Blackheart
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Ocak 3, 2016
-
- Mesajlar
- 7,341
-
- Tepkime puanı
- 5,214
-
- Puanları
- 348
Taksim meydanındayım. Hava biraz serin, akşam karanlığı da basmak üzere. Ellerim cebimde , omuzlarım hafif bükülmüş , İstiklal Caddesine doğru yürüyorum. Bir sürü insan var etrafta, sohbet ederek, gülüşerek geçiyorlar yanımdan. Dikkat ediyorum da birçoğu Arap asıllı insanlar..
Birden Ortadoğu geliyor aklıma ve Suriye ve Türkiye ve Rusya ve Amerika..
Sahi N’apıyoruz biz orada? N’apıyoruz başka bir ülkenin topraklarında? Askerlerimiz niye ölüyor? Ah şu hükümet, gözünü kan bürümüş, gencecik çocukları savaşa sürükledi.
Oysa biz ne kadar da mutluyduk ülkemizde ; kendi yağımızda kavrulup gidiyorduk işte. Ne gerek vardı elin adamın ülkesinde canlar yitirmeye..
İçimdeki ben, ‘’savaşa hayır’’ diye seslendi bir anda.. iki kelime : savaşa hayır.
Adımlarım hızlanıyor , ellerim cebimde değil artık ve iç sesim içime sığmıyor, İstiklal’de ,sadece kendim duyabileceğim şekilde tekrar ediyorum; savaşa hayır!
Sonra birazcık daha sesli bir şekilde , savaşa hayır! Yanımdan geçenler sesimi duyuyorlar ve bana bakıyorlar. Aldırmıyorum!
Daha da sesli bağırıyorum ; savaşa hayır! Artık etrafımdakiler de duyuyor sesimi.
Daha da sesli bağırıyorum, kendimi durduramıyorum : Savaşa Hayır!!!
Birçok kişi duyuyor beni artık ve meraklı gözlerle yanıma geliyorlar, etrafım daha da kalabalık hale geliyor.
Kontrolümü kaybediyorum, avazım çıktığı kadar, ‘’SAVAŞA HAYIR!!!!’’ Yanımda bir ses daha yükseliyor, ‘’Savaşa Hayır’’ ve birkaç ses daha ve seslerin yükseldiğini duyuyorum.
Tüm İstiklal Caddesi koro halinde ‘’Savaşa Hayır’’ diye bağırıyor!
Ve Kasımpaşa ve Beşiktaş ve Şişli ve Ümraniye, Ataşehir , Şile , Bursa , İzmir , Kütahya, Konya , Adana , Urfa , Hatay.. Evet, evet oluyor sesimiz sınırın ötesine geçiyor, her yerden savaşa hayır çığlıklarını duyuyorum.. Sınırın öteki tarafından Esad’ı duyuyorum, Öso’yu duyuyorum, Rus askerlerin sesleri geliyor kulağıma ve Amerkalılar ve Fransızlar, İngilizler ve Pkk ve Pyd..
Tüm coğrafya ''savaşa hayır'' diye bağırıyor.
Pkk’lı militanlar askerimize sarılıyor, ‘’Biz kürtüz ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. eğitimde dilimize özgü ders var, dilimizi özgürce konuşabiliyoruz, kendi dilimizde yayın yapan kanallarımız da var, hatta belirli bir kitleye hitap etmeyi başarabilirsem, bu ülkede Cumhurbaşkanı dahi olabilirim, niye birbirimizi öldürüyoruz ki?’’
Oradan Amerikalılar , Ruslar , İngilizler, Fransızlar ve o bölgede bulunan tüm unsurlar birbirine sarılıyor, kenetleniyor; ‘’Bu Dünya hepimize yeter, gelin kardeş olalım, Dünya’yı daha güzel bir yer haline getirelim. Neden kitlesel imha silahları üretmek için birbirimizle yarışıyoruz ki?’’ Herkes gülüyor, herkes sarılıyor ,tüm Dünya kendine geliyor, insan olduğumuzu anımsıyoruz..
Şşşşş , ALOOOOO! Orada mısın? Uyan, uyan. Tık tık tık , o kafanın içinde beyin var mı?
Bak! Çevir kafanı! Suriye yanıyor, hem de cayır cayır yanıyor. Yüzlerce kilometre uzaklıktan gelen sırtlanlar konuşlanmış bölgeye, orayı paylaşamıyorlar , yok ediyorlar.
Bak Pkk’ya, senin canına kasteden Pkk, senin askerini , abini ,kardeşini, hatta bebeğini acımadan katleden Pkk, orada faaliyette, yıllardır Doğu’nun peşinde olan Pkk, orada Devlet kurmak , senin karşına dikilmek istiyor. Görüyor musun?
Ne?
Savaşa Hayır mı?
Bu söz çok tanıdık geldi bana.. Kim söylüyordu bunu ya, bir sn.. Halkların kardeşliği, çiçek - böcek, ımmm buldum, buldum!
Evet. Canımıza kasteden bazı kesimler de sürekli böyle diyor ve ‘’Suriye’den çıkın, orada ne işiniz var?’’ diye ekliyor.
Onlardan bize ne mi? Olsun mu?
Oraya bakmayalım mı biz? Yokmuş gibi mi davranalım? He , o ateş orada yanıp, oradakileri yakıp söner mi? Biz oraya bakmazsak , o ateş daha da büyüyüp bizi yutmaya çalışmaz mı?
Ne? ‘’Yurtta Sulh Cihanda Sulh mu?’’
(ruhu şad olsun) Atatürk bu sözü neden söyledi biliyor musun sen?
1931 yılında yapılan seçimlerden 4 gün önce bir seçim bildirgesinde kullanmıştı bu sözü. Atatürk gerektiği zaman savaşmış, hatta gazi olmuş ama gene de bu sözü seçim bildirgesinde kullanmıştı.
Tabii o sözün gerçeği aslında şu şekildedir : ‘’Memlekette sulh , cihanda sulh için çalışıyoruz’’ Yani bu söz seçim beyannamesinde bir paragrafın içinden alınan bir söz.
Biz bu sözü değiştire değiştire, evire-çevire ‘’Yurtta barış, Dünya’da barış’’ şekline soktuk.
O zamanlar Dünya daha da tehlikeli bir zamandan geçiyordu. Dünya Savaşı henüz bitmiş, insanlar ağır hasarlı, ızdırap içinde.. Buna rağmen hala barış ortamı sağlanamamıştı.
Stalin bir yandan , Mussolini bir yandan , Hitler bir yandan koca yerküreyi paylaşamıyorlardı. Ortadoğu ise bugün olduğu gibi huzurdan yoksundu.
İşte bu şartlarda, bir bildiride geçen bu söz, savaştan yeni çıkmış, gergin bir cihan için harika bir temenniydi.
Ama biz bu sözden bugün ne anlıyoruz?
‘’Boşver yeaaa Suriye’de olan, Suriye’de kalsın.
‘’Höyt! Çevir başını, bakma o tarafa ; seni ne ilgilendirir?’’
‘’Aman ya başımıza iş almaya ne gerek var şimdi?’’
‘’Hemen dibinde kıyamet mi kopuyor? Koy g.tüne rahman gitsin!’’
‘’Hem benim askerimin orada ne işi var? Bırak pkk-pyd vs. orada devletleşmek istiyorsa devletleşsin arkadaş, yarın öbür gün ülkemizden bir parça toprak isterlerse veririz, n'olcak.
800 km2 ülkemiz, veririz 200-300 km2 olur biter. Hem o toprakları kazanmak için ve muhafaza etmek için şehit düşenlerin artık sızlayacak kemikleri bile kalmamıştır ki, bir şey olmaaaz.’’
‘’Bak ne diyordu Gazi Mustafa Kemal Atatürk? ‘Yurtta sulh , cihanda sulh’
''Bu sözün erdemini biliyor musun sen?''
''Bu söz ; kıçının dibinde dahi olsa, direkt seni ilgilendirse dahi, karışma; oralı olma. Biz bu sözün özünü kavradık aslanım! Ve bu sözle tembelleştik de zaten, ne gerek var şimdi başımıza iş almaya?’’
He anladım. Ne diyorduk? Hadi hep bira ağızdan : ‘’Savaşa Hayır’’ , ‘’Savaşa Hayır’’
Eminim işe yarayacak. Hem Rusya'dan , Amerika'dan, Fransa'dan, Pkk'dan vs. bana ne? Bizde işe yarasın kafi.
Birden Ortadoğu geliyor aklıma ve Suriye ve Türkiye ve Rusya ve Amerika..
Sahi N’apıyoruz biz orada? N’apıyoruz başka bir ülkenin topraklarında? Askerlerimiz niye ölüyor? Ah şu hükümet, gözünü kan bürümüş, gencecik çocukları savaşa sürükledi.
Oysa biz ne kadar da mutluyduk ülkemizde ; kendi yağımızda kavrulup gidiyorduk işte. Ne gerek vardı elin adamın ülkesinde canlar yitirmeye..
İçimdeki ben, ‘’savaşa hayır’’ diye seslendi bir anda.. iki kelime : savaşa hayır.
Adımlarım hızlanıyor , ellerim cebimde değil artık ve iç sesim içime sığmıyor, İstiklal’de ,sadece kendim duyabileceğim şekilde tekrar ediyorum; savaşa hayır!
Sonra birazcık daha sesli bir şekilde , savaşa hayır! Yanımdan geçenler sesimi duyuyorlar ve bana bakıyorlar. Aldırmıyorum!
Daha da sesli bağırıyorum ; savaşa hayır! Artık etrafımdakiler de duyuyor sesimi.
Daha da sesli bağırıyorum, kendimi durduramıyorum : Savaşa Hayır!!!
Birçok kişi duyuyor beni artık ve meraklı gözlerle yanıma geliyorlar, etrafım daha da kalabalık hale geliyor.
Kontrolümü kaybediyorum, avazım çıktığı kadar, ‘’SAVAŞA HAYIR!!!!’’ Yanımda bir ses daha yükseliyor, ‘’Savaşa Hayır’’ ve birkaç ses daha ve seslerin yükseldiğini duyuyorum.
Tüm İstiklal Caddesi koro halinde ‘’Savaşa Hayır’’ diye bağırıyor!
Ve Kasımpaşa ve Beşiktaş ve Şişli ve Ümraniye, Ataşehir , Şile , Bursa , İzmir , Kütahya, Konya , Adana , Urfa , Hatay.. Evet, evet oluyor sesimiz sınırın ötesine geçiyor, her yerden savaşa hayır çığlıklarını duyuyorum.. Sınırın öteki tarafından Esad’ı duyuyorum, Öso’yu duyuyorum, Rus askerlerin sesleri geliyor kulağıma ve Amerkalılar ve Fransızlar, İngilizler ve Pkk ve Pyd..
Tüm coğrafya ''savaşa hayır'' diye bağırıyor.
Pkk’lı militanlar askerimize sarılıyor, ‘’Biz kürtüz ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. eğitimde dilimize özgü ders var, dilimizi özgürce konuşabiliyoruz, kendi dilimizde yayın yapan kanallarımız da var, hatta belirli bir kitleye hitap etmeyi başarabilirsem, bu ülkede Cumhurbaşkanı dahi olabilirim, niye birbirimizi öldürüyoruz ki?’’
Oradan Amerikalılar , Ruslar , İngilizler, Fransızlar ve o bölgede bulunan tüm unsurlar birbirine sarılıyor, kenetleniyor; ‘’Bu Dünya hepimize yeter, gelin kardeş olalım, Dünya’yı daha güzel bir yer haline getirelim. Neden kitlesel imha silahları üretmek için birbirimizle yarışıyoruz ki?’’ Herkes gülüyor, herkes sarılıyor ,tüm Dünya kendine geliyor, insan olduğumuzu anımsıyoruz..
Şşşşş , ALOOOOO! Orada mısın? Uyan, uyan. Tık tık tık , o kafanın içinde beyin var mı?
Bak! Çevir kafanı! Suriye yanıyor, hem de cayır cayır yanıyor. Yüzlerce kilometre uzaklıktan gelen sırtlanlar konuşlanmış bölgeye, orayı paylaşamıyorlar , yok ediyorlar.
Bak Pkk’ya, senin canına kasteden Pkk, senin askerini , abini ,kardeşini, hatta bebeğini acımadan katleden Pkk, orada faaliyette, yıllardır Doğu’nun peşinde olan Pkk, orada Devlet kurmak , senin karşına dikilmek istiyor. Görüyor musun?
Ne?
Savaşa Hayır mı?
Bu söz çok tanıdık geldi bana.. Kim söylüyordu bunu ya, bir sn.. Halkların kardeşliği, çiçek - böcek, ımmm buldum, buldum!
Evet. Canımıza kasteden bazı kesimler de sürekli böyle diyor ve ‘’Suriye’den çıkın, orada ne işiniz var?’’ diye ekliyor.
Onlardan bize ne mi? Olsun mu?
Oraya bakmayalım mı biz? Yokmuş gibi mi davranalım? He , o ateş orada yanıp, oradakileri yakıp söner mi? Biz oraya bakmazsak , o ateş daha da büyüyüp bizi yutmaya çalışmaz mı?
Ne? ‘’Yurtta Sulh Cihanda Sulh mu?’’
(ruhu şad olsun) Atatürk bu sözü neden söyledi biliyor musun sen?
1931 yılında yapılan seçimlerden 4 gün önce bir seçim bildirgesinde kullanmıştı bu sözü. Atatürk gerektiği zaman savaşmış, hatta gazi olmuş ama gene de bu sözü seçim bildirgesinde kullanmıştı.
Tabii o sözün gerçeği aslında şu şekildedir : ‘’Memlekette sulh , cihanda sulh için çalışıyoruz’’ Yani bu söz seçim beyannamesinde bir paragrafın içinden alınan bir söz.
Biz bu sözü değiştire değiştire, evire-çevire ‘’Yurtta barış, Dünya’da barış’’ şekline soktuk.
O zamanlar Dünya daha da tehlikeli bir zamandan geçiyordu. Dünya Savaşı henüz bitmiş, insanlar ağır hasarlı, ızdırap içinde.. Buna rağmen hala barış ortamı sağlanamamıştı.
Stalin bir yandan , Mussolini bir yandan , Hitler bir yandan koca yerküreyi paylaşamıyorlardı. Ortadoğu ise bugün olduğu gibi huzurdan yoksundu.
İşte bu şartlarda, bir bildiride geçen bu söz, savaştan yeni çıkmış, gergin bir cihan için harika bir temenniydi.
Ama biz bu sözden bugün ne anlıyoruz?
‘’Boşver yeaaa Suriye’de olan, Suriye’de kalsın.
‘’Höyt! Çevir başını, bakma o tarafa ; seni ne ilgilendirir?’’
‘’Aman ya başımıza iş almaya ne gerek var şimdi?’’
‘’Hemen dibinde kıyamet mi kopuyor? Koy g.tüne rahman gitsin!’’
‘’Hem benim askerimin orada ne işi var? Bırak pkk-pyd vs. orada devletleşmek istiyorsa devletleşsin arkadaş, yarın öbür gün ülkemizden bir parça toprak isterlerse veririz, n'olcak.
800 km2 ülkemiz, veririz 200-300 km2 olur biter. Hem o toprakları kazanmak için ve muhafaza etmek için şehit düşenlerin artık sızlayacak kemikleri bile kalmamıştır ki, bir şey olmaaaz.’’
‘’Bak ne diyordu Gazi Mustafa Kemal Atatürk? ‘Yurtta sulh , cihanda sulh’
''Bu sözün erdemini biliyor musun sen?''
''Bu söz ; kıçının dibinde dahi olsa, direkt seni ilgilendirse dahi, karışma; oralı olma. Biz bu sözün özünü kavradık aslanım! Ve bu sözle tembelleştik de zaten, ne gerek var şimdi başımıza iş almaya?’’
He anladım. Ne diyorduk? Hadi hep bira ağızdan : ‘’Savaşa Hayır’’ , ‘’Savaşa Hayır’’
Eminim işe yarayacak. Hem Rusya'dan , Amerika'dan, Fransa'dan, Pkk'dan vs. bana ne? Bizde işe yarasın kafi.
Son düzenleme: