Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Sadabat Paktı’nın İmzalanma Sebebi - Hangi Ülkeler Arasında İmzalanmıştır?...
Sadabat Paktı, hangi ülkeler arasında, Yakın Doğu’da, barış ve güvenliği sağlamak, imzalanma sebebi, Orta Doğu, İtalyan tehlikesi
Sadabat Paktı - Sadabat Paktı’nın İmzalanma Sebebi - Hangi Ülkeler Arasında İmzalanmıştır?
I. Dünya Savaşı’nın arkasından kurulan düzen Avrupa’da yerini rekabet ve uyuşmazlıklara bırakmıştır. Mağlup devletler bu yeni düzeni yıkmak konusundakiisteklerini uygulamaya koymuşlardır. Savaşın arkasından kurulan düzenden memnunolmayan İtalya Habeşistan’ı işgal etmiştir (1935). İtalya’nın Habeşistan’ı işgali ile Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan İtalyan tehdidi Orta Doğu’nun güvenliğini de tehlikeye sokmuştur. Bu durum Türkiye’yi bir yandan İngiltere’ye bağlanmaya götürmüş, öte yandan Orta Doğu devletleriyle işbirliği yapmak ve bazı savunma tedbirleri almak zorunda bırakmıştır.
Sadabat Paktı’nın İmzalanmasına Hangi Devlet Sebep Olmuştur?
Orta Doğu’ya yönelen İtalyan tehlikesine karşı bir savunma sistemi kurmak, Orta Doğu’nun güvenliği için zorunlu görünüyordu. Bu çerçevede Orta Doğu devletlerinden İran’ın girişimi ile Cenevre’de 2 Ekim 1935’de Türkiye, İran ve Irak arasında üçlü bir antlaşma yapıldı. Fakat bu anlaşmayı uygulamak hemen mümkün olmadı. Çünkü İran ile Irak’ın Türkiye ile de İran’ın sınır meseleleri bulunmaktaydı. Ancak İtalya’nın aldığı sert tutum ve Habeşistan’ın işgali bu devletleri birbirine yaklaştırdı. Bunun
sonucunda aralarındaki anlaşmazlıklar ortadan kalkmış oldu. Bu da İtalyan tehlikesine karşı Orta Doğu’nun güvenliğini sağlamayı amaçlayan Sadabat Paktı’nın imzalanmasına imkan verdi.
Sadabat Paktı’na İmza Atan Devletler ve Sadabat Paktı’nda Alınan Kararlar
8 Temmuz 1937’de Tahran’da Sadabat Sarayı’nda Türkiye, İran, Afganistan ve Irak arasında Sadabat Paktı adını alan antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile taraflar,
- Aralarındaki dostluk ilişkilerini devam ettirmeyi,
- Milletler Cemiyetine bağlı kalmayı,
- Birbirlerinin iç işlerine karışmamayı,
- Ortak sınırlarına saygı göstermeyi,
- Ortak çıkarlarını ilgilendiren meselelerde birbirlerine danışmayı,
- Birbirlerine karşı saldırı hareketine girişmemeyi ve saldırı amacı taşıyan siyasi
oluşumlara katılmamayı kabul etmişlerdir.
Sadabat Paktı Hangi Ülkeler Arasında İmzalanmıştır ve Sadabat Paktı’nın İmzalanma Sebebi Nedir?
Sadabat Paktı Yakın Doğu’da barış ve güvenliği sağlamak, bu suretle dünya barışına yardımcı olmak amacıyla imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Asya ve Afrika’da genişlemek isteyen İtalya’nın emperyalist (sömürgecilik) emellerine engel olmak amacı güdülmüştür. Türkiye açısından “ Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi doğrultusunda bir girişimdir. Türkiye bu pakt ile doğu sınırlarını güvenlik altına almıştır.
Kaynak: T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Okulları (Açık Öğretim Lisesi- Meslekî Açık Öğretim Lisesi) İçin Hazırlanan 11. Sınıf Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 2 Ders Notları, Alim ÖZTÜRK, s 83, 2007
Paktın imzalandığı saray şuan kompleksi müzedir, arka planda Beyaz Saray olarak adlandırılan Sadabat Sarayı, Tahran.
