Şanliurfa İlÇelerİ

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
ŞANLIURFA İLÇELERİ

ŞANLIURFA İLÇELERİ, FOTOĞRAFLARI,HAKKINDA BİLGİLER,ŞANLIURFA İLÇELERİ RESİMLERİ,ŞANLIURFA İLÇESİ,ŞANLIURFA İLÇE ADLARI,OTELLERİ HOTEL, ŞANLIURFA İLÇE BİLGİLERİ, TARİHİ,RESİMLERİ ÖZELLİKLERİ,ŞANLIURFA İLÇELERİ COĞRAFYASI VE TARİHİ BİLGİLERİ İSİMLERİ,GEZİLECEK VE GÖRÜLECEK YERLERİ
























ŞANLIURFA TARİHİ,ŞANLIURFA İLÇELERİ,ŞANLIURFA TURİSTİK YERLERİ,ŞANLIURFA HALK OYUNLARI,ŞANLIURFA MÜZİK KÜLTÜRÜ,ŞANLIURFA AT,KEKLİK VE KUŞÇULUK,ŞANLIURFA GAP PROJESİ,ŞANLIURFA EL SANATLARI,ŞANLIURFAYEMEKLERİ,ŞANLIURFA SIRA GECELERİ,ŞANLIURFA TÜRBELERİ VE ZİYARETLERİ,ŞANLIURFA CAMİ VE MEDRESELERİ,MEŞHUR URFA YALANLAR
 
BİRECİK

birecikten_3-.jpg
[FONT=times new roman,times]BİRECİK[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Yakındoğu'nun büyük ticari yollarının kavşağında, Fırat Nehri kıyısında güzel bir ilçemiz olan Birecik'e, Arap kavimleri Bireh, Türkler ise küçük kale anlamında Birecik demişlerdir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]1894 yı lında yapılan araştırmalarda şehrin kuzey kesimini Paleolitik (Eski Taş devri) döneminden beri insanların gelip konakladığı bir bölge olduğu anlaşılmıştır. Sırasıyla Hurri-Mitanniler, Hititler, Asurlular, Makedonyalılar ve Seleukoslar hâkimiyetlerini gören ilçe, Müslüman Arapların eline geçinceye kadar, M.S. I. yüzyılda Romalılar ile Bizanslılar arasında el değiştirmiştir. 1099 yılında Fransız Kontluğu'nun eline geçmiştir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Daha sonra Zengiler, Artukoğulları arasında el değiştiren şehir, XIII. yüzyılda Moğol istilasına uğramıştır. XV. asrın sonlarına doğru Memlukler'in eline geçtikten sonra dışkale ve surlar inşa edilmiştir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Birecik, Yavuz Sultan Selim tarafı ndan 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. I.Dünya Savaşı sırasında Birecik'te Almanlar tarafından birçok kışla ve askeri tesisler kurulmuştur. Savaştan sonra İngilizler tarafından işgal edilen Birecik, sonradan Fransızların işgaline bırakılmıştır. 10 Temmuz 1920 tarihinde kurtuluşunu sağlayarak hürriyetine kavuşmuştur.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]1923 yı lında ilçe olmuştur. İl merkezinin 90 km . batısında bulunmaktadır. 1 Bucağı, Ayran ve Mezra isimli 2 kasabası, 63 köyü ve 89 mezrası vardır. 2000 yılı sayımına göre, nüfusu 43.587'dir.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]TARİHİ MEKANLARI[/FONT]​
[FONT=times new roman,times]BİRECİK SURLARI[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]İlçeyi kuşatan surlar günümüze büyük bir tahribatla, ancak bazı burç kalıntıları ve kısmen ayakta kalan iki kapısıyla gelebilmiştir. Ne zaman yapıldığı bilinmeyen surların, iki kapısı, bir burcu ve bir duvarında kitabe bulunmaktadır. Bu kitabelere dayanarak 1483 yı lına, Memluklu dönemine tarihlenmektedir. Birecik surlarının günümüze gelebilen iki kapısı; Urfa kapı ve Meçan kapıdır. Bağlar kapısı ve Meydan kapısı ise günümüze ulaşmamıştır.[/FONT]

[FONT=times new roman,times]URFA KAPI[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Sağ lam durumda günümüze ulaşabilen tek şehir kapısıdır. Sur dışına açılan doğu kapısını boydan boya dolaşan şerit kitabeye göre 1483‘te Memluklu sultanı Kayıtbay tarafından Yunus eş-Şerefinin yönetiminde yaptırılmıştır. Urfa kapının ana yapım malzemesi kesme taştır.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]BİRECİK KALESİ[/FONT]

birecik_kalesi2.jpg
[FONT=georgia,palatino]İlçe merkezinde Fırat nehrinin doğu yamacında doğal, sert kalker kayalık tepe üzerine kurulmuştur. Kalenin ilk inşa tarihi hakkında farklı görüşler vardır. Üzerinde inşa edildiği beyaz kalker tepeden dolayı Beyaz Kale (Kal'etül Beyza/Beyda ) denilen yapı 13. yüzyılda inşa edilmiştir. Birecik kalesi Romalılar,(M.Ö.30- M.S.395) Franklar(MS 1098- 1150) ve Memlükler dönemi (1277-1484) olmak üzere üç defa onarım görmüştür.[/FONT]​
[FONT=times new roman,times]KELAYNAK[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Dünya genelinde sadece Birecik ve Kuzey Afrika'ya üremek için gelen “İ bis” olarakta bilinen nesli tükenmeye ba şlam ış bir göçmen kuş türüdür. Latince "Geronticus Eremita" olarak adlandı rılır. Her yıl şubat ayı ortalarında ilçeye gelip yerleşen kuşlar temmuz ayı ortalarından itibaren yöreden ayrılırlar. 1956'lı yıllara kadar sayısı binlerle ifade edilen bu kuşlar; yasak avlanma, tarım ilaçlarının düzensiz ve aşırı kullanılması vb. nedenlerle beslenme kaynaklarını kaybedince, yok olmaya başlamışlardır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]25-30 yı l yaşayabilen bu kuşlar, Şubat ortalarında Birecik'e gelip kayalıklara yerleşirler. Üremelerini yapıp Temmuz ortalarında yavrularıyla birlikte Birecik'ten ayrılırlar. Kışları Kızıldeniz kıyılarında yaşadıkları tespit edilmiştir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Kelaynaklar 1977 yı lında Orman Genel Müdürlüğü tarafından kurulan "Kelaynak Üretme Ve Koruma istasyonu" nda Koruma altı na alınmışlardır. Kelaynak kuşlarına yörede "Keçelaynak" denilmektedir.[/FONT]
 
VİRANŞEHİR

65f_viransehir_urfa.jpg
[FONT=times new roman,times]VİRANŞEHİR[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Hurri-Mitanni, Hitit, Asur, Med-Pers ve Keldani hâkimiyetlerini gören ilçe, M.Ö 331'de Makedonya imparatorluğ una, M.Ö 163'te de Roma idaresine girmiştir. Bizans imparatorluğ unun ilk dönemlerinde Tella (Tepe) olarak tanınıyordu, sonra imparator Konstantin tarafından bazı şehirlerin adları değiştirildi. İlçeye de Konstantina veya Konstantina adı verildi.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]640 yılında Şam ordusu tarafından fethedilmiş ve Tell-Muzin adını almıştır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Sonraki dönemlerde yine Araplar tarafından Tell-Mavzen ve Tell-Mavzelath isimleri de kullanılmıştır. 660 yı lında Emeviler, 750 de Hamdaniler ve Abbasiler arasında el değiştiren Viranşehir, Türkmenler tarafından son kez kurulmuş ve Ören şehir adını almıştır. Ancak 1258'de Hülagu ve 1400 yılında da Timur tarafından yağma ve büyük ölçüde tahrip edilerek viran bir hale getirilmiş ve bu haliyle Osmanlı dönemine ulaşmıştır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]1517 yı lında Osmanlı topraklarına katılan şehir 1792'den sonra Mardin'e, 1924 yılında da Urfa'ya bağlanarak ilçe haline getirilmiştir. İl merkezine 90 km . uzaklıktadır. 2000 genel nüfus sayımına göre nüfusu 137.618 'dir. 1 bucağı , 98 köyü ve 204 mezrası vardır.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]TELLA (VİRANŞEHİR) MARTYRİONU (Dikmeler)[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Eski paşalar okulunun batı sında bulunur. Hıristiyanlık dönemi yapılarının önemli örneklerindendir. Sekizgen planlı(Oktagonal) olan yapının IV. V. Yüzyıllarda bir Azizin anısına Martyrion olarak inşa edildiği tahmin edilmektedir. Tamamı 8 adet olan dikmelerden bu güne sadece bir tanesi gelebilmiştir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Kalıntılar arasında bulunan çok sayıdaki mozaik tanesinden yapının zengin mozaik süslemeli olduğu anlaşılmaktadır.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]ÇİMDİN KALE(ÇEMDİN KALE- ESKİ KALE)[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Şanlıurfa- Viranşehir karayolunun 61 km sinden güneye saparak 9 km lik bir mesafeden sonra ulaşılan tarihi bir kaledir. Büyük bir kayalık tepe üzerine inşa edilen etrafı derin savunma hendeği ile çevrili bu kalenin, Eyyubiler döneminde savunma ve konaklama amaçlı olarak yapıldığı tahmin edilmektedir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Çimdin kalenin batı daki girişi altında büyük mağaralar yer alır. Memlükler döneminde restore edilen ve günümüzde harap bir vaziyette olan kale üzerinde bir su kuyusu da bulunur.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]KASR-ÜL BENAT (KIZLAR SARAYI)[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Viranşehir- Şanl ı urfa yolunun 29 kilometresinden güneye doğru 20 km lik bir mesafeden sonra ulaşılabilir. Kalan mimari eserlerden yapı IV. Yüzyıla tarihlenmiştir. Yapının yer aldığı köyün kuzeyindeki kayalık tepede 10 dan fazla Süryanice yazıt bulunmuştur. Bu yazıtlar dışında kaya zemine oyulmuş labirent şekiller, kaya mezarı gibi yapılara da rastlanmıştır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Bulunan Süryanice yazı tların daha çok keşiş adlarını içermesi yörenin Erken Hıristiyanlık döneminde önemli bir yerleşme olduğunu doğrulamaktadır. Kalkerli yapıdan oluşan, geniş, tepelik bir alandır.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]YOLBİ LEN (HİFDEMAL) MAĞARALARI[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]MS. 2 Yüzyı lda Süryaniler tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Viranşehir'de sağırlar bahçeleri olarak bilinen yerin 500 metre ilerisinde dere yatağının iki yanında sıra halinde bulunan 17 adet mağaradır. Derenin doğusunda bulunan bir mağaranın sonuna, şimdiye kadar ulaşılamamıştır. Piknik yapmaya elverişli bir alandır.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]EYYUB NEBİ BELDESİ[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Hz. Eyyüb, hanı mı Rahime Hatun ve Hz.Elyesa‘nın mezarlarının bulunduğu beldedir. Urfa-Mardin karayolunun 85 km .sinden sapan 16 km .lik asfalt yolun sonunda (şehir merkezine toplam 100 km .) Eyyüb Nebi Beldesine ulaşılır. Bu beldenin 400 yıldan beri Eyyüb Nebi adıyla anıldığı vakfiyesinden anlaşılmaktadır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Bağdat seferi sırasında bu köye uğrayarak mezarları ziyaret eden Osmanlı padişahı IV. Murat, çevredeki 17 köyün gelirini bu türbelerin bakı mı için vakfetmiştir. Yüzlerce yıldır bilhassa dini bayramlarda ve arife günlerinde bu mezarlar binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Efsâneye göre, Hz. Eyyüb'ün otururken sı rtını dayadığına inanılan büyük bir bazalt taş " Sabı r Taşı " ise, türbesinin batı sındadır ve ziyaret edilir.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]İBRAHİM PAŞA KONAĞI[/FONT]
 
CEYLANPINAR HAKKINDA

ceylanpinar2.jpg
M.Ö. XV. yüzyılda Mitanni Krallığı'na bağlı olan yöre, daha sonra Asurluların eline geçince " Ri ş Ayna " olarak çağ rılmış ve bu isim Süryanice'ye Reş Ayna olarak geçmiştir. Bu isim daha sonra Arapça'ya Ra's el-Ayn (Kaynakbaşı) olarak geçmiş ve zamanımıza kadar devam etmiştir.

639 yı lında Şam ordusu komutanı İyad b. Ganem tarafından Urfa ve Harran'dan sonra ele geçirilmiştir. Bizans İ mparatoru I.Ioannes Çimişkes, 959 yılında Diyarbakır ve Nusaybin'i ele geçirdikten sonra Ceylanpınar'ı da yağma ve tahrip etmiştir. Yöre, Ocak 1394 yılında Suriye Seferi'ne giden Timur'un da yağma ve tahribine maruz kalmıştır. 1921 yı lında Türkiye-Suriye sınırı çiziminden sonra ülkemizde kalan kısmına ceylanlarının çokluğundan dolayı Ceylanpınar adı verilmiş ve 1981 yılında ise ilçe yapılmıştır. İl merkezine 141 km . uzaklıkta olan ilçenin 32 köyü vardır. 2000 yılı nüfus sayımına göre, nüfusu 53.873' tür.

ceylan.jpg
AYN-ÜL ZUHUR EFSANESİ
Urfanın Ceylanpınar ilçesinin diğer bir adı Ayn-ül Zuhur’dur. Arapça bir kelime olup “açık göz anlamına gelmektedir. Ayn “göz” zuhur ise “açık” anlamındadır.
Ayn ül zuhur bölgede hüküm süren kralın kızının adıdır. Bunlar Ceylanpınar’dan daha güneyde Suriye topraklarında oturuyorlarmış. Bir bahar günü gezmek için bozkır çiçekleriyle rengarenk olan Ceylanpınar’ın kuzeyindeki “Tepez Tepesi”ne gelip çadır kurmuşlar. Çevre o kadar güzel görünüyormuş ki kralın kızı burayı çok beğenmiş ve uzun süre kalmak istemiş kral bu yöreye kızının adını vermiş. Her bahar gelip konaklamak için Kepez tepesinde bir saray yaptırmış. O günden sonra Ceylanpınar ve çevresinin adı Ayn-ül zuhur diye söylenmiş.

 
BOZOVA
bozova1.jpg
[FONT=times new roman,times]BOZOVA[/FONT]​
[FONT=georgia,palatino]Son yı llarda yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen buluntular, ilçe ve civarının Paleolitik ve Neolitik Çağ'dan beri yerleşim bölgesi olduğunu göstermiştir. Yöredeki Lidar ve Kurban Höyükleri Bozova'nın Tunç Çağı'nda da (M.Ö.5000-3000) bir yerleşme merkezi olduğunu meydana çıkarmıştır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Halep, Samsat ve Malatya yolu üzerinde kurulan ilçe, ta ş ı dığı ticari önemden dolayı çeşitli kavimlerin istilâsına uğramıştır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Asurluları n Asurinai, Romalılar ve Ermenilerin Tormenapa, Arapların ise Tell-Hüvek adını verdikleri ilçe 1326'ya kadar Araplar, yerli Ermeni prensleri ve Mardin Artukluları arasında el değiştirmiştir. 1389'da Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katılan Bozova'da Timur döneminde bir yönetim karmaşası yaşandıktan sonra 1526'da Osmanlıların eline geçmiştir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Türkmenler tarafı ndan Yaylak, Osmanlılar tarafından ise Bozâbâd olarak adlandırılmış ve son olarak Bozova adı ile ilçe statüsünü kazanmıştır.
00008314.jpg
[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]2 Bucağı , 79 köyü ve 99 mezrası vardır. 2000 yılı nüfus sayımına göre nüfusu 33.086'dır.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]TARİHİ MEKANLARI[/FONT]

titris_hoyuk.jpg

[FONT=times new roman,times]LİDAR HÖYÜK[/FONT]
Bozova ilçesinin 23 km . kuzeybatı sında yer alan bir höyüktür. Bugünkü adı Dikili Köyü'dür. Lidar Höyükte kazılara 1979 yılında Almanya/Heidelberg Üniversitesi'nde Prof. H.Hauptmann ba şkanl ığı nda başlanmış ve 1986 yılında sona ermiştir. Yörenin en büyük höyüğü olan Lidar' da, Kalkolitik (Baktır-Taş) dönemden Selçuklu dönemine kadar devam eden bir yerleşim birimine rastlanmıştır.

