Serinletip gidicem

Konu sahibi son olarak 10 gün önce görüldü
Çöpe çevirmeyeceğim bir konum olsun istiyorum.

Girişimi ise beni benden alan şarkı ile yapmak istiyorum ki, gevşek gevşek bir şeyler yazmaya kalktıgımda bu şarkı tüm ağırlığıyla içime otursun, titreyip, kendime geleyim.

[YOUTUBE]Fo4746XZgw8[/YOUTUBE]
 
Hazır şarkı ile başlamışken Halil Sezai zırtapozunun yapmaya çalışıp beceremediği melankolik hava verme çabasını ustalıkla şarkıya yükleyen Damien Rice'ı da buraya iliştireyim;

Cheers darlin' !!

[YOUTUBE]GzKFEx-wsJo[/YOUTUBE]
 
Her erkeğin gönlünde yatan o tatlı, işveli, zeki, adeta dünyanın 7. harikası tadındaki olmayan sarışın kadına şiir yazmışlar, çok da güzel yapmışlar.

Sarı saçlarını topla bir akşam bana gel..
Yağmur senden önce gelebilir şehre,
Önemseme biraz geç kal,
Bir sigara içerim
Beklerken seni,
Martısız bir şehre martılar getirtirim.
Olsun biraz geç kal,
Yelkovana binip akrebi öperim.
Gözlerinin kapısındaki kilitleri kırmak için,
Gözlerimin elindeki bıçağı görmezden gel..
Siyah elbiseni giy
Ve trafik ışıklarında nefes al.
Sarı saçlarını topla bir akşam bana gel..
Muhabbetin damarı çatlasın,
Komalık olsun sözcükler.
Teşbihteki hatayı görürsen şikayet için ara beni..
Telgrafın tellerindeki kuşların emeklilikleri geldiği için,
Belki de binip gittiler yeni bir şehre
Eski bayram kartları..
Mors alfabesiyle de sevebilirim seni,
Lirik bir anlatımla da ..
Sarı saçlarını topla bir akşam bana gel..
Değişsin arayüzü hayatımın
Ve ineyim göğün zindanından,
Ellerimde bulut ve yağmur kaçkını yavru kuş,
Ağzımda kalabalık bir ayaz..
Saksıdaki çiçeğin adını şifre olarak koydum.
Dünya haritasının ayak izlerine,
Çölde bir vaha,
Vaha da bir su,
Su da bir yüz,
Yüzde bir göz,
Göz de masmavi deniz..
Sonsuza kadar zütürebileceğim üstteki dize..
Olsun sen gel..
Bir akşam geç gel , işçilerden sonra gel..
Akşamdan sonra gel,
Bıçaklanınca gel,
Kanımı takip et…
iz yürüsün sokakta..
Bak kapının önüne bir çocuk bıraktım
Oradan gel..
Çıplak ayaklarını taş merdivenlerden atlata atlata
Çık yukarı ,
Geç gel ,
Ölümden önce gel,
Sonsuz bir sayıyı sayarken gel,
Ve soyarken mumu gaz lambasının gözü önünde,
Hasırın altından çıkarken çocukluğum ;
Kilimsiz bir köy evinin çamur sıvalarına,
Uçurtmalarını yutarken elektirik direkleri
Sayıklama seanslarını aksatmazken geceleri
Dilencileri, dilsizleri ,seri katilleri ..
Melekleri anımsarken
Sarı saçlarını topla bir akşam bana gel
içimde büyürken nefesinin iklimi..

Orhun Çevik
 
Barış gelmez ama yakın çevrene sen gtirebilirsin. Ülkenden de zaten umudu kes, ki kendi hayatına da zaman kalsın. Dolapta bira olcak bi de, öptüm
 
Bir erkek bir odaya girdiğinde, tüm hayatını da beraberinde getirmiş olur. Her hangi bir yerde olması için milyonlarca nedeni vardır. Sormanız yeterli.
Dinleyecek olsanız, o noktaya nasıl geldiğini, nasıl yolunu şaşırdığını, ve sonra birden bire nasıl kendine geldiğini anlatacaktır.
Dinleyecek olsanız, kendini bir melek gibi gördüğü günleri ya da mükemmel biri olmayı hayal ettiğini anlatacaktır. ve sonra dünyanın mükemmel olmadığı hatırlayarak bilgece gülümseyecektir.
Kusurluyuz çünkü hep daha fazlasını istiyoruz.
darmadağın oluyoruz, çünkü önce önümüze çıkan her şeyi istiyoruz, sonrasındaysa eskiden sahip olduklarımızı arıyoruz..

