Ruh Adam

Konu sahibi son olarak 4375 gün önce görüldü
Çiçi Yabgu

Hunların zayıfladığı bir dönemde,Hun Türklerinin bir bölümünün idaresini elinde bulunduran Tanhu(Başbuğ) Ho-han yeh (M.Ö.58-31) ve bazı beyler Çin idaresi altına girmek istemişti.Bunun üzerine, ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen temsilcilerle bir kurultay düzenlendi.Bu kurultayda Tanhu Ho-han yeh’in kardeşi Çiçi(Küçük),bağımsızlıktan yanaydı ve kurultayda söz alan bağımsızlık yanlıları: -”Böyle bir şey nasıl olur?At üstünde savaşarak bu devleti kuran atalarımız,çarpışarak ve ölerek ülkemizi korudular.İçimizde hala vatanı için ölmeyi göze alan yiğitler var.Çin imparatorluğu belki bizden daha güçlüdür.Fakat bize boyun eğdiremez.Türkleri kendisine bağlayıp diz çöktüremez…” diyerek kurultay sonrası Çiçi Yabgu(Kağan) liderliğinde ülkenin batı tarafına çekildiler. Çinliler 70.000 kişilik bir orduyla(M.Ö.36) Çiçi(Küçük) Kağan’ın üzerine yürüdü.Çarpışmadan önce Çin’li komutan Çiçi(Küçük) Kağan’a,teslim olmasını teslim olursa canını bağışlayacağını,az bir kuvvetle kendisine karşı koyamayacağını bildirdi.Çiçi Kağan,yanında bulunan 1.500 savaşçısıyla teslim olmayıp savaşmaya karar verdi. Savaştan önce askerlerine şöyle diyordu: -”Boyun eğmeyeceğiz! Atalarımız bize bu topraklarla birlikte bağımsızlığı da emanet ettiler.Savaşçılığımızla düşmanları titreten bir millet olduk.Korumakla yükümlü olduğumuz emanetleri,adi bir ömür uğruna değişemeyiz. Bildiğiniz gibi savaşçıların kaderi ölümdür.Biz ölsek de kahramanlığımızın şanı yaşayacak.Çocuklarımız ve torunlarımız diğer milletlerin efendisi olacak…” Yapılan savaşta Çiçi Yabgu(Kağan) ve askerleri,bağımsızlık ideali uğruna kahramanca çarpışarak can verdiler…
 
-”Boyun eğmeyeceğiz! Atalarımız bize bu topraklarla birlikte bağımsızlığı da emanet ettiler.Savaşçılığımızla düşmanları titreten bir millet olduk.Korumakla yükümlü olduğumuz emanetleri,adi bir ömür uğruna değişemeyiz. Bildiğiniz gibi savaşçıların kaderi ölümdür.Biz ölsek de kahramanlığımızın şanı yaşayacak.Çocuklarımız ve torunlarımız diğer milletlerin efendisi olacak.

Çiçi Yabgu
 
MÖ 60 yilinda Hun tahtina Hohanyeh Han çikti. Agabeyi ÇI-ÇI de Sol Bilge hani oldu. Fakat o, büyük oldugu için hakan olmak istiyor ve kardesi ile mücadele ediyordu.

O yillarda devlet, bazi topraklarini kaybetmis; gelir kaynaklari iyice azalmisti. Memlekette sikinti vardi. Bu darliktan kurtulmak için bazi Hun beyleri hakana, Çin sarayina giderek, yardim istemesini, Hunlarin ancak böylece rahata kavusabileceklerini söyledi.
Bunun üzerine Hohanyeh Han, devletin ileri gelenlerini topladi ve onlarin görüsünü ögrenmek istedi. Devlet büyükleri söyle dediler:

– Bu olamaz! Hunlar cesareti ve güçlülügü temel bir üstünlük ve seref meselesi olarak kabul eder. Baskasina baglanip, ona hizmet etmek ise asagiliktir! Hunlar, at üzerinde savasarak devleti derlemis ve kurmuslardir. Hunlar, Çin’in disinda kalan yüzlerce kavim arasinda, ünlerini böyle yaparak kazanmislardir. Savasmak ve ölmek, cesur yigitlere göre bir is ve bir vazifedir! Simdi nasil böyle yapabiliriz? Ölünceye kadar savasmaya hazir yigitler, bizde her zaman bulunur. Simdi, büyük ve küçük kardesler, devleti ele geçirmek için ugrasiyorlar. Devleti büyük kardes ele geçirirse isleri o düzeltir. O olmazsa küçük kardes basarabilir. O öldükten sonra ise bize, onun serefi ve ünü kalir. Onun torunlari ise, daima devletin basinda kalarak, halki idare ederler. Çin gerçi bugün bizden güçlüdür. Fakat Hunlari kendisine baglayip, diz çöktüremez. Buna ragmen siz, atalarimizin eski devlet ve idare prensiplerini unutarak ve Çin’e baglanarak onlara hizmet edelim, diyorsunuz! Bize ta atalarimizdan gelen devlet idaresi ile yol ve usullerini niçin bozalim? Çin’e baglanarak, ona niçin hizmet edelim? Biz, dirlik ve düzenimizi belki bu yolla bir süre düzeltebiliriz. Fakat yüzlerce kavim üzerindeki üstünlügümüzü yeniden nasil kuracagiz?”

