Satır Arasından Notlar..

Konu sahibi son olarak 31 gün önce görüldü
Kendimi uzun uzun anlatmak ve susmak arasında gidip geliyorum çoğu zaman. Hiçbir zaman tam anlamıyla hissettiklerimi anlatamayacağımı, anlatsam bile anlaşılmayacağımı bildiğimden susmayı tercih ediyorum. Hatta içimde biriktirdiklerimi kendime bile anlatmıyorum. Yazıp yazıp siliyorum hep, cümlelerimi toparlayamıyorum. Bir şeyler yolunda değil biliyorum fakat inatla her şey yolundaymış gibi davranıyorum. Bazen düşüncelerim arasında kayboluyorum ve bazen de düşünmekten kaçıyorum. Böyle nereye kadar devam edecek diye sormuyorum artık kendime. Çünkü cevabını bilmiyorum. Sadece bir köşeye çekiliyor sessizce yolunda gitmeyen ne varsa bir an önce son bulmasını bekliyorum..
 

Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister.

Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir.

Şems-i Tebrizi

 
Ey benim iyimser hallerim,
Çabuk aldanışlarım,
Hep inanışlarım,
Alttan alışlarım,
Hatayı hep kendimde buluşlarım,
Yoktan yere akıp giden gözyaşlarım,
Herkesi kendim gibi sanışlarım,
Hepinize elveda...
 
Kafka, milena'ya yazdığı mektuplardan birinde;
“bazen içinde bulunduğunuz durumu anlatmak için kelimeler aciz kalır. bazı durumlarda sadece acı çekilir.” diyor. bu böyledir.
Kelimeler bazen bazı acıları anlatmaz. bazen sadece susarsın ve acını yaşarsın.
Cehennem, anlatamamaktır.
 
İnsan sevdiği kadar üzülür, değer verdiği kadar unutulurmuş.
Kıyamadığı kadar kıyarlarmış oysa insana, mutlu etmeye çalıştığı kadar mutsuz
Güdürmeye çalıştığı kadar da ağlatırlarmış.
Hani derler ya...
Ne kadar önemsersen o kadar önemli
Ne kadar hatırlarsan o kadr hatırlanırsın
Yalan kocaman bir yalan...
Bu hayatta..

Umutlandırmaya çalıştığın kadar umutsuzluğa kıymetlendirdiğin kadar kıymetsizliğe düşersin..
Esirgediğin kadar ezilir koruduğun kadar dövülür ayakta tutmaya çalıştığın kadar yıkılırsın
 
bir tantuni idi gönlümü pahidar eden, neyledü şekerü lanetü ifrit, görmedi beni gönlümün sırlarını bir alemü derya da bir seni sevdim birde acılı künefeyü hüdada
 
Bir gün ben ölürsem,
mezarıma papatyalar bırakın.
Kuşlar selam getirsin uzak diyarlardan toprağıma.
Bir gün ben ölürsem,
Beceremedi ne yaşamayı, ne de gülmeyi deyin.
Bir gün ben ölürsem,
Gerçekleşemeyen hayallerimle gömün beni
Özlemlerimle, yüreğimdeki acılarla, kimsesizliğimle, öksüzlüğümle. Katil kim diye soranlara, inandıklarıydı en sevdikleriydi deyin.
Öylece bırakın toprağa.

Öldü kurtuldu dersiniz.
 
Üç günlük dünyanın ikinci günündeyiz.
Ne ilk günkü heves var, ne de üçüncü günün korkusu

Günaydın.
Bir gürültüdür ki susmak bilmiyor. İnsanın ta içinden, kıyamet gibi bir ses.
Mustafa Çiftci şöyle anlatıyor öyküsünde: "İnsanın içinde bir ses varmış öğrendim. O ses hiç susmazmış öğrendim. O ses kadar hain bir şey yokmuş öğrendim."
Yaşananlar yaşandı, olanlar oldu.
Bir çare yoksa, susturun bu sesleri.
Hayat kısa
 
Son düzenleme:
Günaydın.

İnsan yaşı kaça dayanmış olursa olsun, ne kadar "daha çok gençsin" denirse densin, geçmişe bazen bakıp bir ah der. Çağlar boyu olmuştur bu. Pişmanlık gibi değil de, hasret gibidir daha çok.

Pierre Loti de demiştir: "İnsan diline sığmayan düşler ardında koşardık." Yine koşulur. Ne yapıldıysa ne söylendiyse yine yapılır yine söylenir. Bizi tutan, bize mani olan nedir ki?
 
Merhaba.

Şu çağın en büyük derdi insan. Dostu, sevgilisi, iş arkadaşı, akrabası...
Seçebildiklerimiz de seçemediklerimiz de dert olabiliyor. Her şey yolunda gitse, insanlar zaman zaman can sıkıyor. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi soruyorlar, neyin var?

Paul Auster cevaplıyor: "Benim bir şeyim yok. Doğru insana rastlamadım, hepsi bu."

Yeni bir haftaya girerken doğru insanlar diliyoruz.
Doğru dürüst insanlar...
 
Günaydın.

Gitmenin ekseriyetle iki yönü vardır.
Biri neşe, umut, heyecan taşır öteki daima keder.

Mevsim Yenice bir başka öyküsünde tam da bundan bahseder: "Nereye gideceğini sormuyorum. Çünkü ikimiz de biliyoruz; gitmek gitmektir, neresi olduğunun önemi yok."

Bazen sadece gitmek gerekir. Önemi yoktur varılacak yerin, giden için de terk edilen için de.
 
Günaydın.

Bazen çok arzu ettiğimiz şeyler olmaz ya, çok uğraşır çok didiniriz. Zorlarız bir yönüyle. Yakınında dururuz arzu ettiğimiz her neyse, sonra daha yakın daha da yakın...

Ádám Bodor, "Belki de uzaklardan bakarak görmenin sevdanın henüz denenmemiş bir yolu olduğunu düşünmüştü," der. Belki de öyledir.

Belki de bu kadar hevesli görünmemeli, bir de böyle denemeli.
 
Günaydın.

İnsan zihni ne tuhaf, öyle yaşandığına epey emin olduğumuz hatıralar aslında öyle değildir.
Bir şeyler değişmiştir, hissederiz fakat bir yandan da eminiz işte.
Yaralayan, kötü anılardır bunlar ekseriyetle.
Bir kargaşa ki alıp götürür beynimizi, yüreğimizi.

Schulman'ın başka bir romanında geçer: "Bazen travma yaşadığımızda zihnimiz, anılarımızı değiştirirdi. Benjamin bunun nedenini sordu, terapist de, 'Dayanmak için,' diye cevap verdi." Sebebi buymuş demek.
 
Günaydın.

Geride bırakmak ne zor. Bir yeri terk etmek ya da birini, küsmek, görüşmemeye çabalamak değil; geride bırakmak. Varlığını hiç olmamışçasına yok etmek. Ne zor.

Calligarich, "Ama hep böyledir işte, yaşam boyu tanıştığımız değil, geride bıraktığımız insanlardır bizi biz yapan," der. Geride bıraktıklarımıza da şükür.
Bizi biz yapan her şeye ve herkese, çok şükür. Güzel bir gün dileğiyle
 
Geri