Sefaretname Ne demek ?

S
  • Kullanıcı She`
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Ne Nedir?
Osmanlı İmparatorluğu'nda, yabancı ülkelere gönderilen elçilerin, gittikleri ülkelerde gördükleri, yaptıklarını anlatan eser.

Özellikle Osmanlılar, III. Selim dönemine kadar, yabancı ülkelerde daimi elçilikleri olmadığından, padişahların tahta çıkışlarını bildirmek, antlaşma yapmak gibi görevlerin yerine getirilmesi için gönderilen elçiler, dönünce, durumu bir sefaretname ile padişaha sunarlardı.
 
[FONT=&quot]Özellikle Osmanlı Devleti döneminde, bir dış merkeze sefir (elçi) olarak atanan kişinin, döneminin siyâset ve diplomasisine ve bu arada da sefirlik görevinde bulunduğu şehrin ve ülkenin güncel hayâtına ilişkin izlenim ve görüşlerini kitap şeklinde bir araya getirdiği eserdir. [/FONT]


[FONT=&quot]En tanınmış örnekleri Yirmisekiz Mehmed Çelebi ve Resmî Ahmed Efendi'nin sefâretnâmeleridir. Gözlem ve edebiyat yönünden ziyâde, üstlenilmiş görev üzerinde yoğunlaşmış rapor özelliği olanlar "takrir" şeklinde anılırlar. [/FONT]


[FONT=&quot]Âit oldukları dönem hakkında verdikleri bilgilerin günümüz bakış açısının oluşturulmasına sağladığı katkının yanı sıra, sefâretnâme ve takrirlerin XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin reform arayışları süreci içinde kayda değer bir târihî önem de arz etmişler, bu arayışlara kaynak oluşturmuşlardır.[/FONT]


[FONT=&quot]Günümüzde diplomatlar tarafından yazılmış anı kitapları sefâretnâme türünün uzantısı sayılabilir.[/FONT]


[FONT=&quot]Başlıca sefâretnâmeler şunlardır:[/FONT]


Tablo 3- Osmanlı sefâretnâmeleri
[FONT=&quot]Diplomat[/FONT]
[FONT=&quot]Sefâretnâme[/FONT]
[FONT=&quot]Târih[/FONT]
[FONT=&quot]Kara Mehmed Çelebi[/FONT]
[FONT=&quot]Viyana Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1655[/FONT]​
[FONT=&quot]Zülfikar Paşa[/FONT]
[FONT=&quot]Viyana Sefâretnâmesi (Mükâleme Takriri)[/FONT]
[FONT=&quot]1688-1692[/FONT]​
[FONT=&quot]İbrâhim Paşa[/FONT]
[FONT=&quot]Viyana Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1719[/FONT]​
[FONT=&quot]Yirmisekiz Mehmed Çelebi[/FONT]
[FONT=&quot]Paris Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1720[/FONT]​
[FONT=&quot]Ahmed Dürrî Efendi[/FONT]
[FONT=&quot]İran Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1721[/FONT]​
[FONT=&quot]Nişli Mehmed Ağa[/FONT]
[FONT=&quot]Rusya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1722-1723[/FONT]​
[FONT=&quot]Mehmed Efendi[/FONT]
[FONT=&quot]Lehistan Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1730[/FONT]​
[FONT=&quot]Yirmisekizzâde Mehmed Saîd Paşa[/FONT]
[FONT=&quot]İsveç, Lehistan ve Rusya Takrîri[/FONT]
[FONT=&quot]1732-1733[/FONT]​
[FONT=&quot]Sâlim Efendi[/FONT]
[FONT=&quot]Hindistan Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1744-1749[/FONT]​
[FONT=&quot]Mustafa Nazif Efendi[/FONT]
[FONT=&quot]İran Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1746[/FONT]​
[FONT=&quot]Hatti Mustafa Efendi[/FONT]
[FONT=&quot]Nemçe Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1748[/FONT]​
[FONT=&quot]Ahmed Resmî Efendi[/FONT]
[FONT=&quot]Berlin Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1763-1764[/FONT]​
[FONT=&quot]Seyyid İsmâil Efendi[/FONT]
[FONT=&quot]Fas Sefâret Takriri[/FONT]
[FONT=&quot]1785-1786[/FONT]​
[FONT=&quot]Alemdar Mehmed Ağa[/FONT]
[FONT=&quot]Buhara Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1787-1791[/FONT]​
[FONT=&quot]Vasıf Efendi[/FONT]
[FONT=&quot]İspanya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1787-1788[/FONT]​
[FONT=&quot]Yusuf Agâh Efendi[/FONT]
[FONT=&quot]Havâdisnâme-i İngiltere Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1793-1796[/FONT]​
[FONT=&quot]Mehmed Sâdık Rıfat Paşa[/FONT]
[FONT=&quot]İtalya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1838[/FONT]​
[FONT=&quot]Abdürrezzak Bâhir Efendi[/FONT]
[FONT=&quot]Paris-Londra Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]1845[/FONT]​


[FONT=&quot]Osmanlı Devleti’nin içerisine düştüğü çok yönlü çözülüş ve buhranın bertaraf edilebilmesi için yönetici kadro, bilhassa askerî ve mâlî alanda sürekli ıslahatlara teşebbüs etmiştir. Bu bakımdan XVII., XVIII, ve XIX. yüzyılların birer “reform çağı” olduğu söylenebilir. Başlangıçta aydın kadronun kendi bilgi ve yeteneğine dayanan ıslahatların, kesin başarı elde edilemeyişi yüzünden gittikçe zihniyet değişimine yönelmesi kaçınılmaz olmuştur. Bilhassa Avrupa devletlerinin göz kamaştırıcı gelişmesi Osmanlı yönetiminin model arayışı aşamasında, bu devletlerin yöntem ve zihniyetine ilgi duymasına yol açmıştı. Avrupa'yı kulaktan dolma bilgilerle tanıyan Bâb-ı Âlî, titiz, dikkatli ve zeki sefirlerce hazırlanan sefâretnâmeleri okudukça Batı dünyâsından daha fazla etkilenmeye başladı. Bu etki sâyesinde önce Lâle Devri döneminin, sonra da daha köklü ve kalıcı şekilde Nizâm-ı Cedit ve müteâkiben Tanzîmat dönemlerinin reformlarının arka planı hazırlandı. Böyle etkili bir idârî, siyâsî ve toplumsal gelişmenin uzun yıllara dayalı hazırlık safhasının olması zâten kaçınılmazdır. Nitekim bu gerçeği XVIII. ve XIX. yüzyıllardaki sefâretnâmelerin satır aralarında görmek mümkündür. İlim âlemince yeterli düzeyde bilinmese de sefâretnâmelerin bu niteliğini görmezlikten gelmek mümkün değildir. Bu ehemmiyete mukâbil sefâretnâmeler alanında bâzı çalışmalar yapılmasına rağmen bu konuda genelde sâdeleştirme düzeyinde kalınmış veya sefâretnâme sâhibi olan elçilerden bahsedilirken sefâretnâmelerden de bahsedildiği görülmektedir. Bununla birlikte son zamanlarda sefâretnâmelerin önemi daha iyi anlaşılmıştır. Nitekim günümüzde Osmanlı Elçileri hakkında yapılan çalışmalarda büyük bir artış görülmektedir. Gerçi henüz sefâretnâmelerin bütünü üzerinde karşılaştırmalı çalışmalar yeterli bir düzeye gelmemiş ise de yurt dışında bu alanda yapılan çalışmalar ülkemize oranla daha ileri boyutlardadır. Türkiye'de sefâretnâmeler hakkındaki en genel çalışma Unat'ın eseridir. Öte yandan elçilikleri ve onların ayrı ayrı sefâretnâmelerini inceleyenler bu sahadaki boşlukları kısmen doldurmaya başlamışlardır. Bu sahadaki çalışmalar ve yapılan araştırmalar çoğalıp gelişmekte, kütüphâneler, müzeler ve arşivlerdeki tasnif işleri ilerledikçe sefâretnâme türündeki daha birçok vesîka ve metinlerin yurt içinde ve yurt dışında bulunabileceği görülmektedir. Yapılan eski ve yeni çalışmalar da bunu teyit etmektedir.[/FONT]


[FONT=&quot]Dâimî elçiliklerin kurulmasıyla birlikte arşiv vesîkalarımızda elçilikler hakkında bilgiler de artmıştır. Aynı zamanda elçilik heyetlerinin gittikleri yabancı ülkelerin arşivlerinde, gazete ve mecmûalarında da elçilerimizle ilgili ve özellikle onların hakkındaki bilgilerde çok büyük oranda artış olduğu gözlenmektedir. Tabiî ki içerik açısından ve sayı bakımından dâimî elçiliklerin kuruluşundan sonra sefâretnâmelerde bir artış olmuştur. [/FONT]


[FONT=&quot]Sefâretnâmelerde ilgili ülkenin siyâsî, askerî, iktisâdî ve sosyal yapısına dâir îzahlar ve analizlerin yapılmış olması elçilerin dikkatli gözlem yapmalarının yanı sıra fikrî ve zihnî kapasitesini göstermekteydi. Seviyeli sefâretnâme sâhiplerinin müteâkip yıllarda önemli makamlara getirilmesi bu açıdan dikkat çekicidir. Nitekim dâimî elçiliklerin kuruluşundan kısa bir süre sonra reisülküttablık makâmını işgal eden Ebu Bekir Ratib Efendi, Mustafa Rasih Efendi, Mahmud Râif Efendi ve Mehmed Saîd Gâlib Efendi gibi şahsiyetlerin her biri sefâretnâmeleri olan elçiler yâhut elçilik maiyyetinde bulunan mêmurlardı. Bunlar Avrupa ülkelerinde Osmanlı Devleti’ni aktif biçimde temsil etmiş olan diplomatlardı.[/FONT]


[FONT=&quot]Sefâretnâmeler incelendiğinde elçilerimizin genellikle akraba ve hizmetlilerini elçilik maiyyetlerine dâhil etmiş olmaları dikkat çekmektedir. Bunlardan bilinen ilk şahsiyetler Fransa'ya giden Yirmisekiz Çelebi Mehmed ve oğlu Mehmed Saîd, Rusya'ya giden Nişli Mehmed Ağa'nın oğlu, Rusya'ya giden Mehmed Emin Paşa ve kardeşi İbrâhim Bey, Hindistan'a giden Sâlim Efendi heyetindeki Yusuf Ağa ve oğlu Mehmed Emin Efendi, Prusya'ya giden Ahmed Resmî Efendi ve kayınbirâderi Ahmed Azmi Efendi ve Prusya'ya giden Giritli Ali Aziz Efendi ve oğlu Selüver Efendilerdir.[/FONT]


[FONT=&quot]Bu elçilerin yanlarında götürdükleri yakın akrabalarının büyük bir kısmı sonraları Osmanlı Hâriciyesinde görev almışlardır. Hattâ bu şahısların bir kısmı doğrudan elçiliklere bile atanmışlardır. Meselâ Mehmed Saîd Efendi ve Ahmed Azmi Efendi bunların en seçkinleridir. Esâsında Osmanlı Devleti’nde hâriciye çalışanları, büyük bir ekseriyetle murahhaslarla birlikte sefâret heyetindeki görevlilerdir. Özellikle de elçi seçimi gibi çok önemli durumlarda daha önceden murahhas ve elçilik maiyyetinde bulunan bürokratların tercih olduğunu görülmektedir. Hemen şunu da ifâde etmeliyiz ki, bu elçilik maiyyetinde bulunanlar sâdece Osmanlı dış politikasına ve hâriciyesine damgalarını vurmakla kalmayıp, bundan daha önemli olarak Avrupa'daki bilim ve teknik ile kültürel alandaki birçok yeniliklerin Türkiye'ye girmesine yardımcı olmuşlardır. Mehmed Saîd Efendi'nin matbaanın kuruluşundaki faaliyet ve rolünü aslâ unutamayız. Lâle Devri olarak bilinen dönem ise Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa Sefâreti’nden sonradır ki, bu da onun sefâretnâmesinin o zamanki Türk toplumunu teknik ve sosyokültürel sahalarda nasıl olarak têsiri altında bıraktığını gösterir.[/FONT]


[FONT=&quot]Yine Osmanlı Devleti’ne reformlar dönemini açan ve bunu bizzat uygulamaya koyan III. Selim de, Ebu Bekir Ratib Efendi'nin “Nemçe Sefâretnâmesi”’nden ve bu ülkenin kurumları hakkında yazdığı takrirlerden büyük ölçüde istifâde etmiştir. Nizâm-ı Cedit reformlarında lâyihalara oranla bu sefâretnâmenin têsirinin daha fazla olduğu görülmektedir. Bahsedilen dönemde yapılan reformların meyve vermesinin bir sebebi de dayandığı bu fikir ve zihniyet olgunluğu idi. O devirde olduğu gibi, günümüz Türkiye’sinin hâriciye politikalarının bir dönüm noktası olarak kabul edilen siyâset ve kurumlarının Nizâm-ı Cedit Dönemi’nde ortaya çıkması ve şekillenmesi tesâdüf değildir. Bir imparatorluğun çökmekte olduğu ve artık ezelî düşmanlarına karşı savunmada bile çok yetersiz ve acz içinde kaldığı kesin olarak bu dönemde görülmüş ve bugün de uyguladığımız, büyük güçler ve komşu devletler arasında kısmî tarafsızlık siyâsetinin temelleri bu zamanda atılmıştır. Dâimî büyükelçiliklerimizin kuruluş ve esasları da Nizâm-ı Cedit Dönemi’nin eseridir. Bundan başka artık Türk aydınlarının, Avrupalıları doğrudan mahallinde tanıyarak, gözlemleyerek ve onların kaynaklarını bizzat kullanarak ve görerek yabancı dillerde eserler yazmaktaydılar. Bu eserlerin ilki Mahmud Râif Efendi'nin İngiltere'yi anlatan ve o zamâna kadar alışılmamış bir tarz ve usulde Türkçe dışında Fransızca (Batı dilinde) yazmış olduğu sefâretnâmedir. Mahmud Râif’in yazmış olduğu sefâretnâme hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek ölçüde nesneldir, o zamanki yerli ve yabancı kaynaklar incelendiğinde İngiliz kurumları, toplumsal ve ekonomik durumları ve Londra şehri hakkında anlattığı konular ve verdiği bilgilerin doğru ve güvenilir olduğu ortaya çıktığı görülmüştür.[/FONT]


[FONT=&quot]Arşiv vesîkalarından çıkarılan bilgilere göre, ilk dâimî büyükelçimiz olarak Londra'ya giden Yusuf Agâh Efendi'nin maiyyetindeki Müslüman kişizâdeleri olarak bilinen Mehmed Derviş Efendi ile Mehmed Tâhir Efendi de Avrupa'da dil tahsîli gören ilk Türk öğrencilerdir. Vesîkalardan anlaşıldığına göre bunların her ikisi de sultâna Fransızca olarak yazdıkları birer küçük risâle sunmuşlardır. Böylece ilk dâimî büyükelçiliğimizin eğitim ve devlet adamı yetiştirmekle ilgili görevlerinden birini ikmal etmiş olduğunu sultâna göstermişlerdir. Mehmed Derviş Efendi'nin oğlu yâni Yusuf Agâh Efendi'nin ağabeyinin oğlu olma ihtimâli çok büyüktür. Nitekim Mehmed Süreyya'nın “Sicill-i Osmânî” adlı eserinde Mehmed Derviş adlı bir şahsın Defterdar Moralı Osman Efendi'nin oğlu olduğu ve Osmanlı mâliyesinde çalıştığı görülmektedir. [/FONT]






Mehmed Süreyya Bey
(1845-1909)


"Sicill-i Osmânî" adlı eseriyle tanınan Osmanlı târih ve biyografi uzmanıdır.


Çeşitli yerlerde kaymakamlık yapan, İstanbul'da komisyon üyeliklerinde ve çeşitli devlet hizmetlerinde bulunan Hüsnü Mehmed Bey'in ikinci oğludur. İstanbul'da doğdu. İlk öğreniminden sonra Dârülmaârif'ten mêzun oldu. Bu arada özel hocalardan Arapça, Farsça ve Fransızca dersleri aldı. 1863'te Babıâli Tercüme Odası'na girdi ve burada sâniye rütbesine kadar yükseldi. İlk Osmanlı özel gazetesi olan “Cerîde-i Havâdis”'in yazı kuruluna girdi ve 1876 yılından itibaren fasiküller hâlinde “Nuhbetü'l-Vekâyî” adlı biyografik eserinin yayımına başladı. II. Abdülhamit'in takdîrine mazhar olan bu çalışmasına karşılık pâdişah tarafından Meclis-i Kebîr-i Maârif üyeliğine getirildi. Bu görevinde ûlâ sınıf-ı sânîsine terfî etti. İki yıl kadar süren bir hastalık neticesinde 11 Ocak 1909 târihinde İstanbul'da vefat etti ve Karacaahmet Mezarlığında babasının yanına defnedildi.


Mehmed Süreyya, devlet görevleri dışında hemen bütün mesâîsini Osmanlı döneminin ünlü şahsiyetlerinin biyografilerinin ortaya çıkarılmasına ayırmıştır. Kendisinin açıkça belirtmemesine rağmen bu çalışmasında başlıca kaynakları arşiv belgeleri, yazma ve matbû eserlerle mezar kitâbeleri olmuştur. Biyografi türünde İbnülemin Mahmud Kemal tarafından “Tekmîletü'ş-Şekâik” müellifi Fındıklılı İsmet Efendi; Abdurrahman Şeref tarafından Kâmusü'l-Âlâm müellifi Şemseddin Sâmî ile kıyaslanan Mehmed Süreyya Bey bunlardan ilkinin takdirine, ikincisinin biraz insafsız eleştirilerine hedef olmuştur.


En önemli eseri “Tezkîre-i Meşâhîr-i Osmâniyye” adıyla da anılan “Sicill-i Osmânî”dir. Mehmed Süreyya'nın ömür boyu topladığı notların sadece bir kısmını ihtiva eden bu çalışmasını daha mükemmel hâle getirmek ve bâzı yanlışlarını düzeltmek istediği, bu amaçla “Tekmîle-i Sicill-i Osmânî” ve “Zeylü'z-Zeyl” adı altında ilâveler yaptığı, ancak bunları neşredemediği bilinmektedir. Mehmed Zeki Pakalın tarafından “Sicill-i Osmânî Zeyli (Son Osmanlı Büyükleri)” adıyla yapılan on dokuz ciltlik zeyil ise müellifin hattıyla yazma hâlinde Türk Târih Kurumu Kütüphânesi'nde bulunmaktadır.


Mehmed Süreyya'nın ilk eseri olan ve 1831-1875 yılları arasında bâzı Osmanlı devlet adamlarının tâyin, azil ve ölüm târihlerini veren iki ciltlik “Nuhbetü'l-Vekâyî”'nin yalnız 1853 yılı sonuna kadar gelen I. cildi yayımlanmıştır. Zikredilen târihler arasında Osmanlı teşkîlat ve müesseselerindeki değişiklikleri de belirtme amacı güden eserin başlıca kaynakları “Takvîm-i Vekâyî” ve “Cerîde-i Havâdis” gibi dönemin ilk gazeteleridir. Esere tevcîhat ile ilgili bâzı hatt-ı hümâyunlar da eklenmiştir. Nuhbetü'l-Vekâyî'nin basılmayan kısmının bir kopyası Osman Ferit Sağlam'ın Türklerin Kurumu Kütüphanesi'ne intikal eden kitapları arasında yer almaktadır.


Bursalı Mehmed Tâhir, müellifin âilesinden naklen Târih-i Mehmed Süreyya isminde dokuz ciltlik bir XIX. yüzyıl târihinden; Mirât-ı Târih-i İslâm adında dört ciltlik İslâm târihinden: Arapça, Farsça, Osmanlı ve Çağatay Türkçeleri ile diğer Türk lehçelerini ihtivâ eden “Burhânü'ş-Şeref (Lugati’t-Hamse)” isminde otuz cüzden (yedi cilt) oluşan bir sözlüğü ile “Hamiyet veyohut Merak”, “Sefihler”, “Gece Kuşu” ve “Çiftlik Âlemi” adlarında dört romanından: Kur'an ve İslâmiyet ile ilgili birkaç eserinden de söz etmektedir. Ayrıca gerek yukarıdaki basılmamış çalışmalarının gerekse İstanbul mezarlıklarından toplanmış çuvallar dolusu evrâkın 1916 Cihangir Yangını’nda yok olduğu nakledilir.




[FONT=&quot](Ayrıca bkz. "SİCİLL-İ OSMÂNÎ ")[/FONT]






[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot]Mehmed Derviş Efendi, Osmanlı Devleti’nin ileri gelen âilelerinden birisine mensup olması ve bizzat elçi tarafından Londra'daki ilk büyükelçiliğin ataşesi ve hazînedârı olarak atanması, bu kuşkuları arttırmaktadır. Ayrıca aynı âileye mensup 1797 ile 1802 yılları arasında Fransa'da ilk dâimî elçi olan Moralı Seyyid Ali Efendi, Yusuf Agâh ile Defterdar Moralı Osman Efendi'nin de eniştesiydi.[/FONT]




http://ercaninal.blogspot.com.tr/2013/02/sefaretname.html[FONT=&quot]Sefâretnâmelerin Sınıflandırılmaları[/FONT][FONT=&quot][/FONT]


[FONT=&quot]
[/FONT]
[FONT=&quot]Sefâretnâmeler üzerinde çalışmalar zaman, mekân ve konu bakımından çok geniş bir alanı ihtivâ etmektedir. Sefâretnâmeler sâdece bizim târihimiz açısından önemli değildir, aynı zamanda elçilerin güzergâhları ile söz konusu olan ülkeler hakkında da bilgi vermektedir. Bu nedenle kendi târihimize yönelik bilgilerin yanında gidilen ülkeler hakkında da kısmî, bâzen de tafsilatlı bilgiler bulunmaktadır. Bundan dolayı diplomasi alanında çalışanların bâzen yanlış bilgiler vermelerine neden olmaktadır. Buna en güzel örnek Unat'tır. Unat, Mahmud Râif’in yazdığı sefâretnâme hakkında genel bir değerlendirme yaparken, Mahmud Râif’in İngiltere Kralı III. George'un menşêi hakkında verdiği bilgide yanlışlıklar yaptığını örnek olarak gösterir. Hâlbuki Mahmud Râif’in eserinde böyle bir yanlış bilgi olmadığı gibi III. George hakkında verdiği bütün bilgiler doğrudur. Mahmud Râif de aynen Mehmed Derviş ve Mehmed Tâhir gibi Londra'da Fransızca tahsîli görmüştür. Onun amacı sâdece Fransızca bildiğini ve öğrendiğini göstermesi değildir. Belki de en büyük amacı “Tableau Des Nouveaux Reglemens De L'Empire Ottoman” adlı Fransızca yazdığı eser ile Osmanlı Devleti’ni Avrupalılara tanıtmaktır. Bu gâye ile yazılan ve basılan ilk eser olduğu tahmin edilmektedir.[/FONT]


[FONT=&quot]Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminden îtibâren çeşitli yabancı ülkelere birçok kere elçiler gönderilmiş olduğu görülmektedir, elçilerin veya maiyyetlerindekilerden birinin yolculuklarını, gözlemlerini ve faaliyetlerine dâir bilgileri başta sultan olmak üzere sadrâzam ve reisülküttâba bildirmek amacıyla yazdıkları nâmelere, risâlelere, takrirlere, seyahatnâmelere ve havâdisnâmelere genelde sefâretnâme olarak nitelenen eserlere Fâtih devrinden îtibâren rastlanmaktadır. [/FONT]


[FONT=&quot]Sefâretnâme türündeki bilinen ilk vesîka Nemçe Devleti’ne gönderilen Hacı Zağanos'un raporudur ki, Fâtih devrinin ilk on yılına tesâdüf etmektedir. Sefâretnâmelerin sonuncusu ise İran’da 1872-77 yılları arasında elçilik yapan Mehmed Tâhir Münîf Paşa'nın risâlesidir. Fakat bunlara bakarak daha önceki ve sonraki târihlerde bu tür yazılmış veya basılmış eserlerin bulunmadığına kanaat getirmek doğru olmaz. Arşivlerdeki ve münferit şahısların ellerindeki eserlerin tasnif ve incelemeler ilerledikçe bu alanda birçok eserin ortaya çıkacağı tahmin edilebilir.[/FONT]


[FONT=&quot]Sefâretnâmeler veya sefâret takrirleri Osmanlı Devleti’yle, temasta bulundukları devletler arasındaki siyâsî, ticârî ve kültürel ilişkilerin içerik ve kapsamlarını araştırmaya temel teşkil edebilecek yazılı ve basılı kaynakların en elverişli ve kıymetli olanları arasındadır. Bu eserlere dayanarak dönemlerinde Osmanlıların ilişkide oldukları ve ilgilendikleri ülkelerin siyâsî, askerî, sosyal ve ekonomik durumları ve kültürleri hakkında genel veya kısmî tasvirî bilgi edinilebilmektedir. Sefâretnâmeleri yazanların çoğunluğu zeki, uyanık, yetenekli ve bürokrat olarak yetişen kişilerdir. Özellikle XVIII. asır ve XIX. asrın ilk çeyreğine kadar sefâretnâmelerin vermiş oldukları bilgilerin Osmanlıların yabancı ülkeler ve milletler hakkındaki görüş ve düşünceleri üzerinde önemli derecede têsirli bir rol oynadıkları da düşünülecek olursa önemi ve kıymeti bir kat daha belirmiş olur.[/FONT]


[FONT=&quot]Sefâretnâmeleri yazarlarının atandıkları hizmet ve görevlerinin türü ve içeriğine göre özel, genel veya her iki özelliği de bünyesinde taşıyan sefâretnâmeler olmak üzere üç kısma ayırmak mümkündür. Özel olanları, elçilikle görevli olanların gerçek mêmuriyetlerinin ne sûretle yapıldığına âit takrirlerdir ki bunlar, görevin nasıl yapıldığı ve sonucunun ne olduğu kaydedilenlerdir ve çoğunlukla siyâsî bilgileri ihtivâ eden türdür. Özel sefâretnâmelere en belirgin örnek olarak Seyyid İsmâil Efendi'nin Fas Sefâret Takriri, Ahmed Azmi Efendi'nin Fas Sefâret Takriri, Seyyid Mehmed Refî’ Efendi'nin İran Sefâretnâmesi ve Mehmed Nâmık Paşa'nın takrirleri gösterilebilir. Genel olan sefâretnâmeler, elçilikle görevli olanların yolculuklarından îtibâren dönüşlerine kadarki zaman esnâsında gezip gördükleri yerlerin idârî sistemi, ekonomik durumları hakkında bilgiler verir.[/FONT]


Tablo 4- Kronolojik sıraya göre sefâretnâmelere konu olan devletler
[FONT=&quot]Avusturya (Nemçe)[/FONT]
[FONT=&quot]1. Hacı Zağanos (1460?)[/FONT]


[FONT=&quot]2. Hidâyet (1540?)[/FONT]


[FONT=&quot]3. Kara Mehmed Paşa (1665)[/FONT]
[FONT=&quot]Viyana Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]4. Zülfikar Paşa (1688-1692)[/FONT]
[FONT=&quot]Mükâleme Takriri[/FONT]
[FONT=&quot]5. İbrâhim Paşa (1719) [/FONT]
[FONT=&quot]Viyana Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]6. Mustafa Efendi (1730)[/FONT]
[FONT=&quot]Viyana Sefâretnâmesi (Istılâh-ı Nemçe)[/FONT]
[FONT=&quot]7. Hattî Mustafa Efendi (1748)[/FONT]
[FONT=&quot]Nemçe Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]8. Ahmed Resmî Efendi (1757-1758)[/FONT]
[FONT=&quot]Viyana Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]9. Ebubekir Ratip Efendi (1791-1792) [/FONT]
[FONT=&quot]Nemçe Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]Akkoyunlu[/FONT]
[FONT=&quot]10. Tâceddîn (1470?)[/FONT]


[FONT=&quot]Fransa[/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot]11. Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi (1720-1721)[/FONT]
[FONT=&quot]Fransa Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]12. Moralı Seyyid Ali Efendi (1797-1802) [/FONT]
[FONT=&quot]Fransa Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]13. Âmedî Mehmed Saîd Gâlib Efendi (Paşa) (1802)[/FONT]
[FONT=&quot]Fransa Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]14. Seyyid Mehmed Emin Vâhid Efendi (1806)[/FONT]
[FONT=&quot]Fransa Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]15. Seyyid Abdurrahim Muhib Efendi (1806-1811)[/FONT]
[FONT=&quot]Fransa Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]16. Seyyid Mustafa Sâmî Efendi (Paşa) (1838)[/FONT]
[FONT=&quot]Avrupa Risâlesi[/FONT]
[FONT=&quot]17. Abdürrezzak Bâhir Efendi (1845)[/FONT]
[FONT=&quot]Risâle (Sefâretnâme)[/FONT]
[FONT=&quot]İran[/FONT]
[FONT=&quot]18. Ahmed Dürrî Efendi (1721)[/FONT]
[FONT=&quot]İran Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]19. Mustafa Nazif Efendi (1746) [/FONT]
[FONT=&quot]İran Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]20. Hacı Ahmed Paşa (1747)[/FONT]
[FONT=&quot]İran Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]21. Sümbülzâde Vehbi Efendi (1776) [/FONT]
[FONT=&quot]Kasîde-i Tannane[/FONT]
[FONT=&quot]22. Seyyid Mehmed Refî’ Efendi (1807) [/FONT]
[FONT=&quot]Iran Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]23. Yasincizâde Seyyid Abdülvahhab Efendi (1811)[/FONT]
[FONT=&quot]Musavver Iran Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]24. Mehmed Tâhir Münîf Paşa (1872-1877)[/FONT]
[FONT=&quot]Risâle[/FONT]
[FONT=&quot]Rusya[/FONT]
[FONT=&quot]25. Nişli Mehmed Ağa (1722-1723)[/FONT]
[FONT=&quot]Rusya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]26. Mehmed Emin Efendi (Paşa) (1740-1742) [/FONT]
[FONT=&quot]Rusya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]27. Derviş Mehmed Efendi (1755)[/FONT]
[FONT=&quot]Rusya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]28. Şehdî Osman Efendi (1757-1758) [/FONT]
[FONT=&quot]Rusya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]29. Kesbî Mustafa Efendi (1767-1768) [/FONT]
[FONT=&quot]İbretnâme-i Devlet[/FONT]
[FONT=&quot]30. Silahdar İbrâhim Paşa (1771-1775) [/FONT]
[FONT=&quot]Sefâretnâme-i Necâtî[/FONT]
[FONT=&quot]31. Abdülkerîm Paşa (1775-1776)[/FONT]
[FONT=&quot]Sefâretnâme-i Abdülkerîm Paşa[/FONT]
[FONT=&quot]32. Mustafa Rasih Paşa (1793-1794) [/FONT]
[FONT=&quot]Rusya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]Polonya (Lehistan)[/FONT]
[FONT=&quot]33. Mehmed Efendi (1730)[/FONT]
[FONT=&quot]Lehistan Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]34. Ali Ağa (1755) [/FONT]
[FONT=&quot]Lehistan Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]35. Mehmed Ağa (1757-1758) [/FONT]
[FONT=&quot]Lehistan Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]İsveç[/FONT]
[FONT=&quot]36. Mehmed Saîd Efendi (1732-1733)[/FONT]
[FONT=&quot]Istokholm Sefâretnâmesi (Mehmed Saîd Efendi Takriri)[/FONT]
[FONT=&quot]Hindistan[/FONT]
[FONT=&quot]37. Sâlim Efendi (1744-1749)[/FONT]
[FONT=&quot]Hindistan Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]Prusya[/FONT]
[FONT=&quot]38. Ahmed Resmî Efendi (1763-1764) [/FONT]
[FONT=&quot]Prusya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]39. Ahmed Azmi Efendi (1790-1792)[/FONT]
[FONT=&quot]Prusya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]40. Giritli Ali Aziz Efendi (1797-1798) [/FONT]
[FONT=&quot]Prusya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]Fas[/FONT]
[FONT=&quot]41. Seyyid İsmâil Efendi (1785-1786)[/FONT]
[FONT=&quot]Fas Sefâret Takriri[/FONT]
[FONT=&quot]42. Ahmed Azmi Efendi (1787)[/FONT]
[FONT=&quot]Fas Sefâret Takriri[/FONT]
[FONT=&quot]Buhârâ Hanlığı[/FONT]
[FONT=&quot]43. Alemdar Mehmed Ağa (1787-1791) [/FONT]
[FONT=&quot]Buhârâ Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]İspanya[/FONT]
[FONT=&quot]44. Vâsıf Efendi (1787-1788)[/FONT]
[FONT=&quot]İspanya Sefâretnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]İngiltere[/FONT]
[FONT=&quot]45. Yusuf Agâh Efendi (1793-1797)[/FONT]
[FONT=&quot]Havâdisnâme-i İngiltere[/FONT]
[FONT=&quot]46. Yusuf Agâh Efendi (1793-1797)[/FONT]
[FONT=&quot]Journal du Voyage de Mahmoud Râif Effendi en Angleterre ecrit par luy meme (1793-1797)[/FONT]
[FONT=&quot]47. Mehmed Nâmık Paşa (1832)[/FONT]
[FONT=&quot]Takrirler (Londra Sefâretnâmesi)[/FONT]
[FONT=&quot]İtalya[/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot]48. Mehmed Sâdık Rıfat Paşa (1838) [/FONT]
[FONT=&quot]İtalya Seyahatnâmesi[/FONT]
[FONT=&quot]
[/FONT]


Tablo 5- Avrupa, Asya ve Afrika ülkeleriyle ilgili sefâretnâmelerin toplam sayısı
[FONT=&quot]Avrupa[/FONT]
[FONT=&quot]36[/FONT]
[FONT=&quot]Asya ve Afrika[/FONT]
[FONT=&quot]12[/FONT]
[FONT=&quot]Avusturya (Nemçe)[/FONT]
[FONT=&quot]9[/FONT]​
[FONT=&quot]Akkoyunlu[/FONT]
[FONT=&quot]1[/FONT]​
[FONT=&quot]Fransa[/FONT]
[FONT=&quot]7[/FONT]​
[FONT=&quot]İran[/FONT]
[FONT=&quot]7[/FONT]​
[FONT=&quot]Rusya[/FONT]
[FONT=&quot]8[/FONT]​
[FONT=&quot]Hindistan[/FONT]
[FONT=&quot]1[/FONT]​
[FONT=&quot]Polonya (Lehistan)[/FONT]
[FONT=&quot]3[/FONT]​
[FONT=&quot]Buhârâ Hanlığı[/FONT]
[FONT=&quot]1[/FONT]​
[FONT=&quot]İsveç[/FONT]
[FONT=&quot]1[/FONT]​
[FONT=&quot]Fas[/FONT]
[FONT=&quot]2[/FONT]​
[FONT=&quot]Prusya[/FONT]
[FONT=&quot]3[/FONT]​



[FONT=&quot]İspanya[/FONT]
[FONT=&quot]1[/FONT]​



[FONT=&quot]İngiltere[/FONT]
[FONT=&quot]3[/FONT]​



[FONT=&quot]İtalya[/FONT]
[FONT=&quot]1[/FONT]​







http://ercaninal.blogspot.com.tr/2013/02/sefaretname.html[FONT=&quot]Paris (Fransa) Sefâretnâmesi[/FONT][FONT=&quot][/FONT]


[FONT=&quot]
[/FONT]
[FONT=&quot]Yirmisekiz Mehmed Çelebi'nin yapıtıdır (1721). Yazarın elçilik göreviyle Paris'e yaptığı yolculuk ve yaptığı görev süresindeki (1720-1721) gözlemlerini dile getirir. Sefâretnâme daha çok, ilk defâ Osmanlı topraklarından dışarıya çıkan bir Osmanlı'nın Fransızların o zamanki yaşantısını nasıl gördüğünü, öne çıkan yenilikleri nasıl karşıladığını hayret ve takdir ettiği tarafları öne çıkarmaktadır.[/FONT]


[FONT=&quot]Deniz yoluyla Toulon'a gelen elçi, kolera dolayısıyla uygulanan karantinayı kendi ülkesinde bilinmeyen tıbbî bir önlem olarak değerlendirir. Paris'e kadar olan yolculuğunda gördüğü kanalları, bakımlı yolları, başkente parlak bir törenle girişini, 12 yaşındaki Kral XV. Louis tarafından kabul edilişini, onunla birlikte ava gidişini, gezdiği kale, kilise, saray ve bahçeleri, hayvanat ve botanik bahçelerini, tıbbiyeyi, halı îmâlathânesini, ayna fabrikasını, rasathâneyi, basımevini, izlediği opera gösterisini, kendisine yapılan görkemli ağırlamayı, saray çevresinde ve halk üzerinde uyandırdığı olumlu izlenimleri ayrıntılarıyla anlatır. Yapıtta öğrenmeye düşkün, meraklı, uyanık, hoşgörülü, yeniliğe açık bir yazarın eğilimleri kendini belli eder. Pâdişah III. Ahmet ve Sadrâzam Nevşehirli İbrâhim Paşa'ya sunulan Sefâretnâme, Lâle Devri'nde uygulanan birçok yeniliğe esin kaynağı oldu.[/FONT]


[FONT=&quot]Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin Fransa seyahati, Türkiye'deki Batılılaşma sürecinin dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Mehmed Çelebi'nin gezip gördüğü şehirler, saraylar, parklar ve bahçeler hakkındaki izlenimleri, Osmanlı için model olduğu söylenebilir.[/FONT]


[FONT=&quot]İstanbul'da iki kez basılan (1866, 1888) yapıtın Paris'te de iki basımı yapıldı (Paris'teki Doğu Dilleri Okulu öğrencileri için 1841; Ali Suâvî tarafından 1872); günümüzde dili sâdeleştirilerek yayımlandı (1970).[/FONT]
[FONT=&quot]
[/FONT]


http://ercaninal.blogspot.com.tr/2013/02/sefaretname.htmlParis Sefâretnâmesi’nden Bir Bölüm

[FONT=&quot](Mehmed Çelebi'nin meraklı Fransız kadınlarının seyri altında iftar açışı, namaz kılışı)[/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot]
[/FONT]
“Bu esnâda Ramazan-ı Şerif geldi, oruç tuttuk ve giceleri cemâate terâvih namazı kıldırdık. Bu esnâda Merşal gelüp âyân ve ekâbirden selam getürüp ‘Rica ve niyaz ideriz ki, hanımlarımız gelüp iftar eyledüğünüzü ve yemek yedüğünüzü seyretmek isterler. Eğer ki izniniz olursa cümlemizi sevindirirsiniz ve belki kralımız dahi hazzeder’ dediler. Çâresiz kalup: ‘Elimizden ne gelür, hoş geldiler, safa geldiler dedik, gitti. Anı gördüm ki akşama yarım saat kaldıkda bir iki yüz avret, altın ve ziynet içinde ve elmaslara batmış halde gelüp, karşu be karşu sandalyelere oturdular. Güya konağımız kadınlar evine dönüp doldu, taştı. Sonra etrâfımızda olanlardan dahi iznimizi haber alanlar bir taraftan gelmede. Birkaç bin kadın içinde kaldık. Sanki düğün evine döndü. Hele her ne hâl ise bu azâbı çeküp iftar ettük ve yemek yedük. Bunlar, terâvih kıldığımızı ertesi günü haber almışlar. Yine iftara yarım saat kalınca bir iki bin avret kızlar çıkageldiler. Her biri şekerleme ve çörekler getirdiler. İftar ve taam eyledik. Bunlar gitmezler, saat üçe varınca otururlar. Meğer bunlar namazı beklerler imiş. Çâre yok, abdest alup namazı kıldık. Tekrar izin istediler. Her gece gelüp iftar ve taam ile namazımızı temâşâ etmek için yalvarır oldular, izin verdük. Cemâatle oturup gece terâvihi tamam edâ idüp ilâhîler ve tesbihlerle bütün kadınlar bizi seyretti ve hayran oldular.”
[FONT=&quot][/FONT]
 
Ahmet Dürrî Efendi?nin İran Sefâretnamesi...
Ahmet Dürrî Efendi?nin İran Sefâretnamesi
Geride bıraktığımız ay köşemizde Wikileaks isimli internet sitesinde yayımlanan gizli yazışmaların içeriği ve düzeysizliğinden hareketle kendi diplomasi geleneğimize değinmiş, Osmanlı diplomasisinden örnekler sunmuştuk. Bu örnekleri de Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi?nin Fransa Sefâretnamesi?nin ilginç ve ibretâmiz bulduğumuz kısımlarından seçmiştik.
Bu yazımızda ise, bir başka Osmanlı elçisi olan Ahmet Dürri Efendi?nin İran Sefâretnamesi?nden seçtiğimiz alıntılara yer verelim. Fakat önce Ahmet Dürrî Efendi ve onun İran seyahatine kısaca değinelim.
1721 yılında Osmanlı Devleti, iç durumunu yerinde gözlemlemek istediği Acem (İran) ülkesine bir elçi göndermek istemişti. Bu görev için, Farsça da bilmesi nedeniyle devrin önde gelen devlet adamı ve şairlerinden Ahmet Dürrî Efendi seçilmişti. Maiyetiyle birlikte yola çıkan Ahmet Dürri Efendi, 31 Ekim 1721 tarihinde İran?a ulaştı. Toplam altı buçuk ay süren bu görev sırasında, İranlı devlet yetkilileriyle olan ilişkilere, İran?da ve Şah?ın sarayındaki gündelik hayata, İran?ın diğer devletler ve elçileriyle olan ilişkilerine dair önemli detaylar not etti.
Ahmet Dürrî Efendi?nin, İran dönüşü bir sefaretname şeklinde başta Sultan Üçüncü Ahmed olmak üzere Osmanlı devletinin ileri gelenlerine teslim ettiği eserinden seçtiğimiz, bugün için de oldukça manidar birkaç olay şu şekildedir:
Düşene vurmayız
?Burası Şah?ın ülkesidir. Vezir Rüstem Han, üç bin kadar maiyetiyle bizi karşılayarak şenlikler yaptılar ve kendi mutfaklarını bize tahsis ederek çok süslü bir saraya götürdüler. Altın ve gümüş yemek takımlarını emrimize verdiler. Üç gün onlar tarafından ağırlandıktan sonra kendi mutfağımızı kullanmaya başladık. Bu, çok güzel ve bahçeli bir saraydı.
Üç gün orada kaldıktan sonra başvezirleri gelip bizi kendi sarayına davet etti ve bizi ayakta karşıladı. Benim elimden tutarak getirdiğim mektubu istedi. Bizim elçi olarak oraya gitmemizden adeta korkmuşlardı. Çünkü ülkeleri perişan bir durumdaydı ve bizim de sınıra yakın birkaç kenti istemek için oraya gittiğimizi sandılar.
Ben daha önceden bildiğim için, padişah mektubu değil de, [Osmanlı Veziri] Hasan Paşa?nın ve kethüdasının mektubunu yanımda götürmüştüm, onu verdim. Mektuplara şöyle bir baktıktan sonra başvezir: ?Bu mektuplar Hasan Paşa?nın mektuplarıdır. Vezir-i Azam?ın mektupları nerede? Ben asıl onu istiyorum.? deyince ben: ?Ben şimdi Vezir-i Azam?ın mektuplarını veremem. O mektupları azametli ve şevketli padişahımız, Şah Cimcah Hazretleri?ne gönderdi. Onunla buluştuğumuz zaman, ona ve sana yazılan mektubu da veririm.? dediğim zaman başvezir, iki elini birbirine vurarak: ?Şimdi Hak Allah?ındır, Biz Allah?a sığınıyoruz. Sizin niyetiniz daha önceden de böyleydi. Şimdi ortaya çıktı!? deyince ben: ?Bizim niyetimiz nedir?? diye sordum. O da şöyle cevap verdi: ?Daha önce vezir-i azamınız olan Ali Paşa, zorla Hünkâr Hazretleri?ni tahrik ederek bizim üzerimize gelecek oldular; ancak Allah?ın rızası olmadığı için Ali Paşa, Varadin savaşında şehit oldu.? Bunun üzerine ben: ?Size bunu kim söyledi? Bunu kimden duydunuz?? diye sordum. Başvezir bu sorumuzu şöyle cevapladı: ?Bizim Revan Hanı yazmıştı.? Ben: ?Senin Şah ile tenha bir yerde böyle sırları konuşmanızı Revan Hanı bilir mi?? diye sorunca, ?Hayır bilmez.? dedi. Bunun üzerine ben de: ?O halde vezirimizin Hünkâr Hazretleri?yle konuşmaları sırasındaki bu sırları nasıl bildi de gelip size söyledi? Yalan söylemiş, bunlara inanan aptal ve ahmaktır. Azametli Padişahımız yalan söyler ve yalana boyun eğer mi? Beş yüz yıldan beri tüm dünyaya nam salan Osmanlı sizin bu düşkün zamanınızdan yararlanmak ister mi?? dedim.?
Halkın kalbini avlarız
?Şah bana: ?Elçi, sen iyi misin, konağından memnun musun?? diye sordu. Ben de: ?Teşekkür ederim, çok rahatım.? dedim. Bu kez de Şah: ?Hünkâr Hazretleri nasıldır? İyi vakit geçirir mi? Valideleri, çocukları nasıldırlar? Zamanlarını nasıl geçirirler? Ava giderler mi?? diye sorduğunda ben: ?Ava gitmek bir hünkâr ailesi için en büyük zevktir. Özellikle şehzadeler için de gereklidir.? dedim. Şah: ?Hünkârınız ava gitmez mi? Avı sevmez mi?? diye bir kez daha sorunca, ben de onu şöyle cevapladım: ?Şahım, bizim şevketli padişahımız, şehzadeliğinde bile okumayı ve ilmi çok seven bir kişiydi. Özellikle de tarihe meraklıydı. Dünya ilim adamlarının eserlerini okurdu. Hatta bir gün tarih okurken, hocası Nevşirvan Adil, şehzadeye av hayvanlarından hangisinin etinin lezzetli ve yararlı olduğunu sorunca, şehzade de cevaben, reaya ve fakir halkın kalbini kazanmanın tüm avlardan daha yararlı ve lezzetli olduğunu ve bunun sonucunda sağlanan yararın da çok fazla olduğunu söylemişti. O zaman şehzade olan şimdiki hünkârımız şöyle demişti: ?Eğer günün birinde padişah olursam hiçbir zaman ava gitmeyecek, reayanın ve muhtaç halkımın yardımına koşacağım. Onların dertlerini dinleyip, bunları gidermeye uğraşacağım.? İşte görüyorsun, dediğini yaptı ve yapmaktadır. Onun için, ava gitmeye ve hayvan öldürmeye hiç rağbet etmez.?
Harameyn bekçilerinin ayağını öperiz
?Acem ülkesinde çok sayıda Sünnî mezhebinden müslüman vardır. Her kasaba ve kentinde Sünnî müslümanlar bulunur ama bunlar Acem?den korktukları için bunu açıkça söyleyemez, kendi aralarında ve birlikte oldukları zaman belli ederlerdi. Kasaba ve kentlerinde camileri, mescitleri ve ibadet yerleri de çoktur. Cuma ve Bayram namazlarını her zaman kılan bu yöre halkı, bizi iki üç saat uzaklıkta, çoluk çocuk, kadın erkek bayraklarla karşılayıp dualar ettiler. Bunlar avaz avaz bağırarak ve feryat ederek elimize ayağımıza sarılıp: ?Sizler, Mekke ve Medine?nin bekçisi olan şevketli, azametli Osmanlı Padişahı?nın mübarek yüzünü görmüşsünüz. Bize de sizin yüzünüze bakmak, elinizi ve ayağınızı öpmek farz oldu. Bunu ibadet gibi yapar ve bununla onur duyarız.? diyerek, ağlamaya ve duaya başladılar. Biz de bağrımız yanarak, onlarla birlikte ağladık. Asıl uğrağımız ve elçilerin uğrak yeri olmadığı halde, bunların müslümanlara karşı duydukları hasreti anladığımızdan, üç gün üç gece onların konukları olduk. Ellerinden gelen her türlü ikramda bulunarak bizi üç günün sonunda yolcu ettiler...?
Kaynak: Hüner Tuncer, Osmanlı Diplomasisi ve Sefaretnameler, Kaynak Yayınları, İstanbul, Kasım 2010, s. 105-124.
Semerkand Dergisinden Alınmıştır.
 
Sefaretname Osmanlı Devletinde yabancı ülkelere gönderilmiş olan sefirlerin (elçilerin), İstanbul'dan hareket etmelerinden başlayarak, gittikleri yerlerde gördükleri olayları, yaptıkları diplomatik görüşmeleri, gezip gördükleri yerlerin idari, sosyal, askeri, ilmi ve kültürel hayatları hakkında bir takım önemli bilgileri toplayarak padişaha veya sadrazama takdim ettikleri rapor, yazılı belge.

Osmanlı imparatorluğu döneminde elçilik göreviyle yabancı ülkelere gönderilen kişilerin, bu görevleri esnasında duyduklarım, gördüklerini ve yaşadıklarını yazmak suretiyle meydana getirdikleri eserlere Sefaretname denir.

Osmanlıların yabancı ülkelere elçiler göndermeleri, kuruluş devrinden itibaren başlamıştır. Ancak sefirlerin sefaret sırasında dolaştıkları yerleri ve buralarda gördükleri şeyleri ve yaptıkları işleri, padişaha arz etmek için sefaretnameler hazırlamaları 17. yüzyıl sonlarından itibaren olmuştur. Sefaretnameler bizzat sefirin (elçinin) kendisi tarafından hazırlandığı gibi, maiyetinde bulunanlardan biri tarafından da hazırlanabiliyordu. Sefaretnameler nesir olarak hazırlandığı gibi manzum olarak da yazılabiliyordu.

Yabancı ülkelerle siyasi ve kültürel münasebetlerin mahiyetini ortaya koyan en eski belgeler olan Sefaretnameler, bu devletlerin sosyal ve ekonomik durumlarını, teşrifat (protokol) usullerini, hayat biçimlerini, Osmanlıların onlara karşı tutum ve düşüncelerini de yansıtmaktadırlar. Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendinin Paris Sefaretnamesi, Sefaretnamelerin en tanınmış örneklerindendir. Mehmed Efendinin Paris ve Fransa hakkında verdiği bilgiler Sultan Üçüncü Ahmed Hanın dikkatini çektiği için, Avrupai tarzda bazı yeniliklerde bulunma ihtiyacı duymuştur. Matbaayı ve onun temin ettiği faydayı yakından gören

Yirmisekiz Mehmed Çelebi'nin Türkiye'de matbaacılığın kuruluşunda büyük hizmeti olmuştur.

Osmanlılar yalnız Avrupa'ya değil, Şarka ve İslam memleketlerine de sefir göndermişler, onlar da diğer sefirler gibi Sefaretnameler hazırlamışlardır. Sefaretnamelerin bir kısmı vak'anüvisler tarafından tarihlere geçirilmiş, bir kısmı ise sonradan ayrıca yayınlanmıştır.

Sefaretnameler yabancı ülkelerdeki ilmi ve teknik gelişmeleri yansıtarak, ülkemizde de birçok ilmi, idari ve teknik yeniliklere sebep olduğu gibi, bu ülkelerin sosyal, ahlaki ve kültürel özelliklerinden bahsettiği için de ülkemizde başka ülkeleri taklit etme özentisi başgöstermiştir. Bu özentinin neticesinde garblılaşma (batılılaşma) adıyla ahlaki ve kültürel yozlaşma meydana gelmiş, kendi milli ve manevi değerlerimizden uzaklaşmalar olmuştur.

Adet olarak kırktan fazla olan Sefaretnameleri konuları bakımından ikiye ayırmak mümkündür:

Birinci kısımdakiler; sefirlerin (elçilerin) doğrudan doğruya vazifeleriyle ilgili sefaretnamelerdir.

İkinci kısımdakiler ise; sefirlerin gezip gördükleri yerlerin idari, sosyal, ahlaki, askeri, kültürel ve teknik hayatları hakkında önemli bilgiler veren sefaretnamelerdir.

Elde bulunan ilk yazılı sefaretname Kara Mehmed Çelebi'nin 1655 tarihli Viyana Sefaretnamesi, son sefaretname ise Abdürrezzak Bahir Efendinin 1845 yılında kaleme aldığı, Paris-Londra Sefaretnamesi'dir.

Hazırlandıkları devrin çeşitli özelliklerini günümüze yansıtan Ünlü sefaretnamelerden bazıları ise şunlardır:

  • Zülfikar Paşanın Mükaleme Takriri (1688-1692),
  • İbrahim Paşanın Viyana Sefaretnamesi (1719),
  • Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendinin Fransa Sefaretnamesi (1720),
  • Ahmed Dürri Efendinin İran Sefaretnamesi (1721),
  • Nişli Mehmed Ağanın Rusya Sefaretnamesi (1722-23),
  • Mehmed Efendinin Lehistan Sefaretnamesi (1730),
  • Mehmed SaidPaşanın Mehmet SaidEfendi Takriri (1732-1733),
  • Salim Efendinin Hindistan Seyahatnamesi (1744-1749),
  • Mustafa Nazif Efendinin İran Sefaretnamesi (1746),
  • Hatti Mustafa Efendinin Nemçe Sefaretnamesi (1748),
  • Ahmed Resmi Efendinin Prusya Sefaretnamesi (1763-1764),
  • Seyyid İsmail Efendinin Fas Sefaret Takriri (1785-1786),
  • Alemdar Mehmed Ağanın Buhara Sefaretnamesi (1787-1791),
  • Vasıf Efendinin İspanyaSefaretnamesi(1787-1788),
  • Yusuf Agah Efendinin Havadisname-i İngiltere'si (1793-1796),
  • Mehmed Sadık Rıfat Paşanın İtalya Seyahatnamesi (1838).
 
Geri