[FONT=georgia,palatino]XI. ve XII. yüzyı llara tarihlenen ilk katlarda çeşitli amaçla kullanılan odalardan oluşan, etrafı duvarlarla çevrili evler bulunmuştur. Küçük buluntu olarak mutfak gereçleri, süs eşyaları, keramik kaplar ve paralar bulunmuştur. Höyük çevresinde yapılan kazılarda ise, ilk Tunç Çağı kültürüne ait bir fırınlar grubu ortaya çıkarılmıştır. Her birinde iki ateşleme odasının bulunduğu nal biçimli 3 fırın ve 5 ocak ilk Tunç Çağında fırınların çeşitliliğini göstermesi açısından önemlidir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Lidar Höyükteki kazı çalışmaları merdiven usulü yapılmış ve böylece kısa bir zaman sürecinde bu geniş yerleşim alanında kaç kültür tabakasının olduğu saptanmıştır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Höyük Atatürk Barajı göl alanı altında kalmıştır.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]ATATÜRK BARAJI[/FONT]

ataturk_baraci.jpg



[FONT=georgia,palatino]Atatürk Barajı'nın yapılması yolundaki ilk çalışmalara, 1960 yılında Elektrik işleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından başlanmıştır. İki yıl önceden yapılan keşifler sonucunda baraj yeri Sam Köyü yakınındaki boğaz içinde seçilmiş, Fırat kenarında sondaj kampı kurularak temel araştırmalara başlanmıştır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Barajın gövde inşaatına 1983 yılında başlamış, inşaat sırasında bilgisayarlı beton hazırlama ve dökme gibi modern teknikler kullanılmıştır. İnşaatın en yoğun döneminde, günde üç vardiya şeklinde, 200 mühendis dâhil yaklaşık 7800 kişi ve her tipten 1000 araç istihdam edilmiştir.

[/FONT]

[FONT=georgia,palatino]10 Ocak 1991 tarihinde barajda su tutulmaya başlanmış, Haziran 1992'de ise elektrik üretimine geçilmiştir. Fırat Nehri üzerinde, Keban ve Karakaya barajlarından sonra yapılan 3. barajımızdır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Atatürk Barajı Türkiye'nin en büyük barajıdır. Dünyanın yükseklik yönünden 9.; gövde dolgusu yönünden 3.; göl hacmi yönünden ise 8. dolgu tipi barajıdır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Baraj gölünde, 1995 yılından beri Uluslararası Su Sporları Şenlikleri yapılmaktadır.[/FONT]
 
HALFETİ HAKKINDA



halfeti.jpg
HALFETİ
İlçe. M.Ö. 855 yılında Asur Kralı III. Salmanassar tarafından zapt edildiği zaman " Ş itamrat" adı nı taşıyordu. Yunanlılar bunu değiştirerek " Urima " adı nı vermişlerdir. Süryaniler ise, ilçe için " Kal‘a Rhomeyta " ve " Hesna d'Romaye " adları nı kullanmışlardır.
Arapları n eline geçtikten sonra " Kal‘at-ül Rum " adı takılmıştır. XI. Yüzyılda Bizanslıların eline geçince bu kez " Romaion Koyla " adı nı almıştır.1280 yı lında Bey sari komutasındaki Memluk Ordusu tarafından kuşatılmış, sonuç alınamayınca, şehirdeki Hıristiyan mahalleleri beş gün süre ile yağmalanmıştır. 1290 yılında bu kez Memluk Sultanı Eşref tarafından fethedildi ve son kez Memlükler tarafından tamir edilen şehre " Kal‘at-ül Müslimin " adı verildi. Yavuz Sultan Selim zamanı nda Osmanlılara geçen ilçe, günümüzde de kullanılan "Urumgala " ve " Rumkale " adları nı alarak 1954 yılında ilçe haline getirilmiştir. İl merkezine uzaklığı [FONT=georgia,palatino]120 km .dir. Yukarı Göklü adlı bir kasabası, 35 köyü ve 34 mezrası vardır. 2000 yılı Nüfus sayımına göre, ilçenin nüfusu 1.645'tir. [/FONT]​
İlçenin büyük bir kısmı Birecik Barajı'nın göl suları altında kalmıştır. Yeni yerleşim yeri olarak ilçe merkezine [FONT=georgia,palatino]7 km[/FONT] . mesafedeki Karaotlak mevkii seçilmiş ve yerleşime açılmıştır (nüfusu 963'tür).
Tarihi ve kültürel kalı ntıları içersinde barındıran, Birecik Barajının yapımından sonra büründüğü özgün kimliğiyle HALFETİ İlçesi önemli bir turizm potansiyeline kavuşmuştur. Şöyle ki Halfeti'de yaşamın tüm renklerini görmek mümkün. Kentin simgesi haline gelen ‘siyah gül' yerli yabancı tüm konukların ilgisini çekmekte, önemli bir ticaret potansiyeli içermektedir. İl Özel İdaresi tarafından satın alınan su motoruyla Aziz Nerses Kilisesi'nin, Barsavma Manastırı'nın ve daha bir çok tarihi yapının yer aldığı Rumkale' ye, kaya kilisesinin yer aldığı tarihi Savaşan köyüne ulaşım olanaklı hale gelmiştir.

[FONT=times new roman,times]TARİHİ MEKANLARI [/FONT]RUMKALE
Rumkale, Birecik Ovası 'nın ve Halfeti'nin kuzeyinde, Fırat Nehri'nin kıyı kesiminin
rumkale.jpg
doğusunda, Şanlıurfa yoluna bakan bir tepe üzerindedir ve Birecik'i kuzeyinden ve kuzeydoğusundan sınırlar. XX. yüzyılın başlarında bir kaza halinde idi ve kazanın merkezi de Halfeti kasabası idi. Rumkale, Asurlular dönemindeŞitamrat ismiyle tanınmıştır.

Daha sonra Urima adı nı almış ve XII. yüzyılda Ermeni Piskoposluğu'nun merkezi haline gelmiştir. 1292 yılında Memluklu Sultanı Melik el-Eşref tarafından ele geçirilmiştir. 1516 yılında Mercidabık Savaşı'ndan sonra Osmanlı egemenliğine giren Rumkale, Halep Eyaletine bağlanmıştır. 1737 yılında eyalet haline getirilerek, derebeyleri ve yerel yöneticiler tarafından idare edilir. XX.yüzyılın başlarında kazanın nüfusunu Kürtler ve Türkler, köylerin nüfusunu ise Ermeniler ve Yezidiler oluşturmaktaydı. Rumkale'de bugün gezilip görülebilecek eserler şunlard ı r: Kale harabeleri, Aziz Nerses Kilisesi harabeleri ve Barşavma Manastırı harabeleri. Önceleri Halfeti ilçesinin esas merkezi durumunda idi; Cumhuriyetten çok önce Halfeti bugün sular altı nda kalan yerine taşınmıştır.
KANTERMA MEZRASI HANI

Kesin in şa tarihi bilinmeyen yap ı yöre halkı tarafından "Selçuklu Hanı " olarak isimlendirilmi ştir. Avlu ve kapal ı bölümden oluşan karma tipte bir han olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır.

