Şehzade Mustafa'nın Öldürülmesi

Konu sahibi son olarak 2617 gün önce görüldü
Bir Osmanlı Entrikası: Şehzade Mustafa’nın Öldürülmesi

Vezir-i Azam Süleyman Paşa ile 2. Vezir Deli Hüsrev Paşa’nın 1544’te divan toplantısı sırasında kavga etmeleri, ikisinin de görevlerinden azledilmelerine neden olmuştu. İki vezirin divan toplantısında böyle bir kavgaya tutuşmaları o güne değin Osmanlı tarihinde ne görülmüş, ne de duyulmuş bir olaydı.

Hindistan seferinin unutulmaz kahramanı 80 yaşındaki Süleyman Paşa, inzivaya çekildiği malikanesinde birkaç ay sonra öldü. Hüsrev Paşa ise azledilmesini gururuna yediremediğinden, başladığı açlık grevi yüzünden yaşamını yitirmişti bile. Kimilerine göre, iki vezirin divan toplantısı sırasında kavga etmeleri, Rüstem Paşa’yı iktidara getirmek için Mihrimah Sultan ve Hürrem Sultan tarafından düzenlenmiş bir tertibin sonucuydu.

Doğru ya da yanlış olduğunu kanıtlayacak bir belge elimizde yok, ama bu kavga sonrası 28 Kasım 1544’te Rüstem Paşa’nın sadarete getirildiğini tarihi belgelerden biliyoruz. Rüstem Paşa, 1539’da Kanuni’nin tek kızı olan Mihrimah Sultan ile evlendikten sonra Saray’daki konumunu iyice sağlamlaştırmıştı.

Kayınvalidesi Hürrem Sultan’ın sadık bir bendesi olmuş, onunla birlikte sarayda çevrilen tüm entrikalarda bir aktör, hatta çoğu zaman entrikanın bizzat düzenleyici olmuştu. Tuhaf gelebilir ama şairlerden ve şiirden nedense nefret ediyordu.

Şairlerin Rüstem Paşa’nın aleyhine bol bol şiir yazmalarına o yüzden şaşırmamak lazım. Aynı zamanda denizcilerden hoşlanmaması ve korkması ile de tanınıyordu. Osmanlı tarihinin gördüğü en zengin insanlardan biri olan Rüstem Paşa’nın, devlet düzeneğine şu ya da bu biçimde rüşveti sokan kişi olduğunu da tarihe not düşelim…

Hürrem Sultan ve Rüstem Paşa Entrikalara Başlıyor

Şehzade Mustafa ve Kanuni Sultan SüleymanKanuni Sultan Süleyman’ın yaşlanması, oğullarından hangisinin tahta çıkacağı yönünde bir çekişmeyi çoktan başlamıştı. Tahtın gelecekteki sahibi olarak, en güçlü aday Kanuni’nin Hürrem Sultan’dan olma ilk oğlu Şehzade Mehmet görülüyordu. Ama taht konusunda rakipleri de vardı.

Bu yüzden, Hürrem Sultan, oğluyla taht arasındaki tüm engelleri ortadan kaldırmak için entrikalarına çok önceden başlamıştı. Bu entrika çemberinin ilk kurbanlarından biri, Şehzade Mustafa’yı desteklemek gibi bir hataya düşerek Hürrem Sultan’ın öfkesini üzerine çeken Pargalı İbrahim Paşa’ydı. Gizlice Hıristiyanlığa geçtiği, gönderilen Kuran’ı Kerim’leri kabul etmediği, devletin parasını zevk için harcadığı iftiralarıyla Kanuni ile eski dostunun arası açıldı.

Pargalı, Şehzade Mustafa’yı desteklemesinin bedelini, 15 Mart 1536 tarihinde Topkapı Sarayı’nda çağrıldığı iftar yemeğinden sonra çekildiği odasında, Cellat Kara Ali tarafından boynuna geçirilen kement ile ödedi. Ne var ki Şehzade Mehmet’in 22 yaşında beklenmedik ölümü, oğlunu geleceğin Osmanlı padişahı olarak gören Hürrem Sultan’ın bütün planlarını altüst etmişti. Şimdi herkes, Mahidevran’ın oğlu Şehzade Mustafa’ya artık tahtın yeni sahibi gözüyle bakıyordu.

Oysa bilmedikleri, Hürrem Sultan’ın henüz tüm kozlarını oynamadığı, umutlarını yitirmediğiydi. Şehzade Mehmet ölmüş olabilirdi ama Şehzade Mustafa bir şekilde devre dışı bırakılabilirse, diğer oğlu Şehzade Selim pekala Osmanlı tahtının yeni sahibi olabilirdi. Başvezir olan Rüstem Paşa, oğlunun veliaht tayin ettirilmesinde artık en büyük yardımcısı olacaktı. Rüstem Paşa da geldiği mevkiyi korumanın yolunu, kendi eşinin erkek kardeşi Şehzade Selim’i tahta çıkarmakta görüyor, en önemli mevkilere kendi adamlarını yerleştiriyordu.

