Hüma
Altın Üye
-
- Katılım
- Mart 2, 2012
-
- Mesajlar
- 11,609
-
- Tepkime puanı
- 1,447
-
- Puanları
- 353
Çocuk kendini güvende hissediyorsa, 2.5-3.5 yaşlar arasında 'hayır'ı da o kadar güçlü olur. Neticede çocuk özgürlüğünü oluşturmak istiyor.
Çarşamba günü Ulla Middlekamp, İmeçe Çocuk Bahçesi ebeveyinlerine Waldorf eğitimi hakkında konuşmaya geldi. Çok resmi geliyor bu tasvir- daha doğrusu arkadaşımızın küçük evinde 7-8 kişi oturup Ulla ile konuştuk, soru sorduk o anlattı: 'Çocuğunuzun çizdiği resimlere iltifat etmeyin, iyi diyip gülümseyin gitsin, çok harika ay ne güzel çiziyorsun gibi iltifatlar onu kendi merkezinden uzaklaştırır' ; ' disiplin nedir? Hayatın ritmi kendisi disiplin- uyanınca bazı şeyler yapılıyor yemek belirli bir şekilde yeniyor yatma ritüelleri vardır. Eğer bu ritimleri çocuk tanırsa ve tekrarla bunlara alışırsa disipin bu olur, yoksa ceza ödül olayı sağlıklı değil' gibi bildiğim doğruları tekrarladı. Ancak beni en çok etkileyen ve rahatlatan şu söylediği oldu: her ne kadar çocuk kendini güvende hissediyorsa, 2.5-3.5 yaşlar arasında 'hayır'ı da o kadar güçlü olur. Neticede çocuk özgürlüğünü oluşturmak istiyor. Bu da 2 yaşlarında başlıyor. Bu sırada herşeye hayır demeye başlıyor. Anne ve babalar bu tavırdan rahatsız oluyorlar elbet ama aslında çocuğun 'hayır' demesine izin vermek o çocuğun güçlü bir insan olmasına yol açıyor. Ve her ne kadar güvende hissediyorsa çocuk, o kadar güçlü bir 'hayır'ı olabiliyor.
Oğlum ile 2.5 - 3.5 yaşları arasında belki 40 kadar kötü kriz günleri geçirdi. Ben mahfoldum, o da kimi zaman 20 dakika kadar süren ağlama ve tepinme krizleri ile yoruldu. Sonunda hep sarılarak bitiriyorduk. Kimi zaman onu odasına terk etmeyi denedik ama neyse ki Unconditional Parenting (Alfie Kohn) kitabını okudum ve yanlız terk etmenin vurmaktan daha zarar verdiğini anlattılar. Ondan sonra hep yanında kaldım. Bir kere yüzüme tırmıklamak için sarldırırken, oğlumun poposuna vurmdum. Kriz bittiğinde özür diledim, o da 'sert değildi zaten anne' dedi ve beni rahatlattı. Bir kere ikinci çocuğuma epey hamileyken Nişantaşı ortasında kriz geçiren oğlumu kucağıma bile alamazken polis bana yaklaşıp kimlik istedi. Yani o kadar uzun ve felaket biçimde oğlum sokağın ortasında kriz geçiriyordu! Anladığınız gibi 'terrible two's' dedikleri o zor yaşları biz krizli geçirdik. 5-6 kriz sonrası tecrübemle, kriz boyunca oğlumun yanında bekleme ve yanından ayrılmama, ona arada bir 'hazır olduğunda ben buradayım, seni seviyorum' sözleri ile hatırlatma ve arada bir kollarımı ona sarılmak için uzatma yolunu seçtim. Sonunda, belki 20 dakika sonra, kollarıma giriyordu ve olay hoş sözlerle (bu normal, her çocuk böyle hissedebilir, seni hep seviyorum) bitiyordu.
Ulla dan duyduğum yorum, beni rahatlattı. Oğlum beni tırmıklayacak kadar rahat hissetti demek! Ulla'nın dediğine göre yetim çocuk evlerinde çocuklar hiç yetişkinlere karşı çıkmazlarmış. O kadar sevgiye muhtaç olurlarmış ki, hiç bir zaman bir yetişkine yanlış davranmaz, her zaman koyunlarına girerlermiş. Temas ve sevgiye açlar.
Biz o kadar verdik ki oğlumuza, bizi itme rahatlığını hissetti. Hayat böyle, kuş uçmaya başlıyor. Şimdi dört yaşında ve kriz yok artık. Hala sesi yüksek, enerjisi çok yüksek ve koltuktan koltuğa atlıyor, dans edip bağra bağra şarkı söylüyor. Ona izin veriyoruz. Sesin çıksın, oğlum.
Çarşamba günü Ulla Middlekamp, İmeçe Çocuk Bahçesi ebeveyinlerine Waldorf eğitimi hakkında konuşmaya geldi. Çok resmi geliyor bu tasvir- daha doğrusu arkadaşımızın küçük evinde 7-8 kişi oturup Ulla ile konuştuk, soru sorduk o anlattı: 'Çocuğunuzun çizdiği resimlere iltifat etmeyin, iyi diyip gülümseyin gitsin, çok harika ay ne güzel çiziyorsun gibi iltifatlar onu kendi merkezinden uzaklaştırır' ; ' disiplin nedir? Hayatın ritmi kendisi disiplin- uyanınca bazı şeyler yapılıyor yemek belirli bir şekilde yeniyor yatma ritüelleri vardır. Eğer bu ritimleri çocuk tanırsa ve tekrarla bunlara alışırsa disipin bu olur, yoksa ceza ödül olayı sağlıklı değil' gibi bildiğim doğruları tekrarladı. Ancak beni en çok etkileyen ve rahatlatan şu söylediği oldu: her ne kadar çocuk kendini güvende hissediyorsa, 2.5-3.5 yaşlar arasında 'hayır'ı da o kadar güçlü olur. Neticede çocuk özgürlüğünü oluşturmak istiyor. Bu da 2 yaşlarında başlıyor. Bu sırada herşeye hayır demeye başlıyor. Anne ve babalar bu tavırdan rahatsız oluyorlar elbet ama aslında çocuğun 'hayır' demesine izin vermek o çocuğun güçlü bir insan olmasına yol açıyor. Ve her ne kadar güvende hissediyorsa çocuk, o kadar güçlü bir 'hayır'ı olabiliyor.
Oğlum ile 2.5 - 3.5 yaşları arasında belki 40 kadar kötü kriz günleri geçirdi. Ben mahfoldum, o da kimi zaman 20 dakika kadar süren ağlama ve tepinme krizleri ile yoruldu. Sonunda hep sarılarak bitiriyorduk. Kimi zaman onu odasına terk etmeyi denedik ama neyse ki Unconditional Parenting (Alfie Kohn) kitabını okudum ve yanlız terk etmenin vurmaktan daha zarar verdiğini anlattılar. Ondan sonra hep yanında kaldım. Bir kere yüzüme tırmıklamak için sarldırırken, oğlumun poposuna vurmdum. Kriz bittiğinde özür diledim, o da 'sert değildi zaten anne' dedi ve beni rahatlattı. Bir kere ikinci çocuğuma epey hamileyken Nişantaşı ortasında kriz geçiren oğlumu kucağıma bile alamazken polis bana yaklaşıp kimlik istedi. Yani o kadar uzun ve felaket biçimde oğlum sokağın ortasında kriz geçiriyordu! Anladığınız gibi 'terrible two's' dedikleri o zor yaşları biz krizli geçirdik. 5-6 kriz sonrası tecrübemle, kriz boyunca oğlumun yanında bekleme ve yanından ayrılmama, ona arada bir 'hazır olduğunda ben buradayım, seni seviyorum' sözleri ile hatırlatma ve arada bir kollarımı ona sarılmak için uzatma yolunu seçtim. Sonunda, belki 20 dakika sonra, kollarıma giriyordu ve olay hoş sözlerle (bu normal, her çocuk böyle hissedebilir, seni hep seviyorum) bitiyordu.
Ulla dan duyduğum yorum, beni rahatlattı. Oğlum beni tırmıklayacak kadar rahat hissetti demek! Ulla'nın dediğine göre yetim çocuk evlerinde çocuklar hiç yetişkinlere karşı çıkmazlarmış. O kadar sevgiye muhtaç olurlarmış ki, hiç bir zaman bir yetişkine yanlış davranmaz, her zaman koyunlarına girerlermiş. Temas ve sevgiye açlar.
Biz o kadar verdik ki oğlumuza, bizi itme rahatlığını hissetti. Hayat böyle, kuş uçmaya başlıyor. Şimdi dört yaşında ve kriz yok artık. Hala sesi yüksek, enerjisi çok yüksek ve koltuktan koltuğa atlıyor, dans edip bağra bağra şarkı söylüyor. Ona izin veriyoruz. Sesin çıksın, oğlum.