Süsleme öğelerinin kullanılmadığı büyük boyutlu kesme taşlardan inşa edilen tarihi yapının malzeme ve teknik özellikleri ortaçağa ait bir han olduğunu düşündürür
AZİZ NERSES KİLİSESİ
sany0154.jpg
12 Yüzyı lın sonlarında Rumkale de ölen Patrick Nerses(Nerses Şnorhali) tarafından veya onun anısına inşa edilmiştir. Urfanın İmadeddin Zengi tarafından ele geçirilmesi üzerine yazdığı Manzum mersiyesi ile tanınan Bu kişi 1166–1173 arasında Rumkale Ermeni Katalikosluğu görevinde bulunmuştur.
Sur içinde, kalenin güneyinde yer alan kilise, 1292'ye kadar Ermeniler tarafından Katolikosluk makamı olarak kullanılmıştır. Rumkale Türkler tarafından 17 yüzyılda ele geçirilince Kilise, camiye çevrilmiştir. Yapı günümüzde doğu cephesinin yamaca yaslanan bölümü dışında yıkık bir durumdadır. Yapının doğu cephesindeki süslemeli iki levha, Ermeni "Kaçkarları " (Taş levhalar)n ı n tipik bir örneğ idir.
BARŞAVMA MANASTIRI
13 yüzyı lda Rumkale de yaşayan Yakubi Azizi Barşavma tarafından kendi adına inşa ettirdiği manastırdır. Yapının birbirine bitişik iki yapısından bazı bölümler günümüze kadar gelebilmiştir.
Manastırın inşasında büyük bloklar halinde kesme taşlar, düzgün kesme taşlar , kemer ve örtü sisteminde ise tuğla görünümü verilmiş kesme taşlar kullanılmıştır. Manastırın içinde ayrıca bir kuyuda bulunmaktadır.
NORHUT KİLİSESİ
İlçenin norhut köyünde yer alan, üç nefli bazilikal planlı V. Yüzyıl Bizans Dönemine tarihlenen bir kilise kalıntısıdır. Önemli bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır.
 
AKÇAKALE HAKKINDA


d62_akcakale_urfa.jpg
1144 yı lında Urfanın Zengiler tarafından fethedilmesi ile Musul Atabeyliği'ne bağlanan yöre
, daha sonra Eyyubilerle Anadolu Selçukluları arasında paylaşılmıştır.
1244 yı lında Tatarlar, 1260'da ise Moğollar tarafından tahrip edilen ilçe, Türkiye-Suriye sınırı çizilmeden önce Tell Ebyad (Beyaz Tepe) olarak biliniyordu. 1921'de sınır tespitinden sonra Akçakale olarak tanındı ve 1946 yılında ilçe haline getirilmiştir.
M.Ö. IX. yüzyı l ortalarında Asur hâkimiyetinde olan yöre, M.Ö. 610'da Medler'in ve Perslerin eline geçmiştir. Büyük İskender'in M.Ö.331 yılındaki Asya Seferi'nde Makedonya Krallığı'na katılmış ve İslam dönemine kadar sırayla Seleukoslar, Edessa Krallığı, Romalılar, Bizanslılar ve Sasaniler arasında el değiştirmiştir. 640 yılında Şam ordusunun, 661 yılında ise Emeviler'in eline geçti. Emeviler'in ortadan kaldırılmasından sonra Abbâsi hakimiyetine geçen yöre, 1087'de Selçuklular tarafından fethedilmiştir.
1 Bucağı ve 73 köyü vardır. 2000 yılındaki nüfus sayımına göre nüfusu 38.088 'dir
Halk tufandan sonra Hz. Nuhun gemisinin Cudi dağına indiğine inanmaktadır. Bu dağ deniz dalgalarını andıran çok değişik bir yüzey şekline sahiptir. Yöre halkı bu konuda kesin kanaate sahiptir.

500x500 m2 lik arazide tarihi şehrin kalıntıları, birçok taş ocağı, kaya mezarlar hamam ve kule kalıntıları görülebilir. Cudi deresi boyunca büyük taş ocakları da bulunmaktadır. Taş ocaklarından çıkan taşlar Harran'ıda kapsayan komşu yapılarda kullanılmıştır
TARİHİ MEKANLARI AYN-EL URUS

Hz. İbrahim(a.s) harandan Şam'a göç ederken amcası kızı Hz. Sare ve beraberindeki kafile ile birlikte Urfanın 50 km güney batısındaki bir su kaynağında konaklar. Hz. İbrahim(a.s) ve Hz. Saranın evlilik töreni burada yapılır. Evlilik töreninin yapıldığı yere “düğün gözü” anlamında Ayn-el Urus” adı verilir. Halen halk arasında bu isimle anılmaktadır. Bir diğer adı ise “Ayn Halil ür Rahman”dır.. Halil ür Rahman kaynağı ve gölü anlamındadır.
104.gif
Bu gün yarısı Akçakale ilçemizde yarısı da Suriye topraklarında kalmıştır. Bu su kaynağı bir vaha görünümünde olup Hz. İbrahim makamı olarak bilinmekte ve ziyaret edilmektedir.


CUDİ ŞEHRİ VE CUDİ DAĞI

Urfa'dan Akçakale'ye giden yolun 32. kilometresinden itibaren 5 km batıya giderek cudi deresine ulaşabilirsiniz. Cudi deresinin başlangıcından güneye doğru vadiyi izleyerek giderseniz cudi dağına ve cudi şehri kalıntılarına ulaşabilirsiniz.
 
[FONT=times new roman,times]HİLVAN[/FONT]