Eğer Şehzade Mustafa bertaraf edilirse, veliahtlık makamına Şehzade Selim geçecek, hem Şehzade Selim hem de kayınvalidesi Hürrem Sultan ömür boyu kendisine minnettar kalacaktı. Halk, ordu ve ulema Şehzade Mustafa’yı desteklerken, şimdi yapılması gereken en akıllı iş, Şehzade Mustafa’yı Kanuni’nin gözünden düşürmek, yandaşlarını teker teker ortadan kaldırmaktı. Kanuni, Şehzade Mustafa’ya her baktığında babası Yavuz Sultan Selim’i görür gibiydi.

Şehzade Mustafa’nın yüz hatları öylesine Yavuz Sultan Selim’e benziyordu ki, tüm yaşamı boyunca Yavuz Sultan Selim’i bir kez görenler bile körü körüne Şehzade Mustafa’nın taraftarı kesiliyordu. Çok iyi bir eğitim almış, cesur ve başarılı bir askerdi. Savaşçı mizacı, askerlere ve halka karşı hoşgörülü tutumu, silah ve at kullanmadaki olağanüstü becerisi sayesinde hem ordunun hem halkın sevgisini kazanmıştı.

Halk arasında, 38 yaşındaki veliahdın 40 yaşına geldiğinde tıpkı dedesi Yavuz gibi tahta çıkacağı, Osmanlı’nın bu sefer tüm dünyayı fethedeceği söylentileri yayılmaya başlamıştı. Bu söylentilerin Kanuni’nin canını sıktığı zaten yetmiyormuş gibi; bir yandan eşi Hürrem’in, diğer yandan kızı Mihrimah Sultan’ın büyük oğlu Şehzade Mustafa aleyhindeki iftiraları da kendisini iyice bunaltıyordu. Kanuni 33 yıldır tahttaydı; Tanrı uzun ömür vermiş, iktidarı uzadıkça uzamıştı.

Kanuni’nin uzun saltanat yıllarının, zaman geçtikçe hem halk hem de devlet kademeleri arasında tekdüzelikten kaynaklanan ve açıktan olmasa da içten içe dile getirilen bir bıkkınlığa neden olduğu söylenebilir. Halk, iktidar ne kadar iyi olursa olsun, böylesine uzayan iktidarlardan bıkkınlık gösterip bir yenilik, bir değişiklik bekler. Ya Şehzade Mustafa, tüm ordu ve halk ölümüne onu desteklerken babasına karşı isyan etse durum nece olurdu? Olmayacak bir durum değildi hani…

Sonuçta Yavuz Sultan Selim, hırslı ve sabırsız bir şehzadenin babasının tahtı için en büyük tehlike olduğunu tüm Osmanlı’ya kanıtlamıştı. Böyle bir durumda Kanuni acaba orduya sözünü geçirebilecek miydi? Zaten içine böyle bir kuşku düştüğünden, Macaristan seferi sırasında Şehzade Mustafa’nın hareketlerini izlemesi için Sadrazam Süleyman Paşa’yı sefere götürmeyip Bursa’da bırakmıştı. Rüstem Paşa gerekli psikolojik ortamın artık olgunlaştığına kanaat getirmişti.

Şimdi daha cesur adımlar atmanın, genç şehzadenin bir asi, bir vatan haini olduğuna, kısaca taht için tehlike oluşturduğuna Kanuni’yi inandırmanın zamanı gelmişti. Fakat öyle bir plan hazırlanmalıydı ki, Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi bir oldubittiye getirilsin.

Eğer tümü Şehzade Mustafa’yı desteklerken ordu plandan haberdar olursa duruma müdahale eder, alimallah kellesi giden Şehzade Mustafa değil de kendi olurdu. İş işten geçtikten sonrası kolaydı, Şehzade Mustafa’nın ölümünden sonra ordu, Kanuni’ye isyan etmeye cesaret edemezdi. Yıllar boyunca inceden inceye işlenen planın son safhasına geçme zamanı gelmişti.

Rüstem Paşa’nın adamları güya genç şehzade ile İran Şahı Tahmasp arasındaki gizli mektupları ele geçirmişler, Rüstem Paşa da kulluğunun gereği olarak bu ihanet dolu mektupları Kanuni’ye getirmişti! Şehzade Mustafa güya bu yazışmalarda Şah’ın kızı ile evleneceğini söylüyor, Şah ise babasına karşı ayaklanması durumunda Şehzade Mustafa’ya yardım etme sözü veriyordu.

Kanuni’nin ilk başta bu düzmece belgelere inanmak istemediğini, İsfendiyaroğlu Prens Şemsi Paşa’ya söylediklerinden anlayabiliyoruz: Hâşâ ki, Mustafa Han’ım bu küstahlığa cüret ede ve benim hayatımda böyle bir vaz’-ı nâmâ’kuul irtikâb ede. Bazı müfsidler, kendiler mâil olduğu şehzadeye mülk münhasır olsun deyü bühtan ederler.

Zinhar bu sözü bir dahi lisana getirmeyin ve bu makuule mesâvîye vücûd vermeyin! Fakat bu entrika, öyle acemilikle hazırlanmış bir entrika değildi. Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa’nın mührünü adamları aracılığı ile ele geçirip bir benzerini hazırlatmış, sonra da bu mühürle hazırlanmış mektupları güya Şehzade Mustafa’nın ağzından Şah Tahmasp’a yollamıştı.

Bu mektupta genç şehzade babasına karşı isyan edeceğini belirtiyor ve isyan işinin gizli tutulmasını rica ederek Şah’ın yardımını istiyordu. Mektupta Şehzade Mustafa’nın mührünü gören Şah sahte olduğundan hiç kuşkulanmadığından derhal yanıt verdi: Kendisini desteklemeye hazırdı…

İşte Rüstem Paşa’nın Kanuni’ye sunduğu mektup bu idi.

Rüstem Paşa’nın adamları Şah’ın yanıt vereceğini bildiklerinden pusuya yatmışlar, mektup daha yoldayken ele geçirilmişti. Bu mektubun aslı bugün Topkapı Sarayı arşivlerindedir. Dediğimiz gibi Kanuni ilk başta oğlunun ihanetine inanmak istememişti.

Fakat mektupta Şah’ın mührünü görmesi, Rüstem Paşa’nın fitneleri, Hürrem Sultan ile kızının kendisini hiç durmaksızın bunaltması devam edince, oğlunun Şah’ın desteğiyle kendisine başkaldıracağına, en azından devletin düzenine sarsacağına kanaat getirdi.

Kanuni 12. Sefer-i Humayun’a hazırlanırken durum kısacası bu idi. Sefer İran’a karşı yapılıyordu ama seferin gerçek nedeni Şehzade Mustafa’nın katledilmesiydi…

Şehzade Mustafa’nın Öldürülmesi

Hürrem SultanFitne tohumları yalnız Kanuni’ye ekilmiyordu.

Peçevi tarihinde, bazı kimselerin Şehzade Mustafa’yı, Kanuni’nin ihtiyarlığından dolayı Rüstem Paşa’yı Anadolu’ya serdar tayin ettiği, Rüstem Paşa’yı öldürdüğü takdirde padişahlığının önünde bir engel kalmayacağı telkiniyle isyana teşvik ettikleri yazar.

Hatta Kanuni’nin tahttan çekilip ömrünün son yıllarını Dimetoka saraylarında ibadet ederek geçirmek istediği halde Rüstem Paşa’nın buna engel olduğu fitnesini yaydıkları da belirtilir.

Şehzade Mustafa üvey annesinin ve Rüstem Paşa’nın bu entrikalarından bir noktaya kadar haberdardı. Fakat “Kanuni” lakaplı babasının söylentilerle hareket etmeyeceğine inanıyor, yasalara ve devletin düzenine bağlılığını çok iyi biliyordu.

Bu yüzden babasının kendisini dinlemeden böyle bir hükme varmayacağını düşünüyordu.

Ne Hürrem Sultan’ın ne de Rüstem Paşa’nın, babasının kararlarına kendisini öldürtmeye varacak kadar etki edebilecekleri aklının ucundan dahi geçmiyordu. Hatta eniştesi 2. Vezir Damat Kara Ahmet Paşa’nın düzenlenecek bu suikast tertibini kendisine haber verdiği, 3. Vezir Haydar Paşa’nın bir bahane uydurup Amasya’dan gelmemesi için haber yolladığı halde bu düşüncesinden dolayı kulak asmadığı rivayet edilir.

Kanuni, 1553 yılının 28 Ağustos’unda sefer için İstanbul’dan hareket ettiğinde Şehzade Mustafa da Anadolu tımarlı sipahilerinden oluşan büyük bir orduyla, babası ile buluşmak için Amasya’dan hareket etti. 6 Ekim sabahı Orduy-ı Hümayun’un konakladığı Aktepe’ye ulaştı, kendisini bekleyen sondan habersiz olarak otağını Kanuni’nin otağının yakınına kurdurdu.

Ertesi gün, büyük trajedinin son perdesi sahneye koyulacaktı…

Şehzade Mustafa’nın askerleriyle geldiği bilgisi dalga dalga tüm orduya yayıldı. Askerlerinin atlarının güzelliği ve bakımı, silahların zenginliği, askerlerinin mükemmel disiplini, askerlerinde oluşturduğu erkekçe güven Ordugah’ta derin bir heyecan dalgasının yayılmasına neden oldu.

Bir gün başlarında savaşacak ve Osmanlı’ya hükmedecek olan hükümdarı Şehzade Mustafa’nın kişiliğinde bulan askerler kitle halinde Şehzade Mustafa lehinde tezahürat yapmaya başladılar. Tüm Ordugah şimdi Şehzade Mustafa’nın adı ile inliyordu. Vezirler ve beylerbeyiler gelip, protokol sırasına göre Veliahdın elini öptüler. Kanuni, Şehzade Mustafa’ya haber yollayarak ertesi gün el öpme töreni için kendisini kabul edeceğini bildirdi.

Bu arada garip bir de olay yaşanır. Şehzade Mustafa’nın çadırlarının iskeletleri dikilir dikilmez, ordugâhtan kimin tarafından gönderildiği bilinmeyen, üzerinde bir kâğıt olan bir ok fırlatılır. Kâğıtta Mustafa’ya babasının çadırına asla gitmemesi, babasının onu öldürtmek istediği yazılıdır.

Mustafa yazılanlara aldırış etmez; bunun Rüstem Paşa’nın yeni bir hilesi olduğunu, babası ile arasını açmak istediği için yaptığını düşünür. Ertesi gün öğle namazının ardından vezirler ve yüksek rütbeli subaylar Şehzade Mustafa’nın otağına giderek kendisini aldılar. Veliaht şehzade gösterişli bir kaftan giymiş, son derece güzel bir Türkmen atına binmişti.

Askerler taparcasına sevdikleri şehzadeyi daha yakından görebilmek için yol kenarına dizilmişler, adeta birbirlerini itercesine yer kapma kavgasına girmişlerdi. Atılan sevinç tezahüratları Kanuni’nin çadırına kadar ulaşıyor, Kanuni her çığlıkta bu heyecanın ayaklanma havasına büründüğünü hissediyordu.

Şehzade Mustafa babasının otağın girerken yalnızca şehzadelere tanınan bir hak olduğundan üzerindeki silahları çıkarmamıştı.

Otağın ilk bölümündeki çavuşlar silahlarını çıkarmasını isteyince önce kızdı, sonra da kendisine iletilenlerin gerçek olabileceği bir an aklından geçti. O, babasının yanına vardığında saygılı bir biçimde onun ayaklarına kapanacak, babası da onu her zamanki gibi gözlerinden öpecekti… Otağın ikinci bölümüne geçtiğinde babasının kollarını açıp kendisini karşılamasını beklerken, onu bekleyen yalnızca donuk bir sessizlikti.

Tereddüde düştü, Divan bölümüne geçmekte bir an duraksadı.

Birden Divan bölümünü ayıran perde aralandı ve Şehzade Mustafa o an babası yerine karşısında Saray’daki idamları gerçekleştiren yedi dilsiz celladın uğursuz yüzlerini görünce başına gelecekleri anlayıverdi.

Cellatlar hemen Şehzade Mustafa’nın üzerine atılıp bu iş için kullandıkları yay kirişini boynuna geçirdiler. Suçsuzluk duygusu, olanlara inanamama ve kendisine reva görülen bu son gençliğin verdiği güç ile birleşince boynuna geçirilen ilk kirişi kopartıverdi. Cellatların elinden kurtulup çavuşların olduğu bölüme kadar gelmeyi başardı ama kaçarken üzerindeki kaftanın eteklerine takılıp yere düştü. Bir yandan babasına suçsuz olduğunu haykırıyor, bir yandan askerlerini yardıma çağırıyordu.

Eğer askerler Şehzade Mustafa’nın sesini duyarlarsa bu idam olayı her an tahta çıkma mücadelesine dönüşüverirdi. O ana kadar olanı biteni yalnızca izleyen Kanuni, perdesini aralayarak dilsiz cellatlara şöyle bir baktı. Bu, başarısızlığın bedelinin ölüm olduğu anlamına geliyordu. Babasının insafsız bakışlarını gören şehzade bir an için kendisini savunmayı unuttu.

İşte o an, cellatlar saray ağalarından Mahmud Ağa’nın (sonradan Zal Mahmud Paşa) da yardım etmesiyle kirişi bir defa daha Şehzade Mustafa’nın boynuna geçirdiler. Kanuni, 46 yıllık saltanatının en uğursuz gününde yaşamının en büyük hatasını yapmıştı: Tarihler 7 Ekim 1553’ü gösterirken Şehzade Mustafa artık yaşamıyordu.

Şehzade Mustafa’nın Öldürülmesinin Yankıları

Ordu, Şehzade Mustafa’nın katlini birkaç dakika sonra haber aldı. Kısa sürede, tüm Avrupalı tarihçilerin ve gezginlerin disiplinini öve öve bitiremedikleri Osmanlı ordusu karmakarışık olmuştu. Bütün ağızlardan Rüstem Paşa’ya küfürler yükseliyor, arada Kanuni aleyhinde tezahüratlar duyuluyordu. Bir matem ve olanları onaylamadıklarının bir göstergesi olarak askerler o gün öğle yemeğini yemeyi reddettiler.

Şehzade Mustafa’nın katlinden Rüstem Paşa’yı sorumlu tutan askerler, onu öldürmek için otağına saldırmışlardı ama artık çok geçti. Rüstem Paşa çoktan kılık değiştirerek İstanbul’a kaçmış, kaynanası Hürrem Sultan’ın yanına sığınmıştı.

Yakalansa, askerler tarafından oracıkta parça parça edileceği kesindi. Otağı parça parça edildi ama askerlerin öfkesi dinmek bilmiyordu.

Askerlerin öfkesinin başka türlü yatışmayacağını gören Kanuni Sultan Süleyman, Rüstem Paşa’nın azledildiğini ve yerine askerler tarafından çok sevilen 2. Vezir Damat Kara Ahmet Paşa’nın atandığını orduya tebliğ etti. Ayrıca Şehzade Mustafa’nın tüm maiyetine ve adamlarına zengin tımarlar, rütbelerine göre önemli görevler verilerek hem gönülleri alınmaya hem de olası bir intikamın önüne geçilmeye çalışıldı. Kanuni böylece damadının yaşamını kurtarmış oluyordu.

Şehzade Mustafa’nın cenaze namazı bütün ordunun katılımıyla Ordugah’ta kılındı. Naaşının Bursa’ya gönderilmesine ve Muradiye’de yapılacak türbesine gömülmesine karar kılındı.

Ne acıdır ki, o gün cenaze namazı kılınan yalnızca Şehzade Mustafa değildi. Rüstem Paşa Bursa’ya da bir hadımağası yollamıştı. Şehzade Mustafa’nın olan bitenden habersiz daha yedi yaşındaki oğlu Mehmet de, ileride babasının öcünü alabilir endişesiyle Bursa’da -bir rivayete göre Amasya’da- boğularak öldürüldü! Şehzade Mustafa’nın eşi Rümeysa Haseki Sultan, aynı gün hem eşini hem de oğlunu kaybetmenin acısını yaşayacaktı. Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden sonra cesedin yanına ilk gidenlerden biri de Hürrem ve Kanuni’nin diğer bir oğlu olan Şehzade Cihangir’di. Cihangir doğuştan kamburdu ve bu kusurundan dolayı kendi öz kardeşleri bile alay ediyordu.

Oysa üvey kardeşi Şehzade Mustafa hiç alay etmemiş, kendisini hep sevmiş, hep kollamıştı. Osmanlı taht kavgaları içinde taht sevdası olmayan ender şehzadelerden biri olan Cihangir’in karşısında şimdi kendisini her zaman kollayan üvey abisinin cansız bedeni vardı. Cesedine kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlıyor, iftira ile onun ölümüne neden olanlara, cellatlara beddualar yağdırıyordu. Çok hassas bir yüreği olan Cihangir’in abisi Mustafa’ya sevgisi içtendi, yapmacık değildi. Cihangir, babası Kanuni’yi bu olaydan sonra hiç affetmedi. Yüreği daha fazla acıya dayanamayan Cihangir, ağabeyinin feci ölümünden duyduğu üzüntüyle 27 Kasım 1553’te Halep’te ruhunu teslim ediverdi. Kardeşlikten doğan dostluk, insafsızlığın öcünü pek acı biçimde de olsa almıştı. Onun adına İstanbul Tophane’de yaptırılan Cihangir Cami, Cihangir semtinin adının kaynağıdır.

Cihangir gibi, Kanuni’nin sütkardeşi olan Mehmet Çelebi de, Kanuni İran seferinden döndüğünde yüzüne karşı ağır sözler sarf etmiş ve kendisiyle ölene kadar bir daha asla görüşmemiştir. Şehzade Mustafa’nın öldürülmesi, kendilerine her zaman büyük bir hoşgörüyle yaklaşan Anadolu insanını da yürekten yaralamış, Şehzade Mustafa’nın katli üzerinden yıllar geçmesine rağmen unutulamamıştı. Hakkında en çok mersiye yazılan şehzadenin Şehzade Mustafa olması bu nedenledir.

