GALİP TEKİN
Üye
-
- Katılım
- Ağustos 14, 2016
-
- Mesajlar
- 676
-
- Tepkime puanı
- 2
-
- Puanları
- 268
-
- Yaş
- 41
Peygamber efendimiz Mekke'nin fethinden sonra erkeklerle sözleşti, dine uymada nelere dikkat edeceklerini bildirdi. Erkekler bildirilen bu hususlara uyacaklarına dair Resulullaha söz verdiler. Bu sözleşmeden sonra Peygamber efendimiz kadınlarla sözleşmeğe başladı. Kadınlarla yalnız söz ile olup, mübarek eli, kadınların ellerine dokunmadı. Kötü huylar, kadınlarda, erkeklerden daha çok olduğundan, daha çabuk tesir altında kaldıklarından kadınlarla sözleşirken, erkeklerden daha fazla şart, araya kondu. Allahü teâlânın emirlerini yapmış olmak için, bunlardan kaçınmak lazım geldiği bildirildi.
Bu sözleşmede bulunan kadınlara Resulullah efendimiz hayır dua etti ve aflarını diledi. Bu sözleşmeyi her kim okuyup kabul edip bunlara uyarsa bu sözleşmeye dahil sayılır ve bu duaya kavuşur. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabında bu sözleşmenin şartları şöyle bildirilmektedir:
“Küçük şirkten korununuz!”
1- Bu şartlardan birincisi: Allahü teâlâdan başka, hiçbir şeye ibadet etmemektir. Çok kimse bunu farkında olmadan yapıyor. Mesela bir kimse, başkaları görmek için ibadet eder veya Allahü teâlâ için eder fakat, başkasının görmesi de hoşuna giderse veya ibadetinde başkasından bir karşılık, mesela, bir (Âferin!) sözü beklerse, o kimse, şirkten, küfürden kurtulmuş olmaz.
Peygamber efendimiz, “Küçük şirkten korununuz!” buyurunca, “Küçük şirk nedir?” diye sordular. Resulullah efendimiz, “Riyadır” buyurdu. Riya, başkasına göstermek için gösteriş için ibadet etmektir.
Kafirlerin dini günlerinde, bayramlarında, ibadet olarak yaptıklarını yapmak da şirktir, küfrdür. İbadet olarak değil de adet olarak yaptıklarını Müslümanların yapması küfr olmaz. Böyle şeyler faydalı ise yapılır. Mesela, Hıristiyanlar gibi noel günlerinde bayram yapmak, bu geceye değer vermek küfrdür.
Müslüman olmak için, kafirlikten kaçınmak lazımdır. Mü'min olmak için, küfrden, imansızlıktan sıyrılmak şarttır. Bir de hastalıktan kurtulmak için, papazlardan imdat beklemek de şirktir ki, bu durum Müslümanlar arasında yayılmıştır. Nisa suresi, 59. ayetinde mealen, “Onlara, kafirlere inanmayınız dediğim halde, onlar kafirlerin sözleri ile hareket ediyorlar. Şeytan onları aldatıyor.” buyuruldu.
Maalesef kadınların çoğu, bilmiyerek, bu belaya, bu hataya düşüyor. Ne oldukları bilinmiyen bir takım isimlerden medet bekleyip, bunlarla hastalıktan kurtulmak istiyorlar. Kafirlerin, kafirlik alametlerini yapıyorlar. Bu şirklerden, küfrden kurtulabilen ve kafirlik alametlerinden birini yapmıyan kadın, çok azdır. Dinimizde hiçbir eksiklik yoktur. Hasta olunduğunda yapılacak işleri, tedavi şekillerini de bildirmiştir dinimiz. Şifa için de olsa Müslüman, papaza gitmez. Ruhi yönden rahatsız olanlar, genellikle, moralle, psikolojik olarak iyileştiklerini zannetmektedirler. Aslında, iyileşmemişlerdir. Zaten mümkün de değildir. Bunlar manevi yönden şifa veremezler. Ancak, gayrı müslim de olsa, mesleğinde mütehassıs, güvenilir bir doktora gitmekte, onun verdiği ilaçları kullanmakta mahzur yoktur. Bu ikisini karıştırmamalıdır.
21 Martta kutlanan Nevruz, ateşperestlerden kalma bir adettir. Dinlerinin gereği kutladıkları bir gündür. Bugün İran, Azerbaycan gibi bazı ülkelerde de kutlanmaktadır. Bunlara da o bölgelerde eskiden yaşamış ateşperestlerden gelmektedir. Dinimiz İslamiyet, daha önceki cahiliye adetlerinin hepsini kaldırmıştır. Kısacası bunun dinimizle hiçbir ilgisi yoktur. Ateşe tapınanların her sene 21 Martta kutladıkları Nevruz günlerine ve Hıristiyanların paskalyalarına, noel günlerine hürmet etmek ve o zamanlarda, onların adetlerini, onlar gibi yapmak, küfre sebep olur.
Mayısın altısında kutlanan Hıdırellez'in de dinimizle bir ilgisi yoktur. Böyle günlerin dinimizle ilgisi olup olmadığı şöyle anlaşılır. Dinimizdeki, mübarek günler, geceler hep hicri aylara göredir. Dinimizde hicri ayların dışında, miladi takvime göre kutlanan hiçbir kıymetli gün yoktur.
Bu sözleşmede bulunan kadınlara Resulullah efendimiz hayır dua etti ve aflarını diledi. Bu sözleşmeyi her kim okuyup kabul edip bunlara uyarsa bu sözleşmeye dahil sayılır ve bu duaya kavuşur. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabında bu sözleşmenin şartları şöyle bildirilmektedir:
“Küçük şirkten korununuz!”
1- Bu şartlardan birincisi: Allahü teâlâdan başka, hiçbir şeye ibadet etmemektir. Çok kimse bunu farkında olmadan yapıyor. Mesela bir kimse, başkaları görmek için ibadet eder veya Allahü teâlâ için eder fakat, başkasının görmesi de hoşuna giderse veya ibadetinde başkasından bir karşılık, mesela, bir (Âferin!) sözü beklerse, o kimse, şirkten, küfürden kurtulmuş olmaz.
Peygamber efendimiz, “Küçük şirkten korununuz!” buyurunca, “Küçük şirk nedir?” diye sordular. Resulullah efendimiz, “Riyadır” buyurdu. Riya, başkasına göstermek için gösteriş için ibadet etmektir.
Kafirlerin dini günlerinde, bayramlarında, ibadet olarak yaptıklarını yapmak da şirktir, küfrdür. İbadet olarak değil de adet olarak yaptıklarını Müslümanların yapması küfr olmaz. Böyle şeyler faydalı ise yapılır. Mesela, Hıristiyanlar gibi noel günlerinde bayram yapmak, bu geceye değer vermek küfrdür.
Müslüman olmak için, kafirlikten kaçınmak lazımdır. Mü'min olmak için, küfrden, imansızlıktan sıyrılmak şarttır. Bir de hastalıktan kurtulmak için, papazlardan imdat beklemek de şirktir ki, bu durum Müslümanlar arasında yayılmıştır. Nisa suresi, 59. ayetinde mealen, “Onlara, kafirlere inanmayınız dediğim halde, onlar kafirlerin sözleri ile hareket ediyorlar. Şeytan onları aldatıyor.” buyuruldu.
Maalesef kadınların çoğu, bilmiyerek, bu belaya, bu hataya düşüyor. Ne oldukları bilinmiyen bir takım isimlerden medet bekleyip, bunlarla hastalıktan kurtulmak istiyorlar. Kafirlerin, kafirlik alametlerini yapıyorlar. Bu şirklerden, küfrden kurtulabilen ve kafirlik alametlerinden birini yapmıyan kadın, çok azdır. Dinimizde hiçbir eksiklik yoktur. Hasta olunduğunda yapılacak işleri, tedavi şekillerini de bildirmiştir dinimiz. Şifa için de olsa Müslüman, papaza gitmez. Ruhi yönden rahatsız olanlar, genellikle, moralle, psikolojik olarak iyileştiklerini zannetmektedirler. Aslında, iyileşmemişlerdir. Zaten mümkün de değildir. Bunlar manevi yönden şifa veremezler. Ancak, gayrı müslim de olsa, mesleğinde mütehassıs, güvenilir bir doktora gitmekte, onun verdiği ilaçları kullanmakta mahzur yoktur. Bu ikisini karıştırmamalıdır.
21 Martta kutlanan Nevruz, ateşperestlerden kalma bir adettir. Dinlerinin gereği kutladıkları bir gündür. Bugün İran, Azerbaycan gibi bazı ülkelerde de kutlanmaktadır. Bunlara da o bölgelerde eskiden yaşamış ateşperestlerden gelmektedir. Dinimiz İslamiyet, daha önceki cahiliye adetlerinin hepsini kaldırmıştır. Kısacası bunun dinimizle hiçbir ilgisi yoktur. Ateşe tapınanların her sene 21 Martta kutladıkları Nevruz günlerine ve Hıristiyanların paskalyalarına, noel günlerine hürmet etmek ve o zamanlarda, onların adetlerini, onlar gibi yapmak, küfre sebep olur.
Mayısın altısında kutlanan Hıdırellez'in de dinimizle bir ilgisi yoktur. Böyle günlerin dinimizle ilgisi olup olmadığı şöyle anlaşılır. Dinimizdeki, mübarek günler, geceler hep hicri aylara göredir. Dinimizde hicri ayların dışında, miladi takvime göre kutlanan hiçbir kıymetli gün yoktur.