Serdar Gökalp Aslan 19. Bölüm,
Serdar Gökalp Aslan 10 oku,
Serdar Gökalp Hikayesi Aslan 10,
Yusuf: Tamam kardeşim. O tarafa doğru geçerken haber veririm sana.
Altan: Abi dosya istemiştin geldi.
Y: Ver bakalım kimmiş bu… oğlum ebru yazıyor burada, kızın adı Dilara değil mi?
A: Fotoğraf ona ait değil mi abi?
Y: Fotoğraf onun da ismi Dilara diye duydum ben.
A: Abi çağırtalım mı ?
Y: Manyak mısın oğlum. Ne diyeceğiz kıza.
A: Sen bilirsin abi.
Cem: Abi şu tefeci geldi, hani anlatmıştım.
Y: Gelsin.
C: Geç! Abi seni bekliyor.
Özer Kuzey: Yusuf bey merhaba.
Y: Hoş geldin. Buyur. Çocuklar müsaade edin biraz.
A: Tamam abi.
Ö: Abi selamınızı aldım, arkadaşlara da ilettim tanışmak istediğimi, sağ olun kabul etmişsiniz. Teşekkür ederim.
Y: Eksik olma. Neler yapıyorsun anlat bakalım şimdi. En ufak ayrıntısına kadar.
Ö: Abi şimdi bildiğin gibi tefecilik işi yapıyoruz zaten, bununla beraber bazı inşaat işleri de yapıyoruz. Sizin kadar büyük değiliz ama.
Y: Özer! Geç bu işleri de harbiden yaptıklarını anlat.
Ö: Nasıl abi?
Y: Ulan gırtlağını şuracıkta keserim! O mal varlığı anlattığın işlerle yapılır mı hokkabaz!
Ö: Ee abi.
Y: Yerim abini anlat. Ya anlat yada ben öğreneyim bir şekilde.
Ö: Abi bazı büyüklerimizin emirlerini yerine getiriyoruz, sadece bu.
Y: Nasıl büyüklerin nasıl emirlerini?
Ö: Abi büyüklerimiz bize şu mal şuraya gidecek şuarada dağıtılacak diyor, bende onları halledip komisyonumu alıyorum.
Y: Uyuşturucu mu?
Ö: Silahta var abi.
Y: Benim haberim olmadan hiçbir yere hiçbir şey götürülmeyecek artık.
Ö: Abi… bu iş ve bu kişiler büyük işler. Seni tanıyorum, yaptığın icraatları biliyorum, duyuyorum. Ama bu iş senide aşar.
Y: Beni aşar yada aşmaz, orasını ben bilirim. Ama dediği şeylerin dışına çıkarsan sana neler yaparım orasını Allah bilir.
Ö: Abi ben tanışmaya geldim, sen beni sıkıştırıyorsun.
Y: Sıkışacak bir şey yok. Abin olarak sana sahip çıkıyorum. Sana kimse bir şey yapamaz.
Ö: Abi adamlar…
Y: Lan yerim adamlarını, en yakın sevkiyatta bana haber ver, bir duyarım ki sevkiyat olmuş ve sen bana haber vermemişsin, o belindeki kemeri boynuna bağlar sokakta it diye gezdiririm seni.
Ö: Abi…
Y: Abisi falan yok. Dediğimi anladın mı? Anlatayım mı bir kere daha ?
Ö: Anladım abi.
Y: Şimdi yürü… işine bak sevkiyatı haber ver bana.
Ö: Tamam abi.
… Bakalım bu itin sahibi kim çıkacak… Bu kızın dosyası nerede? Kızın adı Dilara diye hatırlıyorum ben ama neden burada Ebru çıkıyor anlamadım. Diğer bilgileri nedir bunun. Güzel, mimarmış. Okuldan dereceyle mezun olmuş…
Cem: Abi müsait misin?
Y: Söyle kardeşim.
C: Abi bizde çalışanlardan birisi geldi, beni tanır konuşmak istiyorum diyor.
Y: Kimmiş lan o?
C: Abi alt katta çalışan bir kız. Ben daha önce birkaç sefer gördüm.
Y: Gelsin.
C: Buyurun, Yusuf bey sizi bekliyor.
Dilara: Sağ olun.
Y: Tamam Cem sen çıkabilirsin… hoş geldin.
D: Sağ ol.
Y: Dinliyorum.
D: Ben istifa etmek istiyorum.
Y: Bir neden? İki bana değil bölüm müdürüne söylemen gerek bunları.
D: Ben sana söylemek istedim.
Y: Neden ama Ebru?
D: Ebru? Ooo dosyamızda incelenmiş.
Y: Hayır söylediler sadece.
Ebru: Gerçek adım Ebru benim.
Y: Seni tebrik ederim.
E: Neden?
Y: Zerre kadar alakam olmayan şeyleri bana dakikalardır anlattığın için.
E: Kabasın işte, kaba.
Y: Evet o yüzden hala karşımda konuşabiliyorsun.
E: Off… ee? İstifamı kabul edecek misin?
Y: Yahu ben ne anlarım.
E: Bu şirket senin değil mi? Sen beni kovmadan önce ben istifa edeyim dedim.
Y: Kimi kovmuşuz ki şimdiye kadar seni kovalım.
E: Şimdi tartıştık ya hani ben sana ayı dedim falan.
Y: Ee?
E: Nasıl ee? Kovmaz mısın?
Y: Bunu bana iş yerinde mi dedin?
E: Hayır.
Y: E nerede yaşandıysa orada kalır.
E: Senden beklenmeyecek bir hareket, aslında şaşırdım.
Y: Şansını zorlama.
E: Aman iyi tamam be.
Y: Kolay gelsin.
E: Kabasın, kaba!
Y: Teşekkür ederim.
E: İnsan bir gönlümü falan alır.
Y: Koy bir yere alayım oradan.
E: Komik mi şimdi yani bu ?
Y: Yoo. Ben espri yapmam.
E: Sana birilerinin bayanlarla nasıl konuşulması gerektiğini öğretmesi gerek.
Y: Gerektiğinde konuşabiliyorum ben, sen merak etme.
E: Şu anda da gereksin o zaman, karşında bir bayan var.
Y: Oldu. Mumları yakıp içecek bir şeylerde söyleyelim yemek öncesi?
E: Tamam. Saat kaçta nerede?
Y: Anlamadım.
E: Yemeğe çıkalım demedin mi?
Y: Hayır.
E: Kabasın, odunsun, ayısın!
Y: Şşş. Yavaş gel.
