Ruh Adam

Konu sahibi son olarak 4376 gün önce görüldü
Çiçi Yabgu'nun Han hakimiyetini kabul eden kardeşi Hohanyeh'in Çin sınırları içerisindeki İç Moğolistan Özerk Cumhuriyetindeki Çinli eşi Zhaojun ile birlikte yapılmış anıtı. Park'ın adı Hohanyeh'in eşinin adını taşıyor "Wang Zhaojun". Çin'de Hohanyeh'e büyük saygı var. Park'ta Hohanyeh'in mezarıda bulunmakta. Parka giriş 18 Yuan ve Çin genelinden fazlacada turist gelmekteymiş.

1075766_476663655769065_249431985_n.jpg
 
Çinlilerin tasvir ettiği Hunların bir av merasimi

10007527_476660799102684_239707761_n.jpg
 
Doğu Roma İmparatoru 8. Constantine Porphyrogenitus 948-952 yılları arasında yazdığı eserinde Macarlardan Türk, ülkelerinden Türkiye olarak söz etmektedir. Eserde “Arpad, Türklerin büyük prensi” ifadesi de yer almaktadır.

Kaynak: Constantine Porphyrogenitus; İmparatorluğun Yönetimi. Roma Araştırmaları, Dumbarton Oaks Merkezi, Washington (1967)

Macar Krallığı "Batı Türkiye", Hazar Kağanlığı ise "Doğu Türkiye" olarak adlandırılırdı.

1157597_476657299103034_1952375710_n.png
 
İstemi Yabgu'nun ölümü sırasında Doğu Roma imparatoru II. Tiberius Gök-Türklere, Valentinos başkanlığında bir elçilik heyeti göndermişti. Valentinos'u Aral gölü civarında Türk Şad adlı Gök-Türk şehzadesi karşıladı. Romalıların Gök-Türkler ile olan antlaşmalara sağdık kalmaması Türk Şad'ın Valentinos'u ağır hakaretler ile karşılamasına sebep olmuştu. Türk Şad Valentinos'a: "On diliniz var ama hileniz bir" demekteydi. Türk Şad açık sözlülüğü ile Romalıların sahtekârlığını Valentinos'un yüzüne vurmaktaydı.

Kaynak: Peter B. Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş, s.105-106 (Çev.Osman Karatay), KaraM Yayınları, Ankara (2002)

1901487_476629989105765_3634868339196906961_n.png
 

Kültigin 731 Yıllında Uçmağ'a vardığında;Bilge Kağan Şu sözleri söylemiştir;

Küçük erkek kardeşim Köl Tigin öldü. Kendi kendime düşündüm. Gören gözlerim görmez oldu. Hiçbir şeyi düşünemez oldum. ‘Sadece ölümsüz olan Tanrı yaşar. İnsan oğlu ölmek için yaratılmış’ diye düşündüm. Gözlerimden gelen yaşlara engel oldum, içim kan ağladı. İyice düşündüm. Eğer kendimi bırakırsam yeğenlerimin, çocuklarımın, beglerimin, milletimin geleceği kötü olur diye düşündüm

Kaynak: Saadettin Gömeç

1979513_476844852417612_257762157_n.jpg
 
Eski Türk ordusunda kadınların askeri birlikler içerisinde görev almalarına çok eski çağlardan itibaren rastlanmaktadır. Mesela 4. asrın başlarında Ordos’un güneyinde, Türk-Hun Devletinin bir devamı gibi ortaya çıkan Chao hanedanının son yabgularından birisi olan Shih Hu , özel seçilmiş bin kişilik bir kadın gücü meydana getirmişti. Bunlara önce yaya, sonra at üzerinde ok atmayı ve kılıç kullanmayı öğrettiğine dair bilgiler mevcuttur.
Kaynak: Gumilev, Hunlar, s.378.



10003211_477177849050979_878069995_n.jpg
 

İlgerü kün togsıkka (Doğuda gün doğusuna),
Birigerü kün ortasıñaru (Gündeyde gün ortasına),
Kurıgaru kün batsıkıña (Batıda gün batısına),
Yırıgaru tün ortusıñaru (Kuzeyde gece ortasına)...
Anta içreki bodun kop maña körür (Bu sınırlar içindeki halklar hep bana bağlıdır).

- Bilge Kağan
(Orhun Yazıtları, Kül Tiğin Bengü Taşı, Dize: K-G13-2)
 
TÜREYİŞ DESTANI

Türeyiş Destanı, bir Uygur Türk destanıdır. Büyük Türk İmparatorluğunu Göktürkler'den devralan Uygur Türkler'i, Türeyiş Destanı ile soylarının vücud buluşunu anlatırken aynı zamanda da, bütün Türk boylarında hakim bir inanış olarak beliren, soyun ilahi bir kaynağa bağlanması fikrini bir kere daha belirtmiş olmaktadırlar.

Uygur Türeyiş Destanının, Göktürk-Bozkurt Destanı ile çok yekın benzerlikleri, ilk okuyuşta anlaşılacak kadar açıktır. Hemen hemen bütün Türk Destanlarının birinci derecedeki unsuru olan kurt motifi, gerek Türeyiş ve gerekse Bozkurt Destanlarında bilhassa ilahileştirilmekte ve neslin başlangıcı ve devamı bu ilahi motife bağlanmaktadır.

Türeyiş Destanı, aslında bir büyük destanın başlangıç kısmına benzemektedir. Büyük bir ihtimalle, Göktürk-Bozkurt destanı gibi Uygur-Türeyiş Destanı da, ilk büyük Türk Destanı olan Yaradılış Destanının etkisi altında gelişip meydana getirilmiş, daha dar bir muhitin veya daha tecrid edilip kavimleşmiş bir soyun küçük çapta bir yaradılış destanıdır. Nitekim, bundan sonra göreceğimiz, yine bir Uygur Destanı olan Göç Destanı, Türeyiş Destanının tabii bir devamı intibakını vermektedir.

