Şehitlerle İlgili Şiir ve Mektuplar

Konu sahibi son olarak 2623 gün önce görüldü
çanakkale'de şehit Mektuplari

Siz Anadolu’daki şu yoksulluğa bakın ki bir şehidin kurşun deliği açılmış bir kalpağı, altı delinmiş bir potini, eprimiş bir gömleği bile satılacak kadar değerli, öte yandan ailesi de onun parasına muhtaç olacak denli fakir. Peki ya satılmak üzere açılan bavuldan bir şehidin mektupları çıkarsa!..
Bir şehid ki her şeyi mezada çıkarılsa, mektuplarına asla değer biçilemez. Çünkü o mektuplarda yalnızca kan, et ve kemik kokusu değil, kocaman hasretlerin derin aşklarını yüklenmiş bir gönül vardır.
O mektuplar ki kurşunların birbirini vurduğu, güllelerin havada göğüs göğüse geldiği cehennemî seslere sükunet verir, vatan aşkını hasretle anılan bir isme bağlayarak cesarete dönüştürür.
Kalbinin üstünde böyle bir mektubu saklayan askerin, ‘vatanı için yapabileceği hangi fedakarlık’ vardır diye sorulamaz elbette; o hepsini sırayla yapar ve canını en son verir. Çanakkale Mahşeri’nden okuyalım:

“Bu anda dışarda koşuşma başladı; eski askerler, “Saya geldi! Saya geldi!” diye birbirlerine bağırıyorlardı. (...) Binbaşı Abdülkadir, meraklı bakışlarını Binbaşı Lütfi’ye çevirince, o da bilgi vermek mecburiyetini hissetti.

-Sai gelmiş. İzmir’in köylerinde dolaşır; askerlere gönderilecek mektupları, küçük emanetleri toplar, getirir; sahiplerine verir. Sırdaş olduğu için de sevgililer selamlarını ona emanet ederler. Bu da onun gelişini çok değerli yapar.

Askerler etrafına toplanınca, Sai sağ elini heybenin bir gözüne soktu; bir mektup çıkardı ve bağırdı:

Mehmet oğlu Kara Ali!?..

Değişik yerlerden sesler yükseldi:

-Cennet-i A’lâ’da!..

-Mertebesine erdi!..

Mektubu heybenin diğer gözüne attı. Tekrar bir mektup çıkardı:

-Alsancak’tan Hayati oğlu Salim!

Kalabalığın arasından birisi elini uzatarak bağırdı:

-Ver! Buradayım!..

Yanındaki asker, Salim’in sırtına hafif bir yumruk vurdu:

-Kimden geliyor?!..

-Dur, hele zarfın arkasını okuyayım.

Eline yeni bir mektup alan Sai, yüksek sesle bağırdı:

-Kadir oğlu Hüseyin!..

Değişik yerlerden cevap geldi:

-Şehit!..

-Şehit!..

Onu da diğer göze attı; bu kere işlenmiş bir mendil çıkardı:

-Hasan oğlu Rafet!..

-?!..

Hiç ses çıkmayınca Sai tekrarladı:

-Hasan oğlu Rafet!?..

Tanıyanı kalmamıştı. Sai’nin yüz hatları değişti. Gözleri dalan Binbaşı Abdülkadir karargaha girdi; onu takip eden Binbaşı Lütfi kapıyı örttü; ama az da olsa Sai’nin sesini hâlâ duyuyorlardı:

-Musa oğlu Muharrem!..”(1)

Tarihini bilmeyen milletler kendilerine efsaneler uydurur ve gitgide efsanelere sığınmaya başlarlar. Yukarıdaki satırlar henüz hatıra ve tarih iken derlendiği için bahtiyarız. Ya kaybolup gitselerdi!..
Şehit Muallim Hasan Ethem'
Çanakkale cephesine gönüllü katılmış yedek subay Muallim Hasan Ethem'in şehitlik mertebesine ermeden az evvel anasına yazdığı ve oradaki askerlerin manevi iklimini aksettiren mektubunun bir parçası:
"Valideciğim!
4 asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
Nasihatamiz mektubunu Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının gölgesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha güçlendirdi. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim.
Gözlerimi biraz sağa çevirdim. Güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir sada ile beni müjdeliyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim; çığıl çığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu.

Şu anda bu güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Davudi sesli yiğit bir ezan okuyordu. Herkes, herşey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti, o dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık.

'-Ey yerlerin ve göklerin Rabbi! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halikı! Sen, bütün bu müslüman Türk milletine verdin. Yine onlarda bırak! Çünkü böyle güzel yerler ve şu nimetler, seni takdis ve senin yüceliğini tasdik eden bu millete mahsustur.


Ey benim Rabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri, senin ism-i celalini İngiliz ve Fransızlar'a tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek böyle güzel ve sakin yerde sana dua eden bu askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!..' diyerek dua ettim ve kalktım.. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar bahtiyar kimse tasavvur edilemezdi...


Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor.


ALLAH RAZI OLSUN


4 Nisan 1915


 
Oğlun HASAN ETHEM... "
Şehit Kınalı Ali



Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla sohbet ediyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla “Adın ne senin evladım?” der. Çocuk “Ali” diye cevap verir.

“Nerelisin?” der. Ali “Tokat Zilede'nim” der. “Peki evladım bu kafanın hali ne?” Ali “Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım.” der.

“Neden?” der komutan. Ali “Bilmiyorum komutanım” der. “Peki gidebilirsin Kınalı Ali” der. O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa surede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır.

Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali'nin okuma yazması da yoktur. Arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya: “Sevgili anne babacığım, ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim; beni merak etmeyin” diye baslar. Kardeşlerini, köydekileri sorduktan sonra, kendilerini merak etmemelerini, kendileri var oldukça düşmanın bir adım bile ilerleyemeyeceğini yazdırır.

Gururla mektubu bitirir; neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına NOT düşer: Ali’nin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır. “Anacağım, kafama kına yaktın; burada komutanlarım ve arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler. Sakın kardeşim Ahmet’e de yakma, onunla da dalga geçmesinler. Ellerinden öptüm” diye bitirir. Aradan zaman geçer İngilizler kati netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu'ya yüklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz, teker teker şehit düşmüşlerdi. Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamış, onların sayıları da epey azalmıştı. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali’nin komutanı da olayı görüp yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişti, onları insan bedeninin sungu ve mermilerle orak gibi biçildiği bu yere dua ediyordu. Komutanlarının bu düşünceli halini gören ve durumun vahametini bilen Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini söylerler. Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir. Kınalı Ali'nin bölüğünden kimse sağ kalmaz, hepsi şehit olmuştur. Aradan zaman geçer. Kınalı Ali'nin ailesine yazdığı mektubun cevabı gelir. Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler. (Bu mektubun aslı Çanakkale müzesinde sergilenmektedir.) Babası anlatır. “Oğlum Ali nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, paranın yarısını sana, yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Zaten artık Zahire’ye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da. Siz sakın bizi merak etmeyin, bizi düşünmeyin” der ve koyu akrabalarını anlatır ve mektubu bitirir. “Ali, ananın da sana diyeceği bir şey var.” “ Oğlum Ali, yazmışsın ki ‘Kafamdaki kınayla dalga geçtiler, kardeşime de yakma’ demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde 3 şeye kına yakarlar. Gelinlik kıza; gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye. Kurbanlık koça; ALLAH’A kurban olsun diye. Askere giden yiğitlerimize; vatana kurban olsun diye... Gözlerinden öper selam ederim. ALLAH’A emanet olun”

Mektubu okuyan Ali’nin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar...