E: Tamam o zaman ben söylüyorum.
Y: Neyi?
E: Saat kaçta? Nerede?
Y: Kurtuluş yok yani.
E: Ya aslında sana karşı kendimi mahcup hissediyorum. Öyle anlamadan dinlemeden konuştuğum için.
Y: Sorun yok borçlu kalabilirsin.
E: Ama çok naz yaptın… Gayrettepe’de bildiğim çok güzel bir yer var akşam orada yiyelim mi?
Y: Anladım ki kurtuluş yok.
E: Bunun cevabı bu değil.
Y: Tamam. Yedin bitirdin beni. Saat kaçta?
E: 21:00 uygun mu bay kaba?
Y: Adı ne bu yerin…
2 Saat sonra…
Y: Geldi mi?.. Tamam eve doğru geçin bende geliyorum… Altan!
A: Abi buyur.
Y: Hemen çıkıyoruz, eve geçmemiz lazım.
A: Tamam abi.
Y: Sen in ben geliyorum…
A: Peki abi.
Nereye koyduk bu telefonu? Yahu buda çok büyük be kardeşim cebimize bile sığmıyor.
Y: Alo! Özgür.
Ö: Söyle Aslan.
Y: Ne yaptın? Görüşemiyoruz.
Ö: Manyak mısın oğlum dün beraberdik daha.
Y: Ne bileyim sensizlik başıma vurdu. 1 günü günler gibi hissettim tatlım.
Ö: Neredesin sen?
Y: Ofiste.
Ö: Akşam?
Y: Bir işim yok.
Ö: Bende buluşalım o zaman. Bizimkiler gelecek.
Y: Tamam kaçta?
Ö: Ne bileyim oğlum çıkınca gel işte.
Y: Aaa unuttum lan. Gelemem akşam, yemeğe gideceğim.
Ö: Ne yemeği?
Y: Birisiyle yemek yemem gerekiyor.
Ö: Kiminle?
Y: Lan sana ne.
Ö: Merak ettim.
Y: Akşam oradan çıkınca ararım seni, uyumadıysanız, ayaktaysanız gelirim.
Ö: Tamam.
Y: Hadi ozaman…
Ö: Lan dur. Alo alooo!
Y: Söyle oğlum kapatmadım.
Ö: Oğlum Zeynep beni aradı…
Y: Ee?
Ö: Senin telefonunu istedi, çok önemliymiş.
Y: Sen ne dedin.
Ö: Sana sormadan veremem telefonunu dedim.
Y: Sonra?
Ö: Oda sorup haber verirsin dedi.
Y: Tamam. Benim telefonumu verme ona. Onun telefonu var mı sende?
Ö: Evet.
Y: Bana mesaj olarak gönder.
Ö: Tamam usta.
Y: Hadi konuşuruz sonra.
…Lan bu kız neden peşimize düşer ki bizim. Neyse bakalım neymiş olay. Altan gelmiştir inelim bakalım…
Y: Kolay gelsin çocuklar.
A: Abi!
Y: Geldim, acil eve doğru.
A: Abi Cem’i bulamadım.
Y: Eve geçiyor o. Orada görüşeceğiz.
A: Tamam abi.
Y: Şurada yazan mekanı arayın akşam benim yemeğe geleceğimi söyleyin başka müşteri alınmasın içeri.
A: Tamam abi.
… Bu eleman abisi kadar deli ise iş kolay. Yeter ki abisinin kanından iki damla bulaşmış olsun…
A: Abi buyur.
Y: Eyvallah.
A: Çocuklar Cem nerede?
Koruma: Abi içeri girdiler başka birisiyle beraber.
Y: Tamam. Altan!
A: Geldim abi.
Y: Üst kata çıkıyorum ben. Cem’i bul misafirle beraber gelsinler hemen.
A: Tamam abi.
…
Cem: Abi geldik.
Y: Hoş geldiniz. Sende hoş geldin kardeşim. İyi misin?
İsmail: İyiyim abi. Öpeyim, abim çok bahsetti sizden.
Y: Sağ olsun. Severim abini ben.
İ: O da sever abi seni.
Y: Senin bir iş yapmadığını şu an boşta olduğunu söyledi abin. Dedim İsmail bana lazım.
İ: Biliyorum abi.
Y: Neden geldiğini biliyor musun?
İ: Hayır abi. Ama sorun değil. Öl de öleyim.
Y: Yok kardeş, senin canın sana yakışır. Sen yaşa, yaşa ki işimizi halledelim.
İ: Emret abi.
Y: Doğma büyüme Kıbrıslısın sen değil mi?
İ: Evet abi.
Y: Neler yaptın anlat bakalım hele. Altan ateş ver.
A: Buyur abi.
İ: Abi sadece 1 işten anlarım ben.
Y: Nedir o?
İ: Kumarhane abi. Ama oynamayı bilmem, sadece mekan işletirim.
Y: Tamam zaten o yüzden buradasın.
İ: Emrin olur abi.
Y: Altan, İsmail’i bir eve yerleştirin bütün işleri ile ilgilenin.
A: Tamam abi.
İ: Abi o zaman ben hemen yarın Kıbrıs’tan bizim ekibi getirteyim.
Y: Kendin bilirsin. Bizden yana problem yok.
Cem: Abi müsaadenle bir sorum olacak.
Y: Söyle.
C: Kumarhane işi yasal değil ki.
Y: Adam öldürmek yasal mı?
C: Hayır abi.
Y: E Geçen hafta neden sıktın o zaman o herife ?
C: Tamam abi, doğru diyorsun.
Y: İsmail’i bıraktırın evlerden birine ihtiyaçlarını karşılatın. Hadi.
İ: Abi Eyvallah yarın bilgi veririm sana.
Y: Tamam. Altan sen kardeşimizi bıraktırt, Cem sen dur burada Altan sende hemen gel işimiz var.
A: Tamam abi.
İ: Abi iyi geceler, sıhhatler dilerim.
Y: Sağ ol aslan.
C: Abi bizim işimiz nedir?
Y: Dur şu Altan’da gelsin. Bu sefer biraz problem olacak gibi sanki.
C: Hayır mı, şer mi abi?
Y: Lan iki kere anlattırma işte dur gelsin adam.
Altan: Abi geldim.
Y: Şimdi iyi dinleyin beni. Bu yurt dışı otel ihalesi var bahsetmiştim.
C: Hı hı.
Y: O ihale mutlaka bizim tarafımızdan alınmalı. Kaç firma girerse girsin ama biz almalıyız. Bizimle beraber dört firma daha var, üç tanesi önemli değil ama bir tanesi problem yaratacaktır.