Sadabat Paktı; Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında, 8 Temmuz 1937'de Tahran'da Sadabat Sarayı'nda imzalanan dörtlü saldırmazlık paktı.
Paktın Sebepleri
1.Sınır sorunlarının kalıcı şekilde çözülmesi: Pakta üye devletlerin tümünün İran'la sınır sorunu bulunmaktaydı. Ayrıca bu sınır sorunları nedeniyle özellikle Türkiye-Irak-İran üçgeninde Kürt aşiretleri sınır tanımayan isyanlar yapmaktaydı. Bu paktın imzalanmasının en önemli nedenidir.
2.Ülkelerin bağımsızlıklarını vurgulama istekleri: Sömürge ve yarı sömürge dönemlerinden kısa süre önce kurtulabilen bu devletlerin bağımsızlıklarının vurgulanması son derece önemliydi. İlk defa bu amaçla, 2 Ekim 1935'te Cenevre'de Türkiye, İran ve Afganistan arasında üçlü bir antlaşma parafe edildi. Buna daha sonraları Irak da katıldı. Daha sonra Irak-İran sınır antlaşmazlığının çözümlenmesi (Şattülarap uyuşmazlığı), Türkiye ile İran arasında dostluk çerçevesi içinde sınır sorunu dahil her alanı düzenleyen antlaşmaların akti, 8 Temmuz 1937 tarihli Sadabad Paktı'nın imzalanmasına imkân vermiştir.
Taraflar antlaşmada genel olarak birbirlerinin iç işlerine karışmayacaklarını, ortak çıkarlarını ilgilendiren hususlarda birbirlerine danışacaklarını, birbirlerine karşı saldırıda bulunmayacaklarını ve sınırlarının korunmasına saygı göstereceklerini taahhüt etmişlerdir.
Ancak paktın temel nedeni olan Kürt aşiretleri sorunu, 7. maddenin şu ifadelerinde saklıdır: Bağıtlı taraflardan her biri, kendi sınırları içinde diğer bağıtlı tarafların kurumlarını yıkmak, düzen ve güvenliğini sarsmak veya politik rejimini bozmak amacıyla silahlı çeteler, birlikler veya örgütlerin kurulmasını ve eyleme geçmelerini engellemeyi yükümlenir.
II. Dünya Savaşı ortamında antlaşmanın diğer maddeleri işlevsiz kalmış, fakat 7. madde anlaşmanın devamını sağlamıştır. Sadabat Paktı, 1979'da İran'daki İslamî rejim, paktı feshettiğini imâ edene kadar hukuki varlığını sürdürmüştür.
Paktın oluşumu
Irak, İngiltere'ye olan bağlılığını dengelemek için İran ve Türkiye'ye saldırmazlık paktı önermiştir. Türkiye ise ayrı ayrı paktlar yerine bölgesel bir pakt kurulmasını önermiştir. SSCB'nin önerdiği Afganistan'ın pakta yer alması fikride kabul edilince pakt Tahran'da imzalanmıştır
İtalya’nın Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’ya yönelik tehlikeli bir politika izlemesi, Türkiye ve bölgedeki diğer devletleri harekete geçirdi. Türkiye bir taraftan batıdaki komşularıyla imzaladığı Balkan Antantı ile batı sınırlarının güvenliğini sağlarken, doğudaki komşuları ile iyi ilişkiler kurmak suretiyle doğu sınırını da güvence altında bulundurmak istiyordu.
Ortadoğu’da barışın tehlikeye düşeceğini gören Türkiye, İran, Irak ve Afganistan 8 Temmuz 1937’de Tahran’da Sadabat Paktı’nı imzaladılar. Sadabat Paktı, devletlerin birbirlerine karşılıklı saygı esasına dayanan bir anlaşma idi. Sadabat Paktı’na imza atan devletler, ortak sınırların dokunulmazlığına saygılı olmayı ve birbirlerine saldırmamayı garanti etmişlerdir.
Sadabat Paktı’na imza atan devletlerin aldıkları kararlar
(Sadabat Paktı maddeleri)
- Pakta katılan devletler (Türkiye, İran, Irak, Afganistan) birbirlerinin iç işlerine karışmayacaklar,
- Saldırgan girişimlerde bulunmayacaklar,
- Ortak yararları üstün tutacaklar,
- Milletler Cemiyeti’ne saygılı olacaklardı.
Sadabat Paktı’nın amacı
İtalya’nın Ortadoğu’ya yayılmaya çalışması üzerine sınırları güvenlik altına almak ve yakın doğuda barış ve güvenliği sağlamaktır.
Sadabat Paktı’nın Türkiye açısından önemi
Sadabat Paktı ile Türkiye doğu sınırını güvence altına almıştır.
Sadabat Paktı’nın Orta Doğu açısından önemi
Sadabat Paktı ile Orta Doğu’da barış ortamı oluşturulmuş, Sınırlara karşılıklı olarak saygılı olunarak, bölgesel bir dostluk kurulmuştur.
Suriye, Türkiye ve Irak ile olan sınır sorunları nedeniyle bu pakta katılmamıştır. 1979’da İran-Irak savaşının çıkması ile Sadabat Paktı sona ermiştir.
Sadabat’tan Bağdat’a Türk Dış Politikasında Ortadoğu
Sadabat Paktı ve Bağdat Paktı… İlki, işleyen bir güvenlik mekanizmasına dönüşememiştir ve Paktın sadece tarihi varlığının bilinmesi haricinde üzerinde pek durulmamıştır. İkincisi ise, dönemin şartlarının da etkisi ile çok girift bir sürece sahip olmuş ve Sadabat Paktı’na kıyasla çok daha fazla incelenmiş ve tartışıla gelmiştir.
İki farklı dönemde, her iki Pakta üye olan ülkelere baktığımızda, her iki Paktta yer alan ülkeler; Türkiye, İran ve Irak’tır. Sadece Sadabat Paktı’na üye olan ülke Afganistan ve sadece Bağdat Paktı’na üye olan ülkeler Pakistan ve İngiltere’dir. İngiltere’nin bölgenin asli unsuru olmadığı dikkate alınarak diğer ülkelere bakılırsa, Türkiye, Irak, İran, Afganistan ve Pakistan hattındaki coğrafi bağın, çeşitli dönem ve şekillerde tarihe de yansıdığı/yansıttırıldığı görülmektedir. Bu husus hakkında özellikle iki dönem ciddi ipuçları vermektedir. İlki, ilerleyen bölümlerde de görüleceği üzere, Bağdat Paktı’nın ortadan kaldıran, Temmuz 1958’de Irak’ta ordunun yönetime el koymasıdır. Ardından Ekim 1958’de Pakistan’da hükümet ordu tarafından düşürülmüştür. Mayıs 1960’da ise, Türkiye’de ordu yönetime el koymuştur.
Zikredilen hat üzerindeki ikinci dikkate değer dönem, 1970’lerin ikinci yarısıdır. 1977’de, Pakistan’da, General Ziya ül Hak, seçimle gelen Ali Butto’yu askeri darbe ile devirmiştir. 1979’da İran’da İslam Devrimi gerçekleştirilmiştir. Aynı yıl Irak, İran’a savaş açmış ve yine aynı yıl Brejnev’in emriyle Afganistan’a asker gönderilmeye başlanmıştır. 1980’de ise yine Türkiye’de ordu yönetime el koymuştur.
Bütün bu gelişmeler belli bir plan dâhilinde mi gerçekleşmiştir yoksa coğrafik, kültürel ve tarihsel bağların tabii bir tezahürü müdür? Bu çalışmanın amacı, iki dönemdeki bu gelişmeler neticesinde bu sorulara cevap arayan çeşitli teoriler ortaya koymak değildir. Verilen iki dönem, üye ülkeler arasındaki tartışmaya açık bağı ortaya koymaktır. Onun haricinde bu çalışmanın amacı, Sabadat Paktı ve Bağdat Paktı özelinde Türk dış politikasında Ortadoğu ekseninde yaşanan gelişmeleri ve bu gelişmeler sonucunda Türkiye’nin ve Türk dış politikasının ne şekilde etkilendiğini açıklamaktır.
Sadabat Paktı ve Sıfır Sorun Politikası
İtalya’nın Habeşistan’ı (Etiyopya) 3 Ekim 1935’ten itibaren işgal etmeye başlaması, Sadabat Paktı’na üye olacak olan devletleri birbirlerine yaklaştıran bir süreç olmuştur. Dolayısıyla Türkiye, İran ve Irak arasında Cenevre’de bölgesel bir pakt kurulmasına dair sözleşme taslağının paraflanmasının bu tarihten yalnızca bir gün önce gerçekleşmesi İtalyan tehdidinin bir göstergesi olarak algılanabilir.(1)
Ancak Irak ve İran arasında özellikle 1930’lardan itibaren tırmanan sınır anlaşmazlığı, böylesi bir taslağın hayata geçmesi için olumsuz bir durum teşkil etmiştir. Lakin 1937 yılında Türkiye’nin arabuluculuğu ile iki devlet bir sınır anlaşması imzalamışlardır.(2) Türkiye’nin arabulucu bir konumda yer alması 21. yüzyılda Türkiye’nin bölgede almak/kazanmak istediği konumun tarihsel izdüşümü olarak kabul edilmelidir.
Temelleri Cenevre’de atılan, kolektif bir savunma sisteminin oluşturulması fikri, sınır meselelerinin aşılmasının ardından, Afganistan’a da önerilmiş ve Ortadoğu’da ilk kez komşu ve Müslüman ülkeler bir işbirliği ve saldırmazlık antlaşması olan Sadabat Paktı’nı(3) 8 Temmuz 1937’de Tahran’ın Sadabat Sarayı’nda imzalamışlardır. Üyeler böylece, birbirlerinin içişlerine karışmamayı, ortak sınırlara saygı gösterilmesini ve birbirlerine karşı herhangi bir saldırıya girişilmemesini taahhüt etmişlerdir.
Değinildiği üzere, Ortadoğu’da komşu ve Müslüman ülkelerin bu şekilde bir araya gelişi, Ortadoğu tarihi açısından bir ilktir. Dolayısıyla Pakt, “modern Ortadoğu’nun ilk bölgesel ittifakı”dır.(4)
İran, Irak ve Afganistan’ın Sadabat Paktı’na katılma nedenleri genel olarak birbirine benzemektedir. Her üç devlet de iktidarı yeni elde etmiş olan elitler rejimlerini yerleştirmek ve güçlendirmek için dışarıda komşuları ile iyi ilişkiler kurma temelinde bir dış politika izlemişler ve bunun neticesinde Sabadat Paktı’nı iyi bir fırsat olarak görmüşlerdir.(5) Ancak Türkiye için böylesi bir durum söz konusu değildir. Zira Türkiye özelinde bir meşruiyet eksikliği söz konusu değildir. Aksine arabuluculuk sürecinde de görüldüğü üzere, böylesi bir adım Türkiye’nin özgüvenini ortaya koymaktadır. Ancak Pakt işleyen bir güvenlik mekanizmasına dönüştürülememiştir. Bununla birlikte, ele alınan dönemde Türkiye’nin özgüveni yalnızca Ortadoğu bölgesi için söz konusu olmamıştır. Zira Sadabat Paktı’ndan üç yıl önce de Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya arasında 9 Şubat 1934’te Balkan Antantı imzalanmıştır.
Bu nedenlerle resmin bütününe bakıldığında, Türkmen’in ifadesi ile; “görüldüğü gibi, Atatürk Devri’nin Ortadoğu politikası ile bugünkü Ortadoğu politikası arasındaki ortak noktalar çoktur. O zaman da komşularla sıfır sorun politikası güdülüyordu, fakat bu bir slogan şeklinde ifade edilmiyordu.”(6)
Bağdat Paktı ve Ortadoğu’nun Üçe Bölünmesi
Bağdat Paktı’ndan önce 1950 ve 1952 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve Türkiye’nin desteği ile İngiltere tarafından başlatılan iki Ortadoğu savunma önerisi Ortadoğu ülkeleri tarafından kabul edilmeyip başarısız olmuştur.(7)
II. Dünya Savaşı’nın ardından iki kutuplu sistemde tercihini Batı’dan yana kullanan Türkiye, Batı için Sovyetler karşısında özellikle Ortadoğu bölgesi için önemli bir aktör olmuştur. Önce İngiltere’nin ardından da Amerika’nın Türkiye’ye yönelik destekleri, bölgede işleri kolaylaştırmak amacıyladır.
Bağdat Paktı’na giden sürecin, 1953’de başladığını söylemek mümkündür. ABD’de 1953 yılında Eisenhower’ın başkan seçilmesinin ardından, Dışişleri Bakanı John Foster Dulles 11–28 Mayıs 1953 tarihlerinde 11 bölge ülkesini ve 26–27 Mayıs’ta da Türkiye’yi ziyaret etmiştir.
Dulles, bu ziyaretlerin ardından 1 Temmuz 1953’te Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Kuzey Kuşağı/Zinciri Savunma projesini ortaya atmıştır. Projenin ilk somut adımı, 28 Aralık 1953’te ABD–Pakistan ve 18 Şubat 1954’te Türkiye–Pakistan arasında imzalanan anlaşmalar olmuştur.(8) Belirtildiği üzere, böylesi bir adımda “Sovyet tehdidi” ana faktör olmuştur.
Bu sürecin ardından, ABD ve İngiltere’nin desteği ile Türkiye ile Irak arasında 24 Şubat 1955’te Bağdat Paktı imzalanmıştır. 4 Nisan 1955’te İngiltere, 23 Eylül 1955’te Pakistan, 3 Kasım 1955’te de İran Pakta üye olmuşlardır. Bağdat Paktı ile birlikte, Ortadoğu’nun üçe bölündüğü söylenebilir:
Birinci grupta; Pakta katılan Irak, İran ve Pakistan
İkinci grupta; Pakta şiddetle karşı çıkan Mısır, Suriye, Arabistan ve Yemen
Üçüncü grupta ise her iki grubun da dışında kalan Ürdün ve Lübnan yer almışlardır.(9)
Bu bölünme neticesinde genel itibariyle bir Mısır–Suriye ve Türkiye–Irak bloğunun(10) oluştuğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.
Bağdat Paktının Uzun Ömürlü Olmaması ve Sorunlar
1955’te hayata geçen Bağdat Paktı, Temmuz 1958’de Irak’taki askeri darbenin ardından Irak’ın, Mart 1959’da Pakt’tan çıkmasının ardından ortadan kalkmıştır.
Bu darbe haricinde Paktın uzun ömürlü olmamasına neden olan başka etkenler de bulunmaktadır. Bunlardan biri, Paktta tek Arap ülkenin Irak olmasıdır. Diğer Arap ülkelerinin dâhil edilememesi, bölgede amaçlanan birliğin sağlanamaması neticesini doğurmuştur. Bir diğer etken Türkiye de dâhil olmak üzere, Pakttan her üyenin güvenlik ve özellikle de ekonomik alanda kendine göre bir beklentisinin olmasıdır. Pakt’ın uzun ömürlü olmamasına bir neden olarak ABD’nin üye olmaması gösterilmektedir. ABD üye olmamıştır, çünkü Mısır’ın ve Yahudi lobisinin tepkisinden çekinmiştir.(11) Son olarak, Nasır’ın Arap dünyasındaki liderliğini yitirmemek amacıyla Pakta şiddetle karşı çıkması bir başka etken olmuştur.
Bağdat Paktı’nın ortadan kalkmasının ardından, yerini CENTO (Central Treaty Organization) Merkezi Antlaşma Teşkilatı alacaktır.
Bağdat Paktı Türk Dış Politikasını Ne Yönde Etkiledi?
Bağdat Paktı ele alındığında üzerinde en çok durulan hususlardan biri, Türkiye’nin böylesi bir adımı kendi inisiyatifiyle atıp atmadığı olmaktadır. Burada dış politikanın bağımsızlığı söz konusu olmaktadır. Paktın bir üyesi olarak Türkiye’nin ekonomik beklentileri olmuştur. Lakin tamamen İngiltere ya da ABD’nin talep ve isteği üzerine Türkiye’nin böylesi bir adım attığını söylemek doğru olmayacaktır. Bunlarla birlikte şunu da söylemek mümkündür ki, Türkiye’nin Bağdat Paktı üyeliği umulan beklentilerin aksine, olumsuz neticeler doğurmuştur.
Türkiye’nin Bağdat Paktı’nın kurulmasıyla üstlendiği liderlik rolü Paktın Arap dünyasında erken çöküşü ve Nasır’ın pozitif tarafsızlık görüşünün 1957 sonrası yayılmasıyla bozulmaya başlamıştır.(12) Türkiye, Bağdat Paktı üyeliği ile Arapları karşısına almıştır ki Türkiye’nin İsrail’i tanıdığı 1948’den bu yana ilişkilerin çok da iyi olduğunu söylemek mümkün değildir. Diğer taraftan ekonomik anlamda Batı’dan umulan destek görülememiştir. Paktın kuruluş mantığının tabii bir neticesi olarak da Sovyetler ile olan ilişkiler olumsuz etkilenmiştir.
Sonuç
Bugün dahi, Sabadat ve Bağdat Paktı’na üye olan devletlerin bulunduğu mekânsal hattın gerek Türkiye, gerek bölge ve Dünya siyaseti için ehemmiyetini yitirmemiş olduğunu ve bu hat üzerindeki düğümün çözülmemiş olduğunu söylemek mümkündür. 2000’lerden bu yana, Irak, İran, Pakistan, Afganistan hattında yaşanan gelişmeler malumdur. Dolayısıyla Sadabat ve Bağdat Paktı girişimlerinin sadece birer tarihi vaka olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir.
Hangi açıdan değerlendirilirse değerlendirilsin, Türkiye ve Türk dış politikası tarihinde ele alınan her iki girişim de dikkate şayandır. Lakin yine de Sadabat Paktı’nın, Bağdat Paktı’na kıyasla çok fazla incelenmediği, değerlendirilmediği görülmektedir. Dolayısıyla bu boşluğun doldurulması dâhilinde daha sağlıklı çıkarımlarda bulunulabileceği düşünülmektedir.
21. yüzyılda Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik geliştirdiği tutum ve davranışlarında, yetmiş beş yıl önceki Sadabat Paktı’na atıfta bulunulması, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel ve mekânsal derinliğini göstermesi bakımında manidardır. Bu sebepten ötürü yukarıda dile getirilen boşluğun doldurulması halinde ileriye dönük projeksiyonlar için bir dizi argümanın elde edileceğini iddia etmek yanlış olmayacaktır.
Bunun yanında, Bağdat Paktı konusunda, o dönemde Türkiye’nin ne denli bağımsız bir adım atmış olduğu tartışmaları kısmen devam etmektedir. Lakin dönemin şartları dikkate alındığında bu tür bir sorununun altının doldurulabilmesi güç olmaktadır. Ayrıca, yapılmakta olan arşiv çalışmaları süresince ve neticesinde ulaşılan veriler, Türkiye’nin sanılanın aksine tamamen Batı’nın yönlendirmesiyle bir adım atmamış olduğunu göstermektedir.
Samet ZENGİNOĞLU
*Bu yazı ilk olarak Akademik Analiz Dergisinin Mart sayısında yayınlanmıştır.
Dipnotlar
(1)Mustafa Serdar Palabıyık, Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937): İttifak Kuramları Açısından Bir İnceleme, Ortadoğu Etütleri, Cilt: 2, No: 3, Temmuz 2010, s. 155.
(2)İlter Türkmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin Ortadoğu Politikası, Bilgesam Yayınları No: 4, 2010, s. 12.
(7)Behçet Kemal Yeşilbursa, Bağdat Paktı (1955–1959), Tarihin Peşinde Uluslararası Tarih ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı: 6, Yıl: 2011, s. 86.
(8)Yeşilbursa, a.g.m., ss. 87–88.
(9)Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914–1980), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1992.
(10)Yüksel Kaştan, II. Dünya Savaşı Sonrası Türkiye–Irak Siyasi İlişkileri, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 19, Yıl: 2008, s. 314.
(11)Türkmen, a.g.m., s. 18.
(12)İlay İleri, Türkiye’nin Dış Politikası, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 35–36, Mayıs–Kasım 2005, s. 381.