-
- Katılım
- Nisan 2, 2014
-
- Mesajlar
- 3,728
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 291
-
- Yaş
- 35
Çok uzundu yol, koştum durmadım. Aldırmadım yağmura…
İyi değildim belki ayıpladı herkes beni. Ayıp mıydı sev*mek diye düşünmedim, o an senden başka hiçbir şeyi düşünme*dim. Aklımda seni kaybetmek vardı. Bir insanın sabah uykusu kadar sevdiği birini kaybetmesi. îşte alışılabilir bir şey değil bu. Senin bir daha olmayacağını söylediler, inanmadım. İnanmak en zoru işte. Ben hiç kaybetmemişim bu hayatta ve bunu bugün se*ninle öğrendim. Sensizlikle öğrendim.
Her sabah attığım “Günaydın sabah uykum bugün nasılsın?” mesajlarının bir yeri yok artık. Son attığım mesajda iletilmedi zaten. Bundan daha büyük bir çaresizlik biliyor musun sen? Te*lefonunu kapatmışlar haberin bile yok. Gittiğin yerleri bilmiyor*sun oysa sen bilmediğin bir sokağa bile girsen korkardın. Şim*di sahi ne yaparım ben sensiz. Kime atarım o mesajları? Adını söylemediğim günlerde kime sığınırım, kimin kokusunu çekerim içime?
Arkanda ne çok soru bıraktın. Beni ne çok sensiz bıraktın. Bi*liyorum zor kabullenmek sensizliği, biliyorum yoksun artık ve bu her şeyin üzerinde bir yokluk. Dönüşü olmayan, gidişine sular dökmek istemediğim bir yokluk. Bende çok fazla cümlen kaldı. Sana söylesem ne güzel olurdu dediğim yüzlerce yazı var. Okuma*dım hiçbirini sana, hiç haberin olmadı belki de ne kadar sevildi*ğinden. Ben seni çok harfli sevdim, bütün harfleri senin yüzünden sevdim.
İnsan izin vermek istemiyor gidişlere. Çok kere söyledim «seni bırakmayacağım» diye. Belki günlerce gecelerce bağırdım. Hiç şarkı dinlemedim, bir şeyler seni hatırlatsın istemedim. Ben ne öğ*rendim biliyor musun? İnsan hiç unutmadığı birini hatırlayamazmış. Ben bugünde seni hatırlamadım. Senin benim benliğimde hatırlanmak gibi bir lüksün yok. Unutamıyorum. Elini tutsam hiç bırakmasam faydası olur muydu? Ne yapayım ben? Ne yapayım sen söyle.
Ben bittim ama ben bittim.
Belki başka bir zaman yine karşılaşırız. En azından ben öyle inanmak istiyorum. Bence karşılaşmamız gereken çok fazla konu var. Seninle ne şekilde olursa olsun yeniden karşılaşmak isterim. Toprağın altı üstü fark etmez. Ben seni her şekilde yeniden seve*rim.
“Nasılsın sabah uykum?” Bugün nasılsın? Islandın mı toprağın yine? Sen duş almayı seversin ben de severdim. Toprak seni aldığı için mi böyle güzel? Senin kokun mu yoksa yeryüzüne yayılan? Ne çok soru soruyorum değil mi? işte insan birini sabah uykusu kadar sevmeyi versin. Sevince böyle oluyor demek ki çok sevince böyle unutamıyor böyle içinde taşıyor.
Ben yolculukları sadece seninleyken severdim. Sensiz bir yol*culuğun tadı yok. Oysa tren gemi ya da otobüs fark etmezdi. Ya*nımda olsan yine gezerdik. Cam kenan hep senin olurdu ama sen camdan dışarıyı izlemezdin, başını cama değil bana dayardın.
Ben artık yeni yolculuklara çıkmıyorum. Çıkasım yok ki. Gidesim yok senin olmadığın yerlere…
Papatyalar bıraktım yanma geçen gün. Papatyalar sana ben*zer, narin ve soylu çiçeklerdir onlar. Öyle elden ele dolaşmazlar. Herkesleşmezler. Herkes sevdiğine gül verirken biz seninle papat*yaları sevdik. Belki de biz papatyadan insanlardık. Başka çiçekle yapamıyorduk. Papatyalar diyorum koparmadan kokmazlar iyi bilirsin sen. İşte ben sen seviyorsun diye hiç papatya koparma*dım. Yanma bıraktıklarım bir saksının içinde duruyorlar. Varsın kokmasınlar, onlar hep seni izliyorlar.
Ben gidiyorum şimdi ve her gün “nasılsın sabah uykum” me*sajını önce kim atacak yarışını yaptığımı suyumu özlüyorum. Sen benim suyumsun, öyle berrak öyle temiz en güzel huyumsun. Sen benim sabah uykumsun, uykumdan çalanım, yanıma yar olanımsın. Ben seni bir adamın en saf haliyle sevdim. Elmacık kemikle*rini ayrı, gülüşlerim, saçlarını ayrı sevdim.
Ben gidemiyorum şimdi.
Ben hiç gidemem ki senden, ben sana kalmaya geldim, seni yanıma almaya geldim.
Sana belki hiç okuyamayacağın ama hep benden duyacağın yeni yazılar yazdım.
“Hoşlandığın kadına papatyalar vermelisin hatta vermesen de olur”" $u topraklarda bir yerlerde senin için yaşayan papatyalar var desen yeter. İşte o papatyalar nasıl yerinde güzelse sende benim yanımda öyle güzelsin.
Bizi koparmasınlar.
İyi değildim belki ayıpladı herkes beni. Ayıp mıydı sev*mek diye düşünmedim, o an senden başka hiçbir şeyi düşünme*dim. Aklımda seni kaybetmek vardı. Bir insanın sabah uykusu kadar sevdiği birini kaybetmesi. îşte alışılabilir bir şey değil bu. Senin bir daha olmayacağını söylediler, inanmadım. İnanmak en zoru işte. Ben hiç kaybetmemişim bu hayatta ve bunu bugün se*ninle öğrendim. Sensizlikle öğrendim.
Her sabah attığım “Günaydın sabah uykum bugün nasılsın?” mesajlarının bir yeri yok artık. Son attığım mesajda iletilmedi zaten. Bundan daha büyük bir çaresizlik biliyor musun sen? Te*lefonunu kapatmışlar haberin bile yok. Gittiğin yerleri bilmiyor*sun oysa sen bilmediğin bir sokağa bile girsen korkardın. Şim*di sahi ne yaparım ben sensiz. Kime atarım o mesajları? Adını söylemediğim günlerde kime sığınırım, kimin kokusunu çekerim içime?
Arkanda ne çok soru bıraktın. Beni ne çok sensiz bıraktın. Bi*liyorum zor kabullenmek sensizliği, biliyorum yoksun artık ve bu her şeyin üzerinde bir yokluk. Dönüşü olmayan, gidişine sular dökmek istemediğim bir yokluk. Bende çok fazla cümlen kaldı. Sana söylesem ne güzel olurdu dediğim yüzlerce yazı var. Okuma*dım hiçbirini sana, hiç haberin olmadı belki de ne kadar sevildi*ğinden. Ben seni çok harfli sevdim, bütün harfleri senin yüzünden sevdim.
İnsan izin vermek istemiyor gidişlere. Çok kere söyledim «seni bırakmayacağım» diye. Belki günlerce gecelerce bağırdım. Hiç şarkı dinlemedim, bir şeyler seni hatırlatsın istemedim. Ben ne öğ*rendim biliyor musun? İnsan hiç unutmadığı birini hatırlayamazmış. Ben bugünde seni hatırlamadım. Senin benim benliğimde hatırlanmak gibi bir lüksün yok. Unutamıyorum. Elini tutsam hiç bırakmasam faydası olur muydu? Ne yapayım ben? Ne yapayım sen söyle.
Ben bittim ama ben bittim.
Belki başka bir zaman yine karşılaşırız. En azından ben öyle inanmak istiyorum. Bence karşılaşmamız gereken çok fazla konu var. Seninle ne şekilde olursa olsun yeniden karşılaşmak isterim. Toprağın altı üstü fark etmez. Ben seni her şekilde yeniden seve*rim.
“Nasılsın sabah uykum?” Bugün nasılsın? Islandın mı toprağın yine? Sen duş almayı seversin ben de severdim. Toprak seni aldığı için mi böyle güzel? Senin kokun mu yoksa yeryüzüne yayılan? Ne çok soru soruyorum değil mi? işte insan birini sabah uykusu kadar sevmeyi versin. Sevince böyle oluyor demek ki çok sevince böyle unutamıyor böyle içinde taşıyor.
Ben yolculukları sadece seninleyken severdim. Sensiz bir yol*culuğun tadı yok. Oysa tren gemi ya da otobüs fark etmezdi. Ya*nımda olsan yine gezerdik. Cam kenan hep senin olurdu ama sen camdan dışarıyı izlemezdin, başını cama değil bana dayardın.
Ben artık yeni yolculuklara çıkmıyorum. Çıkasım yok ki. Gidesim yok senin olmadığın yerlere…
Papatyalar bıraktım yanma geçen gün. Papatyalar sana ben*zer, narin ve soylu çiçeklerdir onlar. Öyle elden ele dolaşmazlar. Herkesleşmezler. Herkes sevdiğine gül verirken biz seninle papat*yaları sevdik. Belki de biz papatyadan insanlardık. Başka çiçekle yapamıyorduk. Papatyalar diyorum koparmadan kokmazlar iyi bilirsin sen. İşte ben sen seviyorsun diye hiç papatya koparma*dım. Yanma bıraktıklarım bir saksının içinde duruyorlar. Varsın kokmasınlar, onlar hep seni izliyorlar.
Ben gidiyorum şimdi ve her gün “nasılsın sabah uykum” me*sajını önce kim atacak yarışını yaptığımı suyumu özlüyorum. Sen benim suyumsun, öyle berrak öyle temiz en güzel huyumsun. Sen benim sabah uykumsun, uykumdan çalanım, yanıma yar olanımsın. Ben seni bir adamın en saf haliyle sevdim. Elmacık kemikle*rini ayrı, gülüşlerim, saçlarını ayrı sevdim.
Ben gidemiyorum şimdi.
Ben hiç gidemem ki senden, ben sana kalmaya geldim, seni yanıma almaya geldim.
Sana belki hiç okuyamayacağın ama hep benden duyacağın yeni yazılar yazdım.
“Hoşlandığın kadına papatyalar vermelisin hatta vermesen de olur”" $u topraklarda bir yerlerde senin için yaşayan papatyalar var desen yeter. İşte o papatyalar nasıl yerinde güzelse sende benim yanımda öyle güzelsin.
Bizi koparmasınlar.