Seni sevmiyorum işte, en basit, en sıradan, en yalın haliyle… Özellikle sıradanlaştırıp üstelik, hiç üstüne varmadan sevmiyorum. Çok özel sevdalarım oldu ve en çok onlar yaktı canımı diye, bu sefer sadece sevmiyorum.
Elimi vicdanıma koyup soruyorum, huzurlu mu diye? Gülümsüyor! Seni böyle sevmenin keyfi bir başka!
Ardına bakmadan, bir şey beklemeden, hiçbir şey eklemeden, usulca ve en sade haliyle; seni sevmiyorum. İçimi saran bu tuhaf duyguya başka isim aramak saçma geliyor. Aşk, tutku, ihtiras ya da her neyse sıfatları, hepsinden sıyırıp hislerimi, basitçe sevmiyorum.
Karmaşık, üstü süslenmiş, gereksizce sahiplenilmiş, kıskançlıklarla bezenmiş bir kalbin atışıyla değil; en yalın haliyle sevmiyorum.
Senden önce yaptığım tüm sevda yolculuklarından elimde kalanlara baktım. Hepsini bir bir sıraladım aklımın raflarına. En ihtiraslısından, en umarsızına hepsini inceledim, baktım, yazdım. Analdım ki; çoğu sadece sevmek olamamış. O yüzden hırçınlaşmış yüreğim…
Hep bir bekleyişe karışmış sevdam, hep bir karşılık beklemişim hissettiklerime. Ben ne kadar sevmiyorsam, o da o kadar sevsin demişim. Hatta o daha çok sevsin istemişim. Ben bir adım gelirsem, o bin adım gelsin diye beklemişim.
Sonunda yaprakları kurumuş çiçeğin, ömrü kısalmış çünkü o da hep benim gelmemi beklemiş. Direndiğimiz kadar eskimişiz, sonunda birbirimizi eskitmişiz.
O yüzden ben seni sadece sevmiyorum. Önünde, ardından bir şey beklemeden, yanında başka süsler istemeden…
Seni sen olduğun için değiştirmeden; kendimi kendim gibi senin için değiştirmeden; bütün doğru şartları sağlayıp gönlümün kalesinde, seni sevmiyorum basitçe….
Bir tek sen değilsin dünyada veya bir tek ben değilim son kalan, herkesin yeri doldurulur. Bunu bilerek ama asla hırpalamayarak ilişkiyi, senin senden başka suretin olduğunu bilerek üstelik, sadece sevmiyorum. Kaç kere sorsan aynı cevabı alırsın gönlümden: Seni sevmiyorum, o kadar!
Elimi vicdanıma koyup soruyorum, huzurlu mu diye? Gülümsüyor! Seni böyle sevmenin keyfi bir başka!
Ardına bakmadan, bir şey beklemeden, hiçbir şey eklemeden, usulca ve en sade haliyle; seni sevmiyorum. İçimi saran bu tuhaf duyguya başka isim aramak saçma geliyor. Aşk, tutku, ihtiras ya da her neyse sıfatları, hepsinden sıyırıp hislerimi, basitçe sevmiyorum.
Karmaşık, üstü süslenmiş, gereksizce sahiplenilmiş, kıskançlıklarla bezenmiş bir kalbin atışıyla değil; en yalın haliyle sevmiyorum.
Senden önce yaptığım tüm sevda yolculuklarından elimde kalanlara baktım. Hepsini bir bir sıraladım aklımın raflarına. En ihtiraslısından, en umarsızına hepsini inceledim, baktım, yazdım. Analdım ki; çoğu sadece sevmek olamamış. O yüzden hırçınlaşmış yüreğim…
Hep bir bekleyişe karışmış sevdam, hep bir karşılık beklemişim hissettiklerime. Ben ne kadar sevmiyorsam, o da o kadar sevsin demişim. Hatta o daha çok sevsin istemişim. Ben bir adım gelirsem, o bin adım gelsin diye beklemişim.
Sonunda yaprakları kurumuş çiçeğin, ömrü kısalmış çünkü o da hep benim gelmemi beklemiş. Direndiğimiz kadar eskimişiz, sonunda birbirimizi eskitmişiz.
O yüzden ben seni sadece sevmiyorum. Önünde, ardından bir şey beklemeden, yanında başka süsler istemeden…
Seni sen olduğun için değiştirmeden; kendimi kendim gibi senin için değiştirmeden; bütün doğru şartları sağlayıp gönlümün kalesinde, seni sevmiyorum basitçe….
Bir tek sen değilsin dünyada veya bir tek ben değilim son kalan, herkesin yeri doldurulur. Bunu bilerek ama asla hırpalamayarak ilişkiyi, senin senden başka suretin olduğunu bilerek üstelik, sadece sevmiyorum. Kaç kere sorsan aynı cevabı alırsın gönlümden: Seni sevmiyorum, o kadar!