C: Abi o kadar ihale varken neden özellikle bu ihale?
Y: Bu ihale de devler var. Biz alırsak direk tepeden inme dev olacağız, devler içerisinde bizimde adımız geçecek.
C: Anladım abi.
Y: Bu zarfın içinde şirketin bilgileri, sahibi her şeyi var. Biraz bakının yarından itibaren oradaki bilgiler doğrultusunda temas edebileceğimiz bir şeyler var mı?
C: Tamam abi. Birde bir şey soracağım.
Y: Söyle.
C: Bütün bunları nereden biliyorsun abi?
Y: Sen beni o ofiste oturup gazetemi okuyorum zannediyorsun Cem?
C: Yok abi.
Y: Saat kaç?
A: Abi 20:45
Y: Eyvah!
C: Abi hayırdır?
Y: Saat 21:00 da bir yerde olmam lazım. Altan dediğim mekanı aradın mı?
A: Yok abi.
Y: Lan sen denyo musun? Ne dedim ben sana ara kapatsınlar demedim mi?
A: Abi unttum. Hemen arıyorum.
Y: Cem arabayı hazırlasınlar.
C: Kim gelsin yanında abi?
Y: Tek çıkacağım.
C: Abi tek gezmesen?
Y: Bir şey olmaz. Hazırlasınlar arabayı.
A: Abi mekanı aradım.
Y: Tamam kapattılar değil mi?
A: Hayır abi.
Y: Nasıl hayır lan?
A: Abi mekanın sahibinin kızı bu gece gelecekmiş Yusuf Bey’e saygımız sonsuz ama sahibine ne diyeceğiz, kendisi arayıp söyleyebilir mi sahibine dediler. Biz ne yapalım ? yerle bir edeyimmi gidip mekanı?
Y: Ulan sana da hareket lazım. Yok tamam hallederim ben, çıkıyorum.
A: Bi bende gelseydim şimdi tek başına…
Y: Oğlum ne olacak?
A: Abi sen şimdi neden kapatmadınız falan dersin çatışma çıkar, bir şey olur.
Y: Lan delirtme beni.
C: Abi araba hazır.
Y: Gece geç gelebilirim.
… Şimdi oraya en kestirme nereden gideriz, lan geçte kaldık ya. Ne oluyor lan ? kaldıysak kaldık ne bu telaş… telefon nerede? Mesaj gelmiş kim bu? Hee Zeynep’in telefon numarasını göndermiş Özgür. Bakalım neden bize ulaşmak istemiş… ee! Gizli numaradan çağrı kabul etmiyor, numaramızı mı görecek şimdi? Başka çare yok.
Y: Alo!
Zeynep: Buyuru, kimi aradınız.
Y: Yusuf ben.
Z: Sesten tanımam lazımdı. Nasılsın?
Y: Şükür.
Z: … Sağol bende iyiyim.
Y: Beni aramışsın. Buyur dinliyorum.
Z: Teşekkür etmek istedim sadece.
Y: Neden?
Z: Neden olduğunu gayet iyi biliyorsun.
Y: Anlamadım ben.
Z: İki, üç gün önce babamı öldürmekle tehdit eden adam gelip senin adını verdi, babamın ellerini ayaklarını öptü, bundan sonra babamsın dedi, borcu sıfırladı gitti.
Y: Sevindim senin adına.
Z: Babam seni eskiden de her ne kadar tanımasa teşekkür etti.
Y: Tanımak istemedi ki.
Z: Duymadım?
Y: Bir şey demedim.
Z: Hayır dedin.
Y: Baban diyorum beni ne zaman tanımak istedi ki eskiden.
Z: Neden böyle bir şey dedin şimdi.
Y: Aslında babanın suçu yok. Benim varlığımdan bile haberdar değildi ki adam. Karşısına çıkıp benim Yusuf diye bir sevgilim var evlenmeyi düşünüyoruz diyecek bir kızı yoktu ki.
Z: Yusuf!
Y: Ama sende haklısın, o zaman babanın işleri iyi, para kazanıyorsunuz, zenginsiniz. Sandın ki bu devran hep böyle gider. He bu haline sevinmiyorum, sadece merak ediyorum.
Z: Neyi?
Y: Bu dünyada paran olsun yada olmasın her şeyi halledebilir misin, halledemez misin kavramını anlayıp anlamadığını.
Z: Anlamadım.
Y: Hiç şaşırmadım.
Z: Ne diyorsun ciddiyim anlamıyorum.
Y: Bak gülüm, mevzu para pul mevzusu değil baban bu gün milyarder de olsa halledemezdi o mevzuyu. Kafasına sıkar atarlardı bir köşeye, yada alırlardı o parayı sizden. Ben çok zenginim diye mi halledebildim zannediyorsun. Hayır. Bende farklı bir şey var, sizde olmayan.
Z: Nedir o?
Y: Bendeki yürek hiç birinizde yok! Hem de hiçbirinizde!
Z: Şöyle ufak çaplı bir baktım zaten hayatına, nereden geliyor bu kuvvet.
Y: Benim bir yerde toplantıya girmem lazım ve gelmiş bulunmaktayım.
Z: Kapat diyorsun yani.
Y: Aynen.
Z: Bu saatte ne toplantısı.
Y: Haydaaaaa.
Z: Ne hayda.
Y: Zeynep iyi geceler.
Z: Dur! Yüz yüze konuşmak istiyorum seninle.
Y: Sende yüz var mıydı?
Z: Böyle olmayacak, yarın işyerine geleceğim.
Y: Bu ne demek şimdi ne işi ne ye…. Alo, aloooo. Lan sen kimsin yüzüme telefon kapatıyorsun.
… Dur şimdi tam yemek üstü sinirim hoplamasın hallederim sonra.
Güvenlik: Efendim hoş geldiniz.
Y: Eyvallah. İçeri giriyorum buranın sorumlusu kimse yanıma gelsin hemen.
G: İsim nedir efendim.
Y: Nüfus memuru musun aslanım sen? Sen beni göster gelsin hemen.
G: Efendim isminizi söylemezseniz mümkün değil.
Y: Seni burada yere yatırırım, vücuduna simetrik olarak mermi ile ismimi yazarım eğer beş dakika içinde sorumlusu masama gelmezse.
… Nerede şimdi bu kız? En orta masaya da oturmuştur inadına.
Ebru: Hey! Buradayım.
Y: Tamam bağırma herkes bize bakıyor.
E: Hoş geldin.
