Sadakat fırsat yoksunluğu mudur ?

Konu sahibi son olarak 6 gün önce görüldü
Bugün arkadaşlarla yağan yağmur ve dolu öncesi oturmuş boş boş çay sigara yapıyorduk . Malum esnaf bu aralar çok boş . Oradan buradan derken arkadaşın biri 'sadakate inanmam , sadakat fırsat yoksunluğudur ^' dedi ve tabii masa karıştı o an . Aramızda bir de evli çift vardı . Birinin masayı terk etmesiyle dağıldık tek tek .P


Sizce de öyle midir ? Kadın / erkek imkansızlıktan, fırsatını bulamamktan mı sadıktır ? Yoksa , gerçekten sadık olduğundandır ?
 
Genel yorum yapılamayacak bir konu çünkü kişinin hayata bakış açısına göre bu soruya vereceği cevap değişecektir.
Sadık kalıp kalmamak kişinin beyninde biten bir durum yani ortamla ya da seçenekle ilgisi yoktur. İnsanların ihanet etmek için her zaman bir fırsat yakalama şansı vardır fakat bunu yapıp yapmamak tamamen kendi iradesi ile alakalıdır.

Soruya bilimsel açıdan yaklaşırsak da erkeğin doğası üremeye programlı olduğu için tek eşliliğe uygun değildir fakat kadın bu konuda daha şanslıdır.
 
Tüm kavramlar insan icadıdır ve toplumsal gelişmeler sonucu ortaya çıkan normların ürünüdür. Bilince sahip olan insan, diğer hayvanlardan daha fazla geliştiği için bir arada yaşamaya engel olabilecek kaosu ve canlı doğasını toplumsal kurallarla törpülemeye çalışmaktadır.
Doğada adalet yoktur, ahlak yoktur, sadakat hiç yoktur.
İçinde bulunduğumuz zaman sadakate epey önem veriyor fakat, belki de 500 yıl sonra sadakat bizim idrak ettiğimiz gibi kalmayacaktır.
 
Değildir. Arkadaşınız herkesi inanmak istediği şekilde, tek kalıpta tasnif etmiş. Arka planında, güven duyduğu kişiler tarafından yanıltılma ihtimali ya da gözlemlediği birkaç olumsuz durum söz konusu olabilir.
İnanıyorum ki hayatı boyunca istisnasiz herkesin birden fazla seçeneği olmuştur. Fakat tercih edip etmemek, yol arkadaşına sadakat ise kişinin ahlaki değerlerine paralel ya hâd safhada gelişmiştir ya da hiç gelişmemiş. Fakat kesinlikle fırsat yoksunluğu değildir.
 
Trajedi karakteri olan medea, sadakatsiz kocasini etkilemek icin cocuklarini oldurmeye kalkisirken
Daha iyi olani goruyorum, kabul ediyorum, fakat daha kotu olani yapiyorum
diyor.
Spinoza'nin sorunsali bu ornek.
Cunku o her seyi conatus, yani oz indirgemeciliginde yasar. Normlarin dogum ve yasam alanini insanin zihni olarak kabul eder ve insani tutkuya meyilli gorur.
Olmasi gereken insan yoktur.
Halihazirda olan insan vardır.
@Mendebur a katiliyorum bu konuda. Idealizeler, insan zihninin beklenti ve motivasyon kaynagidir.
Evrensel olamaz hicbir mental nitelik.
Evrimsel psikolojide sadakatin yeri var ama.
Yavrunun ebeveynleri tarafindan saglikli ve duzenli buyutulmesi icin aciga cikan kiskanclik duygusuyla esdeger bi rolu var.
 
Bir şeyin doğal olması ya da doğamızda böyle olması onun olduğu gibi olması gerektiği anlamına gelmez. İnsanın en önemli farkı " irade " kelimesinde yattığı için tuvaletimiz geldiği zaman atlar gibi yolun ortasına değil de tuvalete yapıyoruz. Dürtülerine, arzularına, isteklerine rağmen başka şekilde davranma özelliğimiz var. Bu özelliğin olmasının en güzel yanı da işimize yaraması, sürekli dürtüsel olarak davrandığımızda ne olduğunun en güzel örneğide Jim Carrey'nin çok sevdiğim " yalancı yalancı " filmidir. Sosyal ve kültürel evrim sırasında insan topluluğunu bir arada tutacak en optimum dengeli yapının " tek eşli aile yapısı " olduğu fark edildiğinden mütevellit sosyal yaşımın daha iyi olması için seçilimle baskın gelme durumudur. // Ek olarak bu konu için derinlemesine ilgi duyuyorsanız " Cinselliğin Şafağında " kitabı size çok şey katar.
 
Geri