SAHIP OLDUGUMUZ MIRAS
"Türkler bir irk ve millet olmak haysiyetiyle yeryüzünün en serefli insanlaridir. Karakterleri pek asil ve yücedir... Asaletleri alinlarinda ve amellerinde yazilidir... Onlarin yurdu efendiler diyaridir, kahramanlar, sehitler ülkesidir. "
Fransiz sair Lamartine
Siyaset tarihi ile biraz olsun ilgili olan herkesin çok iyi bildigi bir gerçek vardir: Tarihinden kopan ve kimligini yitiren milletler, asla güçlü ve kalici bir devlet kuramazlar. Geçmisini iyi bilen, yapilan hatalardan ders alip basarili uygulamalari kendisine örnek edinen, kisaca tarihine sahip çikan milletler dünya tarihinde her zaman etkin rol oynamislardir. Tarihini kabul etmeyen, tarihinden kaçan milletlerin ise gelecegi olamaz.
Türk Milleti'nin dünya tarihinin her döneminde lider milletler arasinda yer almasi da, milletimizin bu bilince sahip olmasi ile ilgilidir. Nitekim Türkiye'nin sahip oldugu miras, cografi olarak Adriyatik'den Çin Seddi'ne kadar dünyanin en önemli ve en stratejik alanini içermekle birlikte, Türk Milleti, izlerinin silinmesi asla mümkün olmayan bir medeniyetin de mirasçisidir. Türkler hakim olduklari topraklarda kurduklari üstün medeniyetler sayesinde, her dönemde ve her kosulda geçerli olan birlestirici bir kültür mirasi olusturmuslardir. Iste 21. yüzyilda Türk Milleti'ni tekrar lider milletler sinifina sokacak olan miras da bu güçlü ve etkin medeniyet mirasidir.
Peki medeniyet mirasi denildiginde kastedilen nedir? Türklerin sahip olduklari mirasi bu kadar yikilmaz ve saglam yapan unsurlar nelerdir?
Türkler tarih boyunca devlet yönetimindeki basarilari ile anilmislar, çagdaslari olan diger toplumlarla kiyaslandiklarinda onlara göre oldukça ileri medeniyetlerin kurucusu olmuslardir. Islamiyetin kabulünden önce de büyük bir uygarliga sahip olan Türkler, Uzak Dogu'dan Balkanlar'a, hatta Orta Avrupa'ya kadar yayilmislardi. Çin, Hindistan, Iran, Roma ve Bizans ülkelerinin sinirlarini asan bu alanlarda pek çok önemli siyasi olusumun içinde yer aldiklari gibi, kültürel olarak da tüm dünya devletlerine örnek olacak bir miras birakmislardir. Bu dönemde kurulan Türk devletleri tarim, ticaret, madencilik, hayvancilik, silah yapimi, sanat ve bilim gibi pek çok alanda diger kavimlere öncülük etmislerdir. Bugün söz konusu bölgelerde yapilan arkeolojik arastirmalar bu gerçegi açikça ortaya koymaktadir. Bu kazilarda elde edilen Türk hakimiyetine ait birçok kiymetli sanat eseri, heykeller, minyatürler, çiniler, kumas parçalari ve duvar resimleri bugün Berlin, Moskova ve Kalküta müzelerini süslemektedir.
Bununla birlikte Türk Milleti'nin kültür birikimini derinden etkileyen en önemli unsur ise Islamiyet'in kabulü olmustur. Türkler 8. yüzyilda ünlü Talas Savasi'nin ardindan kitleler halinde Müslümanligi kabul etmisler ve saglam bir bagla baglandiklari Islam dininin bayraktarligini ve öncülügünü serefle üstlenmislerdir. Müslümanliga giris Türk tarihinde çok önemli bir mihenk tasidir. Türkler örflerinin geregi olan dürüstlük, mertlik, cesaret gibi hasletleri Islami yasamaya basladiktan sonra daha da pekistirmisler, Kuran ahlakini tanimalariyla birlikte adaletli, hosgörülü, ileri görüslü, vicdanli yöneticiler yetistirmeye baslamislardir. Ayrica Müslümanlik, firkalar halinde yasayan Türkler arasinda birlik kurulmasina da vesile olmustur. Inançta ve dilde birlik saglanmasiyla daha da güçlenmisler, tarih sahnesinde daha saglam adimlarla ilerlemeye baslamislardir. Müslümanlik, devlet kavraminda da önemli degisikliklere vesile olmus, kisa süreli devletlerin yerini Türk tarihinde ilk defa uzun ömürlü cihan devletleri almaya baslamistir. Türkler artik 10-20 yillik kisa ömürlü degil, Islami yayma ve yasatma gayesinde olan 150-200 yillik devletler kurmaya baslamislardir. Örnegin dünya çapinda diyebilecegimiz bir devlet olma özelligine sahip olan Karahanlilari köklü kültürü ve medeniyetiyle Selçuklular izlemistir.
Anadolu'da hüküm sürdükleri dönem boyunca gerek Büyük Selçuklu Imparatorlugu, gerekse Anadolu Selçuklu Imparatorlugu bir Türk-Islam devletinin nasil bir yapida olacaginin ve nasil yürütüleceginin en çarpici örneklerini sunmuslardir. Oldukça kalabalik Hiristiyan topluluklarini ve çok farkli kültürlerin içiçe girdigi Anadolu halklarini yönetimi altinda barindiran Selçuklu Sultanlari, Türk örfünün ve Islam ahlakinin geregi olarak genis bir hosgörü semsiyesi altinda her görüsten insani kucaklamislardir. Ünlü Ermeni tarihçisi Urfali Mathiu, Büyük Selçuklu Imparatorlugu'nun güçlü hakanlarindan Meliksah'in siyaset anlayisindan su sekilde bahseder:
Meliksah saltanati Allah'in lütfuna mazhar oldu. Hakimiyeti uzak ülkelere kadar yayildi ve Ermenilere huzur verdi. Kalbi Hiristiyanlara karsi sefkatle dolu idi. Geçtigi ülkelerin halklarina karsi baba gibi davrandi. Birçok sehir ve vilayetler kendi arzulari ile onun idaresine girdi, bütün Rum ve Ermeni beldeleri onun kanunlarini tanidi. Türk Dünya Nizaminin Milli, Islami ve Insani Esaslari, Istanbul Turan Nesriyat ve Matbaacilik, 1969, cilt 1, s. 182
Süphesiz Selçuklu Sultanlari'nin bu engin hosgörü anlayislarinin temelinde, aldiklari Islam terbiyesi vardir. Nitekim Allah Kuran'da inananlarin en önemli sorumluluklarindan birinin iyiligi anlatip kötülükten men etmek oldugunu belirtir. Müslümanlar sadece dogruyu anlatmakla görevlidir, hidayeti verecek olan ise Allah'tir. Bu nedenle Kuran'da insanlarin dinini degistirmesi ya da Islam'a dönmesi için baski ve zor kullanmak yasaklanmistir. Bakara Suresi'nde söyle buyrulmaktadir:
Dinde zorlama (ve baski) yoktur. Süphesiz dogruluk (rüsd) sapikliktan apaçik ayrilmistir. Artik kim tagutu tanimayip Allah'a inanirsa o sapasaglam bir kulba yapismistir, bunun kopmasi yoktur. Allah isitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
Böylece askeri kahramanliklariyla destanlar yazdiran Selçuklu liderleri, yürüttükleri ahlakli ve inançli siyaset sayesinde de binlerce insanin gönlünde taht kurmus, bu özellikleriyle tarihe geçmislerdir. Nitekim Yusuf Has Hacip, Ahmet Yesevi, Ali Sir Nevai, Yunus Emre, Celaleddin Rumi, Ibn Arabi, Sadreddin Konevi gibi dünya çapinda alimlerin yetistigi bu dönemden geriye tüm dünya tarihini etkileyen köklü bir medeniyet ve saglam bir kültür birikimi miras kalmistir.
Selçuklulari takiben kurulan Osmanli Devleti ise 600 yili askin bir süre çok genis bir cografyaya hükmetmis, dünya siyasetini yönlendiren temel aktörlerden biri olmustur. Osmanli Imparatorlugu, üç dine ve muhtelif mezheplere mensup, dilleri, kültürleri, irklari farkli, birbirlerinden tamamen ayri dünya görüslerine ve inanislara sahip olan milyonlarca insani ve çok genis bir cografyayi alti asir boyunca yönetmistir. Üstelik bu yönetim zora ve baskiya degil, hosgörü ve toplumsal uzlasmaya dayanan bir yönetim olmustur. Osmanli Imparatorlugu'nu böylesine yücelten sebeplerin basinda ise, bu devleti yöneten hükümdarlarin ve bürokrasinin, Islam sayesinde kazandiklari adalet anlayisi ve "I'la-yi Kelimetullah" (Allah'in Kelimesi'ni Yaymak) ideali vardir.
"Türkler bir irk ve millet olmak haysiyetiyle yeryüzünün en serefli insanlaridir. Karakterleri pek asil ve yücedir... Asaletleri alinlarinda ve amellerinde yazilidir... Onlarin yurdu efendiler diyaridir, kahramanlar, sehitler ülkesidir. "
Fransiz sair Lamartine
Siyaset tarihi ile biraz olsun ilgili olan herkesin çok iyi bildigi bir gerçek vardir: Tarihinden kopan ve kimligini yitiren milletler, asla güçlü ve kalici bir devlet kuramazlar. Geçmisini iyi bilen, yapilan hatalardan ders alip basarili uygulamalari kendisine örnek edinen, kisaca tarihine sahip çikan milletler dünya tarihinde her zaman etkin rol oynamislardir. Tarihini kabul etmeyen, tarihinden kaçan milletlerin ise gelecegi olamaz.
Türk Milleti'nin dünya tarihinin her döneminde lider milletler arasinda yer almasi da, milletimizin bu bilince sahip olmasi ile ilgilidir. Nitekim Türkiye'nin sahip oldugu miras, cografi olarak Adriyatik'den Çin Seddi'ne kadar dünyanin en önemli ve en stratejik alanini içermekle birlikte, Türk Milleti, izlerinin silinmesi asla mümkün olmayan bir medeniyetin de mirasçisidir. Türkler hakim olduklari topraklarda kurduklari üstün medeniyetler sayesinde, her dönemde ve her kosulda geçerli olan birlestirici bir kültür mirasi olusturmuslardir. Iste 21. yüzyilda Türk Milleti'ni tekrar lider milletler sinifina sokacak olan miras da bu güçlü ve etkin medeniyet mirasidir.
Peki medeniyet mirasi denildiginde kastedilen nedir? Türklerin sahip olduklari mirasi bu kadar yikilmaz ve saglam yapan unsurlar nelerdir?
Türkler tarih boyunca devlet yönetimindeki basarilari ile anilmislar, çagdaslari olan diger toplumlarla kiyaslandiklarinda onlara göre oldukça ileri medeniyetlerin kurucusu olmuslardir. Islamiyetin kabulünden önce de büyük bir uygarliga sahip olan Türkler, Uzak Dogu'dan Balkanlar'a, hatta Orta Avrupa'ya kadar yayilmislardi. Çin, Hindistan, Iran, Roma ve Bizans ülkelerinin sinirlarini asan bu alanlarda pek çok önemli siyasi olusumun içinde yer aldiklari gibi, kültürel olarak da tüm dünya devletlerine örnek olacak bir miras birakmislardir. Bu dönemde kurulan Türk devletleri tarim, ticaret, madencilik, hayvancilik, silah yapimi, sanat ve bilim gibi pek çok alanda diger kavimlere öncülük etmislerdir. Bugün söz konusu bölgelerde yapilan arkeolojik arastirmalar bu gerçegi açikça ortaya koymaktadir. Bu kazilarda elde edilen Türk hakimiyetine ait birçok kiymetli sanat eseri, heykeller, minyatürler, çiniler, kumas parçalari ve duvar resimleri bugün Berlin, Moskova ve Kalküta müzelerini süslemektedir.
Bununla birlikte Türk Milleti'nin kültür birikimini derinden etkileyen en önemli unsur ise Islamiyet'in kabulü olmustur. Türkler 8. yüzyilda ünlü Talas Savasi'nin ardindan kitleler halinde Müslümanligi kabul etmisler ve saglam bir bagla baglandiklari Islam dininin bayraktarligini ve öncülügünü serefle üstlenmislerdir. Müslümanliga giris Türk tarihinde çok önemli bir mihenk tasidir. Türkler örflerinin geregi olan dürüstlük, mertlik, cesaret gibi hasletleri Islami yasamaya basladiktan sonra daha da pekistirmisler, Kuran ahlakini tanimalariyla birlikte adaletli, hosgörülü, ileri görüslü, vicdanli yöneticiler yetistirmeye baslamislardir. Ayrica Müslümanlik, firkalar halinde yasayan Türkler arasinda birlik kurulmasina da vesile olmustur. Inançta ve dilde birlik saglanmasiyla daha da güçlenmisler, tarih sahnesinde daha saglam adimlarla ilerlemeye baslamislardir. Müslümanlik, devlet kavraminda da önemli degisikliklere vesile olmus, kisa süreli devletlerin yerini Türk tarihinde ilk defa uzun ömürlü cihan devletleri almaya baslamistir. Türkler artik 10-20 yillik kisa ömürlü degil, Islami yayma ve yasatma gayesinde olan 150-200 yillik devletler kurmaya baslamislardir. Örnegin dünya çapinda diyebilecegimiz bir devlet olma özelligine sahip olan Karahanlilari köklü kültürü ve medeniyetiyle Selçuklular izlemistir.