hilvan2.jpg
[FONT=times new roman,times]HİLVAN[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]İlçenin tarihi geçmişi ile ilgili bilgiler çok geç yerleşilen bir bölge olduğu için fazla değildir. İlçede ilk yerleşmenin Osmanlılar döneminde 1820 yılında Hacı Musa adında bir Türkmen aşiret reisi tarafından gerçekleştirildiği bilinmektedir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Hilvan adı nın kimler tarafından ne zaman verildiği ve ne anlama geldiği belli değildir. Uzun süre Karacurun olarak da adlandırılan Hilvan, 1927 yılında Şanlıurfa'ya bağlanarak ilçe yapılmıştır. il merkezine uzaklığı 56 km .dir. 2000 yılı nüfus sayımına göre, nüfusu 16.205'tir. 2 bucağı, 57 köyü ve 109 mezrası bulunur.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]NEVALA ÇORİ[/FONT]
nevala_cori.jpg
[FONT=georgia,palatino]Nevala Çori adı yla tanınan yerleşme Fırat Nehri'nin sağ kıyısında ve onun bir kolu olan Kantara Deresi'nin yanında yer alır. Hilvan ilçesine bağlı olan Kantara Köyü'nün sınırları içindeki bir yerleşme yeri, kireç bir tepenin altında uzunluğu 100 metre , genişliği 50 metre olan kurumuş iki dere tarafından sınırlanan bir terasın üzerinde bulunur. Şanlıurfa Müzesi ile Almanya/Heidelberg Üniversitesi arasında ortaklaşa olarak 1983 yılında başlatılan Nevala Çori kazısı, 1989 yılında kazı alanı genişletilerek devam etmiş ve 1991 yılında baraj sularının yükselmesi nedeniyle sona erdirilmiştir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]M.Ö.8000–7000, M.Ö.3000–2800 yı llarında sürekli olarak iskan edilen bu alanda küçük buluntu olarak çakmaktaşından yapılmış ok uçları ve kazıcı aletler bulunmuştur. Bunun yanında, kadın ve erkek figürinleri, kireçtaşından hayvan figürinleri ve çok sayıda insan başına rastlanmıştır. Nevala Çori yerle şmesi, insanlar ı n, yerleşik hayata geçmeye başladığı, yoğun avcılığın yanı sıra bitki ve hayvanları evcilleştirmeye çalıştığı bir dönemi yansıtır. Depo olarak kullanılabilecek çok sayıdaki taş yapının, bilinen en eski taban mozaiğinin, taş yontularla donanmış kült yapısının ve birçok sanat eserinin bulunmuş olması, bu yerleşmenin bu geçiş dönemine ait merkezi bir yer olduğunu göstermektedir.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]KANTARA KÖYÜ EFSANESİ[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]“Hilvan'ın batısında merkeze yaklaşık üç dört kilometre uzaklıkta bulunan çok eski bir yerleşim yeri vardır. Anlatıldığına göre eskiden şehrin merkezi burasıymış. Şu anda harabe ve mezarlık olan bu yerin adı Kantara imiş. Çevre köylerden insanlar buraya gelip, killi toprak götürüyorlarmış. Bir höyük olan Kantara'nın toprağıyla çok iyi sıva yapılıyormuş. Yapılan kazılar esnasında insan kemikleri çıkıyormuş.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Geceleri bu civardan geçenler zaman zaman hayalet görüyormuş. Bunlar bazen sekiz on yaşında çırılçıplak bir erkek çocuğu, bazen başıboş dolaşan bir oğlak, bazen bir domuz bazen de boğa görüyorlarmış. Hatta bazen de yılan şeklinde insanlara rastladıkları oluyormuş. İnsanlar görünen bu hayvan şeklindeki yaratıklar onlarla konuşup, sakın buradan geçmeyin diye de uyarıyorlarmış. Çünkü buraların kendilerinin olduğunu söylüyorlarmış.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Şu anda bile insanlar mecbur olmadıkça Kantara'dan geçmezmiş. Bu hayaletleri gördükten sonra artık orada kazı yapmıyorlarmış…”[/FONT]
[FONT=times new roman,times]KARA CURUN EFSANESİ[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Curun, kocaman siyah taştan içi oyularak yapılmış, hamamlarda kurnaya benzeyen eski zamanlara mahsus, içinde buğday dövülen bir taş. Siyah curun demelerinin sebebi, delikli (dişi) kara taştan yapılmış olmasıdır. Urfa'nın Hilvan ilçesinde bugün halen mevcut olan, ilçeyi tanıtan sembollerden biri haline gelen Kara curun ile ilgili efsane söyle: Aşırı bir yağmurda kalkan sel ile birlikte yuvarlana yuvarlana yüklenen bugün bulunduğu yere kadar gelen Curun'un gizemine inanan halk, şehri bu Curun'un bulunduğu yere kurmuşlar. O günden bu güne Hilvan bu Curun'un çevresinde şekillenip büyümüş. Bilindiği gibi Antikçağlarda şehirleri kutsal mekânlara kurulurmuş. Hilvan'ın da gizem yüklenen bu Curun çevresinde kurulması aynı inanışın bir sonucudur.[/FONT]
 
[FONT=times new roman,times]SİVEREK HAKKINDA[/FONT]

siverek_uzaktan.jpg
Yörede yapı lan arkeolojik kazılar, ilçenin M.Ö.3000 yıllarına ait bir yerleşim yeri olduğunu kanıtlamıştır. Hurri-Mitanni, Hitit, Arami, Asur, Keldani, Med ve Pers egemenliğine geçen ilçe, M.Ö.331'de Büyük İskender'in istilasına maruz kalmıştır.M.Ö.305'de Seleukoslar'ın eline geçen yöre, Müslümanlar tarafından fethedilinceye kadar Edessa, Roma, Bizans ve Sasani krallıkları arasında el değiştirmiştir.
640 yı lında Şam ordusunca fethedilen Siverek, 660'da Emeviler, 750'de ise Abbasilerin eline geçmiştir.
1065–1066 yıllarında Selçuklu hâkimiyetine giren ilçe uzun bir zaman Bizanslıların hâkimiyeti altında kalmıştır. XI. yüzyıl sonunda Urfa Haçlı Kontluğu, 1182'de de Eyyubiler'in hâkimiyetine giren ilçe, 1400 yı lında Timur tarafından zapt edilmiştir. 1451 yı lında Safevi hâkimiyetine giren Siverek, 1517'de Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Eski kaynaklarda ilçeye verilen isimler; Sevaverak, Sebabarak, Sebabarok, Sevaverag, Severags ve Suveyda'dır.
Osmanlı döneminde Diyarbakır vilayetine bağlı bir kaza olan Siverek, 1926 yılında Urfa'ya bağlanarak ilçe haline getirilmiştir. 6 Bucak, 98 köy ve 375 mezrası vardır. İl merkezine uzaklığı 91 km 'dir. 2000 yılı nüfus sayımına göre, nüfusu 172.067'dir.
KARACADAĞ KAYAK MERKEZİ
Tüm Bölge içinde kar tutan ender yerlerden olan Karacadağ 'da Valilik tarafından kayak pistleri düzenlenmiştir. 600 - 700 m . uzunluğunda pistler için 250 m .lik bir lift yapılmıştır. Siverek İlçemize 60 km . mesafede olan kayak merkezinde 60 M2'lik bir kafeterya ile 30 M2'lik bungalov tipi hizmet evi bulunmaktadı r.
Kası m ayından itibaren dört aylık kayma sezonu vardır. Yakınlığı nedeniyle Siverek ve Diyarbakır talebine cevap vermektedir. Hafta sonu yoğunluğu yaklaşık 150 kişiyi bulmaktadır.
SİVEREK ESKİ HÜKÜMET KONAĞI
1908 yı lında Siverek idadisi (Şimdiki Gazi Paşa İlkokulu) ile birlikte yapımına başlanan tarihi bina 1908 yılında tamamlanmıştır. 1926 yılından itibaren hükümet konağı olarak kullanılmaya başlanmış,1976 yılında yeni hükümet binası yapılmasına kadar da bu amaçla kullanılmıştır.
1980 yı lında çıkan yangında ahşap kısımları tamamen yanan yapı harap duruma gelmiştir. Şanlıurfa Valiliği tarafından onarımı yapılarak 1999 yılında İlçe Halk Kütüphanesi olarak hizmete sunulmuştur.
GAZİ PAŞA İLKOKULU
1903 yılında yapımına başlanan bina 1908 yılında lise olarak kullanılmış, 1926 yılında Gazi Paşa ilkokulu olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1966 yılından sonrada , önce Kız meslek lisesi daha sonra İmam Hatip lisesi olarak kullanılan yapı, uzun bir süre bakımsız kalmış ve 2001 yılında Şanlıurfa Valiliği tarafından restore edilmiştir. Devlet konukevi olarak kullanılmaktadır.
SİVEREK ULU CAMİİ
Selçuklu dönemine ait olduğ u söylenen camii 982(M 1701) tarihinde kiliseden camiye çevrilmiştir. Minaresi üzerindeki kitabe, minarenin Hamdullah Bey adlı biri tarafından yaptırıldığı ve 586 yılında tamir gördüğü hakkında bilgi vermektedir.
ÇAVİ TARLASI
Siverek ilçesine bağ lı Nisibin Azıklı Köyü yakınındaki Çavi Tarlası yerleşim yerindeki kazı çalışmaları 1983–84 yı llarında dönemin Müze Müdürü Adnan Mısır başkanlığında yapılmıştır. M.Ö. 5000–4500 yı lı Erken Kalkolitik (Bakır-Taş) döneme ait bir yerleşime olup, Kuzey Mezopotamya Tell Halaf kültürüne aittir.
Bu çalış malar sonucunda 5 yapı katına rastlanmış, bu katlarda evlere ait taş temeller ve kerpiç artıkları bulunmuştur. Çapı 4 metreyi bulan yuvarlak yapılar oturma odaları olarak kullanılmıştır.
Çavi Tarlası 'ndaki önemli buluntular arasında, takılar, damga mühürleri ve çok sayıda pişmiş topraktan yapılmış kadın figürin parçaları bereket heykelcikleri bulunmuştur. Çavi Tarlası kazısı, tarım ve hayvancılıkla uğraşmış olan bir köy yerleşim merkezinin kalıntılarını gün ışığına çıkarmıştır.
HASSEK HÖYÜK
Siverek ilçesi Çaylarba ş ı Bucağı'na bağlı Biliriz Köyü yakınındaki Hassek Höyük' te İstanbul Alman Arkeolojisi Enstitüsü adına yapılan kazı çalışmalarına 1978 yılında başlanmış ve 1986 yılında sona ermiştir.
Kazı lar sonucunda, M.Ö. 3400–3200 dönemini kapsayan Kalkolitik (Bakı r-Taş) devre ait 1 hektarlık alan üzerine inşa edilmiş 1 bey evi, 1 toplantı evi, ekonomik yapılar, tahıl ambarı, sur duvarı ile çevrilmiş bir karma ş ı k yapı kalıntısı bulunmuştur.
Yine bu yerle şim alan ı nda M.Ö. 3200–2700 yı lları arasındaki İlk Tunç Çağı'nda tarımsal bir köy birliği niteliğinde sayısız küçük buluntular olarak, silindir mühürler, taş idoller, tunç iğneler, silahlar, boncuklar ve işlenmiş doğal cam parçaları ile çanak ve çömlek parçaları üzerine işlenmiş mühür baskılar çok önemlidir. Höyük, Atatürk Barajı göl suları altında kalmıştır.
HACIPINARI
1933 yılında usta Yane tarafından yapılan tarihi yapı Selçuklu mimarisi tarzındadır. Bu tarihi çeşme 1985 yılında onarılarak suyu tekrar akıtılmıştır.
 