Bunun üzerine Çin’e baglanmayi ögütleyen Hun beyi ise söyle konustu:



– Bu dogru degildir! Bir devletin güçlü veya güçsüz olmasi, zamanla degisir. Çin simdi, en güçlü çagindadir. Türkistan’daki Wusunlar ile sehir devletlerinin hepsi, Çin’e baglanmislardir. Onlar âdeta, Çin’in bir cariyesi gibi oldular. MÖ. 101 yilindan beri Hunlar, her gün bir yurt parçasini kaybediyor. Bunlari yeniden elde edemeyiz. Bu durumda, kuvvete boyun egmek zorundayiz. Yoksa bir gün bile rahat yüzü göremeyiz. Eger simdi Çin’e baglanip, hizmet edersek, dirlik ve baris buluruz. Yoksa tehlike içinde kalir ve yok oluruz. Bundan daha iyi bir sey yapabilir miyiz?”.

Bütün devlet büyükleri bu meseleyi uzun uzun tartisirlar. Fakat Hohanyeh Han kendisi, bu ögüdü kabul ederek halkini alip güneye yürüdü. Çin seddine kadar gitti ve oglunu Çin sarayinda hizmete girmesi için gönderdi.

Hohanyeh Han, Çin’e gidince yerine geçen Çi-Çi, halkin içinde sonsuz bir “Hun olma gururu” ile mücadeleye basladi. Ilk anda Orta Asya’daki üç büyük kavmi yenerek kendine bagladi. O, Mete Han’in baskentinde oturarak gerçek ve büyük bir Hun imparatoru oldugunu göstermistir. Ancak Çin ile anlasan kardesi gittikçe güçlenmeye baslamis ve kendisi için büyük bir tehlike hâline gelmisti. Esasen bu siralarda Çi-Çi de güçlüydü. Bati Türkistan sinirina kadar birkaç kez akin yapmisti; asil ilgilendigi saha da burasi idi. M.Ö. 49 yilindan sonra Çi-Çi âdeta ikinci bir Mete gibi davranmis ve onun gibi hareket etmeye baslamisti. Kuzeyde Kirgizlari hâkimiyeti altina aldiktan sonra, Çin’den destek gören kardesinden gelebilecek bir saldiri karsisinda çekilebilecegi, “otag yeri” yaptirmistir.

Hun Hakaninin güçlenmesi üzerine “Türkü Türke kirdirmak” seklinde özetlenebilen eski Çin siyaseti islemeye basladi:
Çi-Çi Han’a karsi Hohanyeh Han’a yardim etmeye basladi. Nihayet MÖ 44 yilinda Çin imparatoru Ho-han-yeh ile bir anlasma yapti, iki taraftan hangisi bir saldiriya ugrarsa digeri ona yardim edecekti. Bu sirada Çin’e siginmis olan Hun kütleleri de kuzeye dönmek istiyorlardi.

Çi-ÇI Han Çinlilerin, üzerine ordu göndereceklerine inaniyordu. Halbuki Çinliler kendilerini tehlikeye atmadan bu isi Hohanyeh Han’a yaptirdilar. Onu kuvvetleriyle destekleyerek Orhun bölgesini yeniden ele geçirmesini sagladilar. Bunun üzerine Çi-Çi Han daha önce otag yeri kurmus oldugu Kirgiz ülkesine çekildi. Bu arada Bati Türkistan hükümdari ile, Wusun beyi arasinda bir anlasmazlik çikmisti. Bati Türkistan hükümdari elçi göndererek, Çi-Çi Han’dan yardim istedi. Bu istek üzerine o da ordusunu alarak Orhun’dan Bati Türkistan’a dogru yola çikti. Fakat yolda çok büyük bir soguk oldu. Askerlerin çogu öldü ve Bati Türkistan sinirlarina ancak üç bin kisi ile ulasabildi ve taarruz ederek Wusunlari yendi. Böylece Bati Türkistan’i da eline geçirdi. O, bu bölgeden baska Iran, Afganistan ve Hindistan’i da almak istiyordu.

Bu sirada Çin sarayinda bir pilân yapildi. Çinliler, Hunlardan da kirk bin kisilik bir ordu alarak Çi-Çi Han’in surlarla çevirttigi baskentine kadar ilerlediler. Türk hakani kaleyi savunmaya giristi. Teslim olmasi istendi. Durum ümitsizdi. Çi-Çi Han askerlerine söyle dedi:



“Boyun egmeyecegiz. Çünkü bu, san ve serefle yasamis olan ecdadimiza karsi büyük bir ihanet olur. Atalarimiz, bizlere genis ülkelerle birlikte hürriyet ve istiklâli de emanet ettiler. Savasçi ve süvari hayatimiz sayesinde yabancilari titreten bir millet olduk. Korumakla vazifeli bulundugumuz bütün bu emanetleri, adi bir ömür ugruna fedâ edemeyiz. Hepimizin bildigi gibi savasta erlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanligimizin sani yasayacak. Çocuklarimiz ve torunlarimiz diger kavimlerin efendisi olacaktir”.
 
Kür-şad ve Çerilerinin İsimleri(Atsız Ata'nın Bozkurtların Ölümü Kitabından)



- Binbaşı Bögü Alp!

- Yüzbaşı Yamtar!

- Yüzbaşı Yağmur!

- Yüzbaşı Üçoğul!

- Onbaşı Gök Börü!

- Onbaşı Ay Kutluk!
- Onbaşı Emen!

- Onbaşı Sungur!