Anadolu'da hüküm sürdükleri dönem boyunca gerek Büyük Selçuklu Imparatorlugu, gerekse Anadolu Selçuklu Imparatorlugu bir Türk-Islam devletinin nasil bir yapida olacaginin ve nasil yürütüleceginin en çarpici örneklerini sunmuslardir. Oldukça kalabalik Hiristiyan topluluklarini ve çok farkli kültürlerin içiçe girdigi Anadolu halklarini yönetimi altinda barindiran Selçuklu Sultanlari, Türk örfünün ve Islam ahlakinin geregi olarak genis bir hosgörü semsiyesi altinda her görüsten insani kucaklamislardir. Ünlü Ermeni tarihçisi Urfali Mathiu, Büyük Selçuklu Imparatorlugu'nun güçlü hakanlarindan Meliksah'in siyaset anlayisindan su sekilde bahseder:
Meliksah saltanati Allah'in lütfuna mazhar oldu. Hakimiyeti uzak ülkelere kadar yayildi ve Ermenilere huzur verdi. Kalbi Hiristiyanlara karsi sefkatle dolu idi. Geçtigi ülkelerin halklarina karsi baba gibi davrandi. Birçok sehir ve vilayetler kendi arzulari ile onun idaresine girdi, bütün Rum ve Ermeni beldeleri onun kanunlarini tanidi. Türk Dünya Nizaminin Milli, Islami ve Insani Esaslari, Istanbul Turan Nesriyat ve Matbaacilik, 1969, cilt 1, s. 182
Süphesiz Selçuklu Sultanlari'nin bu engin hosgörü anlayislarinin temelinde, aldiklari Islam terbiyesi vardir. Nitekim Allah Kuran'da inananlarin en önemli sorumluluklarindan birinin iyiligi anlatip kötülükten men etmek oldugunu belirtir. Müslümanlar sadece dogruyu anlatmakla görevlidir, hidayeti verecek olan ise Allah'tir. Bu nedenle Kuran'da insanlarin dinini degistirmesi ya da Islam'a dönmesi için baski ve zor kullanmak yasaklanmistir. Bakara Suresi'nde söyle buyrulmaktadir:
Dinde zorlama (ve baski) yoktur. Süphesiz dogruluk (rüsd) sapikliktan apaçik ayrilmistir. Artik kim tagutu tanimayip Allah'a inanirsa o sapasaglam bir kulba yapismistir, bunun kopmasi yoktur. Allah isitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
Böylece askeri kahramanliklariyla destanlar yazdiran Selçuklu liderleri, yürüttükleri ahlakli ve inançli siyaset sayesinde de binlerce insanin gönlünde taht kurmus, bu özellikleriyle tarihe geçmislerdir. Nitekim Yusuf Has Hacip, Ahmet Yesevi, Ali Sir Nevai, Yunus Emre, Celaleddin Rumi, Ibn Arabi, Sadreddin Konevi gibi dünya çapinda alimlerin yetistigi bu dönemden geriye tüm dünya tarihini etkileyen köklü bir medeniyet ve saglam bir kültür birikimi miras kalmistir.
Selçuklulari takiben kurulan Osmanli Devleti ise 600 yili askin bir süre çok genis bir cografyaya hükmetmis, dünya siyasetini yönlendiren temel aktörlerden biri olmustur. Osmanli Imparatorlugu, üç dine ve muhtelif mezheplere mensup, dilleri, kültürleri, irklari farkli, birbirlerinden tamamen ayri dünya görüslerine ve inanislara sahip olan milyonlarca insani ve çok genis bir cografyayi alti asir boyunca yönetmistir. Üstelik bu yönetim zora ve baskiya degil, hosgörü ve toplumsal uzlasmaya dayanan bir yönetim olmustur. Osmanli Imparatorlugu'nu böylesine yücelten sebeplerin basinda ise, bu devleti yöneten hükümdarlarin ve bürokrasinin, Islam sayesinde kazandiklari adalet anlayisi ve "I'la-yi Kelimetullah" (Allah'in Kelimesi'ni Yaymak) ideali vardir.