Y: Sağ ol.
E: Masayı beğenmediysen değiştirelim hemen?
Y: Yok, yok iyi böyle.
E: Peki… Ee nasıl bir yer? Beğendin mi?
Y: Güzel gibi ama işletmesi biraz…
E: Ne biraz?
Y: Ne bileyim ben çok anlamam.
E: Burayı babamlar yeni açtı, eniştemin restoranları var birkaç yerde. Babamın da kanına girdi burayı açtırdı.
Y: Sizin yani burası?
E: Evet.
Y: Eyvah, eyvah.
E: Ne?
Y: Bir şey yok.
Müdür: Buyurun beni çağırtmışsınız.
Y: Ee..
E: Hayırdır müdür bey.
M: Beyefendi beni çağırtmış Ebru hanım.
Y: Mükemmel bir mekan açmışsınız tebrik edecektim.
M: Teşekkürler.
E: Tamam siz gidin Yusuf bey benim misafirim.
M: Yusuf Yılmazçelik?
Y: Evet.
M: efendim en baştan söylesenize, sizinkiler bizi aradı maruzatımızı bildirdik. İnşallah kızmazsınız.
E: Ne maruzatı?
Y: Aslanım sen işine bak, yürü hadi. Kafam şişti ya.
E: Ne oluyor anlamadım ben.
Y: Yok bir şey, hayırlı olsun güzel mekan.
E: Yemeği söyle de başlayalım artık.
Y: Tavuğu güzel mi buranın?
E: Dene gör, hatta beraber deneyelim…
…20 dakika sonra…
E: Öyle işte okulu bitirince kendim yer açacaktım önce, sonra dedim yurt dışına gideyim. Gittim geldim şansa senin orada işe başladım. Burası da yeni açıldı falan.
Y: Anladım.
E: Bir şey sorabilir miyim?
Y: Tabii.
E: Kimsin sen?
Y: Nasıl?
E: Yani bu yaşta nereden geliyor bu kuvvet?
Y: Ha ha ha!
E: Komik mi?
Y: Hayır sadece bu gün bu soruyu 2.duyuşum.
E: Demek tek merak eden ben değilim.
Y: Nereden çıkartıyorsun kuvvetli olduğumu?
E: İnternete kendi adını yazmadın sanırım hiç.
Y: Yok. Ne çıkıyor yazınca?
E: Ne bileyim, işe yaptığınız inşaatlar, otomotiv sektörü, şehit ailelerine yaptığın milyon dolarlık yardımlar, dev inşaat şirketlerinin yaptığı işe bir günde ortaya çıkıp ortak olmalar falan.
Y: E iş adamıyım ben.
E: Restoranı olan enişteme de sordum seni, o da sizin dünyanızdandır.
Y: Bizim dünyamız?
E: E mafya değil misin sen?
Y: Hayatında kaç mafya ile yemek yedinde biliyorsun?
E: Hımm. Anlaşılan bu unvanı sevmiyorsun.
Y: Ben öyle değilim.
E: Enişteme sordum, çok sağlam , tehlikeli adamdır dedi.
Y: Başka bir şey dedi mi.
E: Sakın bulaşma sülalemizi kazırlar dedi.
Y: Kaç kişinin sülalesini kazırken görmüş beni.
E: Bilmem. Ama eniştemi adın bile korkuttu, ki zengin güçlü bir adamdır.
Y: Paranın ecele faydası olmaz, istediğin kadar zengin ol.
E: Birde internette bir haberini okudum senin, para pul umurunda değil sanki, öyle davranıyorsun.
Y: Sevmem parayı.
E: Neden?
Y: Parayla sahip olabileceğim her şeyi zamanında kaybettim ben. Bu saatten sonra alsam ne olur? Bak cümle ne güzel değil mi? Alsam ne olur? Param var alıyorum! E para olmayınca? Alamayacaksın! Bana böyle şeyler lazım değil.
E: Nasıl yaptın peki?
Y: Neyi?
E: Yanındaki adamlar, şirketler, evler…
Y: Bir şeyim yok benim.
E: Nasıl yok ya? Şu bindiğin araba bile 300.000 $.
Y: Aramızdaki fark bu işte.
E: Nedir?
Y: Ben fiyatını bilmem. O yüzden 300 liralıkta olsa binerim. Bilmem çünkü neyi vardır ne kadardır.
E: Neden hayatı hiç ciddi düşünmüyorsun o halde?
Y: Kaybedecek bir şeyim yok. Kaybedeceği olan düşünsün!
E: Hiç mi kaybedecek bir şeyin yok?
Y: Yok! Ailem var sadece ama ben zaten onlar için kendimi kaybetmişim.
E: Yanındaki adamlar?
Y: Benim kalkmam lazım. Yemek için teşekkür ederim.
E: Neden birden bire kalkıyorsun?
Y: Yoo zaten kalkacaktım. İşim var.
E: Peki Mafya olan sensin. Sen ne dersen o. Ehe ehe.
Y: Bana bir daha bu yakıştırmayı yapma.
E: Peki baba!
Y: Erkek olsan!
E: Döversin değil mi ?
Y: Yok!
E: E tabi mafyaların farklı taktikleri var doğru.
Y: Sana bir şey diyeyim mi?
E: De.
Y: Bence eniştenin uyarısını kulak arkası etme.
E: Nasıl yani
Y: Ne demişti enişten sana?
E: Ne demişti?
Y: Unuttuysan bir daha sorarsın. Tekrar teşekkürler. İyi geceler.
… Lan akşam akşam sinirim tepeme çıktı yine… şu müdür denen herif nerede?
Y: Arabam nerede benim?
Görevli: hemen geliyor abi.
Y: Müdüre söyleyin hemen buraya gelsin.
G: Peki abi.
G: Abi buyurun arabanız.
Müdür: Beni çağırtmışsınız.
Y: Şimdi gidiyorum ve sakın aramızda geçen konuşmaları içerdeki kıza söyleme diyorum. Bizim elemanların aradığını falanda söyleme. Anladın?
M: Peki efendim.
Y: Tek bir kelimesini duyarsam, buraya gelir o fırça gibi bıyıklarının üstünde bulunduğu dudağını ellerimle açar ağzına mermi doldururum.
M:???
Y: Buraya kadar anladın mı?
M: Peki efendim.
Y: Eyvallah…
Görevli: Müdür bey. Kim bu adam?
M: Aman oğlum yerin kulağı vardır, sakın adını bile anma, yoksa yarın bizim gömecekleri bir bedenimizi bile bırakmazlar.
G: Peki müdür bey.
Serdar Gökalp Aslan 10 oku,
Serdar Gökalp Hikayesi Aslan 10,
Yusuf: Tamam kardeşim. O tarafa doğru geçerken haber veririm sana.
Altan: Abi dosya istemiştin geldi.
Y: Ver bakalım kimmiş bu… oğlum ebru yazıyor burada, kızın adı Dilara değil mi?
A: Fotoğraf ona ait değil mi abi?
Y: Fotoğraf onun da ismi Dilara diye duydum ben.
A: Abi çağırtalım mı ?
Y: Manyak mısın oğlum. Ne diyeceğiz kıza.
A: Sen bilirsin abi.
Cem: Abi şu tefeci geldi, hani anlatmıştım.
Y: Gelsin.
C: Geç! Abi seni bekliyor.
Özer Kuzey: Yusuf bey merhaba.
Y: Hoş geldin. Buyur. Çocuklar müsaade edin biraz.
A: Tamam abi.
Ö: Abi selamınızı aldım, arkadaşlara da ilettim tanışmak istediğimi, sağ olun kabul etmişsiniz. Teşekkür ederim.
Y: Eksik olma. Neler yapıyorsun anlat bakalım şimdi. En ufak ayrıntısına kadar.
Ö: Abi şimdi bildiğin gibi tefecilik işi yapıyoruz zaten, bununla beraber bazı inşaat işleri de yapıyoruz. Sizin kadar büyük değiliz ama.
Y: Özer! Geç bu işleri de harbiden yaptıklarını anlat.
Ö: Nasıl abi?
Y: Ulan gırtlağını şuracıkta keserim! O mal varlığı anlattığın işlerle yapılır mı hokkabaz!
Ö: Ee abi.
Y: Yerim abini anlat. Ya anlat yada ben öğreneyim bir şekilde.
Ö: Abi bazı büyüklerimizin emirlerini yerine getiriyoruz, sadece bu.
Y: Nasıl büyüklerin nasıl emirlerini?
Ö: Abi büyüklerimiz bize şu mal şuraya gidecek şuarada dağıtılacak diyor, bende onları halledip komisyonumu alıyorum.
Y: Uyuşturucu mu?
Ö: Silahta var abi.
Y: Benim haberim olmadan hiçbir yere hiçbir şey götürülmeyecek artık.
Ö: Abi… bu iş ve bu kişiler büyük işler. Seni tanıyorum, yaptığın icraatları biliyorum, duyuyorum. Ama bu iş senide aşar.
Y: Beni aşar yada aşmaz, orasını ben bilirim. Ama dediği şeylerin dışına çıkarsan sana neler yaparım orasını Allah bilir.
Ö: Abi ben tanışmaya geldim, sen beni sıkıştırıyorsun.
Y: Sıkışacak bir şey yok. Abin olarak sana sahip çıkıyorum. Sana kimse bir şey yapamaz.
Ö: Abi adamlar…
Y: Lan yerim adamlarını, en yakın sevkiyatta bana haber ver, bir duyarım ki sevkiyat olmuş ve sen bana haber vermemişsin, o belindeki kemeri boynuna bağlar sokakta it diye gezdiririm seni.
Ö: Abi…
Y: Abisi falan yok. Dediğimi anladın mı? Anlatayım mı bir kere daha ?
Ö: Anladım abi.
Y: Şimdi yürü… işine bak sevkiyatı haber ver bana.
Ö: Tamam abi.
… Bakalım bu itin sahibi kim çıkacak… Bu kızın dosyası nerede? Kızın adı Dilara diye hatırlıyorum ben ama neden burada Ebru çıkıyor anlamadım. Diğer bilgileri nedir bunun. Güzel, mimarmış. Okuldan dereceyle mezun olmuş…
Cem: Abi müsait misin?
Y: Söyle kardeşim.
C: Abi bizde çalışanlardan birisi geldi, beni tanır konuşmak istiyorum diyor.
Y: Kimmiş lan o?
C: Abi alt katta çalışan bir kız. Ben daha önce birkaç sefer gördüm.
Y: Gelsin.
C: Buyurun, Yusuf bey sizi bekliyor.
Dilara: Sağ olun.
Y: Tamam Cem sen çıkabilirsin… hoş geldin.
D: Sağ ol.
Y: Dinliyorum.
D: Ben istifa etmek istiyorum.
Y: Bir neden? İki bana değil bölüm müdürüne söylemen gerek bunları.
D: Ben sana söylemek istedim.
Y: Neden ama Ebru?
D: Ebru? Ooo dosyamızda incelenmiş.
Y: Hayır söylediler sadece.
Ebru: Gerçek adım Ebru benim.
Y: Seni tebrik ederim.
E: Neden?
Y: Zerre kadar alakam olmayan şeyleri bana dakikalardır anlattığın için.
E: Kabasın işte, kaba.
Y: Evet o yüzden hala karşımda konuşabiliyorsun.
E: Off… ee? İstifamı kabul edecek misin?
Y: Yahu ben ne anlarım.
E: Bu şirket senin değil mi? Sen beni kovmadan önce ben istifa edeyim dedim.
Y: Kimi kovmuşuz ki şimdiye kadar seni kovalım.
E: Şimdi tartıştık ya hani ben sana ayı dedim falan.
Y: Ee?
E: Nasıl ee? Kovmaz mısın?
Y: Bunu bana iş yerinde mi dedin?
E: Hayır.
Y: E nerede yaşandıysa orada kalır.
E: Senden beklenmeyecek bir hareket, aslında şaşırdım.
Y: Şansını zorlama.
E: Aman iyi tamam be.
Y: Kolay gelsin.
E: Kabasın, kaba!
Y: Teşekkür ederim.
E: İnsan bir gönlümü falan alır.
Y: Koy bir yere alayım oradan.
E: Komik mi şimdi yani bu ?
Y: Yoo. Ben espri yapmam.
E: Sana birilerinin bayanlarla nasıl konuşulması gerektiğini öğretmesi gerek.
Y: Gerektiğinde konuşabiliyorum ben, sen merak etme.
E: Şu anda da gereksin o zaman, karşında bir bayan var.
Y: Oldu. Mumları yakıp içecek bir şeylerde söyleyelim yemek öncesi?
E: Tamam. Saat kaçta nerede?
Y: Anlamadım.
E: Yemeğe çıkalım demedin mi?
Y: Hayır.
E: Kabasın, odunsun, ayısın!
Y: Şşş. Yavaş gel.
E: Tamam o zaman ben söylüyorum.