- Onbaşı Göktaş!

- Onbaşı Barmaklak!
- Onbaşı Kızıl Buka!

- Onbaşı Karabudak!

- Onbaşı Çıgay Börü!

- Onbaşı Tanrıvermiş!

- Kara Ozan!

- Gümüş!

- Yumru!

- İl Kaya!

- Çağrı!

- Kalalduruk!

- Utar!

- Tunga!

- Küçlük!

- Ilaçın!

- Yeke!

- Arbuz!

- Abı!

- Turumtay!

- Tuğrul!

- Çobayıkmış!

- Kaban!

- Toluk Tüge!

- Alp Aya!

- Çengşi!

- Öküş Kara Açkı!

- Yığaç!

- Kutan!

- Yırım!

- Badruk!

- Tokuş!
 
ALTAY KARTALI OSMAN BATUR



Türküz dedik çekip çekip vurdunuz... Bizi vurup bizden hesap sordunuz... Ölümden öteye köy mü kurdunuz!.. Korkumuz yok, korkumuz yok sizden...

Tarihte hep çilelerle yumak olmuştur Türk milleti. Kerkük’te Nejdet Koçak olmuştur. Kırım zindanlarında Mustafa Cemiloğlu olmuştur. Tahran ve Moskova’nın çocuklarıyla beraber çalışmam diyerek Azerbaycan’da Elçibey olmuştur. B. Doğu Türkistan’da Çinliye silahımı vermem diyerek mücadelenin yolbaşcısı Osman BATUR olmuştur.
Tarihte ipeğiyle ünlü, günümüzde yan sanayi ürünleriyle ünlü Türk’ün korkusundan Çin Seddi’ni yapan işkencenin adıdır Çin. Komünist Çin.

Yaptıkları işkencelere aymazlıklara karşı bir yiğit isim baş göstermiştir karşılarında. Adı Osman BATUR’dur.
1890 yılında Altay vilayetinin Köktogay bölgesinde Öndirqara mevkiinde dünyaya bir yiğit gelmiştir. Babası İslambay annesi Ayça Hatun’dur. Osman Batur, Kazak Türklerinin Orta Cüz kolunun Kerey kolundan, Molkİlerdendir.
1940 yılına kadar Köktogay bölgesi Kürti mevkiinde Kızıltas pınarı denilen bölgede tarım ile uğraşmıştır. Doğu Türkistan Genel valisi Sheng She-t Sai’nin bölgede yaşayan Türklere karşı yürüttüğü politikalar ve uygulamalar Osman BATUR’un mücadelesinde önemli yer tutmaktadır. Sheng She-t sai’nin bölgede iyice baskı ve zulme başlamasıyla birlikte Köysu’da ilk Kazak Kurultayı toplanmış ve zulme karşı mücadele için karar alınmıştır. Bundan sonra Çin ise Türklerin arasında bulunan lider ruhlu ve önde gelen isimleri tutuklamaya camilere mescitlere saldırır hale gelmiştir.

Kurultayda Osman BATUR;
Ben komünist rejime karşıyım. Çin devleti bizim Türkistanlılara sembolik bir muhtariyet verdiler. Bu bize yeterli değil. Kanaatimce bunu da verecek değillerdi. Biz karşı çıkmazsak hakkımızı istemezsek bizi körleştirip sömürüp gidecekti. Biz gözümüzü açıp, hakkımızı istedikten sonra sembolik muhtariyet verdi. Kanaatimce bu muhtariyet Türkistanlıları memnun etmeyecek. Bizim milliyetçi aslanlarımız istiklallerini alana kadar yılmayacaklardır. Türkistanlılar sizlere hiç kimse severek istiklal vermez. İstiklalinizi hakkınızı alana kadar anlaşma yapana kadar mücadele edeceksiniz. Toprağını milletini kendi halkını kendi idare edip geçineceksiniz. Türkistanlıların buna göre davranması gerekmektedir. Çin kendi tarafına geçmeyenlere memuriyete almaz. Türkistan halkının cahil kalması için Türkistan’da okul açmaz. Artık Türkistan halkı gözünü açtı Türkistanlılardan Çin sekiz ton buğday aldı ve bu tohumun alan Çin birliğinin kumandan yardımcısı Türkistanlı Zekeriya Tancan Onun yüzbaşısı benim arkadaşım Nurgocay Batur. Bu birlik tamamiyle Türkistanlılardan kurulmuştur. Ben bu sefer hükümetten bir istekte bulunacağım. Bütün Türkistanlıların eli silah tutan erkeklerini eğitime çağırıp bunları eğitmelidir. Ben Türkistanın bağımsızlığı için ölüm pahasına savaşacağım. demiştir.
Alınan karar üzerine Osman BATUR’a “Han” unvanı verilmiştir. Osman BATUR ise Han ilan edilmesinden sonra Moğolistan ile irtibata geçerek onlardan yardım almıştır. Bu yardım sayesinde Çin hükümetinin gönderdiği askerleri dağıtmıştır. Bu olaydan sonra Osman BATUR’un gücünü daha iyi bir şekilde anlayan Urumçi’deki Çin yetkilileri Pekinden takviye kuvvet ile saldırmaya başlamışlardır. Osman BATUR’un büyük mücadelelerinden sonra kısa süre yaşamanı sürdürecek olan Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulmuş ve kendisi de Altay valisi ve askeri kumandan ilan edilmiştir. Devletin başındaki Ali Han Töre’nin esrarengiz bir biçimde 1946 da ortadan kaybolmasından sonra ise karışıklıklar meydana gelmiştir. Cumhuriyetin bu durumundan sonra ise Osman BATUR yeniden dağlara çekilmiştir.
Çinlilerin Türklerin elinde ne kadar silah varsa toplama kararı alması üzerine
“- Bu gün silâhımızı alanlar, yarın canımızı da alırlar. Ben silâhımı Çinlilere vermem. İstiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa, gelip alsınlar !” almam demiştir. Osman BATUR’a Çin Hükümeti Sarsümbe vilayetinden Kasen Zengi başkanlığında vekil olarak bir heyet göndermişti. Kasen Zengi, Osman BATUR’a “Silahlarınızı teslim edin elindeki 5-10 silahla sen bir şey yapamazsın. Silahını ver kendi milletinin içerisinde kal.”demişlerdir.
Onlara hitaben Osman BATUR:
“Sizler bana niçin geldiğiniz? Sizin bağlı bulunduğunuz hükümet yalancı bir hükümettir. 1940’ta yapılan anlaşmayı madde madde kabul ettiği halde, şimdi bu anlaşmayı bozdu. Milleti asker kuvveti ile bastırdı. 1941’de yapılan savaşta Hacı Canımhan’ı gönderip milletin silahlarını teslim etmesini istediniz. Bu durumda millet silahlarını teslim etti. Yine hükümet verdiği vaatlerde durmayıp milletin ileri gelenlerinden on üç tane milletvekilini merkeze götürdü. Bu milletvekilleri ne zaman hükümet tarafından serbest bırakılırsa ben de, silahımı kendiliğimden teslim ederim. Eğer bunlar serbest bırakılmazsa 1940’taki anlaşmanın maddelerine uyarak silahımı size teslim etmem ve tek başıma kalana kadar hükümetle savaşırım.” demiştir.
Doğu Türkistan Türkleri böyle bir yiğidin etrafında kenetlenmiştir. Durumdan vazife çıkaran Çin Hükümeti uçaklarla bölge halkına hitaben “ Osman’ın yanından ayrılın. Osman taraftarı olanlar Osman’ın yanına; hükümet taraftarı olanlar hükümet tarafına geçsin. Osman’ı yakalayacağız ve yanındakilerle beraber gereken cezayı vereceğiz” deniliyordu. Bu durumdan haberi olan Osman BATUR ise “ Benimle beraber olanlar hayatlarının sonuna kadar Sheng Tu-pan hükümetine karşı koyacaklardır. Hükümete karşı olmayanlar ise benim yanımda durmasın gitsin.” demiştir.
1942 yılının Mart ayında Osman BATUR’un bulunduğu yer olan Karamav’a gelmişlerdir. Osman BATUR’un bulunduğu yere üç teyyare ile aralıksız saldırılarda bulunmuştur. Bunun ardından Osman BATUR bulunduğu yerden Altay Dağlarına çekilmiştir.
Yapılanlara karşı Osman BATUR ve arkadaşları aralarında karar alıyor yerli halkın ve Türkistan toprağının hepsinin hürriyetini, dinini, milletini, bütün toprağını sahip çıkıp kendisine mal eden Sheng Tupan’ın komünist rejimine karşıyız. Bütün hudutlarımızda başta Rusya olmak üzere komşu devletlerin hepsiyle düşman değiliz. Sadece Sheng Tu-pan’ın komünist rejimine karşıyız. Toprağmızdan Sheng Tupan’ı çıkaracağız ve kendi malımıza kendimiz sahip olacağız demişlerdir.
Osman BATUR’un üzerine gelen Çinli askerlere karşı büyük mücadeleler verilmiş her defasında ipeği hoş Çinli leşlerini alıp gitmek ve silahlarını bırakarak kaçmak zorunda kalmıştır. Bu sayede silah edinilebilmiştir.
Büyük mücadelelerden geçen Türkistanlıların büyük bölümü ise göç kararı almış ve Hindistan’a doğru yönelmiştir. Osman BATUR ise yanındakilerle birlikte Türkistan’da kalmıştır. Çinliye karşı Türk’ün kahramanlık destanını yazmıştır.
Kahpe Çinli yapacağını yapmıştır. 15 Şubat 1951 günü Çin Kurtuluş ordusuna esir düşmüştür. Çin kuvvetleri tarafından kuşatılan Osman BATUR atına binip kaçmak üzereyken kızı Azapay’ın da düşmanla çarpışmakta olduğunu görmüştür. Kızını atının terkisine atarak tam göle girip karşıya geçmek isterken bindiği atın tökezlemesiyle birlikte göle düşmüşler ve atı kendilerine menzil ederek çarpışmaya başlamışlar ama çatışma sonunda esir düşmüştür. Osman BATUR Kanamhal’dan Dunguanktaki askeri karargaha götürülmüştür. Çinliler hakkında idam kararı vermişlerdir. 15 Mart 1951 günü boynuna levha asarak Urumçi sokaklarında gezdirmişlerdir. 28 Nisan 1951 günü üstü açık bir kamyonla Haydut Osman’a Ölüm Cezası Verildi yazılı bir levhayla götürülmüş ve 29 Nisan 1951 tarihinde idam edilmiştir.
Yeni doğan bebeklere Türk dünyasında Osman BATUR adı verilmiştir bir çok yerde. Onun gibi yiğit olsun diyerek….
Uçmağ içre bir can oldun. Mekanın cennet olsun Osman BATUR Beğ…

74803_459845124529_1274145_n.jpg
 
Tomris HATUN

Bu yazımda sizlere, başı tarihin bulutları içinde, efsanelere kansan kahraman bir kadını, bir Türk kadınım tanıtacağım. Bu büyük kadının, bu kahraman insanın adı, Tomristir. Yüce Hakan Tomris Hatun, Hz. İsa'nın doğumundan önce, Altıyüzüncü Yılda Türklerinin hükümdarı idi. Bu sıralarda İran'da da Ahamenid sülalesi hakim bulunuyordu. Bu sülale zamanında İran orduları birkaç defa Doğuya doğru saldırarak Türklerle savaşmışlardı.
Tomris'in hükümdarlığı zamanında. İranlıların basında Kirus adında bir hükümdar bulunuyordu. Bu hükümdar önceleri Saka Türkleri ile çarpışarak onları yenmiş ve Batı Türkleri'nin güney kısımlarım ele geçirmişti. Bu savaşlardan on yıl kadar sonra Kirus, Peçeneklere de saldırdı. Harbin sebebi, Kirus'un Tomris'le evlenmek istemesi ve Peçeneklerin kadın başbuğunun bu isteği reddetmesi idi.
Tabii bu sebep, o çağlardaki usullere göre çok önemli idi. Çünkü, Tomris, İran hükümdarı ile evlendiği takdirde, hükümdarı bulunduğu ülkeler de, Kirus'un eline ve dolayısıyla İranlılara geçmiş olacaktı.... işte, teklifi,. Türklerin kadın Sakam tarafından geri çevrilince, esasen kan dökücü bir insan olan Kirus, çılgına döndü ve kendisiyle evlenmeği kabul etmeyen bu kadın hükümdarın cezasını vermeğe karar verdi. Kirus önce, Tomris'in oğlunun emri altındaki Türk öncü kuvvetiyle karşılaştı ve onları bozguna uğrattı.
Tomris'in oğlu düşmana yenilmenin verdiği yasla kendi, kendini öldürdü. Bu savaşı kazanan ve gözleri dönmüş olan Kirus, Türk Hakanı Tomris hatunun da üzerine yürüdü. Türklerle, İranlıları bir kere daha karşı-karşıya getiren bu savaş, pek kanlı oldu. Önce her iki taraf birbirlerine ok atmaya başladılar. Bu oklaşmalar öyle şiddetli oldu ki, iki taraftan yaralanmayan hemen hiç kimse kalmadı.
Böylece gayet kanlı bir başlangıçtan sonra, ordular mızrak ve kılıçlarla göğüs göğüse geldiler. Türklerin kadın başbuğu ile İranlıların erkek hükümdarının idare ettiği bu müthiş savaşın sonu çabuk geldi. Her vuruşmada olduğu gibi, bunda da zafer kartalı, kahramanlık, askerlik kabiliyeti ve zekada üstün olan tarafın esiri oldu. Savaşı Türkler kazanmıştı.
Yüce Türk Hakanı Tomris Hatun hem milletinin ve yurdunun mukaddes sevgisiyle ve hem de savaşta yenildiği için hayatına kıymış olan sevgili oğlunun, gönlüne saldığı büyük acı ile dövüşmüştü ve başardığı bu kahramanca dövüşle. İran ordusunun büyük kısmım cansız olarak yere sermiş olmakla beraber, Ahamenid sülalesinin azgın hükümdarı Kirus'u da telef etmişti.
Kirus hayatında çok kan akıtmış bir hükümdardı. Bunun için, kahraman Türk kadını Tomris, bu kan akıtıcı adama, dünyaya ibret teşkil edecek bir muamelede bulundu ve Kirus'un kafasını kan dolu bir fıçıya atarak "hayatında kan içmeğe doymamıştın, şimdi, doya, doya iç!" dedi. Bu hadise yüz yıllarca dünya milletlerinin dillerinde söylendi durdu ve bugüne kadar ulaştı.
İşte Tomris hakkında tarihin verdiği mevsuk (kaynak) bilgiler bundan ibarettir. Geri kalan birçok hususlar efsanelerle karışmakta dır.
Bu zaferin kazanılması büyük bir hadisedir. Çünkü Tomris, o sırada sadece Türklerin bir kısminin, yani yalnız Peçeneklerin hükümdarı bulunuyordu ve kumanda ettiği kuvvetler, bu bakımdan mahduttu. Diğer taraftan Ahamenid hükümdarı ise, butu İran'ın hükümdarı idi ve ordusu nispet kabul etmeyecek kadar büyüktü. Üstelik bu hükümdar bir erkek ve karşısındaki ise bir kadındı.
Fakat bu kadın. Sadece bir kadın değil, bir Türk kadını idi ve bu kadın, kendisiyle izdivaç ederek, milletinin ve vatanının hürriyetine istiklaline kasteden kan dökücü bir adama karşı yılmadan dövüşmüştü. Kahraman Tomris, mazimizin göklerin süsleyen şanlı bir yıldızdır. Bu şanlı kadın, bütün Türk kadınlarına örnektir...
148099_472026039529_6257290_n.jpg
1506825_698143073551735_1568407499_n.jpg
 
Tanrıdağı Bizi Gözetliyor



Serin bir rüzgar, uzun bir zamandır etrafı kaplayan pusu yavaş yavaş dağıtmaya başladı.Asil atın ala paça zarif ayakları dağılan pus nedeniyle belli belirsiz görülmeye başlamıştı.Som gümüş üzengiye basılı kakım derisi çizmeler daha da belirgin hale gelmişti.Bu gösterişli cenk çizmelerinin bir başbuğa ait olduğu her hallerinden belliydi.