Taşlıcalı Yahya Bey ile Sami’nin yazdıkları Şehzade Mustafa mersiyeleri içlerinde en çok bilinenleridir. Toplam 42 beyitten oluşan Taşlıcalı Yahya Bey’in mersiyesi o dönem için cesur bir dille yazılmıştır. Rüstem Paşa’ya şiddetle çatan Yahya Bey bu mersiyesinde açıkça Rüstem Paşa’nın idam edilmesini istemiş ve ordunun duygularına tercüman olmuştur. Yine de padişahı da eleştirmekle birlikte fazla ileri gitmemiştir. Fakat Sami’nin mersiyesi çok daha fazla cesur olup bizzat Kanuni’yi hedef alan ifadeler bulunmaktadır. Yararlanılan

Kaynaklar:

Yılmaz Öztuna, Büyük Osmanlı Tarihi, cilt:3 Prof. Dr. Tayyip Gökbilgin, Türkler Ansiklopedisi, cilt:9 Alphonse De Lamartine, Osmanlı Tarihi, cilt:1 Joseph von Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, cilt:6 Kanuni ve Şehzade Mustafa, Editör: Erhan Afyoncu

 
Şehzade Mustafa’nın Öldürülmesi

Şehzade Mustafa kimdir? Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’yı kim neden öldürmüştür? Ölüm emrini kim vermiştir?

Şehzade Mustafa Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan olmayan iki oğlundan biridir. Şehzade Mehmet kendi eceli ile öldükten sonra Hürrem Sultan için kendi oğlu Şehzade Bayezid’e tek rakip olarak Şehzade Mustafa kalmıştır.

Şehzade Mustafa çok iyi eğitilmiş bir şehzade, çok cesur ve başarılı bir askerdi de aynı zamanda. Halk ve asker nezlinde de çok sevilirdi.

Hürrem Sultan ve damadı Damat Rüstem Şehzade Bayezid’i tahta çıkarmak için saray da ve devlet erkanı içinde entrikalar yaratarak Şehzade Mustafa’nın Kanuni’yi devirerek tahta geçeceğini iddaa ederler.

Hürrem tarafından da zehirlenen Kanuni, kimi tarihçilere göre entrika olduğundan haberdar olmasına rağmen devletin bekâsı için, kimi tarihçilere görede haberdar olmadan kendi iktidarı için Şehzade Mustafa’nın öldürülmesini emretmiştir.

Savaş sebebiyle Konya’da bulunan bir otağa çağrılan Şehzade Mustafa, yine kimi iddaalara göre olacaklardan haberdar olmasına karşın padişaha karşı gelmek istememesinden otağa gitmiştir, padişahı yerinde bulamaz ve üzerine atlayan iki cellatla müzadele ederek kurtulmaya başarır.

Daha sonra gelen cellatları deviremez ve şehzadelerin öldürülmesinde kullanılan domuz bağırsağından halatla 38 yaşında boğularak öldürülür.

Rivayete göre Kanuni infaz sırasında orada bulunarak olayı izlemiş öldürülmesinden sonra başında yas tutmuştur. Ve ölene kadar Mustafa’nın pişmanlığıyla yaşamıştır.

Şehzade Mustafa öldürüldükten sonra Hürrem Sultan’ın oğlu Şehzade Bayezid bazı politik ve askeri hatalar yaparak padişahın gözünden düşmüş ve daha sonra bizzat İran şahı tarafından öldürülmüştür. Şehzade Bayezid’in de ölümünden de sonra taht Kanuni’nin oğulları arasındaki en yeteneksiz en vasıfsız olana, Sarı Selim’e kalmıştır.

Devlet idaresinde ilk defa kadın nüfuzu, Kanuni’nin eşi Hürrem Haseki Sultan ile girmiş ve son derece zarar vermiştir. Kanuni döneminde en liyakatli Veliaht-Şehzade olan, devlet adamları ile halk ve ordu tarafından çok sevilen Şehzade Mustafa’nın idamı, büyük bir hukuki haksızlık olduğu gibi devletin istikbali için de çok uğursuz bir olay olmuştur.

Kanuni’nin (kızı Mihrimah Sultan’ın kocası) damadı Hırvat asıllı Rüstem Paşa ile (Ukrayna’da bir bölge olan) Rutenya’lı bir papazın kızı olup 9-10 yaşında esir alınan eşi Hürrem Sultan’ın (Aleksandra Lisovska) entrikaları ve padişahı uzun yıllar içinde yanıltmaları ve inandırmaları sonucunda; devlet, bürokrasi, ordu ve toplum içinde sosyo-psikolojik yönden derin etkileri olan, devletin yıkılışının başlangıcı sayılabilecek hatalı eylem ve davranışlar meydana gelmiştir.

 
Şehzade Mustafa Nasıl Öldürüldü?

Şehzade Mustafa Nasıl Öldü?


sehzade_mustafa_012.jpg


Şehzade Mustafa'nın tahta çıkması beklenirken boğdurularak öldürüldü...

Mahidevran Sultan Kanuni'yle tahta çıkmadan önce Manisa valisi olarak görev yapmaktayken evlendi. Şehzade Mustafa, 1515 yılında babası Kanuni'nin Manisa Sancakbeyliği sırasında doğdu.

Mustafa çok iyi eğitilmiş bir şehzade, çok cesur ve basarili bir askerdi de ayni zamanda. Halk ve asker nezlinde de çok sevilirdi.

Kanuni Sultan Süleyman, yaşı ilerleyince oğullarından hangisinin tahta çıkacağı yönünde bir çekişme başladı.


HÜRREM MUSTAFA'YI DEVRE DIŞI BIRAKMAK İSTİYORDU

Hürrem Sultan, Kanuni'nin ilk oğlu Şehzade Mustafa’yı devre dışı bırakıp kendi oğullarından birini tahta çıkarmak için bir strateji izlemeye başlamıştı.
Bu arada Hürrem Sultan, kızı Mihrimah Sultan’ı Rüstem Pasa ile evlendirdi.

Daha sonra veziriazamlığa yükselecek olan Rüstem Pasa, Şehzade Mustafa’nın bertaraf edilerek yerine Hürrem Sultan’ın oğullarından birisini veliaht tayin ettirmesinde en büyük yardımcısı olacaktı.



Her ne kadar hemen herkes Şehzade Mustafa`nin Kanuni sonrasında tahta gecmesinin uygun olduğunu düşünse de, Hürrem ve Rüstem Pasa Şehzade Mustafa`ya karşı müthiş bir kin duyuyorlardı.


PARGALI İBRAHİM MUSTAFA'YI DESTEKLİYORDU

Damat İbrahim Paşa’nın bir de Şehzade Mustafa’yı desteklemesi belki de ona en büyük düşmanını kazandırmıştı -Hürrem Sultan’ı- Hürrem Sultan bütün gücü ile Paşa’nın aleyhinde çalışıyordu.

Paşa’nın Hatice Sultan ile ilgilenmediği, bazı cinayetleri gizlediği, hediye gönderilen Kuranı Kerimleri kabul etmediği, gizli Hıristiyan olduğu, devletin parasını müsrifçe harcadığı söylentilerine artık Kanuni de inanmaya başlamış ve eski dostu ile ayrılmanın vakti geldiğini düşünerek onu öldürtmeye karar vermişti.

1536'nin Mart ayında iftar için saraya çağrılan İbrahim Pasa, iftardan sonra bir odaya çağrılarak, daha sonra Şehzade Mustafa’yı da boğdurtmakta kullanılacak sağır ve dilsiz cellatlar tarafından boğduruldu.


ORDU MUSTAFA'YI SULTANLIĞA UYGUN GORÜYORDU

İmparatorluğun büyük basarılar elde ettiği bu donemde bir yandan da taht kavgaları için için devam etmekteydi. Ordu, ulema ve mesayih Şehzade Mustafa`nin sultanlığının uygun olduğunu düşünüyordu.

Veliahtlık meselesi ile ilgili dedikodular yapılmaya başlayınca, Kanuni yanındakilerin de teşviki ile Şehzade Mustafa’yı saltanat merkezine daha yakın olan Manisa sancakbeyliğinden alarak yerine Şehzade Mehmet tayin etti.


ŞEHZADE MUSTAFA AMASYA'YA GONDERİLDİ

Manisa sancakbeyliği, padişah`in vefatı durumunda yerine geçecek şehzadeye ayrılan bir yer olarak bilinmekteydi. Burada sancakbeyliği görevini yürüten Şehzade Mustafa bir zaman sonra Amasya`ya kaydırıldı.


MAHİDEVRAN OĞLUYLA BERABER GİTTİ

Gelenek olduğu üzere annesi Mahidevran Sultan da oğluyla birlikte Amasya'ya gitti.

SEHZADE.jpg


HÜRREM OĞULLARINDAN BIRINI SULTAN YAPMAK ISTIYORDU

Manisa'ya ise, Kanuni'nin Hürrem'den olma ve Şehzade Mustafa`dan altı yas küçük oğlu Şehzade Mehmet getirildi. Bunun anlamı, Hürrem'in oğullarından birinin sultan olması için yoğun bir çaba gösterildiği ve Kanuni'nin de bu etkiye direnemediğiydi.

Tüm bunlar gerçekleşirken beklenmeyen bir durum ortaya çıktı. Kanuni'nin Şehzade Mustafa'ya tercih ettiği Şehzade Mehmet, henüz 22 yaşında iken vefat etti.

Şehzade Mehmet'in vefatından sonra Şehzade Mustafa bir kez daha öne çıksa da, Manisa Sancakbeyliğine bu kez yine Hürrem'in oğlu olan Şehzade Selim getirildi. Bu durum, Hürrem'in kendi oğullarından birisini sultan yapmak konusundaki ihtirasını ve gayretini göstermekteydi.


RÜSTEM PAŞA ŞEHZADENİN MÜHRÜNÜ KAZITTI

Saraydaki entrikalar bitmek bilmiyordu. Art arda yapılan iftiralar yavaş yavaş padişahın şehzadeye karşı olumsuz bir fikre kapılmasını sağlayacaktı. Bunda, Sadrazam Rüstem Paşa’nın etkisi büyüktü.

Rüstem Pasa, gizlice şehzadenin mührünü kazıttı. Şehzade Mustafa’nın ağzıyla Iran Şahı Tahmasb'a bir mektup yazdı.

Şahın cevaben yazmış olduğu mektubu da ele geçirdi. Gerektiğinde bu sahte mektupları padişaha gösterecek ve şehzadenin sonunu hazırlayacaktı.

1552 yılında Rüstem Pasa Doğu Seferi'ne gidecek ordunun başına getirildi. Rüstem Pasa, sefer sırasında Anadolu'da herkesin Şehzade Mustafa’yı desteklediğini gördü. Askerler arasında da, artık 60 yaşına gelmiş olan Kanuni'nin kocadığı, zaten son on yıldır ordunun başında sefere bile çıkmadığı, yerini bu isi gerçekten hak eden Mustafa'ya bırakması yönünde dedikodular yayılmaya başladı.


KANUNİ'Yİ OĞLUNA DÜŞMAN ETTİ

Rüstem Pasa, bir adamını İstanbul’a göndererek meydana gelen olayları ayrıntısıyla Kanuni'ye iletti. Bu arada daha önce Şah Tahmasb'a yazdığı sahte mektupları da Şehzade Mustafa’nın aleyhine delil olarak gönderdi. Rüstem Pasa, Kanuni'yi tamamen oğluna düşman etmişti. Özellikle “tahtı bırakması” yönündeki dedikoduları duyan Kanuni, iyice sinirlenmiş ve üzülmüştü.

Kanuni Sultan Süleyman derhal Rüstem Paşa’yı geri çağırarak seferin ertesi yıl bizzat kendi idaresinde yapılacağını bildirdi. Ertesi yıl 1553′te Iran Seferi'ne padişah kendi çıktı. Ordu, 5 Ekim 1553 yılında Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe denilen mevkide konakladı.

Padişahın yanında Şehzade Cihangir ve yolda orduya katılan Şehzade Selim bulunmaktaydı. Kendisine orduya katılması talimatı verilen Şehzade Mustafa, babasının kendisiyle ilgili düşüncelerinden habersiz, orduya katildi. Kendisini çok seven ikinci vezir Kara Ahmed Paşa’nın ikazlarıyla bazı şeylerin ters gittiğini fark etti.


BABASININ KENDİSİNİ ÖLDÜRECEĞİNE İNANMADI

Aksama doğru babasının otağından kendisine doğru üzerinde kağıt bulunan bir ok atıldı. Kağıtta, babasının otağına kesinlikle gitmemesi, aksi halde babasının onu öldüreceği yazılıydı.

Şehzade Mustafa bunu Rüstem Paşa’nın kendisine karşı bir hilesi olarak düşündü. Hem otağa gitmemenin babasına karşı bir saygısızlık olacağını düşündü. Ayrıca Şehzade Mustafa, babasının kendisini öldürebilecek büyüklükte bir suç işlemediğini ve Rüstem Pasa dahil hiç kimsenin, babasının kendisine olum kararı verebilecek derecede etkileyebileceğine inanmıyordu.


7 DILSIZ CELLAT TARAFINDAN BOĞDURULDU

Çadıra giren şehzadeye yedi dilsiz cellat saldırdı. Şehzade Mustafa mücadele etmesine rağmen, cellatlar tarafından boğularak öldürüldü.

Şehzade Mustafa’nın ölümü ordu arasında derin bir üzüntü ve hoşnutsuzluk meydana getirdi. Şehzadenin başına gelenlerin sorumlusu olarak tepkiler Rüstem Paşa’ya yönelince, padişah ortamı yatıştırmak için Şehzade Mustafa'ya yakınlığı ile bilinen Kara Ahmed Paşa’yı veziriazamlığa getirdi.

Şehzadenin cenazesi Bursa'ya gönderilerek İkinci Murad türbesine defnedildi.


MAHIDEVRAN IYICE GOZDEN DÜŞTÜ

Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden sonra Mahidevran Sultan iyice gözden düştü. Yaşamının büyük bir bölümünü fakir olarak oğlunun mezarının bulunduğu Bursa'da geçirdi.

HÜRREM'IN OĞLUNDAN MAHIDEVRAN'A MAAŞ

Hürrem Sultan‘in ölmesinden sonra Hürrem Sultan‘in oğlu II. Selim Mahidevran Sultan'a maaş bağlattı ve 1555 yılında oğlu Mustafa’nın türbesini yaptırttı.

 
Geri