Y: Neyi?
E: Saat kaçta? Nerede?
Y: Kurtuluş yok yani.
E: Ya aslında sana karşı kendimi mahcup hissediyorum. Öyle anlamadan dinlemeden konuştuğum için.
Y: Sorun yok borçlu kalabilirsin.
E: Ama çok naz yaptın… Gayrettepe’de bildiğim çok güzel bir yer var akşam orada yiyelim mi?
Y: Anladım ki kurtuluş yok.
E: Bunun cevabı bu değil.
Y: Tamam. Yedin bitirdin beni. Saat kaçta?
E: 21:00 uygun mu bay kaba?
Y: Adı ne bu yerin…
2 Saat sonra…
Y: Geldi mi?.. Tamam eve doğru geçin bende geliyorum… Altan!
A: Abi buyur.
Y: Hemen çıkıyoruz, eve geçmemiz lazım.
A: Tamam abi.
Y: Sen in ben geliyorum…
A: Peki abi.
Nereye koyduk bu telefonu? Yahu buda çok büyük be kardeşim cebimize bile sığmıyor.
Y: Alo! Özgür.
Ö: Söyle Aslan.
Y: Ne yaptın? Görüşemiyoruz.
Ö: Manyak mısın oğlum dün beraberdik daha.
Y: Ne bileyim sensizlik başıma vurdu. 1 günü günler gibi hissettim tatlım.
Ö: Neredesin sen?
Y: Ofiste.
Ö: Akşam?
Y: Bir işim yok.
Ö: Bende buluşalım o zaman. Bizimkiler gelecek.
Y: Tamam kaçta?
Ö: Ne bileyim oğlum çıkınca gel işte.
Y: Aaa unuttum lan. Gelemem akşam, yemeğe gideceğim.
Ö: Ne yemeği?
Y: Birisiyle yemek yemem gerekiyor.
Ö: Kiminle?
Y: Lan sana ne.
Ö: Merak ettim.
Y: Akşam oradan çıkınca ararım seni, uyumadıysanız, ayaktaysanız gelirim.
Ö: Tamam.
Y: Hadi ozaman…
Ö: Lan dur. Alo alooo!
Y: Söyle oğlum kapatmadım.
Ö: Oğlum Zeynep beni aradı…
Y: Ee?
Ö: Senin telefonunu istedi, çok önemliymiş.
Y: Sen ne dedin.
Ö: Sana sormadan veremem telefonunu dedim.
Y: Sonra?
Ö: Oda sorup haber verirsin dedi.
Y: Tamam. Benim telefonumu verme ona. Onun telefonu var mı sende?
Ö: Evet.
Y: Bana mesaj olarak gönder.
Ö: Tamam usta.
Y: Hadi konuşuruz sonra.
…Lan bu kız neden peşimize düşer ki bizim. Neyse bakalım neymiş olay. Altan gelmiştir inelim bakalım…
Y: Kolay gelsin çocuklar.
A: Abi!
Y: Geldim, acil eve doğru.
A: Abi Cem’i bulamadım.
Y: Eve geçiyor o. Orada görüşeceğiz.
A: Tamam abi.
Y: Şurada yazan mekanı arayın akşam benim yemeğe geleceğimi söyleyin başka müşteri alınmasın içeri.
A: Tamam abi.
… Bu eleman abisi kadar deli ise iş kolay. Yeter ki abisinin kanından iki damla bulaşmış olsun…
A: Abi buyur.
Y: Eyvallah.
A: Çocuklar Cem nerede?
Koruma: Abi içeri girdiler başka birisiyle beraber.
Y: Tamam. Altan!
A: Geldim abi.
Y: Üst kata çıkıyorum ben. Cem’i bul misafirle beraber gelsinler hemen.
A: Tamam abi.
…
Cem: Abi geldik.
Y: Hoş geldiniz. Sende hoş geldin kardeşim. İyi misin?
İsmail: İyiyim abi. Öpeyim, abim çok bahsetti sizden.
Y: Sağ olsun. Severim abini ben.
İ: O da sever abi seni.
Y: Senin bir iş yapmadığını şu an boşta olduğunu söyledi abin. Dedim İsmail bana lazım.
İ: Biliyorum abi.
Y: Neden geldiğini biliyor musun?
İ: Hayır abi. Ama sorun değil. Öl de öleyim.
Y: Yok kardeş, senin canın sana yakışır. Sen yaşa, yaşa ki işimizi halledelim.
İ: Emret abi.
Y: Doğma büyüme Kıbrıslısın sen değil mi?
İ: Evet abi.
Y: Neler yaptın anlat bakalım hele. Altan ateş ver.
A: Buyur abi.
İ: Abi sadece 1 işten anlarım ben.
Y: Nedir o?
İ: Kumarhane abi. Ama oynamayı bilmem, sadece mekan işletirim.
Y: Tamam zaten o yüzden buradasın.
İ: Emrin olur abi.
Y: Altan, İsmail’i bir eve yerleştirin bütün işleri ile ilgilenin.
A: Tamam abi.
İ: Abi o zaman ben hemen yarın Kıbrıs’tan bizim ekibi getirteyim.
Y: Kendin bilirsin. Bizden yana problem yok.
Cem: Abi müsaadenle bir sorum olacak.
Y: Söyle.
C: Kumarhane işi yasal değil ki.
Y: Adam öldürmek yasal mı?
C: Hayır abi.
Y: E Geçen hafta neden sıktın o zaman o herife ?
C: Tamam abi, doğru diyorsun.
Y: İsmail’i bıraktırın evlerden birine ihtiyaçlarını karşılatın. Hadi.
İ: Abi Eyvallah yarın bilgi veririm sana.
Y: Tamam. Altan sen kardeşimizi bıraktırt, Cem sen dur burada Altan sende hemen gel işimiz var.
A: Tamam abi.
İ: Abi iyi geceler, sıhhatler dilerim.
Y: Sağ ol aslan.
C: Abi bizim işimiz nedir?
Y: Dur şu Altan’da gelsin. Bu sefer biraz problem olacak gibi sanki.
C: Hayır mı, şer mi abi?
Y: Lan iki kere anlattırma işte dur gelsin adam.
Altan: Abi geldim.
Y: Şimdi iyi dinleyin beni. Bu yurt dışı otel ihalesi var bahsetmiştim.
C: Hı hı.
Y: O ihale mutlaka bizim tarafımızdan alınmalı. Kaç firma girerse girsin ama biz almalıyız. Bizimle beraber dört firma daha var, üç tanesi önemli değil ama bir tanesi problem yaratacaktır.
