Gen Bencildir Kitabına Eleştiriler -6
Dawkins ayrıca canlılığı konu edinen biyoloji ilminin gizemin (bilinmeyen, henüz meçhul olanın) ta kendisi olduğu itirafında bulunur.
Bulunur ama gerçekliği kanıtlanmamış henüz teori ya da hipotez aşamasında kalmış bir takım olguları (örneğin evrimin temellerini ve mekanizmalarını) inkarı mümkün olmayan gerçeklermiş gibi göstermekten de geri kalmaz.
Bu tutumu ile yukarıdaki itirafı (biyolojinin gizemin ta kendisi olduğu itirafı) birbiriyle çelişir. Tam olarak bilmediklerinizi gerçekler diye takdim edemezsiniz.
Richard Dawkins’e göre Charles Darwin neden yaşadığını bilmeyen insanlık için çevreyi aydınlatan bir Güneştir. Onun ışıklarıyla bilimin yolları aydınlanmıştır.
Charles Darwin’in yazdığı, evrimin temellerini ortaya koyduğu Türlerin Kökeni kitabındaki bazı saçmalıkları, tutarsızlıkları görmezlikten gelerek neden yaşadığını bilmeyen insanlığa gerçeği arama yolunda yeni bir yön verdiğini, yeni bir boyut kazandırdığını kabul etsek bile sonuçta ortaya konulanlar kanıtlanmış gerçekler değildir, şüpheli varsayımlardır.
Gerçekliği kanıtlanmamış, bu nedenle şüpheli varsayımları bilimin tek gerçeği olarak kabul edip, tüm bulguları buna endekslemek, buna uygun yorumlamaya çalışmak ne kadar doğru ve bilimsel olur?
Bu tutum aynı zamanda aklı, mantığı dolaysıyla bilimi doğru olduğu şüpheli tek bir yöne odaklamaya zorlama olur ki bu bir taassuptur.
= = =
Dawkins’e göre Darwin’in doğal seçilim yoluyla evrim kuramı doyurucudur.
Yine Dawkins’e göre Darwin varoluşla ilgili zor soruya bir yanıt sağlar ki bu şu ana kadar verilen en olası yanıttır.
Fakat Dawkins’in bu sonuca ulaşmasının şaşırtıcı bir yanı yoktur.
İki cevaplı bir sorunun cevaplarından birini en baştan ret ve inkârla yok kabul ederseniz diğer cevabı (bilim ret etse, akıl ve mantık dışı olsa dahi) doğru olarak kabule mecbur kalırsınız.
Biz buna tek cevaplılığa (alternatifsizliğe) mahkum olma diyoruz ki diğer adı taassuptur.
Bir bilim insanı olduğunu duyduğumuz Dawkins’in tek yönlü bir seçim yapmadan önce diğer cevabı da dikkate alması, bilimsel kanıtlar gösterilerek çürütmesi beklenirdi.
Fakat o diğer cevabı yok kabul etmiş, aklını mantığını kendi eliyle tek cevaplılığın (alternatifsizliğin-taassubun) hapishanelerine tıkmıştır.
Evrimcilerle (madde ve rastlantıları Var Edici kabul etmeleri nedeniyle) ateşi varoluşun tek nedeni zanneden ve buna gönülden inanan bir ateşperest ya da Güneşi Var Edici zanneden putperestler arasında herhangi bir fark olmaz.
Bilim her şeyden önce özgürce düşünme ve üretmeyi gerekli görür. Tek yönlü düşünmek bir taassuptur ve bilimin en büyük düşmanıdır.
Bilim; her türlü taassubu, önkabulü şiddetle ret eder.
Taassubun, şartsız önkabulün, tek yönlü düşünmenin bilimde yeri yoktur ve olmamalıdır.
Halbuki Richard Dawkins en baştan henüz gerçekliği kanıtlanmamış bir teoriyi inkar edilemez, tartışılamaz bir gerçek kabul ederek evrimi taassup haline getirmiş, bilimin tarafsızlığını temelinden yıkmıştır.
= = =
Dawkins söz konusu kitabında genleri iyilikle ya da zorla her dediklerini yaptıran Chicago gangsterlerine benzetir.
Ona göre canlılar genler tarafından yaratılıp kontrol edilen makinelerdir.
Genlerin bencil olması sürüp giden acımasız yaşam savaşında başarılı olmanın en büyük nedenidir.
Bencil olmayan genlerin (bu genlerin oluşturduğu canlıların) bu savaşta başarılı olması söz konusu olamaz.
Yukarıdaki cümlelerin yaşamı bitip tükenmek bilmeyen; güçlülerin zayıfları ezip yok ettiği, acımasız bir mücadele olarak gören klasik Darwinci öngörünün bir ifadesi olduğu açıktır.
Dawkins’te üstadı Darwin gibi yaşamda mücadele kadar dayanışmanın da olduğu, bu dayanışmanın eko sistemin temellerini oluşturduğunu bilmezlikten, görmezlikten gelmiştir.
Darwin gibi Dawkins'in de doğal ayıklanma zannettiği olay gerçekte canlıların var edilişlerinde zaten var olan korunma, savunma ve bağışıklık sistemleriyle yapılarını koruma ve diğer nesillere aktarma mücadelesidir.
Bir canlı hiçbir zaman bir başka canlıyı hayat sahnesinden bütünüyle silmeyi, yerini kapmayı düşünmez, bunun için çaba harcamaz.
İnsan dışındaki her canlı eko sistemdeki yerini ve görevini varoluşundaki bir melekeyle bilir ve yerine getirir.
Bu melekelerin kaynak yeri diğerleri gibi genlerdir.
Sadece insan davranışlarını dolaysıyla yaşamdaki rolünü aklı ve iradesiyle kısmen de olsa kontrol edebilir, yönlendirebilir, şekillendirebilir.
İnsan denen canlılarla diğer canlılar arasındaki yadsınamayan en büyük fark budur.
İnsanı hayvanlığa indirgemek insansı meziyetlerin varlığını inkar etmek demektir ki bu da insanlık tarihini, medeniyetini, kültürünü inkar etmekle eşdeğerdir.