HARRAN HAKKINDA


harran.jpg

M.Ö.II. bin ba şlar ı na ait Kültepe ve Mari tabletlerine Harran adına ilk kez rastlanmıştır. Bu tabletlerde " Har-ra-na " veya " Ha-ra-na " şeklinde geçer. Kuzey Suriye'de bulunan Ebla tabletlerinde ise, Harran'dan " Ha-ra-an " olarak bahsedilir. Harran adı , Sümerce ve Akadça " Seyahat- Kervan " anlamı na gelen " Ha-ra-nu " dan gelmektedir. Harran, Asur ve Keldani dillerinde " Yol ", Arapça'da sıcaklık anlamına gelen " harr " kelimesinden sıcak anlamına gelir.
Harran, tarihin en eski dönemlerinden beri büyük bir ticaret şehri: Ay, Güneş ve Gezegenlerin kutsal say ı ldığı eski Mezopotamya putperestliğinin, Sabiliğin en önemli merkezidir. Harran, tarih boyunca Babil, Keldani, Asur, Hitit, Med, Pers ve İ skender Krallığının yönetiminde kalmıştır. Daha sonra ise, sırayla Roma, Bizans, Emeviler, Abbâsiler, Hamdâniler, Nûmeyriler, Selçuklular, Zengiler, Eyyûbiler Memluklar ve Osmanlıların yönetimine girmiştir.
şanlıurfa'nın 44 km . güneydoğusunda bulunan ve her yıl binlerce turist tarafından ziyaret edilen tarihi ilçemiz, kendi adıyla anılan ovanın merkezinde kurulmuştur.​
Harran, bilindiğ i gibi dünyanın eski üniversitelerinden birinin kurulduğu topraklardır. İslâmiyet'ten önce tıp, astronomi, fizik, matematik öğretimi; Eski Yunanca ve Süryanice eserlerin tercüme edilmesi ve pozitif bilimlerdeki çalışmalarla tanınmıştır. Harran'da yeti şen dünyaca ünlü bilginler şunlard ı r: Sabit bin Kurra, İbn Teymiyye, Bettâni el-Harrâni.
Harran, 1260 yı lında Moğolların istilasına uğramış ve o dönemdeki harap şekliyle günümüze gelmiştir. 1987 yı lında ilçe haline getirilmiştir. 76 köyü olan ilçenin 2000 yılı nüfus sayımına göre nüfusu 13.428'dir.
urfalimersaviler_harran_2.jpg
HARRAN EVLERİ

Harran'ı n en çok ilgi çeken yanı, bindirme tekniğinde yapılmış külah biçimindeki konik kubbeli evleridir. Kubbeli evlerin tarihi, M.Ö. VI. bine kadar gitmektedir. Kubbeli ev geleneği, Mezopotamya, Transkafkasya ve Ege'de M.Ö. III. bine kadar devam ettirilmiştir.
Anadolu'da kubbeli evlerin yoğ un olarak tespit edildiği iki bölge vardır. Birinci bölge Urfa-Birecik arasındaki bölgedir. İkinci bölge ise, Urfa-Akçakale arasındaki bölgedir. Kerpiç kubbe ile örtülmüş bu evlerden farklı olarak Harran evlerinin kubbelerinde tuğla da kullanılmıştır.










HARRAN HÖYÜĞÜ


harran_hoyugu.jpg
Harran'ı n ortasında yer alan 22 metre yüksekliğindeki höyük, oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Tarih öncesi dönemlerden M.S. XIII. yüzyıla kadar kesintisiz olarak iskân edilen Harran höyüğü, içersinde çeşitli dönemlere ait mimari kalıntıları ve bölgenin tarihini gün ışığına çıkartacak belgeleri barındırmaktadır.

Höyükte ilk kazı 1951 yılında D.S.Rice tarafından başlanmış ve Aralıklarla 1956 yılına kadar devam etmiştir. 1983 yılında Dr. Nurettin Yardımcı başkanlığında yeniden başlayan kazılarda, yukarıda bahsedilen dönemlere ait çeşitli buluntular ele geçirilmiştir.
Üst tabakada geniş bir alana yayılmış olarak ortaya çıkartılan XIII. yüzyıl İslami dönem şehir kalıntısındaki su kuyuları, avlulara açılan odalar, kare ve dikdörtgen planlı, bitişik nizamlı evler, bu evlerin oluşturduğu dar sokaklar ve ortasında büyük bir kuyunun yer aldığı meydanlar, o dönemin İslam şehirleri ve konut mimarisi hakkında önemli bilgiler verir.
HARRAN KALESİ
harrankalesi.jpg

