Sen Hiç Öldünmü İstanbul

Konu sahibi son olarak 1537 gün önce görüldü
Sen Hiç Öldünmü İstanbul
Sen Hiç Öldünmü İstanbul..



Seyreylersin bensiz sevdaları İstanbul
Gözlerin kör olsun
Öpüşürken dalgaların ne yanar yakamoz dudaklarında
Erguvan sesin ipil ipil dökülmez mi?
Bak kurt kapanından yeni çıktık gözlerim kan çanağı
Yüzündeki kızıl maskelerde soluyor
Yalnızlık mıdır sence beni böyle gece gece söyleten?
Biz seninle saklambaç bile oynamadık
Ne diye saklarsın kendini İstanbul! ?

Çivisi eksik kırık tabut gibi duruyor zaman
Mezarların hüzünlü yüzüne bakıyor birde
Topraktan alınan tenlerin çalınmışeksiltilmiş sevinçleri asılıyor bir bir
Bir ağaç gülse yanı başında
Eğse dallarını selamlayıp
Hangi yolcu beklerki bu yola koyulmayı?
Bilemezsin İstanbul!

Güneş voltalıyor gökyüzünün havalandırmasında
Elinde yarım kalmış bir yıldız
Bulut korkuyor sanki kirpiklerinde ürperen ayaz
Sevilmeyen bir sağnak bu hiç bir kucak açılmıyor ıslanmaktan yana
Gitmekle karışık bir gelmenin sonu ortasında bilinmezlik konuşuyor
Ağlıyor bulut korkunun girdabına sarılmış
Ağlıyor yıldız yarım kalmış yarısı bulunmamış
Gelmeler bakıyor uzak yolların bir ucundan
Bir ucundan gitmeler bekliyor hala...
Hangisini büyütmeli İstanbul?

Diş izlerinin bıraktığı yaraları taşıyor düşlerimiz
Kanadıkça acıyan dudakların mı İstanbul?
İnleyerek uykuya dalmalar her gece aynı senfoni
Ki yatak yorgan ne soğuk bilirsin.
Üzerini örter mi sandın yıldızlar gökten tek tek kaçıp?
Düşlerindir seni ısıtan resmi bile kalmamış
Göremedigin sevgilidir yanan kül olan
Nerede bir ceylan görse ressam sevdası düşer aklına
Ve nerede görse ozan yüregi kırık eksik bir şiir
Atar kendini sayfaların kayalıklarından aşağıya...
Senin uçurum var mı İstanbul?

Etinde açıyordu tüm baharların kokusu
Yaşamak demişti birisi adına
İsimsizlik olmazdı mutlaka kaydı vardı birilerinin yüreginde
Türküsünü söylerdi sırlarında gizlenmiş kederli bir boşluğun
Dinlerdi başıboşluk avarelik
Bir köle gibi dinlerdi
Dinlerdi yanyana geçen gölgeleri insanların çarparken birbirlerine
Gölgeler durmazdıki
Güneşin(m) nerde İstanbul?

Ağlayan bir kız çocuğuna benzerdi kemanın sesi
Kızarmış ekmekti sanki kokusu fırından yeni çıkmış
Sıcaklığıydı emegi yoğuran ustanın
Yaralanmayan kaç sevda bırakıverdi giderken yağmurun sesi
Saçakların altında sevecen adımlarıyla koşarken genç aşıklar?
Sıcak ve alev gibi yakan gözyaşlarının durulduğu kaç yanak vardı?
Bu yanaklar bu gözler bu alın çizgisi
İhtiyarlamış kimliklerin solgun resimleriydibize bakan
Ön yüzünde öylece durup binlerce anlam yükleyerek doğum yerine ve doğum gününe...
Sen kaç kere doğdun İstanbul?

Sahi sen hiç öldün mü İstanbul?
 
Istanbul hakkinda herşey dikkatimi çekmiştir, eline sağlık KEZMAN.
 
Geri