Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
.... Susuyorum .... Her yeni (s)usuşta sana bir adım daha geliyorum
Her (s)usuşta birisi sıkıyor boğazımı
Her (s)usuşta bir kere daha ölüyorum
...Umuyorum... Bütün düşlerimi bir bulutun peşine taktım
Uçurtmasına sevinen çocuk masumluğunda
Umutlarımın ardından bakıyorum
....Ağlıyorum.... Kimseler görmedi belki
Hani bilirsin herkes güçlü sanar ya beni
Yastığıma sor sadece o duydu inleyişlerimi bildi ....Gidiyorum....
(S)ustuğum o günden beri
Bulutlara bağladığım umutlarımı
Ağlayarak seyretmeye gidiyorum
Dil bunları söylerken yürek ağlıyor
Bulutlarımı (s)u(s)turmaya gidiyorum
Bu bir ayrılık olamayacak biliyorum
Çünkü içimde (s)ana rağmen (s)enide götürüyorum
Vefa var, sadakat gerçek ve aşk müspet sanırdım
Kapılarımı her çalana açardım da, her kapıyı utanmadan ben çalardım.
Tek başıma kaldım bu koca denizde, tek kürekli bir sandalda.
İşte bir zamanlar ben böyleydim.
Büyüdüm, öğrendim. Böyle değilmiş.
Bilseydim büyümezdim, çünkü büyümesem bilmezdim.
* * *
Aşk denen şeyin nasıl yok olduğunu gördüm.
Namusun yok olduğunu, vefanın hiç olduğunu, ihanetin p**** olduğunu bildim.
Bilseydim büyümezdim, çünkü büyümesem bilmezdim.
Çünkü ben küçükken hiç ihanet denizinde yüzmezdim.
Bilseydim büyümezdim, çünkü büyümesem oralarda gezmezdim.
* * *
Dost denenin cellat olduğunu, güneşin mum ışığında solduğunu gördüm.
Elinde kalbi, cebinde namusu, aklında sus pusu gördüm.
Aşkını paraya tahvil edenleri, onurunu mezara gömenleri gördüm.
Keşke görmez olaydım, çocuk kalaydım.
Bilseydim büyümezdim, çünkü büyümesem bilmezdim.
* * * Beni nasıl kandırdıklarını gördüm, beni nasıl inandırdıklarını.
Sadece gerçek benimmiş, en iyi onu gördüm.
Göze kalem çeken acılar, akla zincir vuran yaralar gördüm
Varlığını satan yoksullar, yokluğunu satan zenginler gördüm
Keşke görmeseydim.
Bilseydim büyümezdim, çünkü büyümesem görmezdim.
* * *
Sabır emlakçılarını, ihanet şakşakçılarını gördüm.
Arkadaşını sevenlerden daha makbul, sevgisini satanları gördüm.
‘Bizler’ ve ‘sizler’ diye bizi bölenlerin aslında ‘onlar’ olduklarını gördüm.
Şikayete hakkım yok, sustum, tam ortasında durdum
Yaşamak haram oldu, nefes alırken öldüm.
Terk etti odamı yar güneş ve renkler.
Senden sefaya hasretim, cefalar yeter!
Bir lokma ekmek değil, su değil and isteğim...
Bir seda ver, bir fer ol, bir gel yeter!
İsli, sisli, pis, puslu bir odada seni beklemek(?) Yüreğimden kan sızıyor, yardım et !
Döneceğine inandırarak gitmiştin.
Ben vedaların vuslata gebe olmadığını ispatlamaya çalışırken, galip gelmiştin düşünceme...
Ahh, ne erinçti bu yüreğime.İş bölümü yapmıştık.
Sen gidecektin, ben seni bekleyecektim, sen gelecektin, ben seni sevecektim... Geçti...
Ne kadar zaman oldu bilmiyorum.
Lakin; aklım başımdan, söz dilimden, ferim gözlerimden, kokun tenimden geçti.
Tahta kuraları çerçeveleri yedi bitirdi, hayalin de beni.
Parmak uçlarında yüreğimin, nazlı sevdanla bekledim.
Takvimlerden kışın eksileceğini haber ederken güzden kalma hüzünler, ne kadar kara varsa sildim.
İlmek ilmek umut işledim seni beklerken. Ben vedaların vuslata gebe olmadığını ispatlamaya çalışırken, galip gelmiştin düşünceme.
Geçti...
Bir çiçekli bahar,
Bir sıcak yaz,
Bir serin hazan...
Sırada ne var ?
Ben vedaların vuslata gebe olmadığını ispatlamaya çalışırken, sen yenildin düşünceme. Hiç bir doğru beni bu kadar acıtmadı...
Geldin
sandım!
Ki geldin de...
Yüreğinin en kuytu köşesinde aşk diye bir şey vardı.
Bulamıyorum şimdilerde.
Paslı bir yalnızlıktı avuçlarımda...
Ardımda bir yürek yükü rüzgar...
Ne zaman sevmeye koyulsam,doğrulup çoğaldı ayrılıklar...
Seni sildiğimde, anılar defterinden,biliyordum söküp attığımı hayatımın yarısını...
Körlüğümü Kör Eden Gece! Ne Düşerki Payıma Zifir Sessizliğinde?
Yâr yardı yüreğimi, ben; sen kanadım... Ne Leyla'ya Mecnun kalabildim senin varlığında, nede kendimi atabilecek bir kuyu bulabildim yokluğunda... Ben ne dağlar delecek kadar aşıktım, nede uğruna ölünecek kadar maşuk... Kalbimin çöllerini aşamasada Mecnun,gözlerimin kuytularında boğulsada aşk ve yalan kadar sadık olamasamda yalan hayata, ben; sen kadar zifir yazgımla bir sana sadık kalabildim bu hayatta birde ölüme... Züleyha'lığa Mecnun Firavunlar "gayri sadık" damgası vurup kendi hayatımın gözlerinden düşürürken beni; ben senin gözlerinde ne çok büyüdüğümün bilincinde değildim elbet... Ebedi aşksızlığa müebbet kararı vurulsada tek celsede boynuma,ben; kendi hükmümü kendim yazdım alnıma... Yusuf'un gözleriyle dirilmek adına, atıp kendimi kör kuyulara, müebbet suskunluğu urgan yaptım boynuma... Uzak kentlerin baykuş çığlıklarına gizledim sessizliğimi... Sen, karanlığını yakan zılgıtlarıma aldırış bile etmezken kör kuyularda körelen susuşlarım sadece kendi gözlerimde yankı buldu... Sen, seninle körelttiğim gözlerime martı leşleri sundun, günaydınları hiç olmayan sabahlarımı aydınlatmak adına... Üstelik yâr dedin ölü kuşlarını astığın yalancı sabahlara... Koynunda yediverenler yeşertmek adına beni martı leşlerine terkettin ve gittin... Ben yarsız kaldım... Yani yarasız... Yani sensiz...
Şimdilerde bana bıraktığın yalancı yarlara yalan yaralar kanatıyorum... Düş yiyen gözlerimi martı leşlerine çevirip: "Bak yar!" diyorum... "Bak yar!" Yıldız yıldız söktüm sen yazılı göğümün alfabesini... Kör sitemler batırdım adını aydınlatan tümcelerime... Gün yüzü görmeyen yüzüme yar yüzünü haram kıldım... Kendime açılan kapıları sensizliğe kapadım... Ve gözlerimin sensizliğe mühürlü kapılarını ceset kokulu yarınlarla açtım... Baykuşları barındırdığım gözlerim o kadar kördü ki; geceyi utandırdı siyahı... Şimdi... Şimdi gözlerim bana kalsın yâr bütün körlüğüyle...! Sen, gözlerimin bahçelerinde, baykuşları besle gözlerinle... Al... Sana gece getirdim ceplerimde... İhanet kadar karanlık... Ölüm kadar kusursuz... Süs diye tak gözlerine...
Bak! Yokluğunla büyüttüm ben bu zifiri yalnızlığı... Avuçlarımın arasında kalan senle geceyi kararttım... Gün doğumları hiç olmayan bir kentte, her akşam gün batımıyla tükenen zamanla avuttum yokluğunu... Hıçkırıklarını boğdum ölümün, karşı yakası hiç olmayan denizlerde... Yalnızca Azrail'i büyüttüm çocuksu düşlerimde... Sen bütün sağırlığınla duymazken beni; gözlerimde yankı bulan suskunluğumu Yusuf duydu sadece... Oysa ben ne Yusuf kadar aşktım, ne Züleyha kadar aşık... Yakup kadar kördüm sadece... Bu yüzden bir tek gece kaldı ömrü delik ceplerimde... Öyle bir gece ki; yıldızları adınla söndürüp, düşürdüm solgun günceme... Ayı gözlerinde boğdum... Ve gelen güneş Yusuf'unu armağan etti Yakub'a, senin gözlerinde... Ama sen; Yakub'u kör ettin Yusuf yüzlü gidişinle...
Gittin! Beli bükük bıraktın zamanı... Akrep ölümü vurdu... Yaktığın bu yangında İbrahim olamadım ben... Yanmayı seçtim yangına... Önce kalbimin mabedindeki yüzün kadar masum, yüzün kadar hüzün yüzlü putları kırdım... Bu cinayeti ben işledim... Bu cesetler benim... Boynuma urgan yaptım baltasını aşkın... Ben o büyük putu oynadım putlaşmış insanların dünyasında... İbrahimi cesetler biriktirdim kalbimin kuytularında... Ve gidişinle körelttim suçlarını zamanın... Adın damladı Kabil'in katil gözlerinden damlayan, pişmanlık yüklü kanla aşka... Habil kadar maktül,Kabil kadar katil olsamda ilk sahnesini hep kaçırdığım bu hayat tiyatrosunda ve yaşamımda kibritçi kız hikayesinin kahramanlığına terkedilip hayatın kaldırım köşesi ıssızlığında unutulsada ruhum, ve inadına ölümümde uyuyan güzel uykuları çok görülsede bana; ben Habil yüzlü masallar biriktirdim yokluğunda...
Yusuf koydum herkesin adını. Ama görmedim hiç kimsede Yusuf'un aslını. Kimdi Yusuf? 'Yusuf bir ayna mıdır acaba? 'güleçlik ekledim düşlere. Düş kurdum. Düştüm ve düşdüm. Yusuf ekledim düşmelerime rüzgârlar peşi sıra. Erik ağaçlarının çiçeklerini görebilmek kadar güzeldi Yusuf'u bilmek.
Zordu Yusuf'luk. Züleyha'lıksa delilik.
Ve Züleyha, zor olana seçilmiş Züleyha.
Senin yazgın da Yusuf yazgısının güzelliğine denk.
Yani seçilmişliğe eş.
Ama seçilmişti. Seçmişti Yusuf. İçindeki aslı seçmiş. Asl/a seçilmişti Yusuf.
"Derinlikti Yusuf 'u güzel kılan"
Ve derinlik kör bir kuyu; yazgıya götüren. Kuyuda sabrı. Karanlıkta aslı gösteren ve bildiren.
Yusuf bahane.
Aynaya baktı Züleyha ve dedi; buldum seni Yusuf.
Meğer buradaymışsın; yanımda.
Meğer ordaymışsın; karşımda.
Meğer içimdeymişsin; dışımda.
Meğer görünüşümde, görünmede, görünmeyende.
Hepsinde ve hiçbirinde.
"Aradığı ne sevgili, ne efendi ne sultan."
Ve neydi böyle çılgınca, safça, imkânsızca gönlüme dolan.
Ya da imkansız sanılmaların yanılgısında,
Beni ben'e, Yusuf'u Yusuf'a hapseden.
Bulmalıydı. Yollar boşa değildi.
Yolcu boşa değildi.
Oysa biz "korkarız kaybolmaktan çokluk içinde." Ve çoktu sorular azlık içinde.
"Kaç yıl geçirdi Şivekâr arayış içinde?" Neyi aradık aslı mı, asıl olan'ı mı?
Gizlenmemiş miydi güzelliklerde, sevmelerde, sevilmelerde?
Neydi aranan? Neydi aranan her şeye ad olan? Yusuf. Seçilmiş Yusuf. Seçmiş Yusuf. Sen bir isimdin hepsine. Güzel değildi yüreğimiz senin yazgın kadar. Ve değil miydi herkesin yalan yazgısı seni bulana kadar?
Uğruna yorulmalar güzel. Dikenli yollardan geçmeler güzel. Dikenlere katlanmalar güzel Yusuf. Ah Yusuf. Ben ve biz. Sana gelemeyişler, asıl kapıyı açamayışlar içinde birikmişliğimde ve birikmişliğimizde; boğulmaktayım, boğulmaktayız.
Kuş olmayı istemek. Ya da uçabilmek. Sen Yusuf. Sen. Sen Yusuf sen. Ama hiçbiri sende değil. Sen onlarsın; ama onlar senden de öte Yusuf.
"Ama bilgelik güdümüyle Yusuf'a bakarsanız
Sırların güzelliğini görürdünüz. Güzelliğin sırlarıyla sarmaş dolaş"
Sır. Çözülmüş mü? Düğüm. İçine insanın düşürülmüş mü? Ötesi sır. Ve görülmeyen bir sırra inanmak tehlike. Cesaret. Yalnızlık. Güzel Yusuf. Sır Yusuf. Güzel olan her şey bela.
"Güzel; ama bir pürüz var
Güzel; ama başıma kim bilir ne bela açar
Güzel; ama daha temiz olabilirdi"
Yolun üstünde engerek. Yolun üstünde ne olması gerek? Ya da yolun üstünde ne olması gerek en/gerek? Yolun sonu sen. Yolun sen'i son. Yusuf; güzeli seçmiş; güzele seçilmiş Yusuf. Güzeldi yüreğin; çünkü yüreğini verende güzel. Ötesi güzellerin. Sen; ayna Yusuf. ve ben; kör. Ne kalır sana diyebilecek en güzel söz?
"Yönelmek, yöneltmek, yönlendirmek
Sevgilim! Sevgilim! Sevgilim!
Başka ne söylenebilirdi?" Sevgili sen. En sevgiliye gitmek için geçtim senden...
Cümlelerim kelimelerime düşman...
Kelimeler artık kabul etmiyor hecelerimi…
Harflerim hecelerime hasret…
Yapma sevdiğim, virgülümü alıp da benden, nokta’nı koyma yüreğime!!!
‘Cefadır bu bana’ dediğimde “aşk”ı sakladın ben’den. Saklı kaldı yitikliğim o cefaların en iç’inde… İmlası bozuk bir “sevda” ile mi uğraşmakta bu yürek?…
Susuzluğum susamışlığıma “su” oldu, yine yetişemedin “sus”uşlarıma… Sustun… ve ahir’i geldi zamansızlığın…
Aşk’ın cüssesi kadar benim bu yitikliğim…
Adı konmamış bir “yer”deyim şimdi…
Sen susuyorsun…
ve ben düşüyorum hakkettiğim(!) o dipsiz kuyulara..
Yusuf’luğun yaraşamadı Sevdiğim, Züleyha’lığıma…
Bırakalım artık hicran'a asılı kalmış vuslat'ımızı!
Yaşanmış onca geçmiş
Mutluluğumuz...
Duyduğumuzda inanamadığımız
Olamaz dediğimiz….
....ama işte şimdi yüz yüzeyiz aynı gerçekle.
Bizde ayrıyız…
Neden diye soruyor eş,dost
Hiç diyorum sadece ve sonra ekliyorum
Kader...
Önceki gün sanada sormuşlar.
Yeşilin en koyu karası
Buluta bezenmiş gözlerin
Donup kalmış gülümsemelerin
Hiç demişsin ve sonra kaçırıp bakışlarını
Fısıldamışsın..
Kader....
Saatler geri alındı ya malum
Karanlık erken iniyor sokaklara
Oyun koptu işte masada
Koşar adım evlerine gitti oyuncular
Bir ben kaldım
Birde kahveci Mayk.
Onunki ekmek davası ama ben...
Ben neden buradayım.
Geçmiyor değil aklımdan
Haber vermeden ansızın..Çalsam kapını
Ben geldim desem…
Bir düşün şimdi..Tamda şimdi
Kaç seve gen,korkak yürek aynı şeyleri düşünür
Kaç yaşlanmış,ıslak gözlerde dünler canlanır
Gün batımı gidişlerin ardından
Tan ağarması gelişler beklenir...
Bu kaçıncı gün
Bu kaçıncı günü akşam edişim
Ben neredeyim..Burası neresi?
Ben buraların adamı değilim...
Korkak değilim
Daha beteri ödleğim...
Gün batımında yalnızım
Yan masada koyulaştı sohbet
Eller kenetlendi
Gözler davetkar
Seni arıyorum .Sen yine bana:
İçtin mi yine diyorsun..Kahroluyorum...
Bilmiyor değilim ilk kadehten sonra
Korkaklığımı atıyorum üzerimden....
.... ama şimdi yanıldın.
Rakımı garson doldurdu
Elimi bile sürmedim ....Hesabı ödeyip çıkıyorum
Arabadayım müzik kapalı..
Seni arıyorum...Gelme diyorsun...
Sağ şeritteyim.Delice fikirler geliyor aklıma
Korkağım,ödleğim ama:deli değilim
Başka dünya yok…
Döndüm gün batımına
Mevsimin son yakamozları seyrediyorum
Üç masada beş kişiyiz
Piyanist orta yaşlı
Bir kadeh rakı gönderiyorum.
‘’Kadın bir gül,aşk bir mevsim...
Tez geçer kanmaya gelmez
Unut,unuttuğun yerde
Adını anmaya değmez’’
Gececiler gelmeye başladı birer ikişer
Biliyorum az daha kalsam kopacak film….
….ama direniyorum…
Bir defa olsun
Bir alo de
Özledim de
Seviyorum de...Sen kahrolmayası..Bir defacık olsun..
Gel de…
Biliyorum bana kızgınsın.
Kızma ne olur..Bilirsin..
Sen öksürdüğünde ben hasta olurum
Senin gözünden yaş aksa
Benim gözlerim kanar
Şimdi sen,yemin ederim
Odanın ışıkları sönük
Perdeyi aralamış
Beni bekliyorsundur
İşte çıkıyorum yola
Kapıyı arala
Geliyorum......
Sen benim Küçük masaLım
Sen benim .. Büyük sevdam
SEn benim herşeyimsin ...
SEN benim Ömrümsün ...
...
Küçük bir masaLdı .. BirLikte yaşadığımız
Masaldı ve her masaLın bir sonu vardır ya ..
Bizimde sonumuz AYRILIK oLdu ...
Ve şimdi hiç bir anLamı yOk bu masaLın ..
Biz BİTTİK masaL Bitti ..
Kimi zaman MutLu olduk .. güldük ..
Kimi zaman beraber ağLadık .. üzüLdük ...
SeninLe zaman su gibi akıp geçti ..
Hiç farketmedim saatleri .. günleri .. ayları ..
YokLuğunda ise .. Zaman geçmek bilmiyor sevdiğim .
Zaman Durdu ... günLer ay gibi ..aylar mevsim gibi ..
Geç kalıyorum zamana .. YokLuğun sardı dört yanımı ..
Sen yOksun yaşadığım SAATin hiç bir anLamı yOk ..
herhangi bir saatin sonunda Sana kavuşmadıkça
anlamı yok zamanın ..
...
Resimlere bakıp ah çekiyorum içimden ..
Bizmiydik o gülen yüzler ..
Bizmiydik hiç ayrımayacak gibi bakan birbirimize...
Ne güzeL günlerdi yar .. ÖzLemiyorum desem ..
Hatıralar rahat bırakır mı ? Bırakmaz ..
Ama içimdeki sesLeri duyan yOk ya .. Neye yarar ..
Seni haLa Çok seviyor oLmam neye yarar ki ..
Sen değerini biLmedikçe ..
Yüreğimde sevgini taşıyor oLmam neye yarar
senin için bir anLamı oLmadıkça ...
Sen sana olan sevdamı Bilmedikçe neye yarar
benim yüreğimdeki kıvıLcım ..
Neye yarar yar ...
Bu şiirLeri Sen okumadıkça Ne anlamı olur ?
Sen Olmayınca iStanbuLun ne anLamı Olur ?
Bizim şarkımızın ne anLamı var senLe dinLemeyince ..
Benim yaşamamın ne anLamı var sen yanımda oLmayınca ?
Sensiz bu Ömrü İstemiyorum ben ..
Sen benim Ömrümsün ...