Ufku bir kartal edası ile tarayan Tanrıkut Mete yanındakilere seslendi.
_ Daha çok bekleyecek miyiz?
Gür sesle sorulan bu soruya kimse cevap verme cesaretini gösterememiş, herkes birbirine bakınmıştı.Bir lahza sonra metanetini toparlayan Binbaşı Akbörü:
_ Birazdan burada olurlar….. demeye kalmadan.Ufukta kopan bir toz bulutu beklenenlerin geldiğini işaret ediyordu.
Cins ve safkan atlar gelenlerin düşman ordusu olduğunu zannetmiş olmalılar ki, ileri atılmak için gösterdikleri insiyakı, süvarilerin gemlerini çekmek sureti ile dizginlemesi ile sakinleştiler.
Kılıç ve kargı seslerinin birbirine karıştığı ordunun başında Attila vardı. Kurt başlı sancak olanca haşmeti ile dalgalanıyor, kutlu kavuşmayı müjdeliyordu. Attila binmiş olduğu attan çevik bir hareketle indi, başındaki börkü çıkardı ve Tanrıkut Mete’nin karşısına gelerek onu saygı ile selamladı.Attila ile beraber gelen Aksuvar’da Tanrıkut Mete’ye saygılarını sundu.Tanrıkut Mete her iki Başbuğun selamına başı ile karşılık verdi. Attila:
_ Bağışlayın Atam,atlarımızı dört nala sürmemize rağmen ancak gelebildik. Umarım toya geç kalmamışızdır, dedi. Tanrıkut Mete:
_ Toy daha başlamadı,zamanında yetiştiniz,hoş gelmişsiniz evlatlarım, demekle yetindi yeri göğü inleten sesiyle.
Her iki ordunun çerileri hasretle kucaklaştılar.
O esnada yeni bir ordunun geldiği haberi verildi. Kös ve davul sesleri insanın içini ürperti ile doldururken, dolu dizgin gelen ordunun başında Bumin, İşbara, Mukan, Kapgan ve Bilge Kağanların olduğu görüldü. Yeni gelen beş Başbuğ atlarından inmek sureti ile,Tanrıkut Mete, Attila ve Aksuvar’ı selamladılar. Yeni gelen ordunun içinden çıkan kırk kişilik grubun başında bulunan bir yiğit mütereddit adımlarla Tanrıkut Mete’nin atının yanına geldi ve saygı ile eğildi.Tanrıkut Mete yanına gelen yiğidi tanıdı. Nemlenen gözlerini belli etmemeye çalışarak sildi ve atından indi. Tulgasını çıkaran yiğit Kürşad’ın alnını öpen Tanrıkut Mete:
_ Kut’un bol olsun yiğidim,toya hoş geldin, dedi. Kürşad,olanca heybeti ile karşısında duran Başbuğa:
_ Hoş bulmuşum Atam,diyerek karşılık verdi.
Manzaraya şahit olan çerileri bir duygu fırtınası kuşattı.Ama hiçbir çeri vakur tavrını bozmadı. Bir zaman sonra kös ve davulların insana korku veren ‘’ordu toplanma’’ vuruşları tekrar canlandı. Bu sefer gelenler Kutluk Bilge Kül, Bökü ve Moyunçur Kağanlar idi. Dört nala koşturulan, vücutları terden köpük içinde kalmış atların burunlarından çıkan buğu ortalığı kaplıyordu. Bazı atlar çatlama noktasına gelmişti. Kutluk Bilge Kül, yanındakilerle beraber orada hazır bulunan Başbuğları selamladı. Ve sonra Tanrıkut
Mete’ye hitaben saygı ile;
_ Atam, bizim ordunun arkasından gelen Baga Tarkan,Balak’ın Katunu Buğarık, İrnek ve Kurt Kağanların ordusu da birazdan burada olur, dedi.
Ve nitekim bir müddet sonra onlarda toy meydanına vasıl oldular. Ama daha beklenenler vardı. Toy daha başlamamalıydı. Kılıç ,kargı, gürz, mızrak ve pala şakırtıları atların kişnemesine karışırken ortalığı yine bir sis bulutu kapladı. Gelenlerin toplanan ordunun yerini fark edebilmeleri için en seçkin elli okçu yaylarını gererek uçlarında neftlenmiş bez parçaları bulunan alevli oklarını semaya doğru fırlattılar. Gökyüzü bir anda aydınlandı. Uzayda kayan bir yıldız misali süzülen alevli okların ışığını takip eden Timur, Alpaslan,Tuğrul, Çağrı, Melikşah ,Alptekin, Celalettin, Harzemşah ve Batuhan’ın komutasındaki ordu birlikleri nihayet onları bekleyen ırkdaşlarına, kandaşlarına kavuştular. Bekleyenlerle yeni gelenler gözyaşları içinde birbirlerini hasretle kucakladılar.Bir zaman sonra çalan davul ve köslerin muhteşem saldırı vuruşu beklenen toyun başladığını haber veriyordu.
Tanrıkut Mete haykırdı;
_ O yiğidi bana gösterin, hangisi O ?
Bilge Tonyukuk,bulutların üstünden ovayı seyreden ordunun başındaki Tanrıkut Mete’ye;
_ Atam, beyaz atın üzerinde bulunan kişi o yiğittir. Tanrıkut Mete tekrar sordu:
_ O yiğidin adını bana bağışlayın. Tonyukuk:
_ Atam, O yiğidin adı TÜRKÜN Son Başbuğu Gazi Mustafa Kemal’dir. Tanrıkut Mete gururla Sakarya Meydan Savaşının yapıldığı ovaya baktı ve;
_ Böyle Türk Başbuğları olduğu sürece TÜRKÜN Şanlı adı sonsuza dek yaşayacak,TÜRK hiçbir zaman devletsiz kalmayacak. Var olsun Mustafa Kemal,ataları onunla ne kadar övünse azdır, Tanrı ona kut versin, dedi.
Aşağıda yapılan savaş her zaman olduğu gibi TÜRKÜN zaferi ile neticelendi.
Bulutların üstünden savaşı seyreden TÜRK Başbuğları,Tanrıkut Mete’nin işareti ile başlaması buyurulan zafer toyuna katıldılar.Toyun bitiminde cins savaş atlarına binen Türk çerileri dolu dizgin yıldırım hızıyla bulutların arasında kaybolup gittiler.
690_34408059529_9463_n.jpg
 
