BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,600
-
- Tepkime puanı
- 3,180
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Sayın Başbakan
Birbirinden başarılı iki oğul babasısınız. Oğlunuz Burak alnının teriyle
genç yaşta gemi aldı. Diğer oğlunuz Bilal
Dünya Bankası'ndaki
başarılarıyla
stratejik ortağınız Amerikan başkanı Bush'un bile iltifatlarına mazhar
oldu.
İkisi de pırlanta gibi
Allah bağışlasın.
Demem o ki
bir evlat nasıl yetişir
bir baba evladına baktığında nasıl
içi
titrer
nasıl burnunun direği sızlayarak sever biliyorsunuz...
Ama oğlu ertesi gün askerlik kurası çekecek bir baba o geceyi nasıl
geçirir
Güneydoğu'yu çeken oğlunu otobüse nasıl bindirir
15 ay boyunca geceyi
gündüze nasıl ekler
saat başı haberlerini nasıl içi içini yiyerek
seyreder
telefonda konuştuğunda "Operasyona gidiyoruz
hakkını helal et baba"
diyen
oğluna ne cevap verir
bilmiyorsunuz.
Çünkü dediğim gibi oğullarınızdan biri armatör oldu. Güneydoğu'da deniz
yok
Atatürk Barajı da oğlunuzun gemisi için pek küçük kalır
yakışık almaz.
Yani
Burak güvende. Allah bağışlasın.
E diğer oğlunuz Bilal de dediğim gibi Dünya bankası'ndaydı. Şimdi ise
Dünya
Bankası her nedense sözleşmesini yenilemediği için The Brooking
Institution'da. İşi düşünce üretmek olan bu kuruluş da geçenlerde
Diyarbakır'ın belediye başkanı Sayın !!!! Osman Baydemir'i ağırlamıştı
hatırlatırım. Yani sözün kısası Bilal de Washington'da
güvende. Allah
bağışlasın.
O yüzden de "Artık şehit cenazeleri görmek istemiyoruz" diyen bir
vatandaşa
gönül rahatlığıyla "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir
canım
kardeşim"
diyebiliyorsunuz.
Ben de artık şehit cenazeleri görmek istemeyenlerdenim
bu yüzden ben de
sizin "Canım kardeşim" diye hitap edebildiklerinizdenim. Can kardeşliğin
verdiği samimiyet hissiyle
olanca içtenliğimle merak ediyorum.
Sayın Başbakan
5 ayda verilen 50 şehidin ardından
"Askerlik yan gelip
yatma yeri değildir" dediğiniz için; şehitlere "kelle" dediğiniz için hiç
mi
utanmıyorsunuz?
Bırakın politikaya devam etmeyi
meydanlarda büyük büyük laflar etmeyi;
hala
nasıl sokağa çıkabiliyorsunuz?
Artık neredeyse her gün kalkan cenazelerde o kadar kişi tek bir ağızdan
sizi
ve bakanlarınızı yuhalarken ne hissediyorsunuz? Yani mesela
"Yan gelip
değil
can verip yattılar" diye bağırırken binlerce kişi
"Yer yarılsa da
içine girsem" diyebiliyor musunuz?
Orada
şehitlerin cenazesinde
Ajan Smith gözlüklerinizle gizlerken
yüzünüzü
neye daha çok üzülüyorsunuz? Şehitlere mi
düştüğünüz hale mi?
İktidarınızın ilk günlerinde terör sıfırken dört buçuk yılın sonunda
gelinen
durum nedeniyle hiç mi suçluluk duymuyorsunuz?
Şimdi sürekli "şehitlik üzerinden siyaset yapmayın" diyorsunuz ya
meydanlarda. Peki
o zaman tam seçim arifesinde niye şehit aileleri ile
gazilere TOKİ aracılığıyla kurasız ucuz konut veriyorsunuz? Bu durumda
asıl
siz şehitler üzerinden siyaset yapmış olmuyor musunuz?
Sayın Başbakan
bir baba olarak soruyorum size. Aynaya baktığınızda ne
görüyorsunuz? Akşam yastığa başınızı koyduğunuzda uyuyabiliyor musunuz?
Kelle deyip geçtiklerinizin ahından korkmuyor musunuz? O mağrur
çocuk
bakışlı erler
onların babasız evlatları
anaların ağıtları
babaların
"Vatan Sağ olsun" derken titreyen dudakları hiç mi rüyanıza girmiyor?
Bir "canım kardeşiniz" olarak olanca samimiyetimle soruyorum. Bu kadar
sevilmemek nasıl bir duygu Sayın Başbakan?
Ha
bu arada. Bir oğlunuz
Bilal
hani stratejik ortağınız Bush'un
iltifatlarına mazhar olan
askere gitmedi. Diğeri
Burak
hani alnının
teriyle gemi alan ise çürük raporu almış. Askerlik yapmayacakmış.
Ne diyeyim. Bilal de
Burak da pırlanta gibi çocuklar. Allah bağışlasın.
ALINTI
Birbirinden başarılı iki oğul babasısınız. Oğlunuz Burak alnının teriyle
genç yaşta gemi aldı. Diğer oğlunuz Bilal
başarılarıyla
stratejik ortağınız Amerikan başkanı Bush'un bile iltifatlarına mazhar
oldu.
İkisi de pırlanta gibi
Demem o ki
içi
titrer
Ama oğlu ertesi gün askerlik kurası çekecek bir baba o geceyi nasıl
geçirir
Güneydoğu'yu çeken oğlunu otobüse nasıl bindirir
gündüze nasıl ekler
seyreder
telefonda konuştuğunda "Operasyona gidiyoruz
diyen
oğluna ne cevap verir
Çünkü dediğim gibi oğullarınızdan biri armatör oldu. Güneydoğu'da deniz
yok
Atatürk Barajı da oğlunuzun gemisi için pek küçük kalır
Yani
Burak güvende. Allah bağışlasın.
E diğer oğlunuz Bilal de dediğim gibi Dünya bankası'ndaydı. Şimdi ise
Dünya
Bankası her nedense sözleşmesini yenilemediği için The Brooking
Institution'da. İşi düşünce üretmek olan bu kuruluş da geçenlerde
Diyarbakır'ın belediye başkanı Sayın !!!! Osman Baydemir'i ağırlamıştı
hatırlatırım. Yani sözün kısası Bilal de Washington'da
bağışlasın.
O yüzden de "Artık şehit cenazeleri görmek istemiyoruz" diyen bir
vatandaşa
gönül rahatlığıyla "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir
kardeşim"
diyebiliyorsunuz.
Ben de artık şehit cenazeleri görmek istemeyenlerdenim
sizin "Canım kardeşim" diye hitap edebildiklerinizdenim. Can kardeşliğin
verdiği samimiyet hissiyle
Sayın Başbakan
yatma yeri değildir" dediğiniz için; şehitlere "kelle" dediğiniz için hiç
mi
utanmıyorsunuz?
Bırakın politikaya devam etmeyi
hala
nasıl sokağa çıkabiliyorsunuz?
Artık neredeyse her gün kalkan cenazelerde o kadar kişi tek bir ağızdan
sizi
ve bakanlarınızı yuhalarken ne hissediyorsunuz? Yani mesela
değil
içine girsem" diyebiliyor musunuz?
Orada
yüzünüzü
İktidarınızın ilk günlerinde terör sıfırken dört buçuk yılın sonunda
gelinen
durum nedeniyle hiç mi suçluluk duymuyorsunuz?
Şimdi sürekli "şehitlik üzerinden siyaset yapmayın" diyorsunuz ya
meydanlarda. Peki
gazilere TOKİ aracılığıyla kurasız ucuz konut veriyorsunuz? Bu durumda
asıl
siz şehitler üzerinden siyaset yapmış olmuyor musunuz?
Sayın Başbakan
görüyorsunuz? Akşam yastığa başınızı koyduğunuzda uyuyabiliyor musunuz?
Kelle deyip geçtiklerinizin ahından korkmuyor musunuz? O mağrur
bakışlı erler
"Vatan Sağ olsun" derken titreyen dudakları hiç mi rüyanıza girmiyor?
Bir "canım kardeşiniz" olarak olanca samimiyetimle soruyorum. Bu kadar
sevilmemek nasıl bir duygu Sayın Başbakan?
Ha
iltifatlarına mazhar olan
teriyle gemi alan ise çürük raporu almış. Askerlik yapmayacakmış.
Ne diyeyim. Bilal de
ALINTI