C: Abi o kadar ihale varken neden özellikle bu ihale?
Y: Bu ihale de devler var. Biz alırsak direk tepeden inme dev olacağız, devler içerisinde bizimde adımız geçecek.
C: Anladım abi.
Y: Bu zarfın içinde şirketin bilgileri, sahibi her şeyi var. Biraz bakının yarından itibaren oradaki bilgiler doğrultusunda temas edebileceğimiz bir şeyler var mı?
C: Tamam abi. Birde bir şey soracağım.
Y: Söyle.
C: Bütün bunları nereden biliyorsun abi?
Y: Sen beni o ofiste oturup gazetemi okuyorum zannediyorsun Cem?
C: Yok abi.
Y: Saat kaç?
A: Abi 20:45
Y: Eyvah!
C: Abi hayırdır?
Y: Saat 21:00 da bir yerde olmam lazım. Altan dediğim mekanı aradın mı?
A: Yok abi.
Y: Lan sen denyo musun? Ne dedim ben sana ara kapatsınlar demedim mi?
A: Abi unttum. Hemen arıyorum.
Y: Cem arabayı hazırlasınlar.
C: Kim gelsin yanında abi?
Y: Tek çıkacağım.
C: Abi tek gezmesen?
Y: Bir şey olmaz. Hazırlasınlar arabayı.
A: Abi mekanı aradım.
Y: Tamam kapattılar değil mi?
A: Hayır abi.
Y: Nasıl hayır lan?
A: Abi mekanın sahibinin kızı bu gece gelecekmiş Yusuf Bey’e saygımız sonsuz ama sahibine ne diyeceğiz, kendisi arayıp söyleyebilir mi sahibine dediler. Biz ne yapalım ? yerle bir edeyimmi gidip mekanı?
Y: Ulan sana da hareket lazım. Yok tamam hallederim ben, çıkıyorum.
A: Bi bende gelseydim şimdi tek başına…
Y: Oğlum ne olacak?
A: Abi sen şimdi neden kapatmadınız falan dersin çatışma çıkar, bir şey olur.
Y: Lan delirtme beni.
C: Abi araba hazır.
Y: Gece geç gelebilirim.
… Şimdi oraya en kestirme nereden gideriz, lan geçte kaldık ya. Ne oluyor lan ? kaldıysak kaldık ne bu telaş… telefon nerede? Mesaj gelmiş kim bu? Hee Zeynep’in telefon numarasını göndermiş Özgür. Bakalım neden bize ulaşmak istemiş… ee! Gizli numaradan çağrı kabul etmiyor, numaramızı mı görecek şimdi? Başka çare yok.
Y: Alo!
Zeynep: Buyuru, kimi aradınız.
Y: Yusuf ben.
Z: Sesten tanımam lazımdı. Nasılsın?
Y: Şükür.
Z: … Sağol bende iyiyim.
Y: Beni aramışsın. Buyur dinliyorum.
Z: Teşekkür etmek istedim sadece.
Y: Neden?
Z: Neden olduğunu gayet iyi biliyorsun.
Y: Anlamadım ben.
Z: İki, üç gün önce babamı öldürmekle tehdit eden adam gelip senin adını verdi, babamın ellerini ayaklarını öptü, bundan sonra babamsın dedi, borcu sıfırladı gitti.
Y: Sevindim senin adına.
Z: Babam seni eskiden de her ne kadar tanımasa teşekkür etti.
Y: Tanımak istemedi ki.
Z: Duymadım?
Y: Bir şey demedim.
Z: Hayır dedin.
Y: Baban diyorum beni ne zaman tanımak istedi ki eskiden.
Z: Neden böyle bir şey dedin şimdi.
Y: Aslında babanın suçu yok. Benim varlığımdan bile haberdar değildi ki adam. Karşısına çıkıp benim Yusuf diye bir sevgilim var evlenmeyi düşünüyoruz diyecek bir kızı yoktu ki.
Z: Yusuf!
Y: Ama sende haklısın, o zaman babanın işleri iyi, para kazanıyorsunuz, zenginsiniz. Sandın ki bu devran hep böyle gider. He bu haline sevinmiyorum, sadece merak ediyorum.
Z: Neyi?
Y: Bu dünyada paran olsun yada olmasın her şeyi halledebilir misin, halledemez misin kavramını anlayıp anlamadığını.
Z: Anlamadım.
Y: Hiç şaşırmadım.
Z: Ne diyorsun ciddiyim anlamıyorum.
Y: Bak gülüm, mevzu para pul mevzusu değil baban bu gün milyarder de olsa halledemezdi o mevzuyu. Kafasına sıkar atarlardı bir köşeye, yada alırlardı o parayı sizden. Ben çok zenginim diye mi halledebildim zannediyorsun. Hayır. Bende farklı bir şey var, sizde olmayan.
Z: Nedir o?
Y: Bendeki yürek hiç birinizde yok! Hem de hiçbirinizde!
Z: Şöyle ufak çaplı bir baktım zaten hayatına, nereden geliyor bu kuvvet.
Y: Benim bir yerde toplantıya girmem lazım ve gelmiş bulunmaktayım.
Z: Kapat diyorsun yani.
Y: Aynen.
Z: Bu saatte ne toplantısı.
Y: Haydaaaaa.
Z: Ne hayda.
Y: Zeynep iyi geceler.
Z: Dur! Yüz yüze konuşmak istiyorum seninle.
Y: Sende yüz var mıydı?
Z: Böyle olmayacak, yarın işyerine geleceğim.
Y: Bu ne demek şimdi ne işi ne ye…. Alo, aloooo. Lan sen kimsin yüzüme telefon kapatıyorsun.
… Dur şimdi tam yemek üstü sinirim hoplamasın hallederim sonra.
Güvenlik: Efendim hoş geldiniz.
Y: Eyvallah. İçeri giriyorum buranın sorumlusu kimse yanıma gelsin hemen.
G: İsim nedir efendim.
Y: Nüfus memuru musun aslanım sen? Sen beni göster gelsin hemen.
G: Efendim isminizi söylemezseniz mümkün değil.
Y: Seni burada yere yatırırım, vücuduna simetrik olarak mermi ile ismimi yazarım eğer beş dakika içinde sorumlusu masama gelmezse.
… Nerede şimdi bu kız? En orta masaya da oturmuştur inadına.
Ebru: Hey! Buradayım.
Y: Tamam bağırma herkes bize bakıyor.
E: Hoş geldin.
Y: Sağ ol.
E: Masayı beğenmediysen değiştirelim hemen?
Y: Yok, yok iyi böyle.
E: Peki… Ee nasıl bir yer? Beğendin mi?
Y: Güzel gibi ama işletmesi biraz…
E: Ne biraz?
Y: Ne bileyim ben çok anlamam.
E: Burayı babamlar yeni açtı, eniştemin restoranları var birkaç yerde. Babamın da kanına girdi burayı açtırdı.
Y: Sizin yani burası?
E: Evet.
Y: Eyvah, eyvah.
E: Ne?
Y: Bir şey yok.
Müdür: Buyurun beni çağırtmışsınız.
Y: Ee..
E: Hayırdır müdür bey.
M: Beyefendi beni çağırtmış Ebru hanım.
Y: Mükemmel bir mekan açmışsınız tebrik edecektim.
M: Teşekkürler.
E: Tamam siz gidin Yusuf bey benim misafirim.
M: Yusuf Yılmazçelik?
Y: Evet.
M: efendim en baştan söylesenize, sizinkiler bizi aradı maruzatımızı bildirdik. İnşallah kızmazsınız.
E: Ne maruzatı?
Y: Aslanım sen işine bak, yürü hadi. Kafam şişti ya.
E: Ne oluyor anlamadım ben.
Y: Yok bir şey, hayırlı olsun güzel mekan.
E: Yemeği söyle de başlayalım artık.
Y: Tavuğu güzel mi buranın?
E: Dene gör, hatta beraber deneyelim…
…20 dakika sonra…
E: Öyle işte okulu bitirince kendim yer açacaktım önce, sonra dedim yurt dışına gideyim. Gittim geldim şansa senin orada işe başladım. Burası da yeni açıldı falan.
Y: Anladım.
E: Bir şey sorabilir miyim?
Y: Tabii.
E: Kimsin sen?
Y: Nasıl?
E: Yani bu yaşta nereden geliyor bu kuvvet?
Y: Ha ha ha!
E: Komik mi?
Y: Hayır sadece bu gün bu soruyu 2.duyuşum.
E: Demek tek merak eden ben değilim.
Y: Nereden çıkartıyorsun kuvvetli olduğumu?
E: İnternete kendi adını yazmadın sanırım hiç.
Y: Yok. Ne çıkıyor yazınca?
E: Ne bileyim, işe yaptığınız inşaatlar, otomotiv sektörü, şehit ailelerine yaptığın milyon dolarlık yardımlar, dev inşaat şirketlerinin yaptığı işe bir günde ortaya çıkıp ortak olmalar falan.
Y: E iş adamıyım ben.
E: Restoranı olan enişteme de sordum seni, o da sizin dünyanızdandır.
Y: Bizim dünyamız?
E: E mafya değil misin sen?
Y: Hayatında kaç mafya ile yemek yedinde biliyorsun?
E: Hımm. Anlaşılan bu unvanı sevmiyorsun.
Y: Ben öyle değilim.
E: Enişteme sordum, çok sağlam , tehlikeli adamdır dedi.
Y: Başka bir şey dedi mi.
E: Sakın bulaşma sülalemizi kazırlar dedi.
Y: Kaç kişinin sülalesini kazırken görmüş beni.
E: Bilmem. Ama eniştemi adın bile korkuttu, ki zengin güçlü bir adamdır.
Y: Paranın ecele faydası olmaz, istediğin kadar zengin ol.
E: Birde internette bir haberini okudum senin, para pul umurunda değil sanki, öyle davranıyorsun.
Y: Sevmem parayı.
E: Neden?
Y: Parayla sahip olabileceğim her şeyi zamanında kaybettim ben. Bu saatten sonra alsam ne olur? Bak cümle ne güzel değil mi? Alsam ne olur? Param var alıyorum! E para olmayınca? Alamayacaksın! Bana böyle şeyler lazım değil.
E: Nasıl yaptın peki?
Y: Neyi?
E: Yanındaki adamlar, şirketler, evler…
Y: Bir şeyim yok benim.
E: Nasıl yok ya? Şu bindiğin araba bile 300.000 $.
Y: Aramızdaki fark bu işte.
E: Nedir?
Y: Ben fiyatını bilmem. O yüzden 300 liralıkta olsa binerim. Bilmem çünkü neyi vardır ne kadardır.
E: Neden hayatı hiç ciddi düşünmüyorsun o halde?
Y: Kaybedecek bir şeyim yok. Kaybedeceği olan düşünsün!
E: Hiç mi kaybedecek bir şeyin yok?
Y: Yok! Ailem var sadece ama ben zaten onlar için kendimi kaybetmişim.
E: Yanındaki adamlar?
Y: Benim kalkmam lazım. Yemek için teşekkür ederim.
E: Neden birden bire kalkıyorsun?
Y: Yoo zaten kalkacaktım. İşim var.
E: Peki Mafya olan sensin. Sen ne dersen o. Ehe ehe.
Y: Bana bir daha bu yakıştırmayı yapma.
E: Peki baba!
Y: Erkek olsan!
E: Döversin değil mi ?
Y: Yok!
E: E tabi mafyaların farklı taktikleri var doğru.
Y: Sana bir şey diyeyim mi?
E: De.
Y: Bence eniştenin uyarısını kulak arkası etme.
E: Nasıl yani
Y: Ne demişti enişten sana?
E: Ne demişti?
Y: Unuttuysan bir daha sorarsın. Tekrar teşekkürler. İyi geceler.
… Lan akşam akşam sinirim tepeme çıktı yine… şu müdür denen herif nerede?
Y: Arabam nerede benim?
Görevli: hemen geliyor abi.
Y: Müdüre söyleyin hemen buraya gelsin.
G: Peki abi.
G: Abi buyurun arabanız.
Müdür: Beni çağırtmışsınız.
Y: Şimdi gidiyorum ve sakın aramızda geçen konuşmaları içerdeki kıza söyleme diyorum. Bizim elemanların aradığını falanda söyleme. Anladın?
M: Peki efendim.
Y: Tek bir kelimesini duyarsam, buraya gelir o fırça gibi bıyıklarının üstünde bulunduğu dudağını ellerimle açar ağzına mermi doldururum.
M:???
Y: Buraya kadar anladın mı?
M: Peki efendim.
Y: Eyvallah…
Görevli: Müdür bey. Kim bu adam?
M: Aman oğlum yerin kulağı vardır, sakın adını bile anma, yoksa yarın bizim gömecekleri bir bedenimizi bile bırakmazlar.
G: Peki müdür bey.