Servet-i Fünûn Hikâye ve Romanı

Konu sahibi son olarak 3636 gün önce görüldü
Roman türü Türk edebiyatında 1870’ten sonra avrupaî ilk örneklerini vermeye başlamıştır. Romanın bu örneklerde, Tanzimât hareketinin de sosyal amacına uygun olarak, “tema, dil ve üslup” bakımından büyük halk yığınlarını eğitmeye yönelmiştir. Ancak, pek kısa süren bu çalışmadan sonra yani 1875’ten başlayarak, devrin başlıca romancıların arasında bilhassa dil ve üslûb anlayışı bakımından büyük bir ayrılık meydana gelmiştir. Böylece, dil bakımından devrin ilk örneklerindeki yönelişini sürdüren Ahmed Midhat’ın yanıbaşında, Fransız romantiklerinin şiddetle tesirinde kalan Namık Kemal’in bol hayaller ve duygularla beslenmiş, Arapça ve Farsça tamlamalarla dolu “sanatkârane üslûb” a doğru yol almaya başladığı bilinmektedir.

Tanzimat sanatçıları devrin koşulları gereği dışa dönük sosyal yazarlardır. Yapıtlarında işledikleri konular da yanlış Batılılaşma, görücü usulüyle evlenme, esaret (kölelik) gibi sosyal konulardan ibaretti. Servet-i Fünûn sanatçıları ise yaşadıkları dönemdeki siyasal baskılar ve sansür nedeniyle bireysel konulara yönelmişlerdir. Bunun sonucu olarak sosyal içerikli temalardan uzak durmuşlar; eserlerinde hayâl-hakikat çatışması, başarısız aşklar, karamsarlık gibi bireysel temalara yönelmişlerdir.

Yazar yaşadığı toplumdan asla bağımsız olmamıştır. Onun, yer aldığı toplumdan uzak bir şekilde eser vermesi olanaksızdır. Bu açıdan her tema yazıldığı dönemin zihniyetini, sosyal ve kültürel durumlarını yansıtmıştır. Kısacası yaşamın gerçeği ile romanın gerçeği birbiriyle örtüşmez; ancak roman gerçek yaşamdan, içinde yaşadığı toplumsal, ekonomik ve kültürel ortamdan etkilenir. Üretildiği toplumun yansımalarını içerir. Mai ve Siyah'ta romanın yazıldığı dönemin basın hayatı, Aşk-ı Memnu'da Beyoğlu’ndaki yaşam, eğlence merkezleri yer alır. Servet-i Fünûn romanında, konular İstanbul'daki seçkin kişilerin yaşamından, özellikle Batılı çevrelerden alınır. Hayal kırıklığı, üzüntü ve başarısız aşklar romanlara konu olur.

Roman, temsil ettiği akıma göre romantik, natüralist, realist; konusuna göre aşk, toplumsal, polisiye ve macera romanı gibi isimler alır. Servet-i Fünûn yazarları ise bizzat yakından takip ettikleri Fransız yazarların etkisiyle realist roman anlayışını benimsemişlerdir. Bu romanlar olayları kişi ve çevreyi gerçekçi bir şekilde anlatır. Yazarlar kendi duygu ve düşüncelerini esere yansıtmazlar. Olaylar ve kişiler karşısında tarafsız kalmaktan yanadırlar. Realist romanlarda eserin üslubu yapmacıksızdır. Gözlem ve araştırma ön planda, his ve hayal unsurları ise ikinci plandadır. Servet-i Fünûn yazarları, realist yazarların yanı sıra natüralist yazarları örnek almışlardır. Natüralist romanlarda bilime ve araştırmaya daha çok önem verilir. Natüralistler gerçeğe bağlılıkta ve sosyal meseleleri araştırmada realistlerden çok daha fazla bilimsel metodlara bağlıdır. Toplumu âdeta bir laboratuvar olarak düşünürler ve eserlerini bu laboratuvar içinde, bilimsel verilere bağlı kalarak yazarlar. Servet-i Fünûn yazarlarının romanlarında realizm belirgindir. Sanat sanat içindir anlayışından hareketle sanatçılar dil ve anlatıma daha fazla önem vermişlerdir.

Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu; devrin romancılarıdır.

Servet-i Fünûn döneminde hikâyede büyük gelişme yaşanır. Tanzimat’la edebiyatımıza giren bu türün ilk olgun örnekleri bu dönemde verilir. Şiirde olduğu gibi hikâyede de bireysel konular işlenir. Servet-i Fünûn neslinin “içe dönük, karamsar” bakışı bu hikâyelere de sinmiştir. Kimi hikâyelerde İstanbul dışında geçen olaylara dea yer verilmekle birlikte İstanbul dışına fazla çıkılmaz. Yazarlar realizmin etkisiyle yazdıkları hikâyelerde yaşadıkları dönemi işlemişlerdir. Önceki devirlerden daha çok, betimleme ve psikolojik çözümlemele¬re girişilmiştir. Ayrıca romanlarda teknik gelişmiş, açıklamalar ve gereksiz tasvirler atılmıştır.

Halit Ziya Uşaklıgil'in yazdığı "Hikaye" isimli eseri, edebiyatımızda hikaye kuramı üzerine hazırlanmış ilk derli toplu çalışmadır. Bu eserde öykü ve romanın temel kuralları verilmeye çalışılır. Sanatçının hikâyeleri, anlatım ve teknik özellikler bakımından romanlarıyla aynı çizgidedir. Ancak hikâyeleri romanlarına göre daha doğaldır ve üslup bakımından daha zengindir.

Topluluğun bir diğer hikâyecisi de yakından takip ettiği Halit Ziya'nın eserlerine ve realizm akımına ilgi duyan Mehmet Rauf’tur. Fransız yazar Paul Bourget'yi okumuş ve ondan etkilenmiştir. Hikâyelerinde psikolojik tahlillere büyük önem vermiştir. Bu yüzden eserlerinde kahraman sayısı azdır.


Hazırlayan: Emir Yakamoz
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
böyle süslü püslü bi dönemdi herhalde ,ah özledim :T:
 
Geri