 
Şehit Mehmet Tevfik ,
2 Haziran 1916 tarihinde Yüzbaşı (Kolağası) Mehmet Tevfik , Çanakkale harbinde bir İngiliz mermisiyle yaralanmış ve şehit olmadan önce şu mektubu yazmıştır.
“Sebeb-i Hayatım,

Sevgili babacığım ve Valideciğim!

Arıburnu’nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan müthiş bir İngiliz kurşunu geçti.Hamdolsun kurtuldum.Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere , şu satırları yazıyorum.

Hamd-ü senalar olsun cenab-ı Hakk’a ki,beni bu rütbeye kadar ulaştırdı.Yine mukadderat-i İlahiye olarak beni asker yaptı.Sizde ebeveynim olmak dolayısıyla ,beni vatan ve millete hizmet etmek için nasıl yetiştirmek lazımsa öyle yetiştirdiniz…Sizlere çok teşekkür ederim.

Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün hak etmek zamanıdır.Vatanıma olan mukaddes vazifemi yerine getirmeye çalışıyorum.Şehitlik rütbesine kavuşursam , Cenab-ı Hakk’ın en sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim.Asker olduğum için , bu her zaman bana pek yakındır.Sevgili babacığım ve valideciğim,göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezihciğim önce Cenab-ı Hakk’ın sonra sizin himayenize bırakıyorum…Bana hakkınızı helal ediniz.Ruhumu şad ediniz.Refikama yardımcı olunuz.

Hepiniz her gün beş vakit kılınız…Ruhuma fatiha okuyarak beni sevindiriniz…

Elveda,elveda, cümlenizi Cenab-ı Hakk’a tevdi ve emanet ediyorum.Ebediyen Allah’a ısmarladık.Sevgili babacığım ve valideciğim.”

Oğlunuz

Mehmet Tevfik

19 Mayıs 1331 (1915)


 
ŞEHİT İSİMSİZ KAHRAMAN

"Huzura,
Ben, vatan ve millet uğrunda bana düşen vazifeyi ifa ettim. Artık gerisini size terk ediyorum. Ben cümlenize hakkımı helâl ettim. Tabiidir ki, siz de helâl edersiniz.Hemşiremin, Ziya'nın kemali hasretle gözlerinden öperim.
Muhterem amcamın ellerinden öperek dualarını her zaman beklerim. Çoluk çocuğumu evvel Cenab-ı Hakka sonra da vatana, millete ve sizlere emanet ederim. Sevgili valideme, çocuklarıma güzel bakınız. Arzularına himmet ediniz. Maaşlarının tahsisi için icap eden muamele ifası bakımından arkadaşlardan alayımızın tabur katibi ki, ayni zamanda alay katibi bulunan Hasan efendiye yazdım. Bulunduğum fırkanın kumandanı Miralay Remzi Bey'dir. Alay Kumandanı Binbaşı Halil Bey'dir. Bu isimler size lâzım olursa kendileri ile muhabere edersiniz. Binbaşımız Şevki Bey de benim gibi tehlikede bulunduğu için sağ kalırsa ona da müracaat edersiniz. Kolordu Kumandanımız malûm olduğu üzere Esat Paşa hazretleridir.
Havva Hanım hakkında lâzım gelen muamele için kâtip efendiye yazdım. Sana çok rica ederim, efradı ailemi ve validemi hiçbir vakit üzme, daima rıfk ile muamele et. Bana acımasınlar. Ben mukaddes vatan vazifem uğrunda terki can ettim, bahtiyarım. Cenabı Hak sizleri de bahtiyar eylesin. Baki cümlemizi Cenabı Hakka emanet ederim, sevgili kardeşim."
Mektubun altında imza yok. İsimsiz bir şehit. Allah makamını Cennet etsin. Şimdi bu isimsiz şehidi, şehit olmazdan önce yazdığını nasıl anlatabileceksiniz? Onu hangi cümlelerle tahlil edeceksiniz? O, Büyük bir Ahlâk Abidesidir der, noktayı koyarsınız.
Hülasa, Çanakkale topraklan bugün birçok devletin abidesini taşır. Bunların en heybetlisi Mustafa Kemal'in dediği gibi "Bu toprakları Türk sınırları içinde bırakmakla, Mehmetçiğin kendi diktiği anıttır


 
ŞEHİT ÜSTTEĞMEN ZAHİT

Gönderilemeyen Mektup

Bilirsiniz şehitler kanlı elbiseleriyle defnedilir. Kanlı elbiseleri, onların beraat kararları gibidir. Allah'ın huzuruna onunla çıkarlar.
Ve bir şehit. Defnedilmeden önce üstü arandığında mübarek kanına bulanmış bir mektup çıktı cebinden. Karısına hitaben yazmış, ancak gönderecek zamanı olmamıştı.
Şehidin adı Zahit, rütbesi üsteğmen. O zamanki deyişle "Mülâzim-i Sani Zahit Efendi..."
Mektubun bugünkü dille özeti şöyle:
"Aziziye (Pınarbaşı) İlçesi'nin Kılıç Mehmet Bey Köyü'nden Ahmet Efendi kızı eşim Hanife Hanıma...
"İşte bugün seferberlik ilan edildi. Ben hem kendim, hem mesleğim itibariyle tam bir asker, hem şerefli bir askerim.
"Asker olmam nedeniyle, sevgili vatanımı savunmaya gidiyorum. Gidip gelmemek, gelip bulmamak var. Her şey insan içindir.





Aziziye (Pınarbaşı) İlçesi'nin Kılıç Mehmet Bey Köyü'nden Ahmet Efendi kızı eşim Hanife Hanıma...
"İşte bugün seferberlik ilan edildi. Ben hem kendim, hem mesleğim itibariyle tam bir asker, hem şerefli bir askerim.
"Asker olmam nedeniyle, sevgili vatanımı savunmaya gidiyorum. Gidip gelmemek, gelip bulmamak var. Her şey insan içindir.
"Böyle olmakla beraber, şu vasiyetnameyi yazmak hemen ölmek demek değildir.
"Yüce Allah ve İlahi mukadderat bir birimizi önceden tanımadığımız ve bilmediğimiz halde, uzak memleketlerden bizi bir birimize nasip etti. Allah'ın emrine ve Peygamber'in kavline uygun olarak nikahımız kıyıldı. Yaşadığımız sürece geçimimizi sağlamaya çalıştım. Fakat, bizi toparlayıp bir araya getiren devletimiz harp ilan etti. Ben de vatanım ve milletim uğruna harbe iştirak ediyorum. Eğer şehit olursam, Büyük Allah'ım ruhlarımızı birbirine kavuşturur.
"Vatan uğruna şehit olursam bana ne mutlu. Böyle bir hal olduğunda mevcut olan eşyam ve taşınabilir mallarımdan mihri müeccelinizi almanız için sizi vekil tayin ediyorum. Eğer bunlar yetmezse hakkınızı helal edeceğinize ve beni borçlu yatırmayacağınıza eminim.
"Birbirimize verdiğimiz sözlerden dönmemenizi ister ve umarım. Ruhuma bir mevlit okutmak vicdanınıza kalmıştır. Kendim için başka bir şey istemiyorum. Şehitlik bana yeter.
"Mektubumu aldığınız zaman, yüksek sesle ağlamanıza razı değilim."


 
ÇUKURCA’ nın dağlarından Merhaba


Sevgili Anneciğim babacım nasılsınız iyimisiniz. ………………………….
İki tane PKK denilen ...lerle uğraşıyoruz biliyorsunuz ama sonunda acı günlerimiz bitecek yeniden değişik bir hayata kavuşacağım ve yerden Türkyılmaz ailesi toplanacak Annem senin yüzün her zaman gülecek, Annem bizi bu yaşa kadar çok destekle yetiştirdin. Allah’ın izniyle bundan sonra dertler bitecek tatlı ve mutlu günler gelecek.
Anne artık bana ailemize yakışır gelinini hazırlamaya başla karakaşlı kara gözlü olsun. Neyse canım güzel olsun kızmadın değimli. Annem şafak çok yakın sizleri çok özledim. Sizi seven asker oğlunuz.
ESKİ GÜNLER BURNUNDA TÜTÜYOR SADIK’ IN (TÜRKYILMAZ). ÇUKURCA’ DAN YAZMIŞTI BU MEKTUBUNU;

“Teskereyi alınca, Türkyılmaz ailesi yeniden toplanacak. Annem, senin yüzün yeniden gülecek. Bizi büyütene kadar neler çektin. Ama bundan sonra mutlu günler gelecek.”
Mutlu günler umuduyla Sadık’ ın bir de dileği vardı anasından:
“Anne artık ailemize yakışır gelin kızını hazırlamaya başla. Karakaşlı, kara gözlü olsun. Şaka bir yana şafak çok yakın. Beni bekleyin.”

Sadık TÜRKYILMAZ


Bekledi TÜRKYILMAZ Ailesi… Ama bir daha geri gelmedi mutlu günler..


Askerlik bitimine 2 ay kala, Çukurca basılacak duyumu üzerine düzenlenen operasyonda, Gölgelibeş üst bölgesindeki, arkadaşının yanına gelerek; “Canım çok sıkılıyor. Annemi ve kız kardeşimi sürekli rüyamda görüyorum. Herhalde burada şehit olacağım, bir daha onları göremeyeceğim” dedi ve o akşam çıkan çatışmada aynı yerde ve aynı mevzide şehit oldu. 10.07.1995


 
Hani Asker Ölmez Diyorlardi


Hani asker ağlamaz diyorlardı,
İşte ağlıyor,
Hani asker sevmez diyorlardı yarim aklımdan çıkmıyor,
Hani asker ölmez diyorlardı baksa azrailin elinde ismim yazıyor.

Hani sevenler aylrılmaz diyorlardı,
Baksana bir mektup bile gelmiyor,
Hani asker unutulmaz diyorlardı, soranım bile olmuyor,
Hani asker ölmez diyorlardı,baksana azrailin elinde ismim yazıyor.


Hani asker özlemez diyorlardı,
Baksana gözlerim seni arıyor,


 
Hesap Sorulacak Apo Denen Köpekten



Yiğit olanın lokması cana azıktır beyler
Kimse bana söylemesin buna yazıktır beyler
Soyu soysuz olanın sütü bozuktur beyler
Bunların soyu bozulmuş Türk'e düşman göbekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Kan istediniz canlardan bitmedi inadınız
Oğuz size yar olmadı budüz idi adınız
Senelerdir bu vatanın ekmeğini yediniz
Suyunuzu keseceğiz dağlardaki gölekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

İhanete yar mı olur, yüce dağların karı
Üstünüze zalım geldi bu senenin baharı
Deli poyraz gibi vurdu öksüzlerin kaharı
Eleneceksiniz beyler ince ince elekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Dağlar, taşlar bu ovalar bilin ki Türk'ün yurdu
Aslımız insan neslidir Türk'e semboldür Kurd'u
Soyu ermeni olanlar nerden bilecek Kürd'ü
İhaneti seyreyleyin perdedeki delikten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Feryat eylemez mi sandın yavrusuna bir ana
Sizler doymak bilmediniz akıttığınız kana
İnsan olan cana kıymaz, nasıl kıydınız cana?
Anası nenni söylerken kan damlıyor belekten
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Alperenler şehadeti seslenirken çağrına
İbrahim'in dedileri nişan oldu bağrına
Mehmetçik'ler şehit düştü bu vatanın uğruna
Vatan mı istediniz lan beşikteki bebekten?
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Hainlerin yaptıkları yanlarına kalır mı?
İhanetin affı olmaz sizi millet salar mı?
Vatan şehitler toprağı seni toprak alır mı?
Boynuna urgan dolayın sağlam olsun ipekten!
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Başı bozuk yaylalarda bol keseden savurdun
Ne dinin var, ne imanın sen ne biçim gavurdun?
Hem korkaksın, hem zavallı zoru gördün kıvırdın!
Urgan bile dava eder boynundaki ilmekten!
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten!

Şehit anaların gözündeki yaş bitsin
Vatanımın üstünden kara bulutlar gitsin
Asın gardaş bu iti, şehitler rahat etsin!
Bu Sefai deli oldu, senelerdir demekten!
Bu hesap sorulacak Apo denen köpekten


 
İki Yolcu



Bu kalabalık senin düğününe
Benimse cenazeme geliyor
Bu davullar senin düğününe;
Benimse cenazeme çalıyor.

Senin üzerine çiçek
Benim üzerime toprak atacaklar
Senin kınalı ellerinden
Benimse tabutumdan tutacaklar

Seni türkülerle, beni ağıtlarla
Uğurlayacaklar bizi iki yolcu gibi
İkimizde giysisi beyaz olacak
Nüfusa seni EVLİ beni ise ÖLÜ
Yazacaklar.


 
Kahramanlik



Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.

Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
Koşar adım gitmeli onların arkasından.
Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından
İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık...
Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık.
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Bunun için ölüme bir atılış gerekir.
Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir...


 
KAN'la Yazılan Mektup

Bu bir mektuptur. Kuş kanadına, suya, çöl kumlarına yazılmış mektupları okuyanlara veya bu mektupları yazanlara ithaf edilmiştir.

Vatan üzerine, Bayrak üzerine, Onur üzerine, Namus üzerine, Vicdan üzerine, Akıl üzerine...

Adı fark etmeyen ve ithal edilmiş tüm meseleler üzerine, Kelimeler ve kelimeleri çirkinleştiren kalemler üzerine, Kalemleri tutan riyakâr ve kan kokulu eller üzerine, Kalemlerini sapladıkları şehitlerin ve kadınlarının ve çocuklarının ve kardeşlerinin ve onların analarının yürekleri üzerine yazılmıştır.

Mayın, bomba, pusu, baskın, yazar, çizer ve ihanete alet olan her şey üzerine. İstemeyen okumasın. Kanla yazılmış bir mektuptur bu. Güvercin kanadının gücü yetmez taşımaya, karabaşlı kartal olsa nafile. Ağırdır; zira eskidir ve unutuldukça kanla yeniden yazılır, şehit mezarlarının taşları üzerine. Bu mektup binlerce yıl önce yazıldı ve binlerce yıldır yazılıyor, yeni fark edenler utansın.....


Kardeş kardeşi öldürmez, öldüren kardeş falan değildir, kalleştir olsa olsa. Kalleşlerin en kalleşi ise kardeşim diyerek kalleşlik yapan kalleşlerdir. Ve aslında en *****si, mayın değil onu Adil Binbaşıların, Davut çavuşların yoluna döşeyen eldir, o eli alkışlayan ve ululayıp aklayan kalemdir. En az o el kadar suçludur o kalem, tarihin yanılmaz vicdanında. O mayınlara basıp parçalanan bedenler, Edirnekapı’dadır ve bizim yüreklerimizde ve hafızalarımızda yaşarlar.

Kemerburgaz’daki Kemer Country villalarından görünmez Edirnekapı, çok uzaktır hem de çok.

DAĞLARDA YARIM KALDILAR VATAN İÇİN

Ellerimizde can verdi o parçalanan bedenlerin sahipleri, bayrakları dalgalansın diye. Vücudunda sigara söndürülerek, tüm kemikleri kırılarak, kafa derileri yüzülerek işkence edilen, sonra da ağaçtan kazıklarla öldürülen ve çığlıkları telsizlerden dinletilen vatan evlatlarının yeri bizim yüreklerimizdedir, o çığlıkları duymayanların yanı başında durmaz onlar.

Bir de katillerinin yanı başında dururlar, kulaklarında çınlar haykırışları eğer bir yerlerinde bir parça insanlık kalmışsa. Yazıklar olsun, can veren o yiğitleri hainlerle bir tutanlara. “Ağabey" diyordu bana telefonda Astsubay Zülfikar, geçen gün kız arkadaşımla gezdim biraz ve kimse bacağımın takma olduğunu anlamadı”. “Ağabey diyordu, biraz daha uğraşırsam belki bisiklet bile sürebilirim”. Daha on dokuz yaşındaydı Zülfikar, mezun olalı tam yirmi gün olmuştu, o ***** ellerin döşediği mayınla ve bazı kalemler tarafından ululanan o hainlerin, ilk izleriyle tanışırken.

Küskün veya kızgın değildi sesi, pişman veya aciz de değildi.
Gururlu ve biraz pusluydu sadece, bisiklet sürebilse yeterdi.
Koşmayı, atlamayı, denize girmeyi feda etmişti vatanı için.

Bacağını payanda yapmıştı, Kemerburgaz’ın da üzerinde bulunan Türk egemenlik örtüsüne. Yazıklar olsun, çiçek toplayan küçük kızları öldürenlere ve yazıklar olsun o katilleri ululayan kalemlere.

KAVGANIN BİR SEBEBİ VAR, İHANETİN DE

Kavganın sebebini unutmadık, çünkü bu kavga hiç bitmedi. Kavganın sebebi vatandır çünkü bayraktır, onur ve namustur, vicdandır. Kimseye verilemeyecek olan, kimse ve hiçbir şey için vazgeçilemeyecek olan egemenlik hakkıdır.

Atalarımdan bana kalmış olan ve benim çocuklarıma bırakmak zorunda olduğum mirasın vicdani sorumluluğudur. Hiçbir vicdana dayanarak reddedilemez, hiçbir çocuğun veya sevgilinin sevgisiyle değiştirilemez. Hiçbir aşağılık pazarlığa konu edilemez, namustur çünkü istiklal, öbür ihtimal ölümdür. Ben dilimle, bayrağımla, hudutlarımla yaşamak için ölmeyi kayıp veya yazık değil, şeref sayarım. Bu paha ne ile biçilirse biçilsin, kimseye yalvarmam durdurun diye, benim olana uzanmışsa el, ben durdururum ellerimle.

Meğerki ölüm varmış, sevememek varmış, çiçek koklayamamak, ne gam? Vermek vicdansa eğer, akılsa susmak, pusmak, yerle yeksan olmuştur onur ve şeref.

MAYINLAR NEREDE

Mayınların yeri bilinmez, döşeyen şerefsizin yeri bilinmedikçe. Ve dağlara döşenen mayından daha tehlikeli ve *****cedir dimağlara ve bilinçlere döşenen mayınlar. Dağlara döşenen mayın tek kalır, tek can alır. Ürer her doğumda, her okunmada zihinlere döşenen mayınlar ve ihanet her doğumda bir daha artar.

Başka zihinlere bulaşır, mayınların en tehlikelisidir bu, yayılır. Dağlardaki gibi otla ve toprakla gizlenmez, sevgiyle, barışla ve daha ne kadar varsa tüm süslü kelimeler alet edilir bu gizlemeye. İşte o anda ölür kelimeler, kahreder kaderine.

Kullanıcısını seçme hakkı yoktur çünkü sevgi, bölen ve yıkanın ağzından, aşk yataklık edenin, sinsice zihinlere mayın döşeyenin kaleminden dökülür. Ölür kelimelerde sevgi. Ve barış artık, en fazla parayı verenin yatağını doldurur, en fazla paraya yazıp çizenin elinden.

En pahalı kalemler pazarlar barışı, salyaları akan bölücülerin sofrasına. Bazen bir villanın çalışma odasında ve bazen bir gazete köşesinde dokunaklı kelimelerle süslenip öylece pazarlanır barış. Pazarlığı yapılmış ve satın alınmış bir fuhuş için. Bölmek ve parçalamak için yapılan hain savaş, fuhuş yapar barışla, tecavüz eder barışa hayâsızca. Dedim ya, bu eski ve ağır bir mektuptur, Türk nereye gittiyse obasıyla, ihanet en sondaki katırla takip eder göç kolunu. Soylu atlar hızlıdır, bu yüzden biraz geç gelir ihanet, yolda haram meralardan beslenerek.

Bu eski bir hikâyedir, ne kuş kanadı ne suya atılan şişe taşıyabilir; ağırdır, kanla yazılmıştır, bir kısmı Edirnekapı’dadır, Çanakkale’de bir kısmı ve Karsta, İzmir’de, Muş ovasında, Malazgirt’tedir, Sakarya’dadır. Bir kısmı hala yazılmaktadır, Cudi’de, Gabar ve Körkandil’de, Masura çayında, Ali boğazında, Cehennem deresinde cehennem sıcağında yazılmaktadır, şehit Mehmetlerin kanıyla. Yazıklar oluyor, onur ve şerefe, bayrağa, vatana, kutsal olan ne varsa yazıklar oluyor onursuz bir hayatla değiş tokuş edilirken.

BU YAZGIYI KİM YAZMIŞ?

Yazıklar oluyor yazgıya, çünkü yazgı ihanet edenin suçunu taşıyamaz, can alanın, ev yakanın, çocuk öldürenin yükü yazgıya bile ağır gelir. Kışlaya gidenin, askerden sonra evlenip çifte çubuğa bakmanın hayalini güdenin yazgısı Allahın ise eğer, çocuk öldürenin, mayın döşeyip pusu kuranın yazgısı kimindir.

Kim yazar bu yazgıyı ve hangi kalem bunu yazgı diye ulular, hangi akıl buna inanır ve bu nasıl vicdandır? Bu ağır ve eski bir hikâyedir, kanla yazılmıştır ve ne kuş kanadı ne suya atılan şişe taşıyabilir; bir kısmı Edirnekapı’dadır ve Edirnekapı çok uzaktır, Kemerburgaz’daki bir villanın çalışma odasına. Adil Binbaşının bastığı mayının üzerinde “made in Italy” yazıyordu İngilizce. Ama döşeyen eller İngilizce veya Latince değil Kürtçe konuşuyordu ve Kürtçe de “mayın” kelimesinin nasıl söylendiği önemli değildi, taşıdığı anlam ihanetti nasıl olsa.

Kimseyi haklı veya haksız bulmayan kalemler, hakkı yazar sonra, hak için ölenlerin inadına. Böylece hakkı, batıla pazarlar aynı sabıkalı eller ve kalemler, aynı hayâsız fuhuş için. Ne gariptir ki bu kalleş ellerin döşediği mayınlara daima anayasal yolculuklara çıkanlar basar. Onlar ki; bu yolculuğa siyasal veya mukaddes yolculuklar yapılabilsin diye çıkarlar. Yazıklar olsun, baktıkları kırık camlı siyasal gözlükleri ile ödenen bedellerin mukaddesatını göremeyenlere. Yazıklar olsun!

DİL KAVGANIN VE İHANETİN SEBEBİ MİDİR YOKSA ARACI MI?

Korku salan ve öfke çağrıştıran meselelerin parçaları değil, esas gerekçeleridir aslında Türkçe dışındaki başka diller. Dil özgür olunca, Özgürlük dil olur artık ve bütün bölünmeler böyle başlar. Özgürlük daima yeni sınırlar ister. Okul der, ayrı olsun. Bürokrasi der, bu dilde anlayamıyorum ayrı olsun. Bayrak der sonra, ayrı olsun dilim ayrı nasılsa, ben de ayrıyım ve bu da varlığımın sembolüdür.

Toprak der arkasından, ayrı olsun birazını bana ver, nasıl olsa daha önce dilinin, özgürlüğünün birazını vermedin mi? Hem ne olacak, birazcık topraktan ne çıkar biz kardeş değil miyiz? Özgürlük paylaşılmaz oysa. Birinin özgür olduğu yerde, diğeri özgür olanın kurallarını ve özgürlüğünü tehdit edinceye kadar özgürdür. Yani dilin de kişinin de özgürlüğü esas mülk sahibinin özgürlüğünü ve geleceğini tehdit edene kadardır.

Sonrası anarşi, sonrası terör, sonrası bölücülük, *****lik ve ihanettir. Sonra arkadan vurmalar ve mayın döşemeler başlar yollara ve zihinlere. Ama her hal ve şart altında, tüm bölücülerin yardım ve yataklığa ihtiyaçları vardır. Gizli olmalıdır, yardım ve yataklık, sinsice. Kimse fark etmeden yapılmalıdır, Türkçe konuşmalıdır ama aslında başka dilde anlaşılmalıdır.

Acındırmalıdır ama aslında acımadan katletmelidir, dili, egemenliği ve onun bekçilerini. Yardım ve yataklık yapanın da yardıma ihtiyacı vardır. Dışarıdan. Çok uzaktan, denizler ve tarihler ötesinden. Eski kinlerden ve hesaplardan ve o hesapların sahiplerinden beslenir yataklık yapan. Para alır, vaat alır, AFERİN alır.

Bu eski ve çok ağır bir mektuptur.

Türk bağımsızlığını koruyanların kanları ile yazılmıştır. Ne suya salınan bir şişenin ve nede kuşkanadının taşımaya gücü yeter; karabaşlı kartal olsa nafile. Başlığı binlerce yıl önce atılmıştır ve Edirnekapıda’ki şehit mezarlarının taşları üzerine yazılmaya devam etmektedir. Emin olun binlerce yıl daha yazılmaya devam edecektir.

Türkçenin sahipleri yaşadıkça bu kanlı mektup yazılmaya devam edecektir çünkü Türkçenin ve onun sahiplerinin özgür yaşamasını istemeyenler, yollara ve zihinlere mayın döşemeye, parçalamak ve bölmek için çabalamaya, parçalamaya çalışanlara yardım ve yataklık etmeye devam edeceklerdir. Bu eski mektup bir yazıttır aslında Türk’ün var oluş destanıdır, binlerce yıldır yaşlı dünyanın bağrına saplı kaidelere ve mezar taşlarına yazılır. Yazanlar asla diz çökmezler ve kimseye yalvarmazlar.

Kimsenin toprağını, dilini veya özgürlüğünü istemezler ve kendilerinin olanı da kimseye vermezler.

Bu bir mektuptur.

Vatan, Bayrak ve Onur üzerine yazılmıştır. Vatansızlar, dilsizler, hainler, bölücüler ve toprak hırsızları gibi aczi ve acınmayı anlatmaz. Var olduğu yerde kendinden gayri herşeyi önemsizleştiren, vatan ve bayrak aşkını anlatır. Onurlu ve egemen ölebilmenin, onursuzca ve esir yaşamaktan daha önemli olduğunu anlatır. Asla diz çökmeyeceğimizi anlatır. Yüreği olan varsa gelsin de çöktürsün diye, Yüreği olan varsa okusun diye yazılmıştır.

“VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN"



 
426564mzjv091c7e.gif

Renginde şehitlik gizli, Hilalinde mana var
Yüreğimde saklamışım, kurbanında kına var

Toprağa düşse yiğit, Ölüm güç verir bize
İnancıma teslim oldum, Zulüm güç verir bize
...
Susmayın ey milletim, Bayraksızda ar olmaz
Susar ise yiğitler, Vatan bize yar olmaz
...
Dört aylık bebeklere kurşun sıkan, nerdesin
Nereye gidersen git öleceğin yerdesin
...
Hükmü ilahi varsa belki korur Yaradan
Kan düşmanı olmuşuz çekilsinler aradan
...
Bu vatanın ekmeği gözünüze durmalı
Yiğit bir can gelmeli sizden hesap sormalı!
426564mzjv091c7e.gif

HERŞEYİN HESABI BİRGÜN SORULUR ELBET!
Şehidim rahat uyu...


 
Komutanı için şehit düştü


Uzman Çavuş Egemen, askerlik sevgisinin peşinde kahraman oldu. Komutanını kurtarmak için kendini hain kurşunlara siper etti.

Hakkari'nin Şemdinli İlçesi'ndeki Aktütün Karakolu'nda şehit düşen 17 askerden biri olan Uzman Çavuş
space.gif
Egemen Yıldız'ın evinde, geriye gurur dolu anılar ve duvarda `O Bir Komutan' yazdığı fotoğrafları kaldı.

KOMUTANINI KURTARIRKEN ŞEHİT OLDU

Doğum gününde toprağa verilen şehit uzman çavuşun, aynı siperde omuz omuza çarpışırken yaralanan komutanını siper üzerinden çekmeye çalışırken teröristlerin kurşunlarına hedef olduğu ortaya çıktı.
SALDIRI BEKLİYORUZ, KURTULMAM ZOR

Kendi isteğiyle gittiği Hakkari'de terörle mücadaledeki başarılarından dolayı izinle ödüllendirilen, bayram tatiline gelmeye planlarken, PKK saldırısı olacağı istihbaratı üzerine Aktütün Karakolu'na kaydırılan timde görev yapan Uzman Çavuş Egemen Yıldız'ın, şehit olmadan önce babasını ve tüm aile bireylerini tek tek telefonla aradığı, saldırı beklediklerini, bundan da sağ kurtulmasının zor olacağını söylediği ortaya çıktı.

İLK ZİYARET SİLAH ARKADAŞLARINDAN

Biricik oğullarını bayrama beklerken şehit haberini alan Mahmut Yıldız ve eşi Fikriye Yıldız'ın ilk ziyaretcileri, aynı birlikte çatışmaya girdiği silah arkadaşları oldu.

SİLAH ARKADAŞI O ANI ANLATTI

Çatışmada yaşananları anlatan silah arkadaşları, Uzman Çavuş Egemen Yıldız'ın, aynı siperde çarpışırken yaralanıp düşen komutanını kurtarmak için kahramanca siperden çıktığı ve bu sırada teröristlerin kurşunlarına hedef olarak şehit olduğunu anlattı.

EFELERİZ BİZ

Oğlunun kahramanlıklarını büyük bir gururla dinlediğini söyleyen baba Mahmut Yıldız, "Oğlum Hakkari'ye gittiğinde şehit olacağını biliyordum. Bunu kendisine `dönmezsin artık' diye söyledim. Bana `Bizlere burada Efeler diyorlar, onların korkulu rüyasıyız' diyordu. Oğlumu Bayram için tatile bekliyorduk. Komutanları ödüllendirmişti. Her gün telefon açar özellikle annesiyle dakikalarca konuşurdu"

KAN VE TER KOKULU CEVŞENİ KALDI
space.gif


Ağabeyinden geriye kalan cevşeni boynuna saatini de koluna takan kız kardeşi Ödül Yıldız ise, ağabeyinin küçüklükten beri asker olmak istediğini söyledi.

Ağabeyinin küçükken üniforma üzerine kendi fotoğrafını yapıştırıp ardından onları duvarda `O Bir Komutan' yazısı altında topladığını da odasına girerek gösteren 18 yaşındaki Ödül Yıldız, "Ağabeyimden geriye kan ve ter kokulu cevşeni kaldı. Şehit olurken boynundan asker arkadaşları alıp bana verdiler. Onu gururla taşıyacağım. Geçen yıl yaşım tutmadığı için sınavlarına giremedim. Ama bu yıl girip kazanarak asker olacağım" dedi.


 
Gayrı anlatılmaz bu savaş bence
Dağ taş konuşmuştu kendi dilince
Hücum diye bir ses duydum ilk önce
Sonra allah allah dedi mehmedim

Ne ana ne sıla ne yar hayali
Bir gör mehmetteki kükremiş hali
Kırpmadı gözünü yağmur misali
Mermi yedi havan yedi mehmedim
Can askerim

Öyle bire ihlas öyle imanki
Secde eder cümle can ve bitki
Bir temmuz akşamı allah şahitki
Şaha kalkmış vatan idi mehmedim

Bu akşpam yıldızlar saramış gibi
Tepeler titreşir hava kış gibi
Bir dağın sırtında dağ varmış gibi
Omuzlamış bir mehmedi mehmedim
Can askerim


 
Mehmetçik




Esaret zincirini kanlarla kıran Mehmet,
Hürmetle eğilmede huzurunda bu millet,
Kan verdin şu toprağa ebedi şan aldın sen.

Öldünde savaşlarda yaşatmak için yurdunu,
Çoştunda savaşlarda azgın düşmanlar durdu.
Bütün dünya milleti o azgın düşmanlar ki,
Memleketi istila edeceklerdi sanki.

Düşündüler mi onlar üç kıtanın fethini,
Düşündüler mi onlar şanlı tarihini.
Çoştun da bir zamanlar atlamıştın Tuna'yı,
Ezmiştin hasımları sarmıştın Viyana'yı.

Avrupa ortasında yıllarca at oynattın,
Dillere destan olan kahramanlar yarattın.
Saçtın oralarda binbir dehşetle korku,
Sinerek düşmanların Türk geliyor diyordu.

Unutulmuştu demek o istila günleri,
Tarihe nam saldığı Türk'ün şanlı günleri.
Hatırladın sen o şerefli anları,
Çanakkale önünde boğarak düşmanları.

Çarpışarak orada bulmak için hakkını,
Durdurdun imanınla,çoşup gelen akını.
Bir kere daha geçti şanlı tarihe ismin,
Sen bizim kalbimizde ölmez ve ebedisin.


E.kıdemli Alb. Celalettin Alıcı
15 Şubat 2006
 
Mehmet'İm Sana Nasil Kiydilar?


Kömür karasıydı rüzgarda dalgalanan saçların,
Bir ok gibi bağırları delerdi güzel bakışların,
Kızdın mı aniden çatılırdı keman kaşların,
Mehmet’im sana, gençliğine nasıl kıydılar?

Fidan misali boyunla yirmi yaşındaydın
Hayatının en güzel mevsimi baharındaydın
Benim büyümeyen yavrum ana koynundaydın
Mehmet’im sana, gençliğine nasıl kıydılar?

Gelince askerlik çağın mutluluktan coştun,
Güzel haberi vermek için yavukluna koştun,
Gurur dolu yüreğinle başın dik dolaştın,
Mehmet’im sana, gençliğine nasıl kıydılar?

Hazırladım zevkle mutlulukla bütün eşyalarını,
Üşümesin ayakların diye ördüm yün çoraplarını,
Ellerine saçlarına yaktım damatlık kınalarını,
Mehmet’im sana, gençliğine nasıl kıydılar?

Elleri açtık semaya dualarla yolladık kapıdan,
Düğün kurduk davul zurna çaldık ardından,
Gözümde yaşlarla uğurladım seni yuvadan
Mehmet’im sana, gençliğine nasıl kıydılar?

Ana sütünü helal et vatan borcu gidiyorum dedin,
Baba duanı esirgeme namus borcu gidiyorum dedin,
Kardeşlerini öptün, yavukluna hasretle güldün,
Mehmet’im sana, gençliğine nasıl kıydılar?

Aylar sonra acı haberin geldi uzak diyarlardan,
Kahbe kurşun yemişsin imanlı temiz bağrından,
Canını, kanını vermişsin geçmemişsin vatanından,
Mehmet’im sana, gençliğine nasıl kıydılar?

Baba ocağına getirdiler al bayrak kefeninle,
Uğurladık seni ebedi hayata cennete tekbirlerle,
Şehit anası oldun dediler Allah şefaatine nail eyleye,
Mehmet’im sana, gençliğine nasıl kıydılar?

ZERRİN ÖZGÜR
 
Ne mutlu Türk'üm diyene!!!!!

Gözünün yaşını sil be ana ve sakın ağlama gurur duy
Hepimiz seniniz, oğlunuz, Mehmet'iz, askeriz. Bize güven.
Ayakta kalacak hep bu vatan millet evet evlatlarla.
Hepimiz bu çatı altında tek yürek, tek kalp ve tek bayrak.
Seni bir başına bırakıp orda gitti sanma kocan bacım.
Eşin bacım emanetim tamam, sen rahat uyu paşam.
Kalbin yanacak tamam ama ana korkma biz varız daha.
Yakında hepimiz gelicez oraya, ruhunuz şad olsun. Amin.

(Ya Allah)
Türk askerime de al bayrak, akan kan şeref namus vatan Allah.
Tek yürek, tek bu devlet kan, şan da şöhret de bizim tamam.
Kanla sulanmış bir vatanda yaşamanın değerini bizden iyi kimse bilemez.
Üstümüze gelse de tüm cihan, bizi yeryüzünden asla silemez.
Biz bir ölürüz ve de bin diriliriz. Biz dönersek eğer sağ, geri gideriz.
Son damlamıza kadar direniriz. Neden mi biz şehit oğluyuz, deliyiz.
Biz bize yeteriz ve biz de askeriz. Biz gözümüz kapalı da gideriz.
Çünkü şehit anaların duaları bize yelek, göğsümüzdeki kurşun da madalya.

Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.

Akan kan ***** gibi sana mahsus
ve taarruz emri geldi mi size maruz
bırakır Türk Devleti sanki kabus.
Hayatında görmedin böyle husus.
Üstelik üstelemeden de düşmanı, gerekeni yapar bu yurdun evladı.
Son nefesine kadar yeter gücü ve de son nefeste alır milletin öcünü.
Zırhını giy git abdestini al. Şehit olacaksın hadi hazırlan evlat.
Seni seviyoruz biliyorsun dimi evlat, seni yaşatıcaz bunu biliyorsun evlat.
Yaşlı gözlerimize bakma biz hepimiz gururdan ağlıyoruz yiğidim.
Şehidim nefesim, nefesim yeminim, yeminim emanetimdir and içerim.
Göğsünü siper et bu toprak uğruna, millet uğruna, bu bayrak uğruna.
Türk gibi konuş ve Türk gibi bak ona haine de ki "bizi bölemezsin, anla"
Yine söyle çözüm için illaki can mı yanmalı peki tamam o zaman.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun, ne mutlu Türk'üm diyene.
Vatan sağolsun acımızı gömdük. Dostu düşmanı biz hepsini gördük.
Ay-yıldız kaşlarını da çattı, şehit analarının omzuna yattı.
Analarımız gazilere yaslandı. Türk milleti bak dünya ayaklandı.
Hain amaçlarınız sonuca varmaz. Şehidin kanı asla yerde kalmaz.

Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.

Yüce Türk Mileti, hainler, teröristler ve tüm düşmanlarımız
evladımıza askerimize kurşun sıkıp şehit ettikleri zaman
onları bu dünyadan aramızdan gönderdiklerini düşünüyorlar.
Peki Türk Milleti, bir bakalım onlar haal burda aramızda mı yoksa gitmişler mi?
Astsubay Çavuş Ahmet Sarıoğlu. 'Burda'
Piyade Astsubay Mehmet Bozkurt. 'Burda'
Çavuş Mehmet Uyar. 'Burda'
Onbaşı Kasım Aksoy. 'Burda'
Er Mehmet Coşkun. 'Burda'
Piyade Uzman Çavuş Selçuk Gürdal. 'Burda'
Er Yavuz Öztürk. 'Burda'
Gazi Mustafa Kemal Atatürk. 'Burda'
O zaman tekrar hep bir ağızdan düşmana haykırırcasına bağıralım onlara anlatalım.

Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez.

[Mustafa Kemal Atatürk]
Ne Mutlu Türk'üm diyene..
 
O Şİmdİ Şehİt


Yekpare Bekleyişin Getirdiği Bir Akşam
Kulakları Tırmalayan Sağır Sessizlik
Ümüğü Sıkılmış Musallat Yaşam...
Cudi Dağı Eteklerinde Kokmuş ağız nefesleri
Pusu, Kurşun, Kan
Hain Ayak Sesleri...
Tutuşur Gözbebeklerimde Alaşafak
Savuşur Yüreğimde Ürkek Ceylan Hisleri,
Aldatılmışlığın Sırrını Çözmeye Çalışan Ustalık
Kör Kalem Uçlarında, Derin Uçurum İzleri...
Fizik, Anatomi, Olasılık
Kauçuk Suratlarda Asıklık,
Karar: Bin Bilinmeyenli Denklem,
Kararlı Adımlardaki Tutarlılık...

Ve Ben Şairim,
Sevdası Kürelenmiş Dağların Kır Nergizi Gözleri,
Göbeği Çatlamış Dudakların Sabır Ezgisi Sözleri,
Yarınları Yağmalanmış Varoşların
Kahır Çizgisi Yüzleriyim Anlayacağın...

Ağlamak Elbette Kolaydır,
Elbette Kolaydır Kendini Paralamak
Papyon Yakalara Siyah Kordele Bağlamak
Resmi Tangolarla Yürekleri Palazlamak Kolaydır...
Ajanslarda Münferit Olayları Kınamak,
Kongre Salonlarında
Miting Meydanlarında
Barışçıl Sistemler Sağlamak Kolaydır.
Uydurmak da Kolaydır, Uygulamak da...
Çünkü Kader Yazgısı Silahlar Susmuştur,
Derin Mevzilere Çekilmiş Birlikler
Geçici Sukunet Kurulmuştur.
Çünkü Firavun İştahıyla Çekilmiş Tetikler
Kan Kusmuş, Kansız Senaristlerin Namlusu
Figuran Hedefler Vurulmuştur...

Yani, Yetsin Diyorum,
Durulsun Kör Bulanık Akan Sular
Bu Acılar Bitsin Diyorum.
Yani, Ağlayan Çağaları Saran Korkular,
Olur Olmaz Kabuslarla Bölünen Uykular
Unutulsun, Kuşku Dolu Masum Dudaklarda
Düş Olsun, Gitsin Diyorum.
Sözüm Ona; Dili Kol, Eli Bol Soylular
Tutulsun Mazlumların Ahına
Allah Kahretsin Diyorum...

Ne Çıkar, Davalarımız Devrin Divanlarında Görülse,
Kalemler Kırılsa Sevdalarımıza
Yumak Yumak Mahpuslar Örülse,
Ne Çıkar, Dağbaşlarını Mesken Tutmuş
Türkülerimiz Sürülse...
Zalimi Dize Getiren Ağıtlar Bizim Değilmi Sanki...
Omuzlarda Yanyana Taşınan Tabutlar,
Kan Pıhtısı Bulutlar,
Yok Olan Umutlar,
Bizim Değil mi Kurşun Köreltmiş Ocaklar,
Postallı Ayaklar,
Şalvarlı Çocuklar,
Tarh-Açık Kapılar Bizim Değil mi?
Öyleyse Davranın Diyorum,
Sarılın Kutalmış Ufuklar Şurasında
Titreyin Canlanın
Dün Yurdumun Dağlarında Çarpışan Yiğit
Bugün Bayraklar Arasında,
O Şimdi Şehit...

ALİ YAŞAR
 
Öğretmenim bana şehitliği anlatsana

Bana şehitliği anlatsana öğretmenim!” diye bir soru sorsa öğrencilerimden birisi, nasıl cevap veririm diye düşündüm?
Nerden başlamalıyım anlatmaya?
Şehit olanın ulaştığı makamdan mı başlamalı?
Ateşin düştüğü yeri anlatmalı mıyım?
Evlat acısı çeken anne babanın yüreğindeki ateşi kelimelere sığdırabilir miyim?
Genç yaşta dul kalan, evinin direği yıkılan “hayat arkadaşının” acısını ifade edecek kelimeleri, sözlüklerde bulabilecek miyim?
Babasının yolunu beklerken, babasının resmini öpen, “yetim çocuğun” tabuta bakışını ben nasıl anlatırım ki?

“Evlat acısı nedir öğretmenim!” diye sorsa başka bir öğrencim nasıl anlatırım ben o annenin yüreğindeki ateşi. Ellerini bağrına vura vura ağlayan bir annenin acısını ben anlatamam ki! Anlatmaya yüreğim dayanmaz ki!

“şehidin babası niçin Vatan sağ olsun!” dedi. “Vatan sağ olsun!” derken sesi niçin titriyordu şehidin babasının?” diye sorarsa öğrencilerim ben ne diyeceğim? 'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır'” mısralarını anlayabilirler mi?

“Tabuta bakıp ne olduğunu bile anlayamayan o küçük çocuk, niçin etrafına şaşkın şaşkşn bakıyordu öğretmenim?” diye soran olursa nasıl cevap vereceğim. Cümle kuramam ki o zaman. Kelimeler boğazımda düğümlenir. Harfler kelimeye, kelimeler cümleye dönüşemez ki!

“Geline kına yakılır, koyuna kına yakılır da Askere niçin kına yakılır öğretmenim?” sorusuna cevap verebilir miyim?
“Gelin kocasına kurban olsun, koyun Allah’a kurban olsun, askerde vatana kurban olsun diye kına yakılır!” diye cevap versem yeterli gelir mi acaba?

“şehitler mektup yazar mı öğretmenim?” diye soran olursa, ne derim ben onlara. Sınıftan öğrencinin biri ayağa kalkar ve “Benim babam şehit oldu. işte size bir şehit mektubu!” diyerek şehit babasının mektubunu gözyaşları içerisinde okumaya başlarsa ben ne diyebilirim ki?


Şehit Mektubu…

Sana evlat acısı yaşattığım için beni affet anne!
Biliyorum bana kızmıyorsun. Ama içinde yanan ateşle “ağıt” yakıyorsun anne. Ana yüreği bu. Biliyorum yüreğinde kocaman bir kor yanacak bundan sonra. Bayramların bayram olmayacak bensiz. Mezarımın başında geçireceksin tüm bayramlarını. Mezar taşımı temizleyeceksin gözyaşlarınla.
Düşman işgaline uğramasın bu topraklar anne. Dayan annem dayan! Ben seni şehitlerin arasında bekleyeceğim.

O koca yüreğinde ateş yaktığım için beni affet baba!
“Vatan sağ olsun!” derken sesin titreyecek biliyorum baba. Bayrağımıza bakarken “Vatan sağ olsun!” diyeceksin tekrar tekrar… Çocukluğumda bana anlattığın Çanakkale şehitlerine senden selam götüreceğim baba.

Beni affet taze gonca gülüm, hayat arkadaşım!
Seni genç yaşta dul bıraktığım için. Ben şehit oldum, sen şehit eşi. Dünya hayatında yokluğumun acısını yaşayacaksın belki…
Tabutumun başında ağlarken “Doyamadım sana yiğidim!” diyerek gözyaşlarını damlattın tabutuma. Ben sana doydum mu sanıyorsun? Ya senin namusuna leke getirecek alçaklar ülkemi işgal etseydi! işte o zaman ben gerçekten ölmüş olurdum.

Sizi “yetim” bıraktığım için beni affedin evlatlarım!
O küçük ellerinizi tutup yanaklarınıza bir öpücük daha kondurmak için neler vermezdim. Kokunuz burnumda tüterken şehitlik nasip oldu. Size doyamadım.
Sen beni öldü sanma oğlum. “şehitlere ölü demeyin!” diyen Allah, bize ölmeden önce yerimizi gösterdi. Orayı görsen sende bir an önce şehit olmak istersin. Seni orda bekleyeceğim oğlum! inşallah sende şehit olursun!

Kolay mı bırakıp gittim sizi sanıyorsunuz. Hepiniz gözümün önünden geçtiniz. “Ben sizi nasıl bırakıp giderim?” diye düşünürken, Hz. Peygamberi gördüm anne. Ellerini açmış beni bekliyordu anne. Ruhumu teslim ederken gideceğim yer gösterildi bana. O ne güzellik! Cennete uçtuğumu anladım. Bakmayın siz cesedimin kan revan içinde kaldığına. Hiç acı çekmedim ben. Dünyada şehitlerden başka hiç kimsenin yaşayamayacağı kadar rahat bir ölüm yolculuğu yaptım.

Milletime söyleyin, beni Fatihasız bırakmasın!


Mektubu okuduktan sonra, babasının ellerinden öper gibi, mektubu öpüp alnına koyarsa öğrencim, ben onun gözlerinin içine nasıl bakarım? Babasının son mektubunu okurken bile dimdik duran öğrencimin alnından öperken, gözyaşlarımı tutabilir miyim?
 
Sevgili Ailem

Adı Soyadı : Serhat GENCER
Rütbesi : Dz.P.Astsb.Çvş.
Doğum Yeri : Kırıkkale
Doğum Tarihi : 1973
Olay Tarihi : 08.01.1994
Şahadet Tarihi : 08.01.1994
Şehit Olduğu Yer : Şırnak - Maden


Sevgili Ailem

İlk önce hepinizi çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Bu mektup ancak ben öldükten sonra sizin elinize geçecektir. Beni asla unutmayın. Hep kalbinizin bir köşesinde saklayın. Şunu asla unutmayın. Allah'ın verdiği canı Allah'tan başkası alamaz. Bu yüzden üzülmeyin. Yalnız size söylemek istediğim bir şey var. Ben Burcu’yu çok seviyordum ve bu sevgimi de mezara götürüyorum. Ben burda öldümse Allah yolunda, vatan namus ve millet yolunda öldüm. Benimle aslında gurur duyun ve gülün. Asla ağlamayın. Eğer ağlarsanız ben yattığım yerde rahat edemem. Dedeme de hepinizin selamını söylerim. Kendinize çok iyi bakın. Sizleri çok seviyorum. Hepinizi çok özledim. Oğlunuz. Yazacak başka bir şey bulamıyorum.

Serhat Gencer
Dz.P.Astsb.Çvş
 
Geri