A
aXi
Ziyaretçi
Ziyaretçi
LADİK
TARİHİ
Lâdik ilçesinin tarihi M.Ö.3000-M.Ö.2000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Lâdik ‘in Hititler devrinde de yerleşim yeri olarak kullanıldığı çevrede yapılan arkeolojik kazılardan anlaşılmıştır. Kaledoruğu yerleşimi yerinde Hitit kültürünün izlerine rastlanmış olması da bunu göstermektedir.
Bölge M.Ö.550-M.Ö.332 yıllarında Perslerin hâkimiyetine girmiştir. M.Ö.302-M.Ö.71’lerde pers soylularından Khistes İç Anadoluda Krallığının temelini atarak, Karadeniz Bölgesine doğru yayılmaya başlamış, Pontus krallığı adını alan bu devlet, Samsun ve Amasya’ya hakim olmuştur.
M.Ö.131 yılında Pontus KRALI VIII. Mitridat’ın karısı Veodikya Lâdik ilçesini kurmuştur. Bir rivayete göre Veodikya adının zamanla halk dilinde değişerek Lâdik olduğu ve ilçenin adının buradan geldiği ileri sürülmektedir.
Romalıların (M.Ö.71-M.S.395) Pontusluları yenmeleri ile bölge Romalıların hâkimiyetine girmiştir. M.S.395’te Roma doğu ve Batı olarak ikiye bölününce Lâdik Doğu Roma (Bizans), imparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. İslam uygarlıkları döneminde (705) Arapların eline geçen bölge 1071 Malazgirt savaşından sonra Selçukluların eline geçmiştir. 1071’te Alparslan’ın komutanlarından Melik Ahmet Danişment Gazi Amasya ve çevresini egemenliği altına aldı. Bir rivayete göre de ilçe adının komutanın kızı İle dük Hatun’un isminden almıştır.
Selçukluların parçalanmasıyla kurulan Anadolu Beylikleri zamanında Lâdik Kubat oğullarının yönetimine girmiştir. Osmanlılar ise Lâdik’i 1428’de kesin olarak topraklarına katmışlardı.
Lâdik Cumhuriyet dönemine kadar Sivas sancağına bağlı Amasya Vilayeti sınırları içinde bulunmuştur. Cumhuriyet kurulduktan sonra Amasya iline bağlı olan Lâdik ilçesi 1925’te Samsuna bağlanmıştır.
COĞRAFİ KONUMU
Samsun’un güneyinde yer alan Lâdik ilçesi kuzeyinde kavak, kuzey doğusunda Asarcık, güneyinde Suluova, doğusunda Taşova ve batısında havza ilçeleri ile çevrilidir.
Kuzey Anadolu sıradağlarının batıya doğru alçaldığı ve geçit verdiği bir alana da, Akdağ’ın kuzey eteklerinde kendi ismini alan geniş bir ova kenarında kurulmuştur. Yüzölçümü 558 km2,denizden yüksekliği ise 950 m.dir.
İlçenin akarsularından Tersakan Çayı Yeşilırmak'ın bir kolunu oluşturur. Lâdik Gölünden çıkarak batıya, oradan güneye, daha sonra doğuya kıvrılarak Yeşilırmak'la birleşir. Bu akış seyrinden dolayı adını Tersakan Çayı olarak almıştır.
İlçe Merkezinin 10 km. doğusunda yer alan Lâdik Gölü, Akdağ'dan inen akarsularla beslenir. Elips şeklindeki gölün uzunluğu 5 km. genişliği ise 2 km. dir.
İKLİMİ
Lâdik Karadeniz bölgesinde olmasına rağmen, Karadeniz Bölgesi iklim kuşağı dışında karasal iklime yakın bir iklime sahiptir. Genellikle kışlar uzun ve sert, yazlar ise serin geçmektedir. Temmuz ve Ağustos aylarında poyraz rüzgârı kışın ise halkın “Akyel” dediği ve karların çok kısa sürede erimesini sağlayan bir rüzgâr eser.
Yağışlar kışın kar, diğer üş mevsimde de genellikle yağmur şeklinde olmaktadır.
SOSYO – EKONOMİK YAPISI
İlçenin ekonomisi genellikle tarıma dayanmaktadır. Yaygın olarak buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı ve ayçiçeği yetiştirilmekte, bunların yanı sıra bağ-bahçe sebzeciliği de yapılmaktadır.
Lâdik’in yayla durumunda olması hayvancılığı da gelişmesini sağlamıştır. Başta küçükbaş hayvan yetiştiriciliği olmak üzere, büyük baş hayvan yetiştiriciliği, küçük çapta da olsa balıkçılık ve arıcılık da yapılmaktadır.
İlçede çok eski yıllardan beri yapıla gelen dokumacılık günümüzde de modern araçlarla devam etmektedir. Eskinin tahta tezgâhlarının yerini bugün trikotaj makineleri almıştır. Bu makinelerle fanila ve kazak örücülüğü yapılmaktadır. Kırsal kesimde ise halı dokumacılığı teşvik edilmiştir. Birçok köyde kurulan halı tezgâhlarında Hereke tipi halılar dokunmaktadır.
Lâdik gölü civarındaki köylerin hemen, hemen hepsinde kamıştan hasır örücülüğü yapılmaktadır. Bu hasırlar Güney Anadolu ve İstanbul bölgesine satılmaktadır.
İlçedeki en büyük sanayi kuruluşu Çimento Fabrikasıdır. Birde küçük sanayi sitesi bulunmaktadır.
ULAŞIMI
Samsun’a 82 km. uzaklıkta olan ilçenin ulaşım problemi yoktur. Samsun’dan Lâdik’e her zaman araç bulmak mümkündür.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
İlçenin tarihi M.Ö.3000’lere uzansa da yöredeki arkeolojik alanlarda yeteri kadar araştırma yapılmamıştır. Bu arkeolojik alanlar, Çakılarası, İnkaya mezar ve Ören yeri, Kale Tepe, Dökme Tepe, Dede altı, Köyiçi, Devşel Kaya, Tombul Tepe, Kilise Tepe, Kümbet Höyükleridir. Lâdik merkezinin güneyindeki tepede Lâdik gölünün güney doğusunda bir kale kalıntısı da bulunmaktadır.
Ormanlık alanları, yaylaları ve şifalı sularıyla, Osmanlılar döneminde, Amasya'da yaşayan şehzadelerin ve ileri gelenlerin yazın sayfiye yeri olarak kullandıkları ilçede; yazlık saraylar, camiler, çarşılar, hamamlar vb. gibi birçok eserler yaptırılmıştır. Fakat bu eserlerin çoğu 1943 depremiyle yıkıntı haline gelmiştir.
Saat Kulesi
1889 yılında inşa ettirilmiştir. 1943 depreminde büyük hasar görmesine karşın aslına uygun olarak tekrar yaptırılmıştır.
Bülbül Hatun Camii
II. Beyazıt’ın karısı Bülbül Hatun tarafından yaptırılmıştır. Depremde yıkılan cami aslına uygun olarak onarılmıştır
Avcı Sultan Mehmet Camii
IV. Avcı Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Depremde tamamen yıkılan cami aynı yerine tekrar inşa edilmiştir.
Kümbet
Bir adı da Sadullah Sunullah Paşa türbesidir. Kümbet bir Osmanlı eseridir.
Seyit Ahmet Kebir Türbesi
Selçuklu döneminin kumandanlarından Seyit Ahmet Kebir Lâdik’te yapılmış olduğu savaşta ölünce isteği üzerine bu türbeye gömülmüştür. Mezarlık içinde kesme taş ve tuğladan yapılmış bulunan türbenin içinde 7 sanduka bulunmaktadır. Başka Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan ve halk tarafından ziyaret yeri olarak kabul edilen tekkeler vardır. Bunlar; Süt Pınarı, Gülabdal Tekkesi, Sarılık Tekkesi, Kara Abdal, (sultan) tekkesi, karaoluk tekkesi, Kılıçaslan tekkesi, Işıklı tekke, Zeyfe Baba tekkesi, Dikiltaş Tekkesi, Dikmen Dede Tekkesi dir.
GEZİ VE MESİRE YERLERİ
İlçenin en ünlü mesire yeri Hamamayağı (Hallaz, Hırlaz, Hilyas) kaplıcasının bulunduğu bölgedir. Lâdik ilçesine 10 km. uzaklıktaki bu yerde, kenarında küçük bir akarsuyun geçtiği piknik alanı ve kaplıca binası vardır.
Lâdik ve havza ilçelerindeki kaplıcalar tarihi boyunca bilinmektedir. Romalılar ve daha sonraki devirlerde de bunlar insanları çeken sağlık merkezleri olmuştur.
Eski devirlerde kaplıcalar, suları nasıl tahlil edileceği bilinmediğinden içerdikleri maddelerden çok iyileştirdikleri hastalıklar ile meşhur olmuşlardır.
Bugün ise suların içerdikleri maddeler tek tek tespit edilmiştir. Lâdik Hamamayağı kaplıca suyunun, Almanya'daki Bedeviciler, Liebenzell, Schlangenbad, Warnbrunn, Wilbad, Wilstein gibi kaplıcaların suyuna eş değer olduğu kanıtlanmıştır.
Hamam ayağı kaplıca suyu Türkiye deki “Birinci derecede önemli ve öncelikli kaplıca suyu” olarak belirlenmiştir. Romatizma, sinir kas yorgunluğu, eklem kireçlenme, sinirsel hastalıklar, ameliyat sonrası yorgunluklar gibi hastalıklarda olumlu etki yapar.
Lâdik gölü ve çevresi, Akdağ Yaylaları mesire yeri olarak idealdir.
BELİRLİ GÜNLERİ
Her yıl Temmuz ayında düzenlenen geleneksel “Lâdik panayırı” 1997 yılında “Akdağ Yayla Şenlikleri” adıyla bir festivale dönüştürülmüştür. Lâdik Belediyesince düzenlenen bu şenlikler çerçevesinde çeşitli yarışmalar, sportif faaliyetler, folklor gösterileri ve güreş müsabakaları düzenlenmektedir.
FOLKLORİK DEĞERLERİ
İlçede çevre il ve ilçelerde oynanmakta olan düzayak, Makin alı, Oğlan beni Çaydan geçir, Sarıkız, Sallama gibi horon oyunlarının yanında, Budak dere ve çevre köylerinde mistik türde Semah oyunlarıyla Şeyh Şamil, Şeşen, Zefak gibi oyunlar da oynanmaktadır.
Lâdik’te düğünler Klasik Anadolu usulüdür. Ancak kırsal kesemde bazı farklılıklar görülmektedir.
Düğünlerde “köçek” tabiri edilen kadın kılığına girmiş erkekler oyunlar oynar ve düğün sahibine yapılan parasal yardımları toplar.
Düğünlerde ilçe merkezinde olsun, köylerde olsun gelin ve damat hamamları yapılır. Gelin gündüz akrabalar ve arkadaşları ile birlikte hamam götürülür, hamamda eğlenilir ve banyo yapılır. Buna “Gelin Hamamı”denir. Damat ise gece davul zurna eşliğinde arkadaşları tarafından hamama götürülür ve yıkanır. Buda “Damat Hamamı” olarak adlandırılır.
YEMEKLERİ
İlçede yapılan yöresel yemeklerin çoğu hamur işidir. Bunlar, erişte, Tutmaz Aşı, Mantı, İşkefe tatlısı, Kaz pilavı ve seridi, Çerkez Halüğü, Çerkes Şibsisi, Dabusun, Malakto, Gobi Lobiya, Lobya, Hoşmerim, Kadayanı ekmek gibi çok çeşitlidir.
Yemekler gibi ekmeklerde çok çeşitlidir. Somun, Hamursuz, Parmaklı, Lavaş Pide, Dökme, Döndürme, Samsa ekmeği, Cızlak (Pıtıl), Akıtma, Yufka, Mısır ekmeği gibi ekmekler yapılır.
Yöresel yemeklerin dışında Lâdik”in Tandır Kebabı da oldukça meşhurdur.
KONAKLAMA VE YEME İÇME
Konaklama alanında Lâdik’in merkezinde buluna bir otel ve 10 km. dışındaki Hamam ayığı kaplıcalarının yanındaki belediyeye ait tesisler hizmet vermektedir.
Lâdik’in merkezindeki Ömür oteli 20 yatak kapasitelidir. Kaplıcanın yanındaki belediye tesislerinin kapasitesi ise 35 yataktır.
İlçede bulunan lokantalardan bazıları şunlardır. Bolu zevk lokantası, Ömür lokantası. Bu lokantaların kebaplar ünlüdür. Özellikle tandır kebabı meşhurdur
LADİKTE YETİŞEN ÜNLÜ TÜRK BÜYÜKLERİ
SEYİT AHMET-İ KEBİR ER-RİFAİ HAZRETLERİ
Doğum yeri ve zamanı ile ilgili kesin bilgiye ulaşılamayan Seyit Ahmet-i Kebir er-Rifai Hazretleri,1118 yılında Basra şehrinde dünyaya gelen, Rifai tarikatının kurucusu Seyit Ahmet-i Kebir er-Rifai Hazretlerinin, büyük ihtimalle, torunlarından, halifelerinden, dervişlerinden, müritlerinden veya müntesiplerinden (bağlılarından) biridir.
Prof Dr. İsmail Erünsal ile Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak tarafından bir kitap halinde yayınlanan Elvan Çelebi’nin Menakıb’ul-Kudsiyye fi Menasıbi’l-Ünsiyye adlı eserinde belirttiğine göre Seyit Ahmet Hazretleri Orhan Gazi zamanında Horasan’dan Anadolu’ya gelir ve burada bir müddet yaşadıktan sonra 63 yaşında vefat eder.
Nitekim, tarikatın kurucusu olan Seyit Ahmet-i Kebir er-Rifai’den ayırmak için Lâdik’teki “Seyit Ahmet-i Kebir er-Rifai” ye “Küçek (küçük) Seyit Ahmet Rifai” denilmektedir. Gavsu’l-Azam Abdulkadir Geylani’nin neslinden olduğu, I. Abdulhamid devrinde yenilenen türbe üzerindeki kitabesinden anlaşılmaktadır.
TAYYAR MEHMET PAŞA
IV.Murat zamanında sadrazam olan Tayyar Mehmet Paşa, Yenibey sülalesinden, Nasuh Paşa Kethüdası (Uçar) Mustafa Paşa’nın oğludur. Birçok vilayette mutasarrıflık (Valilik) yapmıştır. Asilere karşı yiğitlik gösterdiğinden “ Tayyar” (uçar) lakabını alır. 1048’de Diyarbakır muhafızı iken, İstanbul’da baş vezir olur. Bağdat’ın fethi sırasında alnından vurularak şehit edilir.. Şehit olduğu haberi IV Murat Han’a verildiğinde hükümdarın “Ah Tayyarım, Bağdat gibi bin kaleye değerdin!” deyip gözyaşlarını tutamadığı söylenir.
UÇAR MUSTAFA PAŞA
Tayyar Mehmet Paşa’nın babasıdır. Lâdikli Yenibey sülalesindendir. Bağdat valisi iken , Safevilerin istilası sırasında şehit düşmüştür.Mezarı, Bağdat’a 4 km uzaklıktaki Azamiye kasabasındadır.
TAYYAR AHMET PAŞA
Tayyar Mehmet Paşa’nın oğludur. IV. Mehmet devrinde valilik yapar. Köprülü Mehmet Paşa zamanında, 15 vali ve 50 sancak beyi ile birlikte isyana katılır, daha sonra 31 isyancı ile birlikte katledilir.Tarihte meşhur Köprülü Mehmet Paşa’yı yetiştirmiştir.
BAYRAM PAŞA
İstanbul Bayrampaşa semtine adını verdirten Bayram Paşa ,aslen Lâdiklidir. Babası Kurt Ağa’dır. Yeniçeri ocağında yetişmiş ve I. Ahmet’in kızlarından Hamza Zade Sultan’la evlenir. IV. Murat zamanında kubbe vezirliğinden İstanbul Kaymakamlığına getirilir. Budin ve Mısır valiliklerinde bulunur.
MUSİKİŞİNAS LÂDİKLİ MEHMET EFENDİ
İsrafilzadeler ailesindendir. Hangi tarihte doğduğu konusunda kesin bir bilgiye ulaşılamamıştır. Osmanlı şehzadelerinden Yıldırım Bayezit’in hocalığını yapar. Batı musikişinasları arasında ün salar.
Mehmet Efendi’nin “Zeybül Elhan fi İlmi’t-Tealifi Velezan” namında musikî kurallarını açıklayan bir eseri vardır. Bu kitap İstanbul’da Nuri Osmaniye Kütüphanesinde bulunmaktadır.
İkinci eserini, Sultan Beyazıt’ın Akkirman Kalesini fethettiği dönemde yazdığı için eserinin adını “Fethiyye” diye adlandırır. Eserin bir nüshası halen Bağdat Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Mehmet Efendi musikîde kullanılan mulayim buudlarını (muzikle ilgili terim...) Hicri 889 tarihinde yazdığı halde, Avrupalı sanatçılar bunu daha sonra fark etmişlerdir. Mehmet Efendi, Hicri 915 senesinde vefat etmiş ve Amasya’ya gömülmüştür.
TARİHİ
Lâdik ilçesinin tarihi M.Ö.3000-M.Ö.2000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Lâdik ‘in Hititler devrinde de yerleşim yeri olarak kullanıldığı çevrede yapılan arkeolojik kazılardan anlaşılmıştır. Kaledoruğu yerleşimi yerinde Hitit kültürünün izlerine rastlanmış olması da bunu göstermektedir.
Bölge M.Ö.550-M.Ö.332 yıllarında Perslerin hâkimiyetine girmiştir. M.Ö.302-M.Ö.71’lerde pers soylularından Khistes İç Anadoluda Krallığının temelini atarak, Karadeniz Bölgesine doğru yayılmaya başlamış, Pontus krallığı adını alan bu devlet, Samsun ve Amasya’ya hakim olmuştur.
M.Ö.131 yılında Pontus KRALI VIII. Mitridat’ın karısı Veodikya Lâdik ilçesini kurmuştur. Bir rivayete göre Veodikya adının zamanla halk dilinde değişerek Lâdik olduğu ve ilçenin adının buradan geldiği ileri sürülmektedir.
Romalıların (M.Ö.71-M.S.395) Pontusluları yenmeleri ile bölge Romalıların hâkimiyetine girmiştir. M.S.395’te Roma doğu ve Batı olarak ikiye bölününce Lâdik Doğu Roma (Bizans), imparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. İslam uygarlıkları döneminde (705) Arapların eline geçen bölge 1071 Malazgirt savaşından sonra Selçukluların eline geçmiştir. 1071’te Alparslan’ın komutanlarından Melik Ahmet Danişment Gazi Amasya ve çevresini egemenliği altına aldı. Bir rivayete göre de ilçe adının komutanın kızı İle dük Hatun’un isminden almıştır.
Selçukluların parçalanmasıyla kurulan Anadolu Beylikleri zamanında Lâdik Kubat oğullarının yönetimine girmiştir. Osmanlılar ise Lâdik’i 1428’de kesin olarak topraklarına katmışlardı.
Lâdik Cumhuriyet dönemine kadar Sivas sancağına bağlı Amasya Vilayeti sınırları içinde bulunmuştur. Cumhuriyet kurulduktan sonra Amasya iline bağlı olan Lâdik ilçesi 1925’te Samsuna bağlanmıştır.
COĞRAFİ KONUMU
Samsun’un güneyinde yer alan Lâdik ilçesi kuzeyinde kavak, kuzey doğusunda Asarcık, güneyinde Suluova, doğusunda Taşova ve batısında havza ilçeleri ile çevrilidir.
Kuzey Anadolu sıradağlarının batıya doğru alçaldığı ve geçit verdiği bir alana da, Akdağ’ın kuzey eteklerinde kendi ismini alan geniş bir ova kenarında kurulmuştur. Yüzölçümü 558 km2,denizden yüksekliği ise 950 m.dir.
İlçenin akarsularından Tersakan Çayı Yeşilırmak'ın bir kolunu oluşturur. Lâdik Gölünden çıkarak batıya, oradan güneye, daha sonra doğuya kıvrılarak Yeşilırmak'la birleşir. Bu akış seyrinden dolayı adını Tersakan Çayı olarak almıştır.
İlçe Merkezinin 10 km. doğusunda yer alan Lâdik Gölü, Akdağ'dan inen akarsularla beslenir. Elips şeklindeki gölün uzunluğu 5 km. genişliği ise 2 km. dir.
İKLİMİ
Lâdik Karadeniz bölgesinde olmasına rağmen, Karadeniz Bölgesi iklim kuşağı dışında karasal iklime yakın bir iklime sahiptir. Genellikle kışlar uzun ve sert, yazlar ise serin geçmektedir. Temmuz ve Ağustos aylarında poyraz rüzgârı kışın ise halkın “Akyel” dediği ve karların çok kısa sürede erimesini sağlayan bir rüzgâr eser.
Yağışlar kışın kar, diğer üş mevsimde de genellikle yağmur şeklinde olmaktadır.
SOSYO – EKONOMİK YAPISI
İlçenin ekonomisi genellikle tarıma dayanmaktadır. Yaygın olarak buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı ve ayçiçeği yetiştirilmekte, bunların yanı sıra bağ-bahçe sebzeciliği de yapılmaktadır.
Lâdik’in yayla durumunda olması hayvancılığı da gelişmesini sağlamıştır. Başta küçükbaş hayvan yetiştiriciliği olmak üzere, büyük baş hayvan yetiştiriciliği, küçük çapta da olsa balıkçılık ve arıcılık da yapılmaktadır.
İlçede çok eski yıllardan beri yapıla gelen dokumacılık günümüzde de modern araçlarla devam etmektedir. Eskinin tahta tezgâhlarının yerini bugün trikotaj makineleri almıştır. Bu makinelerle fanila ve kazak örücülüğü yapılmaktadır. Kırsal kesimde ise halı dokumacılığı teşvik edilmiştir. Birçok köyde kurulan halı tezgâhlarında Hereke tipi halılar dokunmaktadır.
Lâdik gölü civarındaki köylerin hemen, hemen hepsinde kamıştan hasır örücülüğü yapılmaktadır. Bu hasırlar Güney Anadolu ve İstanbul bölgesine satılmaktadır.
İlçedeki en büyük sanayi kuruluşu Çimento Fabrikasıdır. Birde küçük sanayi sitesi bulunmaktadır.
ULAŞIMI
Samsun’a 82 km. uzaklıkta olan ilçenin ulaşım problemi yoktur. Samsun’dan Lâdik’e her zaman araç bulmak mümkündür.
TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİ
İlçenin tarihi M.Ö.3000’lere uzansa da yöredeki arkeolojik alanlarda yeteri kadar araştırma yapılmamıştır. Bu arkeolojik alanlar, Çakılarası, İnkaya mezar ve Ören yeri, Kale Tepe, Dökme Tepe, Dede altı, Köyiçi, Devşel Kaya, Tombul Tepe, Kilise Tepe, Kümbet Höyükleridir. Lâdik merkezinin güneyindeki tepede Lâdik gölünün güney doğusunda bir kale kalıntısı da bulunmaktadır.
Ormanlık alanları, yaylaları ve şifalı sularıyla, Osmanlılar döneminde, Amasya'da yaşayan şehzadelerin ve ileri gelenlerin yazın sayfiye yeri olarak kullandıkları ilçede; yazlık saraylar, camiler, çarşılar, hamamlar vb. gibi birçok eserler yaptırılmıştır. Fakat bu eserlerin çoğu 1943 depremiyle yıkıntı haline gelmiştir.
Saat Kulesi
1889 yılında inşa ettirilmiştir. 1943 depreminde büyük hasar görmesine karşın aslına uygun olarak tekrar yaptırılmıştır.
Bülbül Hatun Camii
II. Beyazıt’ın karısı Bülbül Hatun tarafından yaptırılmıştır. Depremde yıkılan cami aslına uygun olarak onarılmıştır
Avcı Sultan Mehmet Camii
IV. Avcı Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Depremde tamamen yıkılan cami aynı yerine tekrar inşa edilmiştir.
Kümbet
Bir adı da Sadullah Sunullah Paşa türbesidir. Kümbet bir Osmanlı eseridir.
Seyit Ahmet Kebir Türbesi
Selçuklu döneminin kumandanlarından Seyit Ahmet Kebir Lâdik’te yapılmış olduğu savaşta ölünce isteği üzerine bu türbeye gömülmüştür. Mezarlık içinde kesme taş ve tuğladan yapılmış bulunan türbenin içinde 7 sanduka bulunmaktadır. Başka Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan ve halk tarafından ziyaret yeri olarak kabul edilen tekkeler vardır. Bunlar; Süt Pınarı, Gülabdal Tekkesi, Sarılık Tekkesi, Kara Abdal, (sultan) tekkesi, karaoluk tekkesi, Kılıçaslan tekkesi, Işıklı tekke, Zeyfe Baba tekkesi, Dikiltaş Tekkesi, Dikmen Dede Tekkesi dir.
GEZİ VE MESİRE YERLERİ
İlçenin en ünlü mesire yeri Hamamayağı (Hallaz, Hırlaz, Hilyas) kaplıcasının bulunduğu bölgedir. Lâdik ilçesine 10 km. uzaklıktaki bu yerde, kenarında küçük bir akarsuyun geçtiği piknik alanı ve kaplıca binası vardır.
Lâdik ve havza ilçelerindeki kaplıcalar tarihi boyunca bilinmektedir. Romalılar ve daha sonraki devirlerde de bunlar insanları çeken sağlık merkezleri olmuştur.
Eski devirlerde kaplıcalar, suları nasıl tahlil edileceği bilinmediğinden içerdikleri maddelerden çok iyileştirdikleri hastalıklar ile meşhur olmuşlardır.
Bugün ise suların içerdikleri maddeler tek tek tespit edilmiştir. Lâdik Hamamayağı kaplıca suyunun, Almanya'daki Bedeviciler, Liebenzell, Schlangenbad, Warnbrunn, Wilbad, Wilstein gibi kaplıcaların suyuna eş değer olduğu kanıtlanmıştır.
Hamam ayağı kaplıca suyu Türkiye deki “Birinci derecede önemli ve öncelikli kaplıca suyu” olarak belirlenmiştir. Romatizma, sinir kas yorgunluğu, eklem kireçlenme, sinirsel hastalıklar, ameliyat sonrası yorgunluklar gibi hastalıklarda olumlu etki yapar.
Lâdik gölü ve çevresi, Akdağ Yaylaları mesire yeri olarak idealdir.
BELİRLİ GÜNLERİ
Her yıl Temmuz ayında düzenlenen geleneksel “Lâdik panayırı” 1997 yılında “Akdağ Yayla Şenlikleri” adıyla bir festivale dönüştürülmüştür. Lâdik Belediyesince düzenlenen bu şenlikler çerçevesinde çeşitli yarışmalar, sportif faaliyetler, folklor gösterileri ve güreş müsabakaları düzenlenmektedir.
FOLKLORİK DEĞERLERİ
İlçede çevre il ve ilçelerde oynanmakta olan düzayak, Makin alı, Oğlan beni Çaydan geçir, Sarıkız, Sallama gibi horon oyunlarının yanında, Budak dere ve çevre köylerinde mistik türde Semah oyunlarıyla Şeyh Şamil, Şeşen, Zefak gibi oyunlar da oynanmaktadır.
Lâdik’te düğünler Klasik Anadolu usulüdür. Ancak kırsal kesemde bazı farklılıklar görülmektedir.
Düğünlerde “köçek” tabiri edilen kadın kılığına girmiş erkekler oyunlar oynar ve düğün sahibine yapılan parasal yardımları toplar.
Düğünlerde ilçe merkezinde olsun, köylerde olsun gelin ve damat hamamları yapılır. Gelin gündüz akrabalar ve arkadaşları ile birlikte hamam götürülür, hamamda eğlenilir ve banyo yapılır. Buna “Gelin Hamamı”denir. Damat ise gece davul zurna eşliğinde arkadaşları tarafından hamama götürülür ve yıkanır. Buda “Damat Hamamı” olarak adlandırılır.
YEMEKLERİ
İlçede yapılan yöresel yemeklerin çoğu hamur işidir. Bunlar, erişte, Tutmaz Aşı, Mantı, İşkefe tatlısı, Kaz pilavı ve seridi, Çerkez Halüğü, Çerkes Şibsisi, Dabusun, Malakto, Gobi Lobiya, Lobya, Hoşmerim, Kadayanı ekmek gibi çok çeşitlidir.
Yemekler gibi ekmeklerde çok çeşitlidir. Somun, Hamursuz, Parmaklı, Lavaş Pide, Dökme, Döndürme, Samsa ekmeği, Cızlak (Pıtıl), Akıtma, Yufka, Mısır ekmeği gibi ekmekler yapılır.
Yöresel yemeklerin dışında Lâdik”in Tandır Kebabı da oldukça meşhurdur.
KONAKLAMA VE YEME İÇME
Konaklama alanında Lâdik’in merkezinde buluna bir otel ve 10 km. dışındaki Hamam ayığı kaplıcalarının yanındaki belediyeye ait tesisler hizmet vermektedir.
Lâdik’in merkezindeki Ömür oteli 20 yatak kapasitelidir. Kaplıcanın yanındaki belediye tesislerinin kapasitesi ise 35 yataktır.
İlçede bulunan lokantalardan bazıları şunlardır. Bolu zevk lokantası, Ömür lokantası. Bu lokantaların kebaplar ünlüdür. Özellikle tandır kebabı meşhurdur
LADİKTE YETİŞEN ÜNLÜ TÜRK BÜYÜKLERİ
SEYİT AHMET-İ KEBİR ER-RİFAİ HAZRETLERİ
Doğum yeri ve zamanı ile ilgili kesin bilgiye ulaşılamayan Seyit Ahmet-i Kebir er-Rifai Hazretleri,1118 yılında Basra şehrinde dünyaya gelen, Rifai tarikatının kurucusu Seyit Ahmet-i Kebir er-Rifai Hazretlerinin, büyük ihtimalle, torunlarından, halifelerinden, dervişlerinden, müritlerinden veya müntesiplerinden (bağlılarından) biridir.
Prof Dr. İsmail Erünsal ile Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak tarafından bir kitap halinde yayınlanan Elvan Çelebi’nin Menakıb’ul-Kudsiyye fi Menasıbi’l-Ünsiyye adlı eserinde belirttiğine göre Seyit Ahmet Hazretleri Orhan Gazi zamanında Horasan’dan Anadolu’ya gelir ve burada bir müddet yaşadıktan sonra 63 yaşında vefat eder.
Nitekim, tarikatın kurucusu olan Seyit Ahmet-i Kebir er-Rifai’den ayırmak için Lâdik’teki “Seyit Ahmet-i Kebir er-Rifai” ye “Küçek (küçük) Seyit Ahmet Rifai” denilmektedir. Gavsu’l-Azam Abdulkadir Geylani’nin neslinden olduğu, I. Abdulhamid devrinde yenilenen türbe üzerindeki kitabesinden anlaşılmaktadır.
TAYYAR MEHMET PAŞA
IV.Murat zamanında sadrazam olan Tayyar Mehmet Paşa, Yenibey sülalesinden, Nasuh Paşa Kethüdası (Uçar) Mustafa Paşa’nın oğludur. Birçok vilayette mutasarrıflık (Valilik) yapmıştır. Asilere karşı yiğitlik gösterdiğinden “ Tayyar” (uçar) lakabını alır. 1048’de Diyarbakır muhafızı iken, İstanbul’da baş vezir olur. Bağdat’ın fethi sırasında alnından vurularak şehit edilir.. Şehit olduğu haberi IV Murat Han’a verildiğinde hükümdarın “Ah Tayyarım, Bağdat gibi bin kaleye değerdin!” deyip gözyaşlarını tutamadığı söylenir.
UÇAR MUSTAFA PAŞA
Tayyar Mehmet Paşa’nın babasıdır. Lâdikli Yenibey sülalesindendir. Bağdat valisi iken , Safevilerin istilası sırasında şehit düşmüştür.Mezarı, Bağdat’a 4 km uzaklıktaki Azamiye kasabasındadır.
TAYYAR AHMET PAŞA
Tayyar Mehmet Paşa’nın oğludur. IV. Mehmet devrinde valilik yapar. Köprülü Mehmet Paşa zamanında, 15 vali ve 50 sancak beyi ile birlikte isyana katılır, daha sonra 31 isyancı ile birlikte katledilir.Tarihte meşhur Köprülü Mehmet Paşa’yı yetiştirmiştir.
BAYRAM PAŞA
İstanbul Bayrampaşa semtine adını verdirten Bayram Paşa ,aslen Lâdiklidir. Babası Kurt Ağa’dır. Yeniçeri ocağında yetişmiş ve I. Ahmet’in kızlarından Hamza Zade Sultan’la evlenir. IV. Murat zamanında kubbe vezirliğinden İstanbul Kaymakamlığına getirilir. Budin ve Mısır valiliklerinde bulunur.
MUSİKİŞİNAS LÂDİKLİ MEHMET EFENDİ
İsrafilzadeler ailesindendir. Hangi tarihte doğduğu konusunda kesin bir bilgiye ulaşılamamıştır. Osmanlı şehzadelerinden Yıldırım Bayezit’in hocalığını yapar. Batı musikişinasları arasında ün salar.
Mehmet Efendi’nin “Zeybül Elhan fi İlmi’t-Tealifi Velezan” namında musikî kurallarını açıklayan bir eseri vardır. Bu kitap İstanbul’da Nuri Osmaniye Kütüphanesinde bulunmaktadır.
İkinci eserini, Sultan Beyazıt’ın Akkirman Kalesini fethettiği dönemde yazdığı için eserinin adını “Fethiyye” diye adlandırır. Eserin bir nüshası halen Bağdat Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Mehmet Efendi musikîde kullanılan mulayim buudlarını (muzikle ilgili terim...) Hicri 889 tarihinde yazdığı halde, Avrupalı sanatçılar bunu daha sonra fark etmişlerdir. Mehmet Efendi, Hicri 915 senesinde vefat etmiş ve Amasya’ya gömülmüştür.