[YOUTUBE]1-YtH2ETgnY[/YOUTUBE]
 
Bilen bilir, Connecticut'ın küçük bir kasabasına bağlı dağ evinde yaşardım eskiden, verandada ki sallanan sandalyemde iki üçü şarkı mırıldanıp Bono ile tembellik yapmak en büyük zevkim idi, komşu kızının yaptığı buz gibi limonata ve yanında ikram ettiği elmalı turta ise benim için vazgeçilmezdi.
Pazar günleri tüm zamanımızı gölde geçirir, balık tutar ve suya girerdik, sonra çırılçıplak eve kadar koşardık. Gölün yanında odun kıran komşumuzun küfürlerine aldırmazdık hiç. Geceleri genellikle aynı barda kalitesiz viskiler içer müzik kutusuna bozuk para atıp şarkımızın gelmesini beklerdik, müziğin ritmine gelişi güzel ayak uydurup, tahta zemine vururken kimin topuklarından daha fazla ses gelecek diye yarışırdık adeta.
Birde karavanımız vardı tabi, ayda bir gittiğimiz kanyon gezilerinde bize eşlik ederdi, tozun içinde güneşlenir, biramızı içerdik.Dönüş yolunu mutlaka sabaha denk getirip, eski dostumuzun barakasında fesleğenli kreplerimizi yerdik.


[YOUTUBE]ue9lsHpGKd4[/YOUTUBE]
 
Bilen bilir, Hammerfest'in denize yakın kıyısında bir yerde yaşardık eskiden. En yakın aile bize 400 metre yakınlıktaydı, karlı havalarda -ki genelde yılın her ayı kayı hiç kalkmazdı da diyebilirim- komşumuza gitmek nerdeyse yarım saatimizi alırdı. Acil durumlar hariç şehre de inmezdik hiç.
En büyük zevkimiz; güneşi görür görmez kar motosikletlerimize atlayıp sahile inmekti, ateşimiz yakar, sabahlara kadar kanyak içerdik... güneşi görür görmez dediysem, kış ayınca 3 ay boyunca hiç göremediğimiz, yaz ayında ise 3 ay hiç batmayan güneşten bahsediyorum.
Connecticut'daki balık tutma zevkimiz burda da başlıca eğlencelerimizden biriydi. Gündüz balık(ringa) tutar, gece ise zamanımız evlerimizin tam ortasında bulunan odunlukta ateş yakarak geçerdi. İki dal parçası yeterdi ateş yakmamıza, dayanamazdık hiç .p hatta boş zamanlarımızda hep ateş yakardık, beynimizin buzlanan kısımlarının başka türlü çözülme şansı yoktu hiç.
Hammerfest'in bende hissettirdikleri çok ayrıdır, soğuk günleri dostluğun sıcaklığıyla atlatırdık hep.


[YOUTUBE]46WW3D5a_TU[/YOUTUBE]
 
Bilen bilir, Muizenberg'in ulusal parkına yakın deniz manzaralı havuzlu bir evimiz vardı eskiden, Norveç Hammerfest'den sonra buraya taşınmıştık. Neredeyse ilk ay kendimi eve kapatmış hiç dışarıya çıkmamıştım arkadaşlarımdan ayrıldığım için. Afrika fikri zaten başlı başına bana çok ürkütücü gelirdi hep eskiden beri. Neyse ki komşularımız yine çok iyi insanlardı, onlar da bizim kadar kuzeyden olmasa da avrupadan gelmişlerdi. Cuma akşamlarını genelde evimizin bahçesinde barbekü yaparak hep beraber geçirirdik.
İşte Nielsenler'in kızıyla tanışmam da tam olarak bu cumalardan hatırlayamadığım birine denk geliyor. İlk sörf deneyimini de beraber başarıyla atlatmıştık. Sonrasında tutkumuz haline gelip Nielsenler'in kızının odamın penceresine hemen hemen haftaiçi her gün merdivenle tırmanarak sabahın 5'inde beni uyandırıp sörfe gitmemiz ise paha biçilemez bir hal almıştı artık. Gel git zamanları dalgalarla boğuşmanın hazzını başka bir şeyde alamazdık.
Sörften sıkıldığımız zamanlarda -ki bu çok nadir olurdu- parkta yürüyüşe çıkar, her seferinde farklı bir sevimli hayvanın dünyasında bulurduk kendimizi. Ağaçlardan meyveler toplayıp eve kadar yarışırdık hep. Nedendir bilinmez hep beni geçmesine ve eve varınca da hortumla ıslatmasına izin verirdim. .))

[YOUTUBE]KIYiGA_rIls[/YOUTUBE]
 
Sonra işte iki kadeh yuvarlarken "ah bu şarkıların gözü kör olsun" deriz belki
 
Burayı çok boşlamışım, tekrar yazmaya gelicem, daha az yorgun bir beyinle. Duydunuz... Daha az yorgun bir BEYİNLE agshshsjjdjd. Samanlıkta iğne aramak gibi bazen insanlarda beyin aramak
 
Ve sen kendi katmanların altındaki lav'ı saklarken.
Yanan guzelligin gozlerine yansır adam.
Sen ne kadar ne olsanda.
İçinde yanan kocaman gülümseyisinle.
Gel bir sonbahar aksamı.
Yada gelme. Yak şömineyi gec başına bekle.
İcindeki o başka dünyayı keşfetmeye gelecek.
Tüm şatafatıyla o hayalindeki kadın.

(Alinti degil salca olmayin:D)
 
Siz öyle şarkılaşın ben izleyim be birader. Ne olay ama

[YOUTUBE]Jd5Yuq_qt28[/YOUTUBE]
 
Geri