Ruhsal bozukluklarda sağaltım - psikoterapiler

Konu sahibi son olarak 2624 gün önce görüldü
Ruhsal bozukluklarda sağaltim -psikoterapiler


a) Psikanaliz Ve Psikanalitik Psikoterapi Psikanaliz, psikoterapinin en yoğun ve özen gerektiren şeklidir.

Hastalar haftada üç beş defa ve genellikle yıllar boyunca yüzlerce saat görülür. Bu saatlerde hasta koltukta uzanarak konuşur, hekim hastanın arkasında, onun görüş alanı dışında bir yerde oturur. Serbest çağrışım klasik psikanalizin temel kuralıdır. Serbest çağrışım, bilinçdışının incelenebilmesi için, bireyin aklına gelen bir düşünceyi hiçbir baskı, denetim ve süzgece uğratmadan açığa vurmasıdır.



Psikanalitik yönelimli psikoterapi, psikanaliz ilkelerini temel alır, fakat klasik uygulama kurallarına bağlı kalmaz. Haftalık sağaltım saatleri daha esnek tutulabilir. Hasta koltuğa uzanmaz, yüz yüze konuşulur. Serbest çağrışım kural değildir. İki üç yıl veya daha uzun sürebilir.


Her iki sağaltım türü de içgörü kazanarak kişiliğin, benliğin değişimini amaçlamaktadır. Günümüzde, psikanalitik yönelimli psikoterapi daha sık kullanılmaktadır. Psikonevrozlar, kişilik bozuklukları, cinsel uyum bozuklukları ve psikosomatik bozuklarda uygulanılır. Şizofrenide ve benlik gücü zayıf, psikoza yatkın kişilerde uygulanmamalıdır. Bu hastalarda serbest çağrışım düşüncelerin sürekli dağılmasına neden olabilir.


b) Destekleyici Psikoterapi


Hastanın sağlıklı, uyumlu, verimli yönlerini harekete geçirmeyi, olumlu savunma düzeneklerini geliştirmeyi amaçlayan psikoterapi türüdür. Psikanaliz ve psikanalitik yönelimli psikoterapide kullanılan yöntemler kullanılmaz. Çözümlemeye değil, desteklemeye yöneliktir. Görüşme saatleri daha seyrektir.


Örseleyici ve yıpratıcı yaşam olayları; kişiler arası, aile ve iş yaşamındaki stres durumları ve bunlara karşı hastanın kullandığı savunmalar değerlendirilir ve başka seçenekler hasta ile birlikte araştırılır. Destekleyici psikoterapi her türlü ruhsal ve bedensel hastalıkta kullanılabilir. Psikozlarda, şizofrenide daha çok bu tür psikoterapi önerilir.


c) Davranış Terapisi


Davranış terapisi, öğrenme teorisinin klasik koşullanma ve edimsel koşullanmayı içeren prensiplerine dayanır. Edimsel koşullanma, davranışın sonuçlarına göre şekillendiği varsayımına dayanır ; eğer davranış pozitif sonuçlar doğurursa artacak, eğer cezalandırılırsa azalacaktır. Klasik koşullanmanın temeli ise davranışın anksiyete yaratan sitimulusla beraber olup olmamasına bağlı olarak şekillendiği varsayımıdır.


Davranış terapisinin uygulama alanları ; fobik, obsesif, agorafobik bozukluklar, anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza, sigara bağımlılığı ve seksüel problemlerdir.


d) Bilişsel ( Kognitif ) Terapi


İlk kez 1960lı yıllarda A. Beck tarafından bilişsel terapi psikopatolojik kuramı ileri sürülmüş ve daha sonraki yıllarda uygulamada yerini almıştır. Beckin kuramına göre psikopatoloji temelde çocukluk çağında edinilen yanlış algılama, değerlendirme, ve düşünmeye dayanır. Asıl patoloji kişinin kendisini, dünyasını ve geleceğini yanlış algılaması ve önyargılı biçimde olumsuz değerlendirmesidir. Bu algılama ve değerlendirme biçimi çocukluktan beri yerleşmiş örüntüler olup, Beck bu örüntülere şema adını vermiştir. Çocuklukta edinilen bu şemalar genellikle pek belirgin değildir, uykuda gibidir. Fakat kişi, bu şemaların ilk oluşunda rol oynayan olaylara benzer durumlarla karşılaşınca, bu şemalar aktive olurlar.


Bilişsel terapi, hastanın olumsuz algılamalarını ve değerlendirmelerini hastaya göstermekte etkin olur. Amaç, eskiden yerleşmiş algılama ve değerlendirme kalıplarının değiştirilmesi, seçenek açıklamalar kazanılması ve hastanın kendisine, dünyaya ve geleceğe daha esnek bakmasını sağlamaktır.


e) Aile Psikoterapisi


Klasik anlamda aile psikoterapisi hasta ile birlikte bütün aile bireylerinin düzenli olarak terapiye katılmasıdır. Terapi toplantılarında aile bireylerinin birbirleri ile iletişim ve etkileşimlerine olanak sağlanır. Böylelikle aile patolojisi daha iyi değerlendirilir. Aile psikoterapisinde yaşanan etkileşimlerle aile bireylerinin tutumlarında değişmeler olmakta, ailede daha verimli iletişim kurulmaktadır.


f) Grup Psikoterapisi


Grup psikoterapisinde, hastaların birbirlerini ve kendilerini anlamalarını, bozuk davranış örüntülerini grup etkileşimi sırasında görmelerini, topluma uyum güçlüklerini kavramalarını, bunları düzeltme yollarını bulmalarını kolaylaştıran ve daha çok sayıda hastaya yardım sağlayan özellikler bulunmaktadır. Grup psikoterapisi genellikle 8 - 10 hastanın katılımı ile gerçekleşir. Destekleyici, eğitici gruplar kurulabilir. Analitik gruplarda üyelerin bilinçdışı sorunlarını çözümlemeye yönelik analitik yöntemler uygulanabilir.


KAYNAKLAR


1. Dunner DL: Current Psychiatric Therapy, 1. Baskı, Philadelphia, 1993.
2. Kaplan HI, Sadock BJ, Grebb JA : Synopsis of Psychiatry, 7. Baskı, Baltimore, Williams & Wilkins, 1994
3.Gelder M, Gath D, Mayou R :Oxford Textbook of Psychıatry , 3. Baskı, Newyork, 1996
4. Öztürk O: Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, 6. Baskı, Ankara, 1995
 
X terapisi y terapisi ve ilaç.Ben psikiyatrinin diğer tıp disiplinlerinden anlaşılmasının daha zor olduğunu düşünüyorum.Sağaltımlarıda daha uzun vadeli ve garantisiz.Zamanında psikiyatrik yardım almış ve alan tonla insana şahit olmuş biri olarak söylüyorum.Hiçbirinin ben dahil sadece ilaçlar ve terapiler ile (tam anlamıyla) aaa iyileştim kurtuldum şeklinde birşey çıkmadı ağızlarından.Hafif akıl hastalıkları olarak sınıflandırılan nevrozların tedavisi için bile 6-10 aylık sürelerden bahsediyorlar.Ben iyileşmemi ilaçlardan ve terapilerden çok kendime,seçimlerime ve sosyal çevreme borçluyum diye düşünüyorum.Çünkü gerçekten insanın kendisinde bitiyor.Psikotik bozuklukları ayrı tutuyorum.Zira onlara yoğun antipsikotik yada antidepresan ilaçlar vermekten başka çare yok.Aklını kaçırmış birinin kendine kendisini iyileştirecek telkinler verebilmesini kimse bekleyemez.

Dipnot: Aklını kaçırmış olup akıl hastanesinden aklı başında biri olarak taburcu olan birinede rastlamadım.Vardır belki,fakat ben görmedim.
 
Geri