Destan:

Büyük Hun Hakanlarından birinin iki kızı vardı. Kızlarının ikisi de bir birinden güzeldi. Öyle güzeldi ki, Hunlar, bu iki kızın da, ancak ilahlarla evlenebileceğine inanıyor ve bu kızların insanlar için yaratılmadığını söylüyorlardı.

Hakan da aynı şekilde düşündüğü için kızlarını insanlardan uzak tutmanın çarelerini aradı. Ülkesinin en kuzey ucunda, insan ayağı az basan veya insan ayağı hiç görmeyen bir yerinde, çok yüksek bir kule yaptırdı. Kızların ikisini de bu kaleye kapattı. Ondan sonra da aklınca inandığı tanrısına yalvarmağa başladı. Öyle bir yalvarıyor ve öyle yakarışlarla Tanrısını çağırıyordu ki nihayet bir gün, Hakanın kendi aklınca inandığı Tanrısı dayanamadı ve bir Bozkurt şekline girip geldi. Hun Hakanının kızlarıyla evlendi.

Bu evlenmeden birçok çocuk doğdu; bunlara Dokuz Oğuz - On Uygur denildi ve bu çocukların hepsinin de sesi Bozkurt sesine benzedi, yine bu çocuklar, birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğaldılar.

Kaynak: Mustafa Necati Sepetçioğlu, Karşılaştırmalı Türk Destanları, s.125-126, İrfan Yayıncılık
 
Türk kültüründeki “yolcunun arkasından su dökme, ters dönen terliği düz çevirme, eve nazarlık asma, özellikle ziyaretler çevresindeki ağaçlara çaput bağlama, çocuğuna vefat eden babasının/annesinin adını vererek onun ruhunu yasatma düsüncesi, nazar değdiği düşünülen kisiye kurşun dökme, dua ederken elleri açıp yukarıya bakma, kabirlere mezartaşı dikme” gibi yüzlerce inanış en eski Türk dini olan Gök-Tanrı inancından (Şamanizm) gelmektedir.

Kaynak : Yavuz TANYERİ - Göktürk Yazısı ve Orhun Türkçesi (s.30)

1970448_476965872405510_702698182_n.jpg
 
Hemen hemen her Türk atlısının yanında azık olarak bir et parçası bulunurdu. Tarihi kayıtlara göre Türkler tuzlanmış bir et parçasını bir beze sararak eyerlerinin altına koymaktadırlar. Burada ezilen et, atın harareti ile içten yanarak bir süre sonra âdeta pişmekteydi. Böylece hazır hale gelen et parçası ihtiyâç hâlinde yenmekteydi.

Kaynak: DUVARCI, Ayşe, "Türklerde Yiyecek İçecek Kültürü" , Türkler Ansiklopedisi, Yeni Türkiye Yay., 4. C, Ankara, 2002, s.233

10150796_476961112405986_1456864517_n.jpg
 

Yağmaya Dalıp Sultanı Öldürdüler…

1211 yılında Alaşehir Ovası, Türk tarihinde sık rastlanan bir gaflete sahne olmuştur: Selçuklular Miryakefalon’dan sonra (Eylül 1176), Bizans’a karşı ikinci büyük zaferini kazanmışlar, kısa sürede İznik Rum ordusunu darmadağın etmişlerdir. Zafer sarhoşluğuna kapılan Selçuklu ordusu, Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in şahsi emniyetini ihmal ederek yağmaya dalmışlardır. Sultanın yalnız kaldığını gören bir Frank askeri sinsice sultanı şehit etmiştir. Sultanın şehadet haberi Selçuklu ordusu arasında şok tesiri yapmış, panik dalga dalga yayılmış ve zafer birden bire bozguna dönüşmüştür. Bazı komutanlar esir düşerken bazıları da sultanın naaşını bile almadan süratle Konya’nın yolunu tutmuşlardır…”

Mehmet Şükrü Velioğlu, Türkiye Selçuklukları Dönemi Taht Mücadeleleri (1075-1308) syf; 54,55

Görsel: Antalya'daki Gıyaseddin Keyhüsrev anıtı


1975257_476949489073815_897660849_n.jpg
 

Türkler (Aşina-Göktürk) kendilerini bir Hun beyi ile dişi kurdun birleşmesinden doğan millet olarak kabul etmişlerdir. Türkler mitolojik olarak bile, en eskiden beri kendilerini Hun soylu kabul etmişler; bunu içselleştirmişlerdir.

Bu etki o kadar uzun sürmüştür ki Türkler'in Batı'daki büyük kollarından birisi olan Guz(Oğuz) Hakanları da kendilerini Hun padişahı olarak göstermişlerdir. Büyük Selçuklu Devletini imparatorluğa dönüştüren Tuğrul Beğ, 1043'te Hâlife Kaim'e gönderdiği mektupta "Ben hür insanların evladıyım ve Hunlar'ın kral hânedanına mensubum." diyerek bunu açıkça vurgular.

Kaynak: Abul Farac Tarihi, c.1, s.299
Görsel: Tuğrul Beğ - Türkmenistan

1509866_476934869075277_1530674543_n.jpg
 
1510005_477551905680240_1747253744_n.jpg


Cumhuriyet’in 10. yılı için hazırlanmış bir afiş
 
Kurt, hayvanlar dünyasının pençesi en sert olanı;
Türk ise, insanlık aleminin yiğitlikte en önde bulunanıdır...

Nejdet Sançar ( Atsız Beğ`in Özkardeşi )
 
Geri