Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Çözümsüz bir karmaşa gibi her şey Yaşıyorum ama anlamı yok yaşadıklarımın Bir girdaba girmişim çözümsüz sorularla harcıyorum zamanı… Yorulan benim
Yoran benim… Geceye emanet ediyorum Cinsiyetsiz ve kalpsiz kelimelerimi Her birinde ayrı bir sitem
Her birinde ayrı bir öfke. Çözümü zor Anlamı olmayan sözler bırakıyorum Arkamda bıraktığım adımlarıma…
Kan kırmızı düşlerim Toprak rengi hayallerim Öfkem beyaz En umulmadık yerde çıkıyor kırgınlıklarım Sinsi bir düşman gibi…
Gülmeyi unutmuşum Unutulmuş bir gece İtilmiş kör bir suskunluk Anlamsızlıklarda kayboldukça yazmak istiyorum… Her geçen dakika Her geçen saniye daha çok acıtıyor beni Sonu olmayan adımlar atıyorum Bir yerde hayallerimi bozguna uğratırken Umutları topluyorum yeni meyve vermeye başlamış bağlarda Uzun süredir aynalarda soru sormayı unutmuşum Sessiz bir sakinlik var koylarımda… Mahrem suç işlemiş gibi ruhum Utangaç… Aslında ne hayatla nede zamanla sorunum var benim Sorunum kendimle… Gitmelerin tutsağı olan ben Unutuluşların baş kahramanı ben
Suskunlukların tek sahibi olan ben Sorunum kendimle Korkaklığımdan bulaşıyorum dünya’ya zaman’a
‘ayrılıklardan olsa gerek sabahlar gecikiyor’ benim hiç sabahlarım olmadı saçlarımda güneş gün ışığını beklemedim hiç avuçlarımda menekşeler gece yıldızları bekledim
hep gecedeki yağmurların kızıyım ben asi sessiz ve suskun…
geceye yakışıyor ruhum saçlarımda yıldızlara…
gitmem gerek gündüz geceler beni bekler yıldızlarla
failsiz yorgunluğuna En beyaz gecelerimi verdim. Hatırlasana; Yüreğinin bam teline dokunmak isterdim. Uzanamadığım zerdali dalları gibiydi gözlerin... Yine de çocukluğumu çıkarıp sandıklardan Kağıttan yapılmış gemiler yüzdürdüm damarlarımda. Ve yine düşün; Unuttuğun yerde kaldım
kahpe bir kurşun gibi menzilsizce Saygının ciğerlerine doldurup dumanını son sigaramın
Küfürler savurmuştum kör karanlık geceye. Eski bir barakanın tahta tavanından Salkım saçak tutunan örümcek ağları gibi
Tutunmaya çalışarak
yalnızlığın pamuk ipliğine.
Düşünüyorumda; Tam da ortasına gelmişken yaşamışlığımın Ömrün suları çekilip gitmeden med-cezirlerle Aynadaki silüetine bakıp bakıp eskimişliğimin Ayrık otlarını söküyorum yüreğimin. Kan kurutan adam otu gecelerimdeki Kızıl yangınlar sönüyor bir bir Bağrımı tam orta yerinden
Kızılırmak bölüyor buz gibi!
Kendime geliyorum yetim çocukların gözlerinde. Meğerse diyorum... Meğerse ben; İsrafil'in sur-a üflediği gün
ol dediğinde dünyaya
Ayakları altından içmişim kevserini cennetin. Mühürlü bir ziyanın aydınlattığı çehresiyle Helalinden ak sütüne doyduğum annenin Gümüş kanatları kuşatmış var oluşumu Can verdiği günden bugün
Şimdi ben; Kifayetsiz yarınlarımın
sorgusuz dününü yaşıyorum
Tasavvuru imgelerde kalmış bir ömrün Tarihini yazıyorum.