansever
 
Benim şiirlerim çay kokar.
Düşlerimde sade sen.
Demlikte nefesin,
Bardakta gamzen.

[Cemal Süreya]
 
Geri