Şehrin güneydoğusunda yer alan içkale, surların o kesimdeki bölümünü oluşturur. İslami kaynaklarda kalenin yerinde bir Sabii tapınağının bulunduğundan bahsedilir. Emevi halifesi II. Mervan'ın 10 milyon dirhem altın harcayarak yaptırdığı sarayın, kalenin esası nı oluşturduğu tahmin edilmektedir. Kale, 1192 yı lında Eyyubiler'den Melik el-Adil tarafından bazı eklemelerle birlikte restore edilmiştir.
1951 yı lı kazılarında kalenin doğuya bakan cephesinin güney kesiminde bazalt taşından yapılmış at nalı kemerli bir kapı ortaya çıkartılmıştır. Kapıya ait Arapça bir kitabe parçalarında Numeyriler'in III. hükümdarı Meni‘ b. Şebib en-Numeyri (1040–1060)'nin adı geçmektedir. Kitabeye göre, Meni B. Şebib, 1059 yılında kalenin güneydoğu kapısı üzerine bazı tamirat ve eklemeler yaptırmıştır.
HARRAN ULU CAMİİ
ulucamii.jpg
Harran höyüğ ünün kuzeydoğu eteğinde yer alan Ulu Camii, çeşitli kaynaklarda " Camii el-Firdevs " veya " Cuma Camii " adları yla geçer. Caminin esasının Sabilerin taptığı Ay Tanrısı Sin Tapınağı olduğu sanılır. Müslümanlar Harran'ı alınca bu tapınağın yerine bir camii yapılır ve onlara kendi tapınaklarını yeniden yapmaları için başka bir yer verilir.
Ulu Camiye, son Emevi Halifesi II. Mervan tarafı ndan geniş bir şekilde bazı eklemeler ve tamirler yaptırılmıştır. Plan olarak VIII. yüzyıl Emevi camilerine benzer. 1174 yılında Halep hükümdarı Nureddin Mahmut Zengi tarafından büyük çapta yenilenmiş ve genişletilmiştir. Bugün görülebilen taş işçiliği ve süslemeler o döneme aittir.
HARRAN ÜNİVERSİTESİ
harran_universitesi_.jpg
Eskiçağ lardan beri bilinen ve 718–913 tarihleri arasında (İslâmi dönem) bilim ve sanatta doruk noktaya ulaşan Harran Üniversitesi'nin (Harran Okulu) İslâm öncesi ve İslam dönemindeki yeri bugünkü kalıntılar arasında tespit edilememiştir.1976 yılındaki Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün kazılarında caminin doğu ve kuzey cephelerine bitişik olarak ortaya çıkarttığı küçük hücrelerin İslami dönem üniversitesine (medrese) ait olduğu tahmin edilmektedir
Harran Üniversitesi, 1992 yılında Şanlıurfa'da yeniden kurulmuştur. Şanlıurfa'da kurulan ilk yüksek öğretim birimi “Şanlıurfa Meslek Yüksekokulu”dur (1976).
Sonra Dicle Üniversitesine bağlı Ziraat Fakültesi (1978), Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümü (1984) ve Gaziantep Üniversitesine bağlı İlahiyat Fakültesi (1988) kurulmuştur.
kurulmuş ve daha önce var olan okullar bu kanuna göre Harran Üniversitesine bağlanmıştır. Ayrıca Fen-Edebiyat, Tıp Fakültesi, Şanlıurfa Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü kuruluş kanununda yer almıştır.
1994 yılında Siverek, Hilvan, Suruç, Birecik, Viranşehir ve Bozova Meslek Yüksekokulları; 1995 yılında ise Veteriner Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile Akçakale ve Ceylanpınar Meslek Yüksekokulları; 1997 yılında da Sağlık Yüksekokulu ve Kahta Meslek Yüksekokulu kurulmuştur.
Harran üniversitesi bugün 7 fakülte, 1 yüksekokul, 11 meslek yüksekokulu, 3 enstitü, 10 araştırma ve uygulama merkezi ile faaliyetlerini sürdürmektedir.
SOĞMATAR ANTİK ŞEHRİ
sogmatar.jpg
Şanlıurfa-Mardin karayolunun 35. km 'sinden sağa sapılarak 30 km . sonra tarihi kente ulaşılır. Bu tarihi kent kalıntısı merkez Yardımcı (Sumatar) Nahiyesi'ne bağlı Yağmurlu Köyü içersindedir. Soğ matar kelimesi, Arapça yağmur çarşısı anlamındaki " Suk el-Matar " sözcüğ ünden gelmektedir. Tektek Dağları'nın kışın bol yağmur alan bu bölgesinde bulunan çok sayıdaki sarnıç ve kuyuda biriktirilen sular, dağlarda otlatılan koyun ve keçi sürülerinin yaz aylarındaki su ihtiyacını karşılamakta idi. Bu özelliğinden dolayı köy, Yağmurlu adıyla da anılmaktadır.
Efsaneye göre, Mısır Firavunundan kaçan Hz. Musa, Soğmatar'a gelerek, Şuayp peygamberin kızları ile buradaki bir kuyunun başında karşılaşmış ve mucizevi asasını Şuayp peygamberden almıştır. Köyün ortası nda bulunan höyük, Soğmatar'ın milattan önceki tarihini gün ışığına çıkartacak tarihi belgeleri içersinde barındırmaktadır.

Teperdeki duvar ve burç kalıntıları, höyüğün M.S. II. yüzyılda kale olarak kullanıldığını kanıtlar. Soğ matar, tarihteki esas ününü Ay Tanrısı Sin'in " Tanrı ların Efendisi " (Marelahe) olarak kabul edildiğ i ve tapınıldığı dini bir merkez olmasından almaktadır. Höyüğ ün güneyinde bulunan Kutsal Tepe üzerinde birkaç Süryanice yazıt bulunmaktadır. Yazıtlar, bazı önemli kişilerin Marelahe adına bu tepeye diktirdikleri anıt sütunlar ve sunaklarla ilgilidir. Yazıtlarda kullanılan tarih miladi 165 yılıdır. Kutsal Tepenin kuzey yamacı nın zirveye yakın kısmında, kayaya oyulmuş iki adet insan kabartması bulunmaktadır. Bu kabartmaların yanında yine Süryanice yazıtlarda mevcuttur.
Höyüğ ün kuzeyinde ise, giriş ağzı doğuya bakan bir mağara vardır. Bu mağara, Fransız H.Pognon tarafından bulunduğu için "Pognon Mağ arası " olarak da bilinir. Mağ aranın kuzey ve batı duvarlarında, yörenin yöneticilerini tasvir eden tam boy insan kabartmaları ve aralarında Süryanice yazılar görülür. Bu kabartmaların ikisinin başı üzerinde Ay Tanrısı Sin'in sembolü olan hilal biçimindeki ay kabartması da dikkat çeker. Bu tarihi mekânları n civarında, burada valilik yapmış yönetici ve asillere ait 7 adet anıt mezar bulunur. Köylüler tarafından bulunan veya kazılarak çıkarılan insan heykelleri ve yazılı taşlar, Şanlıurfa Müzesi'nde sergilenmektedir.
HAN EL-BA‘RUR KERVANSARAYI
hanelbarur.jpg
Harran'ın 20 km . güneydoğusundaki Göktaş Köyü'nde bulunan Eyyubiler dönemine ait bu kervansaray, kısmen harap durumdadır. Tektek Dağları olarak anılan dağlık bölgede Harran-Bağdat yolu güzergâhında bulunan kervansaray, giriş kapısı, köşe kuleleri, payanda kuleler, mescit (1993'de restore edilip kullanıma açılmıştır), hamam, yazlık ve kışlık bölümleri ile Anadolu Selçuklu kervansaraylarının tüm özelliklerini taşır. 43.30x44.80 metre ölçülerinde kareye yakın bir avluyu çevreleyen kervansaray, yazlık ve kışlık mekânlardan oluşur.
Biri kuzeyde, diğ eri de batıda olmak üzere iki kitabesi bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre bu kervansaray, İsa oğlu el-Hac Hüsameddin Ali tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır.
Hanın ismi olan " Ba‘rur " kelimesi Arapça'da "Keçi gübresi" anlamı ndadır. Rivâyete göre, hanı yaptıran kişi, burayı kuru üzümle doldurmuş ve " Benden sonra gelenler burayı keçi gübresi ile dolduracaklardır. " demi ştir. Gerçekten de bugün kervansaray, uzun yıllar ahır olarak kullanıldığı için hayvan gübresi ile dolmuştur.
ŞUAYP ŞEHRİ HARABELERİ
suayipsehri.jpg
Şanlıurfa-Mardin yolunun 35. km ' sinden sağa sapılarak 45 km . sonra Şuayp şehrine ulaşılır. Harran ilçesine bağlı bu tarihi yer, Özkent Köyü adıyla bilinmektedir. Arkeolojik kazılar yapılmadığından, tam olarak hangi döneme ait olduğu bilinmemektedir. Fakat mimari kalı ntılardan Roma-Bizans dönemine ait olduğu tahmin edilir.
Oldukça geni ş bir alana yay ı lan bu tarihi kentin etrafı yer yer izleri görülen surlarla çevrilidir. Kent merkezinde çok sayıdaki kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiştir. Tamamı yıkılmış olan bu yapıların bazı duvar ve temel kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir.
Halk arası ndaki bir inanca göre, Şuayp peygamber bu kentte yaşamıştır ve kent adını bu peygamberden almıştır. Kalıntılar arasındaki bir mağara Şuayp peygamberin makamı olarak ziyaret edilir.
BAZDA MAĞARALARI
bazda.jpg
Harran- Han el-Ba‘rür yolunun 15. ve 16. km 'lerinde yolun solundaki ve sağı ndaki dağlarda tarihi taş ocakları bulunmaktadır. Bunlardan 16. km 'de yolun sağındaki köy içersinde " Bazda " , " Albazdu ", " Elbazde " ya da " Bozdağ Mağaraları " adı yla anılan iki taş ocağı görülmeye değer özellikler taşımaktadır.
Çevredeki Harran, Şuayp şehri ve Han el-Ba‘rur yapıları için yüzlerce yıl taş alınması neticesinde her iki mağarada çok sayıda meydan, tünel ve galeriler meydana gelmiştir. Bunlardan özellikle büyük olanı yer yer iki katlı bir şekilde oyulmuş ve yükseklikleri 10-15 metreye varan ayaklar bırakılarak ortada meydanlar oluşturulmuştur. Ayrıca uzun galeri ve tünellerle dağın çeşitli yönlerine doğru çıkışlar sağlanmıştır.
SENEMIĞAR
Soğ matar'ın 11 km . kuzeyinde yer alan Büyük Senem Mığar Köyü'ndeki mevcut mimari kalıntılar ve kayadan oyma yapılar, burasının Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında önemli bir merkez olduğunu gös*termektedir.
Köy içersindeki tepe üzerinde yer alan, kesme ta şlardan yap ı lmış üç katlı anıtsal yapının bir ma nastır ya da saray kalıntısı olduğu tahmin edilmek tedir. Bu yapının doğu cephesinin kuzey kesimin deki yuvarlak kemerli kapının kemer silmeleri M.S. 435'e tarihlenen Urfa'daki Aziz Stefanos Kilisesi'nin Karanlık Sokak'a açılan avlu kapısı ile büyük ben zerlik göstermektedir. Ayrıca Senem Mağara'daki bu kapının içersinde bulunan ikinci kapının lentosu ortasındaki akantus yapraklı dairesel rozet, yine Aziz Stefanos Kilisesi'nin Yıldız Meydanı'na açılan avlu kapısı lentosundaki rozet ile üslûp benzerli ğine sahiptir.
Bütün bunlara dayanarak Senem Mağara yapılarını V. yüzyıl başlarına tarihlemek mümkündür. Bu anı tsal yapının kuzeyinde, kayalara oyulmuş kiliseler yer almaktadır. Bu kiliselerden birinin kaya dan oyulmuş saçağına (sundurma) V. yüzyıl Bizans Sanatı özelliklerini yansıtan haç motifleri, antrolac' lar (düğümler), hayat ağacı motifleri, baklava dilim leri, bir vazodan çıkan üzüm salkımlı asma dalları ve simetrik kuş motifleri işlenmiştir. Süslemeli bu saçağı n doğusuna bitişik büyük bir kaya mezarı yer almakta, ayrıca üç katlı anıtsal yapı ile kaya kilise arasındaki kayalık zeminde, tahrip edilmiş kaya mezarları dikkati çekmektedir.
11 km . güneydeki Soğ matar'ın M.Ö. 400-M.S. 200 yılları arasında Paganistlerin merkezi olmasına karşın, Senem Mağara'nın bölgedeki Hıristiyan Süryanîlerin önemli merkezlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Zira Soğmatar'da tanrısal gücü ol duğuna inanılan gök cisimlerinin heykellerine yer verilmişken, Senem Mağara'da Hıristiyanlığın sembolü haç figürleri de bulunmaktadır.
 
SURUÇ

suruc_merkez.jpg
[FONT=times new roman,times]SURUÇ[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Eski çağ ların önemli ticaret yollarından biri, Harran'dan sonra buradan geçiyordu. M.Ö. III. yüzyılda Urfa bölgesinde kurulan Osrhoene Eyaleti'nin önemli bir Şehri idi. Anthemusia veya Batnai adını taşıyordu.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Latin kaynakları nda ilçenin adı Sororgia olarak geçer. Araplar tarafından Saruğ, Saruc ve Seruc olarak adlandırılmıştır.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino].Seleukos Nikator tarafı ndan M.Ö.302 yılında bölgemizde yeniden kurulan yerleşim yerleri arasında Suruç'ta bulunuyordu. 639 yı lında Şam ordusu tarafından Urfa ve Harran'dan sonra ele geçirildi.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]1517 yı lında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılan Suruç, Osmanlı döneminde Halep vilayetinin Urfa sancağına bağlı iken, 1923 yılında Urfa' ya bağlanarak ilçe haline getirilmiştir.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]İl merkezine uzaklığı 45 km 'dir. 2000 yılı nüfus sayımına göre, nüfusu 44.100'dür.[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]1 Bucağı , 11 Nisan (Aligör) isimli beldesi, 77 köyü ve 153 mezrası bulunmaktadır.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]MÜRŞİTPINAR KÖYÜ[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]İlçenin 18 km güneyinde Suriye sınır çizgisinde yer alan bir yerleşim birimidir. Mürşitpınar köyü, Suriye sınır kapısının bulunması ve Gaziantep- Kurtalan demiryolu üzerinde bir istasyon olmasından dolayı ticaret ve ulaşım açısından doğu-batı arasında bir bağ lantı noktasıdır. Urfa'nın Akçakale ve Ceylanpınar'dan sonra Suriye topraklarına açılan diğer bir sınır kapısıdır. Ankara Antlaşmasıyla tren hattı sınır olarak kabul edildiğinden, ikiye bölünmüş, büyük bir kısmı Suriye topraklarında kalmıştır.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]AHMED-İ BİCAN CAMİİ[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]İlçe merkezinde ticaret faaliyetlerinin yapıldığı işyerleriyle çevrili durumdaki cami Yeni camii ile aynı avlu içindedir. İnşa kitabesi bulunmayan caminin 5 ramazan 1304/1882 yılında Kürkçü zade izzetli Ahmet Bican Efendi tarafından inşa ettirildiği söylenmektedir. Bu tarihi yapı " Suruç kaymakamlığı tarafından 1996 yılında büyük çapta onarılmıştır. Bu onarımda özgün yapısını kaybeden yapının; yedi basamakla çıkılan ve "Kö şk Minare" denilen (Baldöken tipi minare) Minaresi silindirik kaide üzerine altı gen kesitli altı sütunun taşıdığı bir kubbe ile örtülüdür.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]ŞEYH MÜSLÜM TÜRBESİ(ZİYARET KÖYÜ ŞEYH MÜSLÜM KÜLLİYESİ)[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Suruç ilçesinin 5 km güneydoğ usunda yer alan cami, iki türbe, minare vb. çeşitli birimlerden oluşan bir yapı topluluğudur. İnşa kitabesi bulunmayan yapının camii, zaviye tekke ile birlikte 1168–1169 yılında inşa edildiği kabul edilir. Külliyenin türbesinde gömülü olduğuna inanılan Şeyh Müslim yada Şeyh Mesleme Bin Name es-Serucin hakkında bilinenler söylencelere dayanmaktadır. Birçok hastalık için Şifa dağıttığına inanılan türbe, daha çok çocuğu olmayan kadınlar ve akıl sağlığını yitirenlerin getirildiği bir ziyaretgâhtır.[/FONT]
[FONT=times new roman,times]11 NİSAN BELDESİ (ALİGÖR)[/FONT]
[FONT=georgia,palatino]Şanlıurfa-Gaziantep karayolunun 45 km sinde, Suruç ilçesine 5 km uzaklıkta, ilçenin kuzeyinde yer alan bir yerleşim birimidir. Eski adı Ekili'dir. Bu beldeden 1940 yıllarda M.Ö. 8. yüzyıla tarihlendirilen bir stel bulunmuştur. Bu stel halen Anadolu Medeniyetler Müzesi'ndedir. Ulaşım yolu üzerinde olduğundan(E-24 Karayolu) geçim kaynağını ulaşım sektöründen elde etmektedir. Karayolu üzerindeki dinlenme tesisleri ve yağ fabrikası önemli gelir kaynaklarındandır.
[/FONT]
 
Geri