Sait Faik Abasıyanık

Konu sahibi son olarak 4644 gün önce görüldü
Hayatı
1906′da Adapazarı’nda doğmuştur. Tüccardan Mehmet Faik Bey’in oğludur. Asıl adı Mehmet Sait’tir. İlköğrenimini Adapazarı’nda, ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesi’nde görmüştür. 1928-1930 yılları arasında İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuştur. Babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi için İsviçre’ye gitmiş ancak hemen buradan edebiyat okumak üzere Fransa’ya geçmiş ve gerek doğal çevresi, gerek kültürel yapısıyla kendisine ilginç gelen Grenoble’da üç yıl kalmıştır (1931-1935). Grenoble’da sürdürdüğü dağınık yaşam tarzı nedeniyle babası onu geri çağırmış ve yüksek öğrenimini yarıda bırakarak yurda dönmüştür.
Türkiye’ye dönünce babasının yanında ticaretle uğraşmayı denemiş, başarılı olamamıştır. Kısa bir süre için Haber Gazetesi’nin adliye muhabirliğini yapmıştır. Sadece yazılarıyla uğraşmaya karar vermiştir. Babasının ölümünden sonra (1939) onun bıraktığı gelirle annesiyle Burgaz Adası’ndaki evinde yaşamıştır. Hayatında yazmaya ara verdiği üç dönem olmuştur. Birincisi 1939′da babasının ölümü, ikincisi 1946′da kendisine siroz teşhisi konması, üçüncüsü ise 1951′de Kayıp Aranıyor romanının toplatılması olmuştur. 1953 yılında Amerika’daki Mark Twain derneğine onur üyesi seçilmiştir. 1954 yılında İstanbul’da, şimdi müze olan Burgaz adasındaki evinde (Sait Faik Müzesi) siroz hastalığından hayata gözlerini yummuştur. Annesi ölümünden sonra bu evi Darüşşafaka Lisesi’ne bağışlamıştır. Ölümünden sonra anısını yaşatmak için annesi tarafından adına bir öykü ödülü (Sait Faik Hikaye Armağanı) konmuştur.
 
Öykü yazarı Sait Faik Abasıyanık, 1954 yılında 48 yaşındayken hayata veda etti.

Cumhuriyet dönemi Türk öykücülüğünün ana damarlardan birini oluşturan Sait Faik Abasıyanık, 11 mayıs 1954'te, yıllardır çekmekte olduğu siroz nedeniyle hayata veda etti. 12 mayısta Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

23 kasım 1916'da Adapazarı'nda doğdu. İlköğrenimin bu şehirde yaptı. Kurtuluş Savaşı sonrasında ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşti. 10'uncu sınıfa kadar İstanbul Erkek Lisesi'nde okudu, 1928'de Bursa Lisesi'nden mezun oldu.

İki yıl devam ettiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakütesi'ndeki öğrenimini yarım bıraktı. Ticaretle uğraşan babasının isteği üzerine iktisat öğrenimi görmek üzere 1931'de Lozan'a gitti.

Lozan'dan sonra geldiği Framsa'nın Grenoble kentinde Üç yıl kaldı ve ilgisini çekmeyen bir konuda okumak yerine gönlünce yaşamayı yeğledi.

1935'te İstanbul'a döndü. Kısa sürelerle yaptığı Türkçe öğretmenliği, tahıl ticareti, muhabirlik dışında, özgürlüğünü kısıtlayacak, zamanını alacak işlere girmedi. Babasından kalan gelirle geçindi.

Aşkla bağlı olduğu yazarlığı meslek edinmiş biri olarak ölünceye kadar sanatının ve mizacının istekleri doğrultusunda yaşadı.

Sait Faik Abasıyanık yazmaya lise yıllarında başladı. Şiirlerinin ve Bursa Lisesi'ndeyken yazdığı 'Beyaz Mendil', 'Zemberek' gibi ilk öykülerinin basımı konusunda aceleci davranmadı.

İlk yazısı 'Uçurtmalar' 1929'da Milliyet'te yayımlandı. 1934'ten itibaren Varlık'ta yayımladığı öyküleriyle tanındı. İlk dönem ürünlerini 'Semaver' (1936), 'Sarnıç' (1939), 'Şahmerdan' (1940) adlı kitaplarında topladı.

Tutkuyla yazan ve, "yazmazsam çıldıracaktım" diyen Sait Faik kitaplarını 1948'den sonra daha sık aralıklarla yayımladı.

Ardında birçok öykü kitabı, iki roman ('Medarı Maişet Motoru', 'Kayıp Aranıyor', bir şiir kitabı ('Şimdi s*vişme Vakti') ve öyküleri tadında bir röportaj kitabı ('Mahkeme Kapısı') bıraktı.

Hayatıyla yazdıkları ayrılmaz bir doku oluşturan Sait Faik, daha ilk öykülerinde farklı bir yazar kimliği sergiledi. Behçet Necatigil'in deyişiyle, moda anlayışların boyunduruğunda koşturmadan bağımsız, rahat ve gönlünden geldiği gibi yazdı.

Olaya, konuya yaslanan eski hikaye anlayışının dışına çıkarak biçim ve öz açısındn Türk öykücülüğünde yeni bir kanal açtı. Anların, dramatik yaşam kesitlerinin, yakalanması güç durumların ilk öykücüsü oldu.

Okurlarına, öykünün arkasından değil, içinden seslendi. Arka sokakları, kenar mahalleleri, kahveleri, evleri, adalarıyla en çok İstanbul'u ve bu kentin dağdağası içinde yaşama uğraşı veren yoksul, namuslu, çalışan insanlarını anlattı.

Balıkçıları, küçük memurları, zanaatkarları, sokak satıcılarını, işsizleri ve insandan ayrı görmediği doğayı, kırları, denizleri anlatırken yaşama sevinciyle, sevgiyle dolup taşan sesi, savaş vurguncuları, düzenbazlar, hayatı acılaştıranlar söz konusu olduğunda isyana dönüştü.

Varoluşun en temel sorunları ile günlük hayatın kaygıları, düşünce ile duygu, yontup öptüğü kaleminin ucundan aynı yalınlıkta aktı.

1953'te ABD'deki Mark Twain Derneği, çağdaş edebiyata yaptığı hizmetler nedeniyle Sait Faik'e onur üyeliği verdi. Annesi Makbule Abasıyanık, 1955'te Sait Faik Öykü Armağanı'nı kurdu. Burgaz Ada'daki evi 1964'te müzeye dönüştürüldü.

Eserleri

'Semaver' 1936, ''Sarnıç' 1939, 'Şahmerdan' 1940, 'Medarı Maişet Motoru' 1940, 'Lüzumsuz Adam' 1948, 'Mahalle Kahvesi' 1950, 'Havada Bulut' 1951, 'Kayıp Aranıyor' 1951, 'Son Kuşlar' 1951, 'Kumpanya' 1951, 'Havuz Başı' 1951, 'Şimdi s*vişme Vakti' 1953, 'Alemdağ'da Var Bir Yılan' 1954, ''Az Şekerli' 1954, 'Tüneldeki Çocuk' 1955, 'Mahkeme Kapısı' 1956, 'Açık Hava Oteli' 1980, 'Müthiş Bir Tren' 1981

Sait Faik'ten bir örnek

Şimdi s*vişme Vakti


reklam heykeller yapmalıyım.
Çırılreklam heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önünden geçen ak sakallı
kasketli,
Yırtık mintanından adaleleri
gözüken
Dilenci
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım,
resimlerden...

Şu oğlan çocuğuna bak
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dörtyüzbin tekliğinden
On kuruş verecek.

Seni satmam çocuğum
Dörtyüzbin tekliğe.
Ne güzel kaşların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin

Söylemeliyim
Yok
Yok... meydanlarda
bağırmalıyım,
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
s*vişme vakti olduğunu.

Resimler seyrettirmeli, şiirler
okutturmalıyım.
Baygınlık getiren şiirler.

Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın.
Bir kadın bir bakraç yoğurt
götürüyor
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
Belediye kahvesinde hakla o eski,
o yalancı
O biçimsiz bizans şarkısı.

Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
Nasıl etsem, nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
s*vişme vakti olduğunu...

Bir kere duyursam hele
güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür
ağlasam
Boş geçirdiğim bağırmadığım
sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı
boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan'dan
Orhan Veli'den
Yunus'tan, Yunus'tan...
 
Geri