Bazıları bedenlerini boya veya çamurla kaplıyor. Bazılarıysa Afrika tanrılarının canlı renklerine bürünüyor: Örneğin Afrika’nın savaş ve demir tanrısı Ogun’un öfkeli kırmızı–siyahına, ya da Haiti’deki Vodu paradigmasına göre kıskançlık ve tutku tanrıçası olan Erzulie Dantor’un mavi ve altın renklerine.
Pek çok karnavalın odağındaki figürlerden biri de muzip bir diablo, yani şeytan figürü. Dominik Cumhuriyeti’nde elinde kırbacıyla etrafta salınan aksak bir hilebaz oluveriyor o. Bazen Trinidad’da, diğer şeytanların alay edip dövdüğü mavi renkte bir şeytan görünümünde ortaya çıkıyor ve köleliğin vahşetini temsil ediyor. Panama’daysa, çoğu kez kölelerin İspanyol sahiplerine karşı direnişlerini yücelten geleneksel Kongo dansı içinde, cimarronlarla (kaçmayı başarmış köleler) savaşan, kırbaçlı bir köle sahibi olup çıkıyor karşımıza. Katolik ve Avrupalı bakış açısında şeytan elbette kötü. Ancak Karnaval sırasında şeytan, çoğunlukla dünyayı yeniden dengesine oturtmak ve bir şeyleri sarsıp canlandırmak için gereksinim duyulan muzip ruhu oluşturuyor.
Kölelerle sömürgecileri arasındaki ilişkiyi yansıtan ya da bazı durumlarda zalimlerle alay eden maskeli dansların olmadığı bir Karnaval eksik kalıyor.
Santa Fe (ABD) Uluslararası Halk Sanatları Müzesi Latin Amerika ve Karayip Koleksiyonları küratörü Amy Groleau bu dansların çoğunun bir öğrenim süreci gerektirdiğini söylüyor. Farklı sosyal sınıfları, etnik kökenleri ve hatta hayvanları temsil eden ortak temalardan söz ediyor.
Söz konusu ister Kolombiya’nın hayvansal karakterleri olsun, ister Afro–Peruluların İspanyol conquistadorlarla gelen köleleştirilmiş emekçiler olarak resmedildiği Qhapaq Negro… Karnaval, sefahat ve şehvet dolu bir âlemden fazlasını ifade ediyor. Tarih ve mirasımızın bizi, dil ya da coğrafya fark etmeksizin, siyahi olarak birleştiren bir simgesi bu.