reenkarnasyonel saatler 1

Konu sahibi son olarak 3403 gün önce görüldü
-Göreceksin dostum. Yüzyılın buluşu olacak bu. Tarih adımızı altın harflerle yazacak. 2174 dünya tarihinin miladı olacak bak gör.
-Ondan hiç şüphem yok zaten. Bu makine sayesinde bütün pislikler temizlenecek değil mi hocam. Bunu hemen bütün gazetelere bütün televizyonlara bildirelim. Ben hemen söylüyorum bizim çocuklara. Onlar medyaya sızdırsın haberi.
-Hