Asla unutmam. Çok sevdiğim, beraber büyüdüğüm çocukluk arkadaşım Emre, evimden 700 metre ilerideki mezarlığın şehitliğinde yatıyor. Tunceli'de şehit oldu. Karıncayı bile incitmeyen biriydi. Evlenmesine, yuva kurmasına, baba olmasına, yaşamasına izin vermediler.
Düşünün gencecik delikanlı evleniyor, bir süre sonra askere gidiyor. Eşi ona hamile olduğu müjdesini veriyor. Sevinçten havalara uçuyor baba olucam diye. Gün sayıyor askerlik bitsinde gidip doğacak kızımı öpüp koklayayım diye. Günler geçmek bilmiyor sabırsızlıktan. Eve dönmek için can atarken terhisine iki hafta kala pusuya düşüyor ve şehit ediliyor. Neden o gencecik delikanlı evine gidip, görmek için yanıp tutuştuğu yavrusunu, bebeğini göremedi. Kimseye bir zararıda olmayan, hayatında kimseyle düşmanlık etmeyen ve gariban bir anne-babanında çocuğuydu. Neden onun yavrusunu görmesi istenmedi. Kızı doğdu ama onu koklamak öpmek isteyen babası onu hiç göremedi. O da yetim olarak , annesine hep "babam nasıl biriydi " diye sorarak, belki yalnız kaldığı anlarda içten içe baba özlemiyle hep bir hüzünle yaşadı. Ve bu ve bunun gibi tonla acıların hiç ama hiç haketmeyen nice nice insanlara yaşatıldığını düşünün. İşte devletimizin yıllardır neyle, nasıl bir kötülükle uğraştığını düşünün. Unutmuyoruz, unutmayacağızda. Kıyamete kadar kötülüğe dur demeye devam. Kötülük yapmanın toz tanesi kadar haklı gerekçesi olamaz, yoktur.