Papalarda Diz Çöker

Asya’daki Hun Devleti, Mete Han’ın soyundan gelen Panu Yabgu liderliğinde M.S. 216 yılına kadar yaşadı. Çin’in tahrik ve teşvik ettiği kardeş kavgaları sonucu yıkılan Hun Devleti ‘ndeki Hun Türkleri, Türklüğün Asya’daki bağımsızlık bayrağını Tabgaçlar’a bırakarak batıya doğru göçe başladılar.

Daha önce Ci-Ci Yabgu’nun batıya çektiği Hunlarla birleşen Hun kütleleri Hazar Denizi’nin kuzeyinden Avrupa’ya doğru ilerlediler. Başlarında BALAMİR HAN vardı!

Balamir Han, yıldırım hızıyla Volga ırmağını geçip, bugünkü Almanların ataları sayılan Ostrogot, Vizigot ve Vandalları önüne katarak, onları Avrupa içlerine kadar sürdü. Böylece, dünya tarihinin Kavimler Göçü diye adlandırdığı büyük kitle hareketlerini meydana getirdi. Bir başka deyişle; Avrupa’nın bugünkü etnik yapısını ortaya çıkardı. Bununla da kalmadı; Balamir Han’ın Avrupa’da meydana getirdiği bu sarsıntı, Roma İmparatorluğu’nu ikiye ayırdı. Doğuda BİZANS adıyla ortaya çıkan Doğu Roma, Avrupalı milletleri ve günümüz İtalya’sındaki Roma’yı tehdit etmeye başladı. Avrupa’daki Hunlar, Avrupa’nın düzenini sağlıyor; özellikle Roma’yı Avrupalı barbar kavimlere ve Bizans’a karşı koruyorlardı.

Hunlar, Balamir Han’ın ölümünden sonra da güçlerini korudular. Kağan Yıldız zamanında ve daha sonra Rua, Muncuk, Aybars ve Oktar kardeşler devrinde Avrupa’nın tek büyük gücü durumundaydılar. Roma’yı korumak için Bizans önünde set oldular. Bizans öylesine yılmıştı ki Hunlardan; Hakan Rua ölünce, bütün Bizans kiliselerinde, kuvvetli bir düşmandan kurtulduk diye, şükür ayinleri düzenlendiler.

Ne var ki, Bizans’ın sevinci kursağında kalacaktı. Çünkü, Hunların başına Rua’dan sonra ATTİLA geçti!

Attila, amcası Rua’nın yanında yetişmişti. Akıllı, tedbirli ve ataktı. Attila ataları gibi daima güçsüzün yanında oldu. O da Roma’yı çapulcu Avrupalı kavimlere ve Bizans’a karşı korudu. Yönetimi altındaki Avrupalılara karşı adil ve şefkatli davrandı. Türk töresinin egemen olduğu Attila yönetiminde din ve vicdan özgürlüğü vardı. Bugünkü Avrupalıların ataları Attila sayesinde huzur ve refah içinde yaşıyorlardı. Avrupalılar onu, Tanrı’nın kötülükler üzerine inen kırbacı olarak görüyorlardı.

Avrupa Türk Hun İmparatorluğu’nun Kağanı Attila, yaptığı akınlar ve gönüllü katılmalarla devlet sınırlarını kısa sürede, doğuda Balkaş gölünden, batıda Atlas okyanusuna kadar genişletti. Dünyanın ender yetiştirdiği büyük devlet adamlarından olan Attila, düzensiz Avrupa’yı düzene sokmuş; adaletin keskin kılıcı olmuştu.

Attila, gerektiğinde acımasızdı. Çirkin ve utanç verici olaylar karşısında çok sert tepki gösteriyordu… Sözgelişi, Hunların dirisi karşısına çıkamayan Bizanslılar, bir gece Hun sınırından içeri girip, Hun büyüklerine ait mezarları tahrip etmişlerdi. Bu olaya Attila’nın tepkisi çok büyük oldu. Bu aşağılık olayın düzenleyicisi Bizans’ın Markos Piskoposu idi. Attila, piskoposun Bizans tarafından cezalandırılmadığını görünce, 2. Balkan Seferini başlattı. Ordularıyla Yeşilköy’e kadar gelip, Bizans’ın kapılarına dayandı. Tehlikenin boyutunu anlayan Bizans, Romalılar’ı aracı koyarak Attila’dan özür diledi. Ayrıca, içlerinde tarihçi Priskos’unda bulunduğu bir “şefaat heyeti” göndererek, Attila’dan affedilmelerini istedi. Attila bir kez daha affetti Bizans’ı…

Bizans öyle bir kayaya çatmıştı ki, ne yapacağını bilemiyordu. Bildikleri tek şey; Attila sağ oldukça kendilerine huzur yoktu. Tek yol vardı; o da, Attila’nın öldürülmesiydi... Bunu sağlamak için Attila’ya karşı bir suikast girişiminde bulundular. Attila, bu girişimi muhteşem istihbarat ağıyla anında haber aldı. Yakalanan suikastçileri bizzat sorguladı. Sorgulama sonunda, Bizans İmparatoru Teodosyus’a şöyle bir haber gönderdi:

“Teodosyus bize vergi vermekle kölemiz durumuna düşmüştü. Lâkin,
O, efendisine ihanet etmekle, kölelik haysiyetini dahi koruyamamıştır!”

Daha sonra Attila, Bizans’ı uzaktan yönetmeye başladı. Bu arada, Roma üzerinde koruyucu politikasını 440 yılında kaldırdı. Roma’nın yönetimine katılmak istedi. Roma İmparatoru Valetinianus’un kız kardeşi Honoria ile nişanlı olmasını gerekçe göstererek, Roma yönetiminde hakkı olduğunu ileri sürdü. Bu isteği Roma tarafından reddedilince, 451 yılı ilkbaharında ordularını harekete geçirdi. Ren ırmağını üç koldan geçerek Roma ve Birleşik Avrupa Ordusunu, Paris yakınlarında karşıladı. Bir gün gibi kısa bir sürede Romalı General Ataüs komutasındaki birleşik orduyu dağıttı. 452 yılı ilkbaharında Roma’nın kapısına dayandı.

Roma’yı büyük bir telaş aldı. İmparator ve çevresi korkudan tir tir titriyorlardı. “Tanrı’nın kırbacı” Roma üzerine şaklayacaktı! Bundan kurtulmanın bir yolu olmalıydı... Attila’nın kişiliğini araştırmaya başladılar… Attila; korkusuz ve yaman bir savaşçıydı. Ama bir o kadar da, sanata ve her dine karşı saygılıydı… Evet! Bulunmuştu çaresi! Attila’yı ancak bir din büyüğü durdurabilirdi. Ancak, Papa 1. Leo, Roma’yı yerle bir etmekten kurtarabilirdi. Attila’nın bu öfke seline ancak Papa set olabilirdi... Öyle ya, haksızlık, adaletsizlik karşısında çelikleşen Türk’ün ipek gönlüne ancak bir din adamı ulaşabilirdi!

Tarihler, Papa 1. Leo’nun Attila’yı Roma kapısında karşıladığını ve yalvardığını yazdı...

Papa’nın, Roma kapısına dayanan Attila’ya sızlayarak yönelttiği sözler, Attila’nın Türk gölünü hedefliyordu:

-Ey yoksulların koruyucusu…Ey zalimlerin korkusu... Ey büyük Attila! İşte ben, bütün Hıristiyanların temsilcisi, ben Papa 1. Leo, önünüzde diz çökerek yalvarıyorum: Roma’ya girmeyiniz. Dünya Hıristiyanları adına sesleniyorum, bize acıyınız…

Attila’nın Papa’ya cevabı, Attila’yı daha da yüceltiyordu:

Kalkınız Papa hazretleri! Bir din büyüğünün önümüzde diz çökmesine gönlümüz elvermez…. Lütfen kalkınız! Roma’yı ve sizleri bağışlıyorum. Barış ve kardeşlik içerisinde yaşadığınız sürece, benden size zarar gelmeyeceğini biliniz. İmparatorunuz, Romalıları adalet üzere yönettiği sürece, ben uzaklardayım. Aksi halde çok yakınınızdayım! Selâm söyleyiniz, sizi bana gönderen İmparatorunuza!

Attila, Avrupa’da esen Asya’nın bozkır rüzgarıydı. Kirlenmemiş, tertemiz bir bozkır rüzgârı…

Tüm Avrupa’yı egemenliği altına alan Attila, orduları Asya’ya doğru yönelttiği bir sırada 60 yaşında öldü.

Attila Avrupa’yı öyle derinden etkiledi ki, bugün İzlanda da onun hayatı destanlarla söylenmekte…Kuşkusuz o günümüzde de yaşıyor; anılarda, masallarda.Macaristan’ın dağlarında ovalarında!
 
Macaristan’da son seçimlerde yüzde 17 oy alarak ülkenin 3’üncü büyük JOBBİK partisinin lideri "GABOR VONA" nede olsa Attila’nın torunlarıyız, Türkler’e karşı mı gelelim Türklerle Macarların kökeni birdir, Hunlar’dır Biz Türkler’e karşı çıkarsak kendi kökenimize de karşı çıkıyor oluruz, Türkler bizim kardeşimiz Hocalı soykırımını kınıyoruz yanıtı verdi.
1526372_698361193529923_302108669_n.jpg
 
Geri