Resûl-i ekrem’in (s.a.v.) mübarek sözleri

Konu sahibi son olarak 2628 gün önce görüldü
Alay Etmekle İlgili Hadisler

Haris oğlu Alâ (r.a.) Resulullah'ın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etti:"İnsanlarla alay edenleri, onların suçlarını araştırıp yayanları, iyi kimselere suç isnad eden koğucuları ALLAH (c.c.) köpek suretinde haşredecektir." (Tergib ve Terhib, c.5/391)

Ebu Hureyre (r.a.) Resulullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Eğer bir kimsenin -amellerini küçümseyerek/alay ederek- 'insanlar helak oldu' dediğini işitirseniz, işte o -kendisini beğendiği için- daha kötü bir şekilde helak olmuştur." (Tergib ve Terhib, c.5/513)



Ebu Cebire İbnu'd-Dahhak rivayet ediyor:
Bir ayet, biz Beni Selime hakkında nazil oldu. Şöyle ki: "Hz. Peygamber (sav) bize geldiği vakit herkesin mutlaka iki veya üç adı vardı. Resulullah (sav) bu adlarından biriyle: "Ey falan!" diye bir kimseyi çağırınca kendisine: "Ey ALLAH'ın Resulü! O, bu isimle çağırılınca, kızar" diye ikaz ediyorlardı. İşte bu durum üzerine şu ayet indi: "Ey iman edenler, bir kavm diğer bir kavm ile alay etmesin. Olur ki (alay edilenler ALLAH indinde) kendilerinden (yani alay edenlerden) daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınları (eğlenceye almasın). Olur ki onlar (eğlenceye alınanlar) kendilerinden daha hayırlıdır. Kendi kendinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın, imandan sonra fasıklık ne kötü addır. Kim (ALLAH'ın yasak ettiği şeylerden) tevbe etmezse, onlar zalimlerin ta kendileridir" (Hucurat, 11).
Kaynak: Tirmizi, Tefsir, Hucurat (3264); Ebu Davud, Edeb 71, (4926)
 
İsrafla İlgili Hadisler israfla ilgili hadisi şerifler

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.) [Bezzar]

(Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz:
1- Ömrünü nasıl geçirdi?
2- İlmi ile nasıl amel etti?
3- Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti?
4- Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?) [Tirmizi

(Yiyip için, giyinin ve tasadduk edin. Fakat israf ve kibirden sakının!) [Buhari]
 
Öfke, Kibir, Haset, Korkaklık, Zan İle İlgili Hadisler

414. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Öfke şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateşi söndüren de sudur. Onun için, biriniz öfkelenince hemen abdest alsın!"
Ebû Vail radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

415. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Biriniz ayaktayken öfkelenirse, hemen otursun. Öfkesi giderse iyi, gitmezse hemen yatsın."
Ebû Zer radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

416. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim, öfkesinin gereğini yerine getirmeye gücü yettiği hâlde, kendini firenlerse, ALLAH onu, kıyamet gününde, yaratıkların huzurunda çağırır ve hurilerden dilediğini almakta serbest bırakır."
Sehl radıyALLAHu anh. Tirmizî.

417. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem sordu:
"Siz kime pehlivan dersiniz?"
"Yenilmeyen kişiye."
"Hayır, asıl pehlivan, kızgınlık anında öfkesine hâkim olan kimsedir," buyurdu.
İbn Mesûd radıyALLAHu anh. Müslim.

418. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem sordu:
"içinizde kimi müflis sayarsınız?"
"Malı kalmayan kimseyi."
"Hayır, asıl müflis, kıyamet gününde, ona sövmüş, buna zulmetmiş, berikinin malını almış olarak gelen kimsedir. Orada ne dinar vardır, ne de dirhem. Sevapları alınıp o kimselere verilir. Yetmez, bu defa onların günahları sırtına yüklenir. işte müflis odur.
İbn Mesûd radıyALLAHu anh. Rezîn.

419. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Öğretin, kolaylaştırın ve güçleştirmeyin! Biriniz kızdığı zaman, sussun!"
İbn Abbas radıyALLAHu anh. Ahmed.

420. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Hasetten, kıskanıcılıktan şiddetle kaçının! Çünkü haset, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, sevapları yer bitirir."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

421. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"insanlarda bulunan huyların en kötüsü, tutkulu bir cimrilik ve şiddetli bir korkaklıktır."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

422. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Size, sizden önceki milletlerin hastalığı olan haset ve kin bulaşmış. Bunlar kazıyıcıdır. Ancak, ben saç kazımayı kastetmiyorum. Onlar din kazıyıcısıdır.
Canım elinde olan ALLAHa yemin ederim ki, îman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de tam îman etmiş sayılmazsınız.
Birbirinizi sevmenizi sağlayacak bir şeyi size göstereyim mi? Aranızda selâmı yaygınlaştırın!"
Zübeyr radıyALLAHu anh. Tirmizî.

423. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Zandan uzak durun! Çünkü zan, sözün en yalanıdır.
Başkalarının gizli konuştuklarını yaymayın!
Birbirlerinizin ayıplarını araştırmayın!
Gereksiz yere rekabete girmeyin!
Birbirinizi kıskanmayın!
Birbirinize kin tutmayın!
Birbirinize sırt çevirmeyin!
Ey ALLAHın kulları, ALLAHın size emrettiği gibi kardeş olun!
Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona ne zulmeder, ne de onu yüzüstü bırakır. Ona hakaret de etmez."
Sonra kalbini gösterdi:
"Takva buradadır, takva buradadır, takva buradadır!
Kişinin, müslüman kardeşini hor görmesi, kötülük bakımından kendisine yeter de artar bile.
Müslümanın herşeyi müslümana haramdır: kanı, şerefi, malı...
ALLAH, sizin ne bedenlerinize, ne biçimlerinize ve ne de amellerinize bakmaz, kalblerinize bakar."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Buhârî.

424. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"ALLAH buyuruyor:
izzet ve büyüklük benim elbisemdir. Bu ikisinde her kim benimle çarpışırsa, ona azap edirim."
Ebû Saîd radıyALLAHu anh. Müslim.

425. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem:
"Kalbinde zerre kadar kibir, büyüklenme bulunan kimse cennete giremez!" buyurdu.
Bir adam, "Fakat kişi, elbisesinin ve ayakkabılarının güzel olmasını ister."
Şöyle buyurdu:
"ALLAH güzeldir, güzelliği sever. Kibir, Hakkı inkâr edip, insanlara üstten bakmaktır."
İbn Mesûd radıyALLAHu anh. Müslim.

426. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"insanlar, ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş atalarıyla övünmekten vazgeçerler, ya da ALLAH katında, burnuyla pislik yuvarlayan böcekten daha âdi bir dereceye düşerler.
ALLAH teâlâ sizlerden kötü dönem kibrini temizledi. Artık kişi, ya günahtan sakınan bir mümindir, ya da azgın bir günahkâr.
insanların tümü Ademin çocuklarıdır. Adem ise topraktan yaratılmıştır."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Tirmizî.

427. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"ALLAH bana, "alçakgönüllü olmanız, birbirinize karşı büyüklenmemeniz, böylece kimsenin kimseye tecavüz etmemesi," hususlarını bildirdi."
Iyad radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.
 
Akraba, Komşu, Misafir, Görüşme İle İlgili Hadisler

734. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"ALLAH teâlâ buyurmuştur: "Ben ALLAHım. Ben Rahmanım. Rahmi ben yarattım. Ona ismimden bir isim ayırıp taktım. Kim akraba ile ilgisini sürdürürse, ben de onunla ilgimi sürdürürüm. Kim ondan ilgisini keserse, ben de ondan ilgimi keser, onu perişan ederim."
İbn Avf radıyALLAHu anh. Tirmizî.

735. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Büyüklerinizden, akrabalarınızı ve akraba ziyaretini öğrenin! Çünkü akraba ziyareti, ailede sevgiyi artırır, malı çoğaltır ve ömrü uzatır."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Tirmizî.

736. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kendisiyle ilgiyi devam ettiren akraba ile ilgilenmek gerçek ilgilenme değildir, asıl ilgilenme, akraba kendisinden alakayı kestiği zaman, onu ziyaret edip, ona ilgi göstermektir."
İbn Amr radıyALLAHu anh. Buhârî.

737. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Cebrail, bana komşu hakkında o kadar ısrarlı tavsiyelerde bulundu ki, onu mirasçı yapacak sandım."
Aişe radıyALLAHu anha. Buhârî.

738. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Bir kimseye zarar vermek doğru olmadığı gibi, zarar gördüğü birine, aynı şekilde zararla karşılık vermek de doğru değildir."
Ebû Şurayh radıyALLAHu anh. Mâlik.

739. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Yanında komşusu açken, bunu bile bile, kendi tok yatan kişi, bana tam îman etmiş sayılmaz."
Enes radıyALLAHu anh. Taberânî.

740. Bir adam dedi ki:
"Ey ALLAHın Resûlü! Bir kadının çok namaz kıldığından, çok sadaka verdiğinden, çok oruç tuttuğundan, fakat diliyle komşusuna eziyet ettiğinden söz ediliyor, ne dersiniz?"
Şöyle buyurdu:
"O, ateşte olacaktır!"
Dedi ki:
"Ey ALLAHın Resûlü! Bir kadının da, az oruç tuttuğundan, az namaz kıldığından, süzme peynir gibi şeylerden az sadaka verdiğinden, bununla beraber diliyle komşularına eziyet etmediğinden söz ediliyor, ne dersiniz?"
Şöyle buyurdu:
"O, cennette olacaktır!"
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Ahmed.

741. Dedim ki:
"Ey ALLAHın Resûlü! Birine uğruyorum, ne beni misafir ediyor ve ne de bana ikramda bulunuyor. Aynı kişi bana uğrarsa, ben de ona karşı aynı şekilde davranayım mı?"
"Hayır. Aksine, onu misafir et!" buyurdu.
İbn Mâlik radıyALLAHu anh. Tirmizî.

742. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellemin, şöyle buyurduğunu, kulaklarım duydu, gözlerim gördü ve kalbim de ezberledi:
"ALLAH ve âhiret gününe inanan kişi, misafirine hediyesini sunsun."
"Hediyesi nedir, ey ALLAHın Resûlü?" diye sordular.
Şöyle buyurdu:
"Bir gün ve gecesidir. Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası sadaka sayılır.
Kim, ALLAHa ve âhiret gününe îman ediyorsa, ya iyi söz söylesin, ya da sussun!"
Ebû Şurayh radıyALLAHu anh. Buhârî.

743. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Bir müslümanın, müslüman kardeşinin yanında, onu günaha sokuncaya kadar konuk kalması helâl olmaz."
"Günaha sokmak nasıl olur, ey ALLAHın Resûlü?" diye sordular.
Şöyle buyurdu:
"Kendisine sunacak bir şeyi bulunmadığı hâlde yanında kalması."
Ebû Şurayh radıyALLAHu anh. Buhârî.

744. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem, birinin kapısına gelince, yüzünü kapıya döndürmez, sağ ya da sol yanını kapıya çevirerek durur ve "Esselâmü aleyküm, Esselâmü aleyküm," derdi.
İbn Büsr radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

745. Babamın bir borcu hususunda Peygamber sallALLAHu aleyhi ve selleme geldim ve kapıyı çaldım.
"Kim o?" diye seslendi.
"Benim!" dedim.
"Benim! Benim!" diye söylenerek çıktı.
Belli ki, sadece "Benim!" dememden hoşlanmamıştı.
Câbir radıyALLAHu anh. Buhârî.

746. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim, izinleri olmadan, birilerinin evini dikizlerse, gözünü çıkarmaları artık onlara helâl olur."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Buhârî.

747. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Biriniz, hizmetçisi ona bir yemek yapıp getirdiğinde, onu da oturtup yedirsin. Yemek az ise, hiç olmazsa eline bir iki lokma koysun."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Buhârî.
 
Kuranla İlgili Hadisler

“Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğreteniniz ve öğreneninizdir.” Darimi:2/437

· “Kur’an’ı seslerinizle süsleyiniz.” Ebu Davut:2/74, Nesai;2/79


· “İçinde Kur’an’dan bir şey olmayan kişi harap eve benzer.”


Sünen-i Tirmizi; 5/177


· “ALLAH(c.c) yeryüzünde azabı hak etmiş olanları azaplandıracağı


zaman, Kur’an’ı öğrenmeye çalışan çocukların yüzü suyu


hürmetine azap etmekten vazgeçer.” Darimi:2/439


· “Kim Kur’an’dan bir ayet dinlerse, dinlediği ayet onun için(dünyada ve ahirette) nur olur.” Darimi:2/444


· “Şüphesiz Kur’an’ı okuyana bir sevap, onu dinleyene iki sevap vardır.


Darimi:2/444


· “Şüphesiz insanların bir kısmı ALLAH’ın dostlarıdır. Onlar ehl-i Kuran olanlardır.” İbn-i Mace:1/78, Darimi:2/433


· “Kur’an, ALLAH’a gökler, yerler ve onlarda bulunanlardan daha sevimlidir.” Darimi:2/441


· “Kur’an’ın okunduğu evin hayır ve bereketi artar, Kur’an’ın okunmadığı evin hayır ve bereketi azalır.” El İtkan-Suyuti:2/331


· “Kur’an’ı çok okuyan hafızlar Cennet ehlinin liderleri, başkanlarıdır.”


El İtkan Suyuti:2/332


· “Sözlerin en hayırlısı ALLAHın kitabı Kur’an’dır.” Buhari:6/327, Müslim:3


· “Çocuğuna Kur’an öğreten babaya Cennette taç giydirilir.”Taberani, Evsat


· “Kim ALLAH’ın kitabından bir ayet öğrenirse, kıyamet günü öğrendiği bu ayet onu gülerek karşılar.” Buhari:6/327, Müslim:2/194


· “Oruç ve Kur’an sahiplerine şefaat ederler.”El İtkan:2/333


· “Sizler (kıyamet günü) ALLAH’ın katına Kur’an’dan daha üstün bir şey ile varamazsınız.” El İtkan:2/333


· “İçinde Kur’an okunan ev, içindeki aile fertlerine (okyanuslar kadar) genişler. Melekler oraya iner, şeytanlar ise oradan kaçar. O ev hayır ve bereketle dolar. Kuran okunmayan ev, halkına daralır, melekler orayı terk eder, şeytanlar ise oraya musallat olur. O evin hayır ve bereketi kaçar.”


Tirmizi:5/18


· “Ben Kur’an’ı başkasından dinlemeyi severim.” Buhari:6/336


· Kendinizi Kur’an’a iyice alıştırınız. (onu daima okuyup müzakere ediniz) Nefsim yed-i kudretinde olan ALLAH’a yemin ederim ki, o Kur’an insanların kalbinden kaçması(unutulması) devenin yularından kurtulup kaçmasından daha kolaydır. Müslim:2/192
 
Dünya, Ahiret, Zühd, Kanaat İle İlgili Hadisler

623. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Dünya yeşil ve tatlıdır. ALLAH sizi onun üzerinde halife kılmıştır. Bakalım nasıl davranacaksınız, diye bakmaktadır. Dikkat edin! Dünyadan ve kadın imtihanından sakının! Kişiyi, bildiği doğruyu söylemekten, insanlardan korkusu alıkoymasın."
Ebû Saîd radıyALLAHu anh. Tirmizî.

624. Dünya dönmüş gidiyor. Ahiret yönelmiş geliyor. Her birinin kendine has çocukları vardır. Siz âhiret çocuklarından olun, dünya çocuklarından olmayın! Bugün çalışma günüdür, hesap günü değil. Yarın hesap günüdür, çalışma günü değil.
Ali radıyALLAHu anh. Buhârî.

625. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"ALLAHı ananlar ile onları dost edinenler, âlimler ve ilim talep edenler dışında, dünya ve içindekiler lânetlidir."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Tirmizî.

626. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Dünya, müminin zindanı, kâfirin cennetidir."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Müslim.

627. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Dünya sevgisi her hatanın başıdır. Bir şeyi sevmen, seni kör yapar, sağır eder."
Enes radıyALLAHu anh. Rezîn.

628. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ben dünyayı neyleyeyim! Benim dünya ile alâkam, bir ağacın altında oturup dinlendikten sonra kalkıp orayı terkeden bir atlının bu durumu gibidir."
İbn Mesûd radıyALLAHu anh. Tirmizî.

629. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"ALLAH, bir kulu sevdimi, onu dünyadan korur, tıpkı birinizin, hastasına suyu yasaklaması gibi."
Katâde radıyALLAHu anh. Tirmizî.

630. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Tüm düşüncesi âhiret olan kimsenin, kalbini ALLAH zengin kılar. Onu derler, toparlar ve dünya ona gelip boyun eğer.
Kimin de bütün kaygısı dünya olursa, ALLAH onun gözlerinin arasına fakirlik yerleştirir, işlerini darmadağın eder. Dünyadan da ona, sadece kendisi için takdir edilen şey gelir."
Enes radıyALLAHu anh. Tirmizî.

631. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim, dünyada lüks bir hayat yaşarsa, âhirette arzu ve isteklerine perde çekilir. Kim, gözünü zenginlerin süsüne dikerse, göklerin yüce katında aşağılanır. Kim de, kendisine verilen az rızka karşı güzel bir sabır ve dayanıklılık gösterirse, ALLAH onu Firdevs cennetinde istediği yere yerleştirir."
Berâ radıyALLAHu anh. Taberânî.

632. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Dünyada zâhidlik, helâl olan şeyi kendine haram etmek ve malı ziyan etmekle olmaz. Zira zühd, ALLAH katında olana, kendi elindekinden daha çok güvenmek, bir bela ile karşılaştığı zaman, ondan elde edeceğin sevap nedeniyle, o belanın kalmasını daha çok istemendir."
Ebû Zer radıyALLAHu anh. Tirmizî.

633. Bir adam, Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellemin yanından geçti. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem, yanındaki adama dedi ki:
"Bu adam hakkında görüşün nedir?"
"O, insanların önemsediklerindendir. VALLAHi, kız kız isterse, verirler. Birine aracılık ederse, kabul olunur."
Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem sustu. Sonra ordan bir başka adam geçti ve onun hakkında:
"Ya bu adam için ne dersin?" diye sordu.
"Ey ALLAHın Resûlü! Bu, müslümanların fakirlerindendir. Kimse ona kız vermez, aracılık yapsa kabul edilmez, sözü de dinlenmez."
ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Bu adam, öteki adamın tipinde olan yeryüzü dolusu insandan daha hayırlıdır."
Sehl radıyALLAHu anh. Buhârî.

634. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Duymuyor musunuz? Sade giyinmek îmandandır!"
Ebû Ümâme radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

635. Biz Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem ile beraber oturuyorduk. Üzerinde, deri yamalı bir hırkadan başka bir şey bulunmayan Musâb bin Umeyr geldi. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem, onun Mekkedeki depdebeli hâlini hatırlayarak ağladı. Sonra şöyle buyurdu:
"Biriniz sabahleyin ayrı, öğlenden sonra ayrı elbise giydiği, önüne bir tabak konup öteki kaldırıldığı , evlerinizi bu Kâbenin örtüldüğü gibi örtülere büründürdüğünüz zaman hâliniz nice olur?"
"Ey ALLAHın Resûlü! Elbette o gün bugünkünden daha iyi olur. Çünkü, o zaman geçim sıkıntımız olmaz, kendimizi tamamen ibadete veririz."
Şöyle buyurdu: "Tersine, bugün siz o günkünden daha iyi durumdasınız."
Ali radıyALLAHu anh. Tirmizî.

636. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kırda yaşayan darlık bulur, av peşinde koşan gafil olur. Sultanın kapısına gelen fitneye tutulur."
İbn Abbas radıyALLAHu anh. Tirmizî.

637. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellemin, bütün gün açlıktan kıvranıp da, karnını doyuracak adi bir hurmayı bile bulamadığını görmüşümdür.
Ömer radıyALLAHu anh. Müslim.

638. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Hüzünlü olmalısınız, çünkü hüzün kalbin anahtarıdır" buyurdu.
"Hüzün nasıl olur?" dediler.
Şu cevabı verdi: "Kendinizi açlığa alıştırın ve susuz kalmayı öğrenin!"
İbn Abbas radıyALLAHu anh. Taberânî.

639. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"iki kurdun bir bahçeye gelip yemesi ve orayı bozması, mal ve makam sevgisinin, müslüman kişinin dinine verdiği zarardan daha zararlı değildir."
İbn Ömer radıyALLAHu anh. Bezzâr.

640. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Tutumlu kişi asla fakir olmaz."
İbn Abbas radıyALLAHu anh. Taberânî.

641. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"insan yaşlanır, fakat ondaki mal tutkusu ve yaşama arzusu genç kalır."
Enes radıyALLAHu anh. Buhârî.

642. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"insanın iki vadi dolusu altını olsa, üçüncüsünü de ister. Onun karnını ancak toprak doldurur. Bununla beraber, ALLAH, tevbe edenin tevbesini kabul eder."
Enes radıyALLAHu anh. Buhârî.

643. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ben, sizin görmediklerinizi görür, duyamadıklarınızı da duyarım. Nitekim gök gürledi. Onun gürlemesi hakkıdır. içinde dört parmaklık boş bir yer bile yoktur ki, orada melekler, ALLAH için alnını yere koyup secde etmesinler.
VALLAHi, siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Yatakta kadından lezzet duymazdınız. Çöllere çıkıp, haykıra haykıra ALLAHa yalvarırdınız.
Kesilen bir ağaç olmayı ne kadar da isterdim!"
Ebû Zer radıyALLAHu anh. Tirmizî.
 
Yalan Hakkında Hadisler



Ravi: Ali
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer."
Kaynak: Buhari, İlm 38; Müslim, Mukaddime 1, (1); Tirmizi, İlm 8, (2662)





Ravi: İbnu'z-Zübeyr
Tanım: Babama dedim ki: "Ben niye senin Resulullah'tan hadis rivayetini işitmiyorum. Halbuki falan ve falandan çokça işitiyorum?" Bana şu cevabı verdi: "Evet ben, Müslüman olduğum günden beri Aleyhissalatu vesselam'ı hiç terketmedim. Hep beraber olduk. Ancak O'nun şöyle söylediğini de işittim: "Kim bile bile bana yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın."
Kaynak: Buhari, İlm 38; Ebu Davud, İlm 4, (3651)





Ravi: Muğire İbnu Şu'be
Tanım: Resulullah (aleyhissalatu sa) buyurdular ki: "Benim üzerime söylenen yalan, bir başkası üzerine söylenen yalan gibi değildir. Öyleyse kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın!"
Kaynak: Buhari, Cenaiz 34; Müslim, Mukaddime 4, (4); Tirmizi, İlm 9, (2664)





Ravi: Safvan İbnu Süleym
Tanım: Ey ALLAH'ın Resulü! dedik, "mü'min korkak olur mu?" "Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine: "Evet!" buyurdular. Biz yine: "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır! buyurdular.
Kaynak: Muvatta, Kelam 19, (2, 990)





Ravi: İbnu Mes'ud
Tanım: Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda ALLAH nezdinde "yalancılar" arasına kaydedilir.
Kaynak: Muvatta, Kelam 18, 2,(990)





Ravi: Behz İbnu Hakim an ebbihi an ceddihi
Tanım: Resulullah bururdular ki: "Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona."
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 88, (4990); Tirmizi, Zühd 10, (2316)





Ravi: Esma
Tanım: Bir kadın gelerek: "Ey ALLAH'ın Resulü! Benim bir kumam var. Ona karşı (yalan söyleyerek) kocamın vermediği şeyle karnımı doyurmuş göstersem bana bir mahzur getirir mi?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Verilmeyenle karnını doyurmuş gösterip övünen, tıpkı, iki alan elbisesini giyen gibidir" cevabını verdi.
Kaynak: Buhari, Nikah 106; Müslim, Libas 127, (2130); Ebu Davud, Edeb 91, (4997)





Ravi: Abdullah İbnu Amir
Tanım: Bir gün, Resulullah (sav), evimizde otururken, annem beni çağırdı ve: "Hele bir gel sana ne vereceğim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam anneme: "Çocuğa ne vermek istemişim?" diye sordu. "Ona bir hurma vermek istemiştim" deyince, Aleyhissalatu vesselam: "Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir yalan yazılacak!" buyurdular.
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 88, (4991)





Ravi: Esma Bintu Yezid
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevkeden şey nedir? Halbuki, üç yer hariç yalanın her çeşidi ademoğluna haramdır: Bu üç yere gelince: 1) Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı, 2) Harpte söylenecek yalan. Çünkü harp bir hileden ibarettir. 3) İki Müslümanın arasında sulhu sağlamak kasdiyla söylenen yalan."
Kaynak: Tirmizi, Birr 26, (1940)





Ravi: Ümmü Külsüm Bintu Ukbe
Tanım: Resulullah (sav)'ı işittim, diyordu ki: "İki kişinin arasını düzelten, hayır söyleyip, hayır tebliğ eden kimse yalancı değildir."
Kaynak: Buhari, Sulh 2; Müslim, Birr 101, (2605); Ebu Davud, Edeb 58, (4921); Tirmizi, Birr 26, (1939)





Ravi: Safvan İbnu Süleym ez-Zühn
Tanım: Bir adam: "Ey ALLAH'ın Resulü! Ben karıma yalan söyleyeyim mi?" demişti. Aleyhissalatu vesselam : "Yalanda hayır yoktur" buyurdular. Adam: "Vaadde bulunmama, lehinde söylememe ne dersiniz?" diye tekrar sordu: Aleyhissalatu vesselam da: "Öyleyse sana bir vebal yok!" buyurdular.
Kaynak: Muvatta, Kelam 18, (2, 990)
 
Arkadaş, Davranış, Dargınlık, İstişare ile ilgili Hadisler

583. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

584. Mekkelilerden şakacı bir kadın, Medineye geldi. Bir arkadaşına misafir oldu. Aişe radıyALLAHu anha dedi ki: Sevgilim ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem ne doğru söylemiş:
"Ruhlar, donatılmış askerlerdir. Ezelden tanışanlar birbirini severler, birbiriyle uyuşamayanlar da bir türlü anlaşamazlar."
Aişe radıyALLAHu anha. Buhârî.

585. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Bir adam bir adama sır söylerse, bu ona emanettir, kimseye söyleyemez."
Câbir radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

586. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Nafile oruç, namaz ve zekâtın derecesinden daha üstün olan bir şeyi size bildireyim mi?"
"Evet," dediler.
"iki kişinin arasını bulmak."
Ebû Derda radıyALLAHu anh. Tirmizî.

587. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Müşriklerle oturmayın, onlarla bir araya gelmeyin! Kim onlarla oturur ve onlarla seve seve birlikte olursa, onlardandır."
Semûre radıyALLAHu anh. Tirmizî.

588. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"insanlar, içlerinde işe yarayacak bir taneden fazla deve bulunmayan yüz adet deve gibidirler."
İbn Ömer radıyALLAHu anh. Buhârî.

589. Aişe, bir dilencinin eline bir parça ekmek verip gönderdi. Az sonra üstü başı düzgün biri geldi, onu oturtup yedirdi. Sebebi sorulunca dedi ki: ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"insanlara, düzeylerine ve durumlarına göre davranın!"
Aişe radıyALLAHu anha. Ebû Dâvud.

590. Cerîr bin Abdullah geldi. Evin içi doluydu, oturacak yer bulamadı. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem, elbisesini yere attı:
"Bunun üstüne otur!" dedi.
Cerîr, onu alıp öptü ve bağrına bastı. Sonra şöyle dedi:
"Ey ALLAHın Resûlü! Bana ikram ettiğin gibi ALLAH da sana ikram etsin!"
Bunun üzerine ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Size bir toplumun ulusu gelirse ona hürmet edin!"
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Taberânî.

591. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Bir müminin, din kardeşine üç günden fazla dargın durması helâl değildir. Birbirlerine rastladıklarında bu ondan, o da bundan yüz çevirir. O ikinin en iyisi, selâmı ilk verendir."
Ebû Eyyûb radıyALLAHu anh. Buhârî.

592. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim, bilmeden fetva verirse, fetva verdiği kimsenin günahını yüklenir. Kim, müslüman kardeşine, bildiğinin aksini tavsiye ederse, ona hainlik etmiş olur."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

593. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kendisine danışılan kimse, güvenilir biri olmalıdır."
Ümmü Seleme radıyALLAHu anha. Tirmizî.

594. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Düşünerek hareket etmek, ALLAHtandır. Acele etmek ise, şeytandandır."
Sehl radıyALLAHu anh. Tirmizî.

595. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ahirete yönelik işlerden başka hiçbir konuda aceleci olmamak gerekir."
Saad radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

596. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Din kardeşinin başına gelene sevinme! Çünkü ALLAH, onu ondan kurtarır ve senin başına o belayı getirir."
Vâsile radıyALLAHu anh. Tirmizî.

597. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve selleme bir adamın suçu duyurulunca:
"Falana ne oluyor da böyle yapıyor!" demezdi, "Falanlara ne oluyor da böyle yapıyorlar!" derdi.
Aişe radıyALLAHu anha. Ebû Dâvud.

598. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim, biriyle buluşmak üzere sözleşirse ve arkadaşı da namaz vaktine kadar gelmezse, buluşma yerine gelen, namaza gitmekle günaha girmiş olmaz."
Rezîn radıyALLAHu anh. Rezîn.

599. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"ALLAH, aksırmayı hoş karşılar, esnemekten ise hoşlanmaz.
Sizden biriniz aksırıp da, "Elhamdülillah," derse, bunu duyan müslümanın, ona "Yerhamükellah!" demesi gerekir.
Esnemek ise şeytandandır. Biriniz namazdayken esnemesi gelirse, gücü yettiğince onu önlemeye ve tutmaya çalışsın. "Ha!" demesin. Çünkü, bu şeytandandır. O esnerken şeytan güler."
İbn Ebû Bekr radıyALLAHu anh. Buhârî.

600. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ey Aişe! Sen beni ne zaman terbiye dışı davranırken gördün! ALLAH katında, kıyamet günü en kötü yere sahip olan, kötülük yapmasından korkulduğu için insanlar tarafından terkedilen kişidir."
Aişe radıyALLAHu anha. Buhârî.

601. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem, aksırdığı zaman, yüzünü elleri veya elbisesiyle kapatır, sesini de kısmaya çalışırdı.
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.
 
Borç, Hediye, Emanet, Buluntu İle İlgili Hadisler

437. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Bir adam hiç hayır işlemezdi, sadece borç para dağıtırdı. Geri alma zamanı gelince, ad-----:
"imkânı olanlardan al, durumu uygun olmayıp sıkıntıda olanlardan alma, belki ALLAH da bizim günahlarımızı bağışlar," derdi.
Nihâyet adam öldü. ALLAH ona sordu:
"Herhangi bir iyi amelin var mı?"
"Hayır, sadece halka borç para dağıtırdım, geri alma zamanı gelince, hizmetçimi şöyle diyerek gönderirdim: Durumu uygun olanlardan al, olmayanlardan alma. ALLAH da belki bu sebeple bizi bağışlar."
ALLAH ona şöyle buyurdu:
"Ben de seni affedip, günahlarından geçiverdim."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Buhârî.

438. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim güç durumda olan kişiye, borcunu ödemesi için süre verir, ya da alacağını hiç almazsa, ALLAH onu, kıyamet gününde, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı günde, gölgesi altında gölgelendirecektir."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Timizi.

439. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Duasının kabul edilmesini ve sıkıntısının giderilmesini isteyen, sıkıntıda olan borçluya yardım etsin."
İbn Ömer radıyALLAHu. Ahmed.

440. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Bir adam cennete girdi, kapısında şöyle bir yazı gördü:
"Verilen sadakanın karşılığı on sevap, verilen ödünç paranın karşılığı ise onsekiz sevaptır."
Ebû Ümâme radıyALLAHu anh. Taberânî.

441. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Herhangi bir kimsenin, ödemek niyetiyle aldığı borcu ALLAH bilir ve daha dünyada iken, borcunu ödemesinde mutlaka ona bir kolaylık verir."
imran radıyALLAHu anh. Nesêî.

442. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Zenginin, ödeyecek durumu olduğu hâlde borcunu ödemeyi uzatması, zulümdür."
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Buhârî.

443. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"ALLAHın yasakladığı büyük günahlardan sonra, kulun karşılaşacağı en büyük günah, kişinin, borçlu olarak ve borcunu ödeyecek kimse bırakmayarak ölmesidir."
Ebû Mûsa radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

444. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Borçlu olan borcunu ödeyinceye kadar, alacaklının, onun üzerinde etkin bir konumu vardır."
İbn Abbas radıyALLAHu anh. İbn Mâce.

445. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Karşısındaki versin veya vermesin, hakkını isteyen kimse, edebiyle istesin."
İbn Ömer radıyALLAHu. İbn Mâce.

446. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Ruhunuz güven içindeyken onu korkutmayın!"
"Bu nasıl olur?" diye sorduklar.
"Borçla olur," buyurdu.
Ukbe radıyALLAHu anh. Ahmed.

447. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Alacaklı, borcun süresi içinde bir kat sadaka sevabı alır, ama alma günü geldikten sonra sonra onu ertelerse, o zaman her gün için iki katı sadaka sevabı kazanır."
Büreyde radıyALLAHu anh. Ahmed.

448. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem, bir yahudiden belirli bir zamana kadar yiyecek satın aldı ve demir zırhını ona rehin bıraktı.
Aişe radıyALLAHu anha. Buhârî.

449. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Emanet olarak alınan mal, sahibine ödenir. Kefil, borçlu sayılır. Borç, ödenmelidir."
Ebû Ümâme radıyALLAHu anh. Tirmizî.

450. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Emaneti güvendiğin kimseye ver! Sana hainlik yapana sen hıyanet etme!"
Ebû Hureyre radıyALLAHu anh. Tirmizî.

451. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Eğer buluntu, işlek yolda ve insanların çokça bulunduğu beldede bulunmuş ise, bir sene sahibini araştır. Sahibi gelirse verirsin, gelmezse o senin olur."
Amr radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

452. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim bir yitik bulursa, bir ya da birkaç âdil şahit tutsun, onu gizlemesin, yitirmesin. Eğer sahibini bulursa ona verir, bulamazsa, o ALLAHın dilediğine verdiği bir malıdır."
Iyad radıyALLAHu anh. Ebû Dâvud.

453. Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem, hediye kabul ederdi ve karşılığını da verirdi.
Aişe radıyALLAHu anha. Buhârî.

454. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Bana bir koyun paçası dahi hediye edilse kabul ederim, o paçanın yemeğine çağırılırsam, icabet edip giderim."
Enes radıyALLAHu anh. Tirmizî.

455. ALLAH Resûlü sallALLAHu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Devlet yöneticisine verilen hediyeler, hiledir."
Câbir radıyALLAHu anh. Taberânî.
 
Peygamber Efendimizin (S.A.V) Tevekkül İle İlgili Sözleri

Ebû Hureyre (r.a.) Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Kuvvetli mü'min, ALLAH Katında zayıf mü'minden daha hayırlı, (daha üstün) ve daha sevimlidir. (Bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. ALLAH'dan yardım dile ve asla acz gösterme. Başına birşey gelirse, ''Eğer (keşke) şöyle yapsaydım, şöyle olurdu!'' diye hayıflanıp durma. ''ALLAH'ın takdiri bu. O, ne dilerse yapar.'' de. Çünkü "eğer (keşke)" kelimesi, şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar."

(Müslim, Kader 34. Tercüme: İsmail L. Çakan, Hadislerle Gerçekler, Erkam Yayınları, İstanbul 1990, s.231)



"Birşey istediğin zaman yalnız ALLAH'tan iste. Yardım dilediğin zaman ALLAH'tan dile. Şunu iyi bil ki bütün yaratılmışlar elbirliği ile sana bir menfaat bahşetmek isteseler, ALLAH'ın sana yazdığından daha fazlasını bağışlayamazlar. Yine yaratılmışların tümü elbirliği ile sana bir zarar vermek isteseler, ALLAH'ın sana takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar."

(Tirmizi, Sünen, fi sıfati'l-Kıyame, 60)



"Ey Ebû Hureyre! ALLAH'tan başka hiçbir şeye ümit bağlama. ALLAH'a tevekkül eyle. Bir arzun varsa ALLAH Teâlâ Hazretleri'nden iste. ALLAH-ü Teâlâ'nın âdet-i ilâhiyyesi (işi, kânunu) şöyledir ki; herşeyi bir sebep altında yaratır. Bir iş için sebebine yapışmak ve sonra ALLAH Teâlâ'nın yaratmasını beklemek lâzımdır. Tevekkül de bundan ibârettir."


"Üzülme, ALLAH bizimledir."

(Bera Ibnu'l Azib r.a. Kütüb-i Sitte, 16. cilt, Sf. 200)



"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır ! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum sadece mümine hastır, başkasına değil : Ona memnun olacağı birsey gelse şükreder, bu ise hayırdır: bir zarar gelse sabreder bu da hayırdır."

(Suheyb Ibnu Sinan r.a. kutub-ı sıtte, 2. Cilt , Sf. 208)

 
Kibir - Tevazu ve Kibirli Görünmek - Büyüklenmek - Kibirden Doğan Hastalıklar Kibir - Tevazu ve Kibirli Görünmek - Büyüklenmek - Kibirden Doğan Hastalıklar Hadisi Şerifler

Kibir, kendisini başkasından üstün görmektir.
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
Kibir, hakka, razı olmamak ve insanları küçük görmektir. [Müslim]

Fudayl bin Iyad hazretleri "Tevazu, ister cahilden, ister çocuktan duyulsa da hakkı tereddütsüz kabul etmektir" buyuruyor. Kabul edemeyen kibirlidir. Kibirli, kendini başkasından üstün görmekle, kalbi rahat eder. Burada başkasını düşünmez. Kendini ve ibadetlerini beğenir. Kibir; kötü huydur,haramdır. ALLAHü teâlâyı unutmanın alametidir. Çok kimse, bu kötü hastalığa yakalanmıştır. Kibirli olan, salih insan olamaz.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez. [Müslim]
Yiyin, için, giyinin ve sadaka verin, fakat israftan ve kibirden sakının. [İ. Mace]

Hz. Nuh, ölürken çocuklarına, “Şirk ile kibirden çok sakının” buyurdu. [Hakim]
Kibir, İblisi Hz. Âdem’e doğru secde ettirmemiştir. [İ. Asakir]

Kibirliler kıyamette zerre gibi ayak altında kalır. Herkes onları çiğner. [Tirmizi]
ALLAHü teâlânın buğzettiği üç kimse: Zâni ihtiyar, kibirli fakir ve zalim lider. [Tirmizi, Nesai]

Kibir, her güzelliğin, [her iyiliğin, her nimetin] âfetidir. [Deylemi]
Kibirli fakire şiddetli azap vardır. [Müslim]

Cehennem, kibirsiz olan müslümana haram olur. [Beyheki]
Kendisine el pençe divan durulmasını isteyen Cehenneme hazırlansın! [İ. Ahmed]

En şerliniz, katı kalbli ve kibirli olandır. [İ.Ahmed]
Kibirli, ahirette ALLAHü teâlâyı gazaplı bulur. [Buhari]
Kibir, hıyanet ve borçtan temiz olarak ölenin gideceği yer Cennettir. [Nesai]

ALLAHü teâlâ buyurdu ki: Kibriya ve azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı hiç acımadan Cehenneme atarım. [Müslim]

Bilmeden fetva verene, yer ve gökteki melekler lanet eder. [İbni Lâl, İbni Asakir]

Yalnız Kur’andaki helal ve haramı kabul edin diyenler çıkar. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, ALLAH’ın haram kılması gibidir. [Tirmizi, Darimi]

Bir zaman gelir “Kur’andan başka şey tanımam” diyenler çıkar [E. Davud]

Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, “Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur’andan söyle” der. [Ebu Ya’la]
 
Günah İle İlgili Hadis-i Şerifler


Günah Hakkında Hadis

Resulullah (s.a.a): "Günahların küçüklüğüne değil, kimin emrine karşı geldiğinize bakın!"

Resulullah (s.a.a): "Günahın sarhoşluğundan kaçının, çünkü günah şarap gibi insanı sarhoş eder; hatta ondan daha fazla."

İmam Ali (a.s): "Ey insan, seni günaha sürükleyen nedir, seni rabbine karşı gururlandıran nedir ve kendi kendini helak etmenin sebebi nedir!?"

Resulullah (s.a.a): "Sakın, ailene olan muhabbet ve sevgin, seni Allah'a itaatten alıkoyup günaha sürüklemesin. Çünkü Allah-u Teala şöyle buyuruyor: "Ey insanlar, çekinin rabbinizden, korkun o günden ki baba oğluna bir fayda vermediği gibi oğulun da babaya bir faydası olmayacaktır."

İmam Kazım (a.s): "Her gece-gündüz, Allah-u Teala tarafından bir melek şöyle nida eder: "Ey Allah'ın kulları, Allah'a isyan etmekten kaçının, kaçının. Çünkü otlayan hayvanlar, süt emer çocuklar ve beli bükülmüş yaşlılar olmasaydı (günahların neticesinde) sizlere öyle bir azap indirilirdi ki parça parça olurdunuz."

İmam Ali (a.s): "Şaşarım o kimselere ki, sağlıklarına zarar verir düşüncesiyle yemeklerinde titizlik gösterirler, ama kendilerini cehennem ateşine sürükleyen günahlara dikkat etmezler!"

Resulullah (s.a.a): "Kim, günah işlerse akıl ondan ayrılır ve (günah işlediği müddetce) asla geri dönmez."


İmam Ali (a.s): "Günahlardan kaçınmak, hayırlı amel yapmaktan daha evladır."

İmâm Zeyn-ül Abidin (a.s): "Allah'ın haram kıldığı şeylerden kaçınan, insanların en çok ibadet edenlerindendir."

İmam Ali (a.s): "Allah indinde en büyük günah, günah sahibinin günahını küçük saymasıdır (küçümsemesidir)."

İmam Ali (a.s): "Günah işlemekten kaçın, çünkü en bedbaht kimse Cennet-ül Me'vayı değersiz dünya günahlarına satandır."

İmam Ali (a.s): "Allah'a karşı en küçük vazifeniz, verdiği nimeti günah işlemekte kullanmamanızdır."

İmam Ali (a.s): "Allah-u Teala, günahlar için cehennem azabını öngörmemiş olsaydı bile, verdiği nimetlere şükür için günah işlenmemesi vacip olurdu."

Resulullah (s.a.a): "Ümmetimden herkes bağışlanacaktır, ismet perdesini yırtanlar hariç; onlar, o kimselerdir ki, gece bir günah işlerler, Allah onu örter, ama onlar sabahladıkları zaman (arkadaşına) şöyle derler: "Dün gece şöyle şöyle yaptım...!"

İmam Rıza (a.s): "Küçük günahlar, büyük günahlara götüren yoldur. Küçük günahlarda Allah'tan korkmayan, büyük günahlarda da korkmaz."

İmam Sadık (a.s): "Günahları küçümsemekten kaçının." Zeyd-i Şehham diyor ki, "Günahları küçümsemek ne demektir?" diye sorduğumda İmam şöyle buyurdu: "İnsanın, günah işledikten sonra şöyle demesidir: "Keşke bundan başka günahım olmasayd!"

İmam Ali (a.s): "Günahlar üç kısımdır; bağışlanacak günah, bağışlanmayacak günah, bağışlanacağı ümid edilen ve yapan hakkında korkulan günah. Bağışlanan günah, Allah-u Teala'nın dünyada cezasını verdiği günahtır; Allah-u Teala günahkar kulunu ikinci defa cezalandırmaz. Bağışlanmayan günah, kulların birbirine zulmetmesidir. Ama üçüncü günah ise Allah'ın kullarından sakladığı ve günahkar kuluna tevbe fırsatı verdiği günahtır. Ve o, günahından dolayı korku içinde, ama rabbinden (rahmetinden) ümitlidir."

İmam Zeyn-ül Abidin (a.s): "Allah-u Teala, müminlerin her günahını affeder ve onları dünyada ve ahirette günahlardan temizler, iki günah hariç; (yapılması gereken yerde) takiyyeyı terk etmek ve Müslüman kardeşlerinin hakkını çiğnemek."
 
RESÛL-İ EKREM’İN (S.A.V.) MÜBAREK SÖZLERİ


4z20s9vu9wvo.gif

[FONT=&quot]Hadîs-i Şerîf: “Nefsim kudretinde olan Allâhü Teâlâ’ya yemîn ederim ki, ben kendisine (anasından) babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça hiçbiriniz (hakîki îmân ile) îmân etmiş olmaz.” (Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)​
[FONT=&quot]
Hicrî:[/FONT]
[FONT=&quot] 26 Safer 1434 •Fazilet Takvim[/FONT]​

[FONT=&quot]RESÛL-İ EKREM’İN (S.A.V.) MÜBAREK SÖZLERİ

[/FONT]
[FONT=&quot]Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz yaratılıştan pek fasih idi. Yüksek maksatlarını açık açık, parlak bir surette ifâde ederdi. Huzûruna gelen elçilerin konuşmalarına pek beliğ bir tarzda cevap verirdi.[/FONT]​
[FONT=&quot]Onun mübarek sözleri arasında birçok mânaları toplayan öyle yüksekleri vardır ki, onlara cevâmi'u’l-kelim denir.[/FONT]​

[FONT=&quot]Yine onun mübarek sözleri arasında öyle hikmetlileri vardır ki bunlara bedâyi’u’l-hikem denilir.[/FONT]​

[FONT=&quot]Peygamberimizin mübarek sözlerinden:[/FONT]​

[FONT=&quot]“Hikmetin başı Allah korkusudur.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“İnsanlar altın ve gümüş mâdenleri gibidir.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“İnsanlar tarak dişleri gibi birbirine -hukuken- müsavidir.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“Kendi hakkında istediğini senin hakkında istemeyen kimsenin arkadaşlığında hayır yoktur.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“Kendi nefsi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe kişinin imanı kâmil olmaz.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“Yalan yere yemin, yurtları harap eder.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“Alışverişinde en ziyâde ziyan eden o kimsedir ki, başkasının dünyâsı uğrunda kendi âhiretini feda eder.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“Kardeşinin uğradığı musibetten dolayı sevinç gösterme, sonra Hak Teâlâ onu kurtarır da sana belâ verir.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“Cezası en çabuk olan şey zulümdür.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“İnsanlara kendini sevdirmek aklın yarısıdır.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“Kanâat tükenmez bir mal ve hazînedir.”[/FONT]​

[FONT=&quot]“Pişmanlık bir tevbedir.”

[/FONT]
[FONT=&quot]Hicrî:
[FONT=&quot] 26 Safer 1434 •Fazilet Takvim[/FONT]​
[/FONT]

[/FONT]​
 
Hac Hadisleri

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, cihâdı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de cihâd etmiyelim mi?" Şu cevabı verdi: "Ancak, cihâdın en efdal ve en güzeli hacc-ı mebrürdur. Sonra şehirde kalmaktır." Hz. Aişe der ki: "Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım." Buhârî, Hacc 4, Cezâu's-Sayd 26, Cihâd 1; Nesâî, Hacc 4, (5, 113).

Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder." Tirmizî, Hacc 14, (828).

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, cihâdı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de cihâd etmiyelim mi?" Şu cevabı verdi: "Ancak, cihâdın en efdal ve en güzeli hacc-ı mebrürdur. Sonra şehirde kalmaktır." Hz. Aişe der ki: "Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım." Buhârî, Hacc 4, Cezâu's-Sayd 26, Cihâd 1; Nesâî, Hacc 4, (5, 113).

Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder." Tirmizî, Hacc 14, (828).

İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Haccla umrenin arasını birleştirin. Zîra bunlar günhı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler." Nesâî, Menâsik 6, (5,115); İbnu Mâce, Menâsik 3, (2886).

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir umre, diğer umreye arada işlenenler için kefarettir. Hacc-ı Mebrûr'un karşılığı cennetten başka bir şey olamaz!" Buharî, Umre 1; Müslim, Hacc 437, (1349); Tirmizî,Hacc 90, (933); Nesâî, Menâsik 3, (5,112), 5, (5,115); İbnu Mâce, Menâsik 3, (2887); Muvatta, Hacc 65, (2, 346).

Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: "Kim, hacc veya umre için Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram'a (kadar) ihrâma girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine vâzcib olur." Ebu Dâvud, Menâsik 9, (1741), İbnu Mâce, Menâsik 49, (3001-3002).

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a: "Gerçek hacı kimdir?" diye soruldu da şu cevabı verdi: "Saçını düzenleyip yıkamayı ve koku sürünmeyi çoktan terketmiş kimsedir. . " Kendisine tekrar: "Hangi hacc efdaldir?" diye sorulunca: "Yüksek sesle telbiye getirilen ve kurban kesilen" dedi. "(Haccla ilgili âyette geçen) sebil nedir?" diye soruldu. "Zâd (nafaka) ve râhile (binek)dir" cevabını verdi." Tirmizî, Tefsir, Âl-i İmrân, (3001); İbnu Mâce, Menâsik 6, (2896).

İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Haccla umrenin arasını birleştirin. Zîra bunlar günhı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler." Nesâî, Menâsik 6, (5,115); İbnu Mâce, Menâsik 3, (2886).

 
Ahiret Günü Hakkındaki Hadisler

* Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'den: Şöyle demiştir: (Bir def'a) öteki, beriki: "Yâ Resûlâllâh, Kıyâmet gününde biz Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz Hazretleri de mukâbeleten): "Ayın on dördüncü gecesi rü'yete mâni' hiçbir bulut yokken Kamer(i görmek husûsun)da şek ve ihtilâf eder misiniz?" diye suâl buyurdu. "Hayır, yâ Resûlâllâh (bunda ihtilâf etmeyiz)" denince tekrar: "Ya, rü'yete mâni' hiçbir bulut yokken Güneş (i görebileceğiniz) de şek ve ihtilâf eder misiniz?" diye suâl buyurdu. (Yine): "Hayır, yâ Resûlâllâh. (Bunda da ihtilâf etmeyiz)" denince buyurdu ki: İşte O'nu siz böyle (açık) göreceksiniz.

Kıyâmet gününde nâs haşrolunacak (yâni bir araya toplanacak. Rabbimiz Teâla ve Tekaddes Hazretleri): "Her kim her neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün" buyuracak. (Yâhud Hakk'ın emriyle bu sözü diyen diyecek.) Artık kimi Şems'in, kimi Kamer'in, kimi tâğutların ardına düş(üp gid)ecek. Yalnız bu ümmet, içlerinde münâfıkları da olduğu halde (yerinde durup) kalacak. Allah (Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri) onlara (evvelce tanıdıklarından başka bir sûrette) gelip: "Ben sizin Rabbinizim" buyuracak. Onlar (Rabb-i Müteallerini o tecellî ile tanıyamıyacakları için: "Sen'den Allâh'a sığınırız.) Rabbimiz bize gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır. (Yerimizden ayrılmayız). Rabbimiz bize geldiğinde biz O'nu tanırız" diyecekler.

Allâhu Azze ve Celle (Hazretleri) onlara (Bu def'a tanıdıkları sûrette) gelip: "Ben Rabbinizim" buyuracak. Onlar da: "(El-Hak) Sen bizim Rabbimizsin" diyecekler. Ve Allâhu Teâlâ(nın) onları da'vet buyur(ması üzerine ona tâbi' ola)cak(lar). Cehennem'in de (tam) ortasına Sırât (yâni köprü) kurulur. Ümmetini (onun üstünden) en evvel geçirecek ben olacağım. O gün Rüsül(-i Kirâm) dan başka hiçbir kimse (hevl ve dehşet dolayısiyle) tekellüm edemez. Rüsül(-i Kirâm)ın da o günkü kelâmı (اَللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ) = İlâhî, selâmet ver, selâmet ver" (den ibâret) olacaktır. Cehennem'de sa'dân dikenlerine benzer çengeller vardır. Sa'dân dikenlerini (hiç) görmüşlüğünüz var mı? -Evet (vardır.)- İşte bu çengeller sa'dân dikenlerine benzer. Ancak şu var ki, ne kadar büyük olduklarını yalnız Allâhu Teâlâ bilir. İşte bunlar nâsı (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar. Kimi (kötü) ameli dolayısiyle helâk olur. Kimi hardal gibi ezim ezim ezildikten sonra necat bulur. Nihâyet Allâhu Teâlâ ehl-i nârdan her kimlere rahmet buyurmayı dilemişse (onları çıkaracak. Dünyâda iken) Allâh'a ibâdet etmiş olanları çıkarmalarını meleklere emredecek, onlar da onları çıkaracaktır. (Melekler) onları âsâr-ı sücûddan (yâni secde a'zâlarındaki izlerden) tanıyacaklardır. Ve (işte onlar öylece) çıkarılacaklardır. Allâhu Teâlâ eser-i sücûdu ye(yip mahvet)meyi nâr(-ı Cahîm)e harâm kılmıştır. Binâenaleyh Âdem-oğlunun bütününü (Cehennem) ateş(i) yer de yalnız eser-i sücûdu yiyemez. Bunlar ateşten kavrulup kapkara olarak çıkarılacaklar. Üzerlerine Âb-ı hayât dökülecek de seyl uğrağında biten yabânî reyhan tohumları nasıl (çabuk) biterse (yeniden) öylece biteceklerdir. Sonra Allâh(u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri) kulları arasında (hüküm ve) kazâyı hitâma erdirir. (Ancak) Cennet ile Cehennem arasında yüzü ateşe dönük bir kimse kalır ki, o, Cennet'e girecek ehl-i nârın sonuncusu olacaktır. (O kimse): "Yâ Rab, yüzümü (şu) ateşden döndür. Kokusu beni zehirleyip duruyor, yalını beni yakıp duruyor" diyecek. (Adamcağız mütemâdiyen duâ ve niyazda bulunacak.

Sonunda Hak Teâlâ) ona buyuracak ki: "Bu senin dediğin yapılacak olursa acabâ başka şey (daha) istemiyecek misin?" O ise: "(Celâl ve) İzzetine kasem olsun ki, hayır!" diyecek. Ve Allâhu Teâlâ'ya meşiyyet-i İlâhiyyesi taallûk eden ahd ü mîsâkı verecek, (ondan sonra) Allâhu Teâlâ onun yüzünü Cehennem cihetinden (Cennet tarafına) çevirecek. Yüzünü Cennet'e doğru döndürünce Cennet'in güzelliğini görecek. (Lâkin ibtidâ talebden hayâ edip) Allâh'ın dilediği kadar (bir müddet) sükût ettikten sonra: "Yâ Rabb, beni Cennet'in kapısınayanaştır" diyecek. Allâhu Teâlâ da: "Evvelce istediğinden başka (hiç) bir şey istemiyeceğine ahd ü mîsâk vermiş değil miydin?" diye (kendisini ilzâm ede)cek. O da: "Yâ Rabb, mahlûkâtının en bedbahtı ben olmayayım" cevâbını verecek. Bunun üzerine (yine) Allâhu Teâlâ: "Bunu (da) sana verirsem başka bir şey istemiyecek misin?" diyecek. O da: "(Celâl ve) İzzetine kasem olsun ki, hayır. Bundan başka (hiç) bir şey isteyecek değilim" cevâbını verecek. Ve Rabb(-ı Celîl) ine dilediği ahd ü mîsâkı verdikten sonra Rabbı (Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri) onu Cennet'in kapısına yanaşdıracak. (O kimse) Cennet kapısına varıp da ondaki revnak ve letâfeti ve içindeki nadret ve sürûru görünce (yine utanıp) Allâh'ın dilediği kadar (bir müddet) sükût edecek Sonra: "Yâ Rabb, beni içeriye sok" diyecek.

Allah (Azze ve Celle) de: "Allah lâyığını versin behey Âdem-oğlu, sen ne sözünde durmaz kimsesin! Sen verdiğimden başka (hiç) bir şey istemiyeceğine (daha evvel) ahd ü mîsâk vermiş değil mi idin?" buyuracak. O da: "Yâ Rabb, (demek ki) mahlûkâtının en bedbahtı ben olacağım" diyecek. (Bu söz üzerine ve duâ ve niyâzını tekrâr ede ede nihâyet) Allâhu Teâlâ ona gülecek. Ve Cennet'e girmesine izin verecek. (Oraya alırken de) ona: "Temennî et" buyuracak. O da (uzun boylu) temennî (ler) de bulunacak. Nihâyet dilekleri kesilince Allâhu Teâlâ: "(Bunlardan başka) şunu da, bunu da, şunu da, bunu da iste" buyuracak ki, (istenecek şeyleri) Rabb'i (Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri muttasıl) aklına getirecek. Nihâyet (bu türlü) dileklerinin kâffesi de kesilince Allâhu Teâlâ: "Bunların hepsi ve bir o kadar dahası (hep) senindir" buyuracaktır.

-(Hadîsi Ebû Hüreyre'den rivâyet edenlerden biri olan Atâ' b. Yezîd-i Leysî der ki: Ebû Hüreyre bunu rivâyet ederken Ebû Saîd-i Hudrî de oturuyor ve Ebû Hüreyre'nin dediklerinden hiç bir şeyi tağyîre lüzum görmüyordu. Tâ: "Bunların hepsi ve bir o kadar dahâsı hep senindir" sözüne gelince) Ebû Saîd-i Hudrî (radiya'llâhu anh) Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'e: "Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem, Allah (Azze ve Cell): 'Bunlar(ın hepsi) ve daha on misli senindir.' buyuracaktır, demişti" dedi. Ebû Hüreyre: yanaştır" diyecek. Allâhu Teâlâ da: "Evvelce istediğinden başka (hiç) bir şey istemiyeceğine ahd ü mîsâk vermiş değil miydin?" diye (kendisini ilzâm ede)cek. O da: "Yâ Rabb, mahlûkâtının en bedbahtı ben olmayayım" cevâbını verecek. Bunun üzerine (yine) Allâhu Teâlâ: "Bunu (da) sana verirsem başka bir şey istemiyecek misin?" diyecek. O da: "(Celâl ve) İzzetine kasem olsun ki, hayır. Bundan başka (hiç) bir şey isteyecek değilim" cevâbını verecek. Ve Rabb(-ı Celîl) ine dilediği ahd ü mîsâkı verdikten sonra Rabbı (Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri) onu Cennet'in kapısına yanaşdıracak. (O kimse) Cennet kapısına varıp da ondaki revnak ve letâfeti ve içindeki nadret ve sürûru görünce (yine utanıp) Allâh'ın dilediği kadar (bir müddet) sükût edecek Sonra: "Yâ Rabb, beni içeriye sok" diyecek. Allah (Azze ve Celle) de: "Allah lâyığını versin behey Âdem-oğlu, sen ne sözünde durmaz kimsesin! Sen verdiğimden başka (hiç) bir şey istemiyeceğine (daha evvel) ahd ü mîsâk vermiş değil mi idin?" buyuracak. O da: "Yâ Rabb, (demek ki) mahlûkâtının en bedbahtı ben olacağım" diyecek. (Bu söz üzerine ve duâ ve niyâzını tekrâr ede ede nihâyet) Allâhu Teâlâ ona gülecek. Ve Cennet'e girmesine izin verecek. (Oraya alırken de) ona: "Temennî et" buyuracak. O da (uzun boylu) temennî (ler) de bulunacak. Nihâyet dilekleri kesilince Allâhu Teâlâ: "(Bunlardan başka) şunu da, bunu da, şunu da, bunu da iste" buyuracak ki, (istenecek şeyleri) Rabb'i (Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri muttasıl) aklına getirecek. Nihâyet (bu türlü) dileklerinin kâffesi de kesilince Allâhu Teâlâ: "Bunların hepsi ve bir o kadar dahası (hep) senindir" buyuracaktır.

* İbn-i Abbâs radiya'llâhu anhumâ'dan rivâyete göre, Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Siz (kabirden kalktığınızda) ayağınız çıplak, vücûdünüz uryân, (anadan doğma) erlik yeriniz sünnetsiz olarak haşrolunacaksınız!" buyurmuş. Sonra Resûlullâh: "Kıyâmet koptuğu gün biz, gök (tabakaların) ı, kitaplar içinde defter (yaprakları) dürer gibi düreceğiz. (İnsanları da) ilk yaratmağa başladığımız gibi va'dettiğimiz vechile iâde edeceğiz. Şüphesiz biz (va'dimizi) yaparız." (Meâlindeki âyeti okudu. Ve (şöyle dedi
msn_happy.png
Kıyâmet günü (Peygamberlerden) ilk elbîse giydirilen kişi (en büyük babam) İbrâhîm'dir. Yine Kıyâmet günü Ashâbımdan bâzı kimseler (yakalanıp) sol tarafa (Cehennem tarafına) götürülürler. Hemen ben: onlar benim Ashâbımdır, (bırakın) diye sesleneceğim de bana: Yâ Muhammed! Emîn ol ki, sen bunlardan ayrıldığındanberi onlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedlerdir! diye cevap verilecektir. Ben de Allâh'ın sâlih kulu ve Peygamberi (Îsâ İbn-i Meryem) in dediği gibi (şöyle) diyeceğim: - Yâ Rab! Bunların içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şâhid ve nigehbân oldum. Beni sen vefât ettirince, onlar üzerine yalnız Sen murâkıp oldun. Esâsen Sen Rabbım, her şey'e şâhitsin! Eğer onlara azâb edersen, şüphesiz onlar Sen'in kullarındır; eğer mağfiret edersen yine şüphesiz Sen Azîz'sin, (ne dilersen yaparsın sana güç değildir) Hakîm'sin (âdilâne yaparsın!).

* Sehl İbn-i Sa'd radiya'llahu anh'den Nebî Salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim, dediği rivâyet olunmuştur:
Kıyâmet günü insanlar beyaz, duru beyaz ve kepekten arınmış undan ma'mûl çörek gibi bir sâha üzerinde haşr olunurlar. Sehl İbn-i Sa'in, yâhut başka birisinin rivâyetine göre: O sâhada bir kimseye delâlet edecek (yol gösterecek dağ, taş gibi) nişâne de yok.

* Ebû Hüreyre radiya'llahu anh'den rivâyete göre, Nebî Salla'llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: İnsanlar (dünyânın son deminde) üç fırka olarak haşrolunurlar. Birinci fırka müstakbel hayâtı özliyen, (geride kalan dünyâ hayâtından) nefret eden zümredir, (bunlar zâd ve râhileleri bol olanlardır). İkinci fırka ikisi bir deve, üçü bir deve, dördü bir deve, onu bir deve üzerinde sevk olunurlar. Bunların bakıyesini (ki, üçüncü fırkadır) bir ateş haşredip toplar. Onlar nerede istirahat ederlerse o ateş de berâber istirahat eder, onların geceledikleri yerde onlarla berâber geceler, onların sabahladıkları yerde birlik sabahlar ve onlarla berâber yürüyüp onların akşamladıkları yerde berâber akşamlar

* 'Âişe radiya'llahu anhâ'dan rivâyete göre, Resûlu'llah Salla'llahu aleyhi ve sellem: İnsanlar ayakkabısız, vücûdu çıplak ve (ilk yaradılışları gibi) sünnetsiz haşrolunacaklar buyurdu. Ben de: Yâ Resûla'llah! Erkek, kadın berâber mi? Bunlar birbirlerine (edeb yerlerine) bakarlar, dedim. Resûl-i Ekrem: Yâ Âişe! Haşir işi çok güçtür, insanların birbirlerine bakmalarına müsâit değildir, buyurdu.

 

Adalet Hakkındaki Hadisler

İbnu Sîrîn (rahimehullah) anlatıyor: "Bir adam Hz. Ömer (radıyallahu anh)'e gelerek: "Ben ve arkadaşım ihramlı olduğumuz halde Akabe'deki bir tepeye doğru atlarımızla yarış yaptık ve bu esnada bir ceylan öldürdük. Bu fiilimize hükmünüz nedir?" diye sordu. Hz. Ömer (radıyallahu anh), yanında bulunan birine: "Gel beraber hükmedelim"dedi. (İbnu Sîrîn) der ki: "İkisi birlikte bir keçiye hükmettiler. Bunun üzerine adam döndü ve (yanındakilere): "Ömer'e bakın, mü'minlerin emîri ama, bir ceylan hakkında hüküm veremiyor, yardımcı olarak bir adam çağırıyor!" dedi. (Bu sözü işiten) Hz.Ömer (radıyallahu anh), adamı çağırtıp: "Sen Mâide süresini okudun mu?" diye sordu. Adam: "Hayır!" deyince: "Pekiyi (hüküm vermede yardımını istediğim) bu adamı tanıyor musun?" dedi. Adam bu soruya da: "Hayır!" deyince Hz. Ömer: "Eğer, Mâide süresini okuduğunu söyleseydin dayakla canını yakacaktım" dedi ve ilâve etti: "Cenâb-ı Hakk Kitab-ı Mubîn'inde: "Ey iman edenler... İçinizden adalet sahibi iki adam hüküm (ve takdir) edecektir..." (Mâide 95) buyurmuştur. Ve şu da Abdurrahman İbnu Avftır."

* Hz. Ali (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim bir hadd cürmü işler de, cezası dünyada verilirse, Allah'ın adaleti kuluna âhirette ikinci sefer ceza vermeye müsaade etmez. Kim de bir hadd cürmü işlemiş, Allah da onun günahını örtmüş ve affetmiş ise, Allàh'ın keremi affettiği.şeyden dolayı ona dönüp ceza vermeye müsaade etmez."

* Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ı şu âyetleri okurken işittim. (Meâlen): Hiç şüphesiz Allah size emânetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür" (Nisa 58). Bu sırada Resülullah aleyhissalâtu vesselam'ın baş parmağını kulağına, onu takib eden (şahâdet) parmağını da gözünün üzerine koyduğunu gördüm.''

* Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kadı üçtür: Biri cennetlik, ikisi cehennemliktir. Cennetlik olan, hakkı bilip öyle hükmedendir. Hakkı bilip hükmünde (bile bile) adaletsiz davranan cehennemliktir. Halka câhilâne hükümde bulunan da cehennemliktir."

* Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim müslümanların kadılık hizmetini talep edip elde etse, sonra adaleti zulmüne galebe çalsa cennete girer. Zulmü adaletine galebe çalsa, ateş onundur."

* Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Kimin iki hanımı olur ve aralarında adaletli davranmazsa Kıyamet günü (vücudunun) yarısı düşük olarak gelir." Diğer bir rivayette "Bir tarafı eğri (mefluç) olarak" denmiştir."

* Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm gece taksiminde adalete riayet eder ve derdi ki: "Ey Allahım! Bu taksim benim iktidarımda olanda yaptığım bir taksimdir. Senin muktedir olup benim muktedir olmadığım şeyden dolayı beni levmetme!" Benim muktedir olmadığım" dediği şeyle kalbi kastederdi."

* Hz. Câbir İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Cürrâne'de, işlenmemiş altın ve ganimetleri taksim ediyordu. Taksim edilen mal Hz. Bilal'in eteğinde idi. Bir adam: "Ey Muhammed adil ol! Çünkü adalet etmiyorsun!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: "Yazık sana! Eğer ben de adil olmazsam, benden sonra kim daha âdil olur?" diye mukabele etti. Hz. Ömer, (Resûlullah'ın üzüldüğünü farkederek): "Ey Allah'ın Resülü! Bana müsaade buyurun, şu münafığın kellesini uçurayım!" talebinde bulundu. Aleyhissalâtu vesselâm: "İşte bu adamın mutlaka arkadaşları -veya arkadaşcıkları- var. Bunlar Kur'ân'ı okurlar, ama okudukları gırtlaklarından aşağı geçmez. Bunlar, okun avı delip geçmesi gibi dinden çıkıp giderler!" buyurdular."

* Ebû Hüreyre radiya'llahu anh'den Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in: ben size ne bir şey verebilirim, ne de (verileni) karşılayabilirim. (Veren, vermeyen Allah'tır.) Ben nasıl emr olunduysam (aza az, çoğa çok) öyle taksîm ederim! buyurduğu rivâyet olunmuştur.

* Cübeyr İbn-i Mut'im radiya'llahu anh'den (oğlu Muhammed İbn-i Cübeyr'in) rivâyetine göre Cübeyr, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber bulunduğu ve Resûlullah ile birtakım kimseler Huneyn (seferin) den döndüğü sırada birtakım bedevî araplar ganîmet isteyerek Resûlullah'ın etrâfına takılmışlardı. Hattâ Resûlullah'ı (son derece ta'cîz ederek) Semüre (denilen dikenli bir) ağaç altına ilticâya mecbûr etmişlerdi de o ağaç (ın iri dikenleri) Resûlullah'ın ridâsını (takılıp) kapmıştı. Bu cihetle Resûlullah' salla'llahu aleyhi ve sellem bir müddet orada tevakkuf buyurup:

- Bana ridâmı veriniz! demiş ve müteâkıben (îrâd ettiği bir nutkun sonunda):

- Şu iri dikenli ağacın dikenleri sayısınca ganîmet devesi ve sığırı farz olunsa, muhakkak ben onları aranızda taksîm ederim. Sonra siz beni ne cimri, ne yalancı, ne de korkak diye ithâm edebilirsiniz! buyurmuştur.

* İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Hayber halkı dediler ki: "Ey Muhammed, bizi bırak, burada kalalım, araziyi ıslâh edip işleyelim." Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da her ekinin ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın uygun göreceği. her bir şeyin mahsulünün yarısı onların olmak şartıyla araziyi onlara bıraktı. Abdullah İbnu Revâha (radıyallahu anh), her yıl oraya gelir, miktarı tahmin eder ve yarısının karşılığını onlardan alırdı. Yahudiler, Abdullah'ı tahminde gösterdiği titizlik sebebiyle Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e şikâyet ettiler. Hatta bir ara (lehlerine gevşek davranması için) rüşvet vermek istediler. Abdullah onlara: "Bana haram mı yedirmek istiyorsunuz. Vallahi ben en ziyâde sevdiğim insanın yanından geldim. Sizin topunuz bana maymunlar ve hınzırlardan daha menfurdur. Buna rağmen, benim size olan buğzum, size karşı âdil olmama mâni değildir." Yahudiler, Abdullah (radıyallahu anh)'ı takdir edip:

"İşte bu adalet ve doğrulukla semâvat ve arz nizam içinde ayakta durur" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), her bir hanımına her yıl seksen vask hurma, yirmi vask arpa veriyordu. Hz. Ömer (radıyallahu anh) zamanında, Yahudiler Müslümanlara hile yaptılar İbnu Ömer (radıyallahu anh)'i bir evin damında uyurken geceleyin aşağı attılar, el ve (ayak) bileklerini çıkardılar.

Hz. Ömer İbnu'l-Hattâb: "Hayber'de hissesi olan hazırlansın, aralarında taksim edelim" dedi. (Taksim edileceği zaman) reisleri: "Bizi buradan çıkarma. Bizi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve Hz. Ebu Bekir'in yaptıkları gibi yerlerimizde bırak" dedi. Hz. Ömer (radıyallahu anh) ona: "(Kararımızda) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sözüne ters düştüğümüzü mü zannediyorsun?l) Bineğin seni Suriye'ye doğru bir gün, sonra bir gün, sonra bir gün daha koşturmasına ne dersin?" diye cevap verdi. Hz. Ömer (radıyallahu anh), Hayber'i, Hudeybiye ashâbından Hayber Seferi'ne iştirak etmiş olanlar arasında taksim etti.



 
Bayram Hakkındaki Hadisler

* Abdullah İbnu Amr İbnu'l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kılmıştır" buyurmuştu. Bir adam kendisine: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben iâreten verilmiş bir hayvandan başka bir şeye sahip değilsem, onu kesebilir miyim?" diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır, dedi, ancak saçını, tırnaklarını kısaltır, bıyıklarından alır, etek traşını olursun. Bu da sana Allah indinde bir kurban yerine geçer."

* Nübeyşe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Biz sizleri, kurbanların etinden üç günden fazla yemenizi, birçoğunuza kurban eti ulaşsın diye yasaklamıştık. Şimdi, Allah Teâla bolluk verdi. Artık yiyin, biriktirin ve ücret isteyin. Haberiniz olsun, bu bayram günleri yemek, içmek ve zikir günleridir."

* İbnu Abbâs (radıyaIlahu anhüma) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bayram günü - çıkıp iki rek'at namaz kıldırdı. Ne bunlardan önce ne de bunlardan sonra başka namaz kıldırdı.''

* Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Şu gününüzde iki bayram bir araya geldi. Dileyene (bayram ) cum'a için de yeterlidir. Biz her ikisini birleştiriyoruz."

* Ebu Ubeyd Sa'id İbnu Ubeyd'in anlattığına göre, Hz. Ömer (radıyallahu anh) ile bir bayramda beraber olmuştur. Hz. Ömer önce namaz kıldırmış, sonra hutbe okuyup halka şöyle hitab etmiştir: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) sizleri bu iki bayram gününde oruç tutmaktan men etti. Bu iki bayramdan biri oruç tuttuğunuz aydaki ramazan bayramınızdır. Diğeri de kurbanlarınızdan yediğiniz günün bayramıdır!''

* Ubeydullah İbnu's-Sebbak rahimehullah'tan gelen bir rivayette, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm cumalardan birinde şöyle buyurmuştur: "Ey müslümanlar! Bu öyle bir gündür ki, Allah Teâla Hazretleri onu (sizlere) bayram kılmıştır, öyleyse yıkanın. Kimin yanında bir tiyb (sürünme maddesi) varsa ondan sürünmesinde bir zarar yoktur. Size misvakı da tavsiye ediyorum."

* Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, benim yanımda iki cariye, Buas (savaşı ile ilgili hamâsi) türküler söylerken çıkageldi. Gidip yatağın üzerine (yan üstü uzandı ve yüzünü de (aksi istikamete) çevirdi. Derken (babam) Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh girdi. Derhal beni azarladı ve: "Resûlullah'ın hane-i saadetlerinde şeytan çalgısı ha!" dedi. Bunun üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ona yönelip. "Bırak onları (söylesinler!)" buyurdu. (Onlar sohbete dalıp, bizden) dikkatlerini çekince, ben cariyelere göz işareti yaptım, kalkıp gittiler." Hz. Aişe devamla der ki: "Bir bayram günüydü. Siyahiler, mescidde kılınç-kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben mi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan taleb etmiştim (bilemiyorum), yoksa o (kendiliğinden) mi "Seyretmek ester misin?" buyurdular. Ben: "Tabii!" dedim. Kalktı, beni geri tarafına aldı, yanağım yanağının üstünde olduğu halde durduk. "Ey Erfideoğulları göreyim sizi (oynayın)!" diyordu. Ben usanınca(ya kadar böyle devam ettik. Usandığımı farkedince): "Yeter mi?" buyurdular. Ben: "Evet!" dedim. "Öyleyse git!" dediler."

* Hakîm İbnu Ebî Hürre el-Eslemi'nin anlattığına göre, "İbnu Ömer radıyallahu anhümâ'nın -önceden belirttiği bir günde oruç tutmaya nezreden bir kimsenin, nezrettiği o günü, Kurban veya Ramazan bayramlarına rastladığı taktirde, nezrini yerine getirip getirmeyeceği hususunda- şöyle dediğini işitmiştir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'da sizin için güzel örnek vardır. O, ne Kurban ne de Ramazan bayramlarında oruç tutmamıştır. Üstelik o günlerde oruç tutmayı uygun da görmemiştir:" Soru sahibi sorusunu tekrar edince İbnu Ömer: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm nezre uymayı emretmiştir, iki bayram gününde oruç tutmayı da nehyetmiştir" demiştir. Soru sahibi sorusunu yine tekrar edince eski cevabına ilavede bulunmamıştır."

* Sa'd el-Karaz radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam bayram namazlarına giderken Sa'id İbnu Ebi'l-As'ın mahallesinden geçer, sonra çadırların bulunduğu yerden geçer, namaz dönüşünü başka bir yoldan yapar, Beni Zürayh'ten Ammar İbnu Yasir'in evine, oradan Ebu Hureyre'nin mahallesine, oradan Balat'a geçerek (evine gelirdi)."

* İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam ashabına fıtır sadakasından yedirmedikçe Ramazan bayramı günü bayram namazına çıkmazdı."


 
Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...

Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :

Hac edip kabrimi ziyaret eden, beni diri iken ziyaret etmiş gibi olur.

Taberani

Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :

Dünya bir meta'dır. Dünya metaının en hayırlısı saliha kadındır.

Müslim

Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :

Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki hiçbiriniz, ben kendisine ebeveyninden, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça, iman etmiş olamaz.

Müslim, İman 69-70


Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :

Ölüp de pişman olmayan yoktur, mutlaka herkes nedamet duyar: İyi yolda olan hayrını daha çok artırmadığı için pişman olur. Kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığına pişman olur.

Tirmizi, 2405
 
Hz. Ali'nin peygamberimizden rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler:

"Günah işleyen biri pişman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse Allah'u Tealâ Nisâ suresinde 'Biri günah işler veya kendine zulmeder sonra pişman olup Allah'u Teâlâ'ya istiğfar ederse Allah'u Teâlâ'yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur' buyurmaktadır."

"Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah'u Teâlâ onun nafile namazlarını kabul etmez. "

"Malınızın zekâtını veriniz. Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı yoktur. "Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali'ye buyurdu: " Ya Ali, altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin ? " Hz. Ali dedi: "Altıyüzbin nasihat isterim." Peygamberimiz buyurdu: "Şu altı nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuş olursun:

1. Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et.
2. Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allah'u Teâlâ'yı hatırla. İslâm'a uygun yaşa; İslâm'a uygun kazan; İslâm'a uygun harca.
3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol.
4. Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir.
5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken sen Hakk'ın rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara.
6. Herkes çok amel işlerken sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı olmasına dikkat et.

"Hz. Ali buyurdu:

"Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız."

"İnsanın yaşlanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennet'e girmesinden daha hayırlıdır. "

"Kul ümidini yalnız Rabbi'ne bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır. "

"Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah'u Teâlâ bilir' demekten sakınmasın."

"Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise ahireti unutturur. "

"Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah'u Teâlâ'yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir. "

"Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . "

"Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır.""Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. "

Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslâm'ın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .
 
Ahirzaman Hadisleri

İnsanların başına bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen kalmayacak, yemese bile tozu onlara bulaşacaktır.


• Birçok kişi, az bir dünyalık karşılığında dinini feda edecek.

• Kazanç, belirli kişiler arasında dolaşacak, dar gelirliler açlık ve sıkıntıya düşecek.

• Kabirler süslenecek ve Kur'an, kazanç getiren bir meta hâline gelecek...

• Fitne her eve girecek ve tecrübesiz gençler başa geçecekler.

• Kur’an’dan bir resim, İslâm'dan bir isim, Müslüman'dan bir cisim kalacak.

• Üç şey çok kıymetlenecek; Helâl para, kendisiyle amel edilen sünnet ve candan bir dost.

• Ecnebiler çoğalacak ve müslümanlara galebe edecekler.

• Sonradan gelen nesiller, önceden gelenlere sövüp sayacaklar.

• Mihnet, belâ, musibet artacak, rahat ve huzur kalmayacak, kimse eliyle bunları önleyemeyecek.

• Bir Müslüman, koyundan daha âciz olacak, hor ve hakîr görülecek.

• İlim azalacak, cehalet, anarşi ve cinayetler artacak, adam öldürmek, hafif bir suç sayılacak.

• Hilesiz iş yapılamayacak, tacirler ve yazarlar artacak kalem bollaşacak.

• Kişi, elbisesini sakındığı kadar dinini sakınmayacak ve fakirler de namaz kılmayacak.

• Akrabalık bağlan kopacak ve selâm, sadece tanıdık olanlara verilecek.

• Zenginler ticaret için, hafızlar riya ve gösteriş için hacca gidecekler.

• Büyükleri merhametsiz, küçükleri hürmetsiz olacak çocukları terbiye, köpekleri terbiyeden daha zor olacak.

• İnsanlar, kötülüklerden birbirlerini sakındırmayacaklar ve iyiliği emretmeyecekler.

• Minareler çoğalacak, camiler süslenip ziynetlenecek (kilise ve havralar gibi) ve içlerinden yüksek sesler gelecek.

• Hâinlere emin, emin olanlara hâin denilecek ve “şurada emin bir insan vardır” denilecek kadar emin insan sayısı azalacak.

• Kişiye, şerrinden korkulduğu için ikramda bulunulacak. Görünüşte dost fakat esasında düşman insan sayısı artacak, sözler hep yalan ve birbirine muhalif olacak, amir ve memur çok, doğru iş yapan az olacak.

• Yıldızlar (fal) doğrulanacak ve kader yalanlanacak.

• Allahü Teâlâ (C.C.) apaçık inkâr edilecek.

• Âlicenaplık, izzet-ikram ve cömertlik duyguları kaybolacak ve haklar para karşılığında satılır hâle gelecek.

• Cemaatin inancı zayıf, ibadeti taklit olacak, hafızlar çok, ama âlim bulunmayacak.

• Zenginlere itibar edilecek, cimrilik artacak, zekât ağır bir borç olarak kabul edilecek.

• Âlimler, para ve dünyalık karşılığında ilim öğretecek, âhiret ameli ile dünyalık talep edecekler.

• Dinden gayrı hususlar için öğrenim yapılacak.

• Erkekler kendilerini kadınlara, kadınlar da erkeklere benzetecekler.

• Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla münasebetsiz alâkalar kuracak.

• Her tarafta şarkıcı ve çalgıcı kadınlar zuhur edecek.

• Söz kadınlarda olacak ve zina yaygınlaşacak.

• Kadınlar, saçları deve hörgücü gibi, sokaklarda dolaşacaklar.

• Haram işlemeyi kolaylaştıran imkânlar artacak, gençler günah işlemeye ve kötülük yapmaya çok meyledecekler.

• İmanı kalpte tutmak, kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak, kişi gece mü'min yatacak, sabah kâfir olarak kalkacak veya bunun tersi olacak.

• Dünya işlerine dalınıp âhiret unutulacak, Allah'ın kitabıyla hükmetmek, ayıp sayılacak.

• Büyük ve gösterişli binalar yapılacak ve bunlardan dolayı sokaklar daralacak.

• Yırtıcı hayvanların derileri tabaklanarak çeşitli giyim eşyası yapılacak. (Kürk, manto ve benzeri...)

• Sabah giyilen elbise başka, akşam giyilen elbise başka olacak. Önünüze yemeklerden birisi gelip diğeri gidecek ve Kabe'nin örtüldüğü gibi, evlerinizin duvarları halılarla süslenecek.

• Ümmetimin erkekleri şişmanlayacak ve semizleşecekler.

• Dedikodu, yaygın bir hâl alacak.

• Herkes “kazanamadığından ve geçinemediğinden” şikâyetçi olacak.

• Yalancı şahitlik ve boşanmalar artacak, ani ölümler sık görülecek.

• Mal çoğalıp sel gibi akacak, mal sahibi malına tapacak ve tüccarların çoğu hilekâr olacak.
• Kişi, karısına itaat edip anasına âsi olacak ve arkadaşına yaklaşıp babasından uzaklaşacak.

• Gönüller birbirini sevmez olacak, dinde ve dünyalık işlerde muhtelif görüşler belirecek, kardeşler bile dinde ve mezhebde ihtilâf edecekler.

• İmar edilen şeyler harap edilecek, harap olanlar ise imar edilecek.

• Fâsıklar başa geçecek ve konuşmasını bilmeyenler halka hitab edecekler.

• Arap arazisinin çölleri, nehirlere ve yeşilliklere kavuşacak.

• Köylüler şehirlere akın edecek ve ne idüğü belirsiz deve çobanları, bina yaptırmakta birbirleriyle yarışacaklar.

• Faize alış-veriş, rüşvete hediye denecek, tefecilik artacak, helal-haram unutulacak, para gelsin de nerden gelirse gelsin denilecek.


• Zaman kısalacak. Bir sene bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi geçecek, bir günün geçmesi ise bir yaprağın yanması kadar çabuklaşacak, hiçbir şeyde bereket kalmayacak.
 
Geri