Sevdiklerimiz vefat edince neden üzülürüz?

  • Kullanıcı Mastor
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Genel Tartışma
🕒 Konu sahibi 1 saat önce aktifti
Bir şey okumuştum, "Sevdiklerimiz ölüyorlar ve bir daha geri gelmeyecekler." diyordu...

Bir akrabamız, tanışık ya da tanışık olmadığımız fakat sevdiğimiz biri ölünce neden ağlarız ve neden karalara bağlarız, neden yıllarca acısını yaşarız içten içe?

O artık bu dünyada olmayacak diye üzülmek, bencilce bir duygunun dışa vurumu mudur?
 
Bu sorunun üzerinde çok düşünmüştüm zamanında. Annemin vefat haberini aldığım anı hiç unutmam. Sanırım yarım dakika kadar duvara bakmıştım bomboş. Sonra sonra ben annemi mi özledim yoksa onun bana olan karşılıksız sevgisini mi diye sorgulamıştım. Bir insanın sevgisini özlemek bencillik olmamalı kaldı ki annemin son 5 yılı hareketsiz yatalak bir şekilde geçmişti. Ne bana gece gece acıktığımda yemek yapabilirdi, ne babamdan habersiz cebime harçlık koyabilirdi ne de keyfimi yerine getirmek için herhangi bir şey yapabilirdi. Aksine son yıllarında onun rahatı için uğraşan ben olmama rağmen... Yok ya... Seni seveni sende severken özlemek nefes alıp vermek kadar doğal.
 
Hayatta insan kendini ne kadar güçlü hissederse hissetsin, sevdiği birilerinin varlığı ile yaşam daha anlamlı ve mücadeleye değer görünür. Uzakta oldukları zaman yine varlıkları ile teselli bulabilirken, ölüm karşısında ise ne yazık ki elinizden hiçbir şey gelmiyor. Kimi zaman da yapamadıklarınız ya da yaptıklarınız için pişmanlık duyar ve sevdiğinize bir kez daha ulaşabilmeyi dilersiniz.

Sevdiklerinin bu dünyada olmayışına üzülmek bencillik değildir fakat bu sınırlanma durumu, insana aslında yaşamda birçok şey karşısında ne kadar da çaresiz olduğunu hatırlatır. Sevdiklerinle bir arada yaşama şansın olan nice güzel zamanı belki de bir hiç uğruna feda ettiğin için ağlıyor da olabilirsin. Çoğu insan yaşadığı kayıplar sonrası yapamadıklarına hayıflandığına göre, insanı en fazla üzen bu ani gidişin asla geri dönüşü olmayacağının bilincine varmak ve geç kalmışlık hissi ile baş edememek de olabilir.

Seven kalp değil, beyindir ve insanın bu ani şoku atlatması kolay olmadığı için kimi zaman büyük acılar sonrası insanlar travma yaşar, kalp krizi ya da beyin kanaması geçirirler ki bu duruma gelen insanları bencillikle nitelemek doğru olmayacaktır.

Hayvanlar da ölen eşi, arkadaşı ya da sahibi için yas tutabildiklerine göre ölüm ardından üzüntü duymak canlıların doğasında var.

https://www.youtube.com/watch?v=jo_Ao1rFZGY
 
Son düzenleme:
Ben bu senenin başına kadar gerçekten çok sevdiğim birinin ölümünü yaşamamıştım. Yani küçükken olmuş ama hatırlayamıyorum onları.

Bu yıl teyzemi kaybettim. Hissettiğim şey şu olmuştu, keşke sevgimi daha fazla dile getirseydim. İnsan en çok yaptığı her şey eksikmiş gibi hissediyor. Telafi etme şansın yok. Belki de eksik olan bir şey yok ama sen öyle hissediyorsun. Belki de var. Bunu bilme şansın hiç yok.

O yüzden sevdiğim insanlara sevgimi söylemekten asla çekinmiyorum. Bu daha önce de böyleydi, kaybımdan sonra arttı.
Şu k.çı kırık forumda bile olumlu elektrik yakalayıp bir sevgi bağı kurduğum herkese bolca sevgimi söylüyorum. Hissettiriyorum.

Böyle yani.
 
Aklıma Arabistan geldi. Ölenin arkasından yas tutmak günahtır derlerdi hep ve ağlamazlar. Defin işleminden sonra mezara bir daha gitmezler. Garip bir duygu ve bu haberin korkusuyla yaşıyorum diyebilirim. İlla her insan yaşayacak ama henüz hazır değilim.
 
Aklıma Arabistan geldi. Ölenin arkasından yas tutmak günahtır derlerdi hep ve ağlamazlar. Defin işleminden sonra mezara bir daha gitmezler. Garip bir duygu ve bu haberin korkusuyla yaşıyorum diyebilirim. İlla her insan yaşayacak ama henüz hazır değilim.

Arabistan'daki bu geleneğin kökeni Şamanizm'e dayanır. Şamanlar ölen kişinin ruhu, dünya ile bağlantısını kolay kopartsın inancı ile ağıt yakmaz veya yas tutmazlarmış hatta ölenin mezar yeri bile bilinmezmiş ki birileri gidip ağlamasın diye.
 
O zaman neymiş
Sevdiklerinize zaman ayırın. Yoksa zaman sevdiklerinizi sizden ayırır.
 
Arabistan'daki bu geleneğin kökeni Şamanizm'e dayanır. Şamanlar ölen kişinin ruhu, dünya ile bağlantısını kolay kopartsın inancı ile ağıt yakmaz veya yas tutmazlarmış hatta ölenin mezar yeri bile bilinmezmiş ki birileri gidip ağlamasın diye.

Trafik kazası ile ölmüş 2 kişiyi araba ile gömmelerine şahit oldum. İlginç gelse de her toplumun inancı bir değil.
 
“Ağzımızın tadını kaçırıyor." Yetmez mi?
 
Trafik kazası ile ölmüş 2 kişiyi araba ile gömmelerine şahit oldum. İlginç gelse de her toplumun inancı bir değil.

Elbette değil hatta bazı Hristiyanlar ölen kişinin arkasından eğlence düzenler, en sevdiği müzikleri çalarlar. Cenazeye katılanlar da en güzel kıyafetlerini giyip, kadınlar makyaj yapar. Bizde böyle bir şey yapmaya kalksan ölene saygısızlık etti diye cenazeden kovmakla kalmaz, dövmeye bile yeltenebilirler.
 
Son düzenleme:
Elbette değil hatta bazı Hristiyanlar ölen kişinin arkasından eğlence düzenler, en sevdiği müzikleri çalarlar. Cenazeye katılanlar da en güzel kıyafetlerini giyip, kadınlar makyaj yapar. Bizde böyle bir şey yapmaya kalksan ölene saygısızlık etti cenazeden kovmakla kalmaz, dövmeye bile yeltenebilirler.

Çok hristiyan arkadaş ve dostlarım var bunu duymuştum. Ama onlar dışlanan kesim diye biliyorum. Yine de tekrar soracağım bunu ilk fırsatta.
 
gerçer, geçer. geride kalan için diş çektirmek gibi bir şeydir, acısı geçer bir süre sonra amma velakin boşluğunu hep hissedersiniz.
 
İlk anda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak gibi olur,nefes alamazsınız
Sonra bir bakarsınız ki hayat devam ediyor,sizde gayet normal bir şekilde devam ediyorsunuz.
Bıraktığı boşluk değişmez fakat,hep hissedersiniz.
 
Biz insanlar aciz kullarız. Ölüm yok gibi yaşayıp genelde ölümden sonra değer/kıymet veriyoruz.

Hayatım boyunca çok zorluklar çektim. Babamın vefat ettiğini ne zaman dile getirmek zorunda kalsam insanlar bana hep acıyarak baktı. Oysa ölüm her canlı için olağan bir durumdu.
Üzerinden 9 yıl geçti, acı çekmedim diyemem çok çektim, geçti gitti de diyemem içimdeki acı hala ilk günkü kadar taze..
Sadece neden diye sorgulamıyorum.
-O gün öleceğini anlayıp elini tuttu, kendince yataktan kalkmaya çalıştı, acı çektiği çok belliydi ama o o haldeyken bile beni teselli etmeye çalıştı. Ben bunu hiç unutamam. Şimdi ben kendimi teselli ediyorum. Kendi elimi kendim tutuyorum. Hiç değilse canı çok acımadı diye kendi kendimle konuşuyorum..
 
Anılar, yaşanmışlıklar. Pişmanlıklar da dahil.
Bir gün önce görüp , belki sarıldığın, öptüğün ya da konuştuğun insanın artık olmamasının eksikliği çok zor.
Bardak değil ki yerine yenisini koyasın.
Sevgili Ocean 'a katılıyorum. Diş çekiliyor yerinde boşluk oluşuyor. Çok güzel özetlemişsin tebrik ederim.
 
Canım annemi kaybettiğim dönemlerde başımı yastığa bile koyamıyordum..O acı geçmez hep öyle yaşayacağım sanıyordum, psikolojik destek aldım. Tabi zamanla bütün acılar hafifliyormuş buda garip,zamanla daha büyük özlem daha büyük boşluk.
Ateş düştüğü yeri yakıyor arkadaşlar.

Ölene kadar özleyeceğin üzüleceğin tek şey ölen sevdikleriniz oluyor.
 
Biradah asla konusup paylasamamak var ya o düsünce yakiyor insani.
Aslinda biraz da bencil bir his ama ana temasi özlemek galiba.
Özlemlerimiz ile var oluyoruz.Özlemek güzel bir his.
 
benim için sevdiklerim kısmı yeterli
 
Şöyle özetlemek isterim.

08.09.2015...
Annem aniden beyin kanaması geçirdi.Şehidimiz vardı cenazesine gitmişlerdi Muğlaya.
Tansiyon yükselmiş beyne pıhtı ve beyin kanaması!
Ben tabii evde ertesi gün yola çıkacağız diye annemle kendi bavulumu hazırlıyorum.
Saat akşamın 10'u oldu ne annem ne babam aramıyor.
Normalde bir yere gittilerse ben evdeysem dönerken eve yaklaşmadan ararlar çay demle derler.
Cenazeye gittikleri için annemi saat; 16:26 da aramıştım.

Sonra telefonum çaldı arayan teyzem...
Kızım ben geliyorum annen sinir krizi geçirmiş muğladan manisaya sevk etmişler.
Ben yola çıktım balıkesirden manisa otogara inince seni alıp hastaneye geçeceğiz.
Tamam dedim şaşırmış ifadeyle kapattım.
Sonra şaşkınlığım geçince alla alla teyzem annem sinir krizi geçirince hiç gelmez ki hayr olsun dedim.
Kuzenim aradı,teyzemden haber var mı en son tomografi çekiliyormuş dedi.
Ne tomografisi sinir krizi geçirmedi mi tomografi ne alaka dedim.
Neyse ben kapatıyorum dedi kapattı.
Kesin bir şey var dedim babamı aradım -şans ya o sıra ambulanstalar ve siren sesi kesilmiş-
Babam gayet sakin bir şey yok kızım teyzenler seni alcak biz de geliyoruz manisaya korkma dedi.
İçim içimi yiyor.
Zaman geçmedi saat oldu 12 buçuk yarıma geliyor.Gece!
Teyzemler beni aldı ve hastaneye götürdü,herkes suskun var bir şey ama kestiremiyorum.
Koşarak acilden girdim tek anımsadığım annemi gözümün önünde nabızı yok,makinaya bağlı şekilde tomografiye götürdüler.
Olduğum yere çakılı kaldım.
Doktorun ağzından çıkanlardan anımsadığım ''hasta beyin kanaması geçiriyor,bilinç kapalı nabız yok,her şeye hazırlıklı olun!...''
Orada yığıldım,yerden yere attım kendimi,kafam acilin demir parmaklıklarına vurdu,sakinleştirici iğne yapmak istediler.
Acım iğneyle mi geçicek canım yanıyor,bir iğne mi geçirecek diye yaptırmadım..
Her gün o hastane bahçesi bana ölümü hatırlattı.
Annemi bahçede yoğun bakım tarafı neresiyse orada bekliyordum.
Şaka yaptım geleceğim diyecek diye.
Şaka yapmamıştı,3 ay yoğun bakımda yattı...
Eve her girdiğimde zili çalınca annem kapıyı açar diye bekleyip -anahtar elimde- kapıyı açmasını bekledim bomboş evde!
10 ay sesini duymadım,2 buçuk sene NG ile beslendi.
1 senedir yemek yiyor.Hayatta...
Yatalak ama hayatta.

Annemle yaşadığım bu durumda hep duam ''canı acıyacaksa cennetine al Rabbim!'' oldu..
Canı çok acıdı annemin ama Rabbim bizden ayırmadı.

Annemden sonra babam..
Haziran da öğrendiğimiz geç kalınmış akciğer kanseri.Son evre.
Kanseri annemden babamdan saklıyoruz.
Babam hastane de yatarken anneme bakmam gerektiği için yanına sürekli gidemedim.
Teşhisi ilk öğrendiğimde ''babamın mezarına gelinliğimle gidemem,ben tek evladıyım babam daha genç!'' diye ağladım.
Teşhisi kendim koymuştum ama konduramamıştım,gerçekler acıtıyor insanı.
Ve babam evde yokken onsuzluğa alışamadım.
2dakika gülüyorsam kalan saatler ağlıyordum.Kahveden gelecekmiş gibi saate bakıp bekliyordum.
Babam,hala kanser...
Hayatta!
Rabbimin mücizesi bizim için hala devam ediyor.

Maalesef bunları yaşarken,Kendimi şu sorudan alamıyorum;
Babama bir şey olunca annemi de kaybedersem?
Birbirlerine öyle aşık öyle sevgi sözcükleri kullanıyorlar ki.Babam evde olmadığında annem uyuyamıyor.
Annem hasta olsa babam kendini iyi hissetmiyor.
Yaşarken de ölümü sürekli hissetmek,iki hastaya yetmek için Rabbinize sığınıp mücadele etmek..
Sizce ben vefat etseler ne kadar dayanır veya neler yaşarım...
Ben bunu kendime sorup cevap bulamıyorum.Bulmakta istemiyorum...


Özet geçecektim,roman oldu.
Değerli vaktinizden ayırıp okur musunuz bilemem.
Vaktinizi çaldıysam da kusura bakmayın.Hakkınızı helal edin.
Ölüm var..
-topraktan geldik toprağa gideceğiz...
 
Geri