Sadece Yazıyorum

🕒 Konu sahibi 4 saat önce aktifti
Birazda bu topikle sevişeyim.
Zaman geçirme maksatlı, yazılar, alıntılar, çalıntılar ne varsa gömeyim buraya.
Sedat Balun alıntısıyla başlamak iyi olur mesela. Ne demiş Twitter aleminin fenomen şairi;

''Yazarsın, çünkü ruhundan parmak uçlarına kadar iner bazen acı.''

Aslında Ahmet Batman olsun, Sedat Balun olsun, ne kadar güzel yazsalarda, bana hep ergenlerin aşk acılarını hatırlatıyorlar. O yüzden biraz antipati besliyorum var bu yazarlara. Onların suçuda değil bu gerçi. Hep ergenlerin yüzünden.

He bide, bol bol baş ucu kitabımdan alıntılar paylaşıcam. Haydi bre.​
 
Bugün herkes tüketmeye çalıştığı nesnelerin üretiminde çalışarak tüketilen birer nesnedir. Hem üretici hem de tüketici olarak iki ucundan yakılmış bir mumdur.

''Gerçekten çok şanslıyım, çünkü mutsuzluğumu bedavaya getiriyorum.” derdi bir berduş. “Kimileri her gün on iki saat çalışarak ve kucak dolusu para harcayarak bu hale geliyorlar. Evet ben de herkes kadar keyifsiz ve yalnızım. Ama bunun için ne sabah dokuz akşam beş çalışıyorum ne de üstüne para veriyorum.”

Çalışmaktan bir hak gibi bahsedilmesi ve bunun anayasalara girmesi ne garip!
Çalışmak ne bir hak, ne de bir ödevdir. Kötü bir kaderdir sadece…
Sakat veya göle doğmak gibi.

Hepimiz birer köleyiz. Sabah dokuzda kurulan, akşam beşe kadar kuran kişi tarafından yönlendirilen modern köle.

Buda dursun burda.​
tumblr_nedf1p5SZS1scyrclo1_1280.jpg
 
Aşk bir meydan muharebesidir. Her yanı ateştir, bıçaktır, nal sesleridir.
Tehlikelidir. Ölüm doludur.
Ama olağanüstü güzeldir. Ortaçağlar kadar güzeldir. Sıradağlar kadar güzeldir. Dörtnala koşan atlar kadar güzeldir.
Dağlar...
Gökler ve atlar...
Haykırarak birbirine kavuşan ordular.
Ve bütün ihtişamı ile ortaçağlar.
Aşk işte bunların buluştuğu yerdedir.

Aşk her zaman haber vermeden gelir ve hazırlıksız yakalar.
Çünkü aşk bir süvari baskınıdır.
Ne olduğunu anlamadan kargaşanın ortasında buluverirsin kendini.
Savaş naraları, nal sesleri arasında.
Silahsız, korumasız, ayakların çıplak.
Ve parlar aniden bir kılıç üzerinde.
Bir tek darbeyle alır canını.
Bir at başı seçebilirsin sadece hayal meyal.
Sağrısı kan ter içinde, ağzı köpük, kulakları dik,
burun delikleri kocaman açılmış.
Süvarisi kim?
Niye şimdi?
Ve niye sen?


 
Cennetten kovulduğumuzda Tanrılar bize hem hatıra hemde yolluk olsun diyerek üç şey verdiler.
Biri haz,
diğeri neşe,
öbürü dans.
Gerisini; ayrılığı ve hastalığı, acıyı ve kederi, can sıkıntısını ve her biri birbirinden boş ümitleri
hep burada bulduk.
İşte bu yüzden en doğru felsefelerin temeli neşe, sevinç, coşku ve hevestir.
Kahkahalar ise yapıtaşları.

Dünyaya sevgiyle bakmak yetmez. Bu, yarı ağlamaklı bir sesle konuşan sevgi budalası mızmızların
felsefesidir. Dünyaya sevinçle bakmalı.
Neşe ve coşkuyla.
Haz ve hevesle.
Sevgi sonradan tıpış tıpış gelir.
Hoş, gelmese de olur.


Neşe ve sevinç Tanrılara ait bir duygudur.
Ya keder?
Keder tamamen insanlara aittir.

tumblr_nlzj9j4ngk1rdrmlyo1_540.jpg
 
Tanrı yoktur diyen ve bunu savunan adam gerçek bir mümin kadar tanrısıyla beraber yaşamaktadır.
Bu yüzden aklı başında bir Tanrı sadece kendine gerçekten inananları ve gerçekten inanmayanları sever.
Tanrı’yı hiç düşünmeyenlerin, ona tamamen kayıtsız kalanların aklında ve gönlünde Tanrı tamamen yok olmuştur.
Ateistin dilinde tanrılar olmayabilir ama zihni onlarla doludur. Üstelik tanrı yok demek onun varlığını daha başından kabullenmektir.
-Hey dostum kim yok dedin?
-Tanrı yok
-Kim yok dedin sen, Kim?
-Tanrı.
-Ha şöyle, yola gel bakalım!

Sadece Şeytan’ın vesveselerini duyuyorsanız – delisiniz.
Sadece Tanrı’nın ayetlerini duyuyorsanız – peygambersiniz.

Ama her ikisinin sohbetini bir müddet dinliyor, sonra da kalkıp bir reçelli ponçik yiyorsanız, muhtemelen aklı başında bir insansınız…
 
Vücudunuzun bir yeri sürekli ağrıdığında ve acı çektiğinde beyin o bölgedeki sinirlere hissizlik emri verir.
Bazı ağrılara ve acılara zamanla alışmanızın sebebi budur. Acı aslında devam eder ancak siz bunu hissetmezsiniz.

Çocukken biri size vurduğunda gözlerinizden yaş gelir, büyüdüğünüzde ise artık yaş gelmez çünkü vücudunuz buna alışmıştır.
Bir insanın kalbi sürekli acı çektiği zaman da aynı şekilde beyin oraya hissizlik emirleri yollar. Acı artarak devam ettiği sürece beyin de artarak daha güçlü hissizlik emirleri yollamaya devam eder.
Bunun sonucu olarakta hissiz, kalpsiz bir insan ortaya çıkar.
 
Tanrı;
Yaprağın hafifliğini, ceylanın bakışını, güneş ışığının kıvancını, sisin gözyaşını aldı;
Rüzgârın kararsızlığını, tavşanın ürkekliğini buna ekledi.
Onların üzerine;
Taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını,
kışın soğuğunu, saksağanın gevezeliğini, kumrunun sevgisini kattı.
Bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadını yarattı.
Yarattığı kadını, erkeğe armağan etti.

Tanrı;
Kaplumbağanın yavaşlığını, boğanın bakışını, fırtına bulutlarının kasvetini,
tilkinin kurnazlığını, boranın dehşetini aldı;
Sülüğün yapışkanlığını, kedinin yaramazlığını, hindinin kabarışını,
gergedan derisinin sertliğini onlara ekledi.
Bunların üzerine;
Ayının kabalığını, bukalemunun şıpsevdiliğini,
sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı.

Sonra ne oldu bilin bakalım!

Tanrı,
yarattığı erkeği kadına verdi ki: onu adam etsin…
 
"Hayatımızın her kavşağında ya talih, ya kader ya da kısmet isminde bir ******yla düzüşmüşüzdür. Ve bu sıradan, ucuz ve rastlantısal düzüşlerimizi daha sonraları otobiyografimizde çabalarımızla gerçekleşen büyük zaferlerimiz olarak hatırlarız."



"Kısmet kimlere verir?

Önüne ilk çıkan hıyarlara,

durmaksızın isteyen yüzsüzlere

ve en gözü kara,

en gözü doymaz hergelelere."



"Talihin pezevengi fırsattır.

Onunla düzüşmek istiyorsanız önce fırsatı görmelisiniz."
 
"Yalanları çok çabuk farkedenler yalancılardır. Bir işi, en iyi uygulayıcıları bilir. Bu yüzden yalanları derhal sezenler pek masum sayılmamalılar. Zarif bir şekilde aldanmayı bilmek ve yeri geldiğinde kanmak, hem daha üstün bir hüner hem de daha yüksek bir erdemdir."
 
Geri