'Selam getirdim sana; güzel bir güne uyanan yapraklar, ardıç kuşlarının üzerine titrerken' diye içime atıp, 'nabıyon la' diyorum. Karşımdaki de 'koca bir dut ağacının meyveleri bir bir yere düşüyor ama üzülmüyorum, biliyorum ki, rengarenk çiçek yaprakları da var ruhumun içinde' diye sineye çekip, 'nabiim la' diyor ve ekliyor, 'sen nabıyon'. 'Yel değirmenine savaş açmış bir başka don kişot'un hayalleri gibi ne yapılırsa işte, onu' demiyorum da 'nabiim ya' diye cevap veriyorum. Muhabbet dönmeyince dağılıyoruz. 'Neyse ben kaçıyorum, koduum gibi gal.' diyorum, 'yavaş koy, cavlarsın, tikaat et kendine, soldan yörü' diyor karşılık olarak. Aslında hüzünlü bir veda bu. Makara bir yana, herkes kibarlıktan kırılmış. Ankara bebesi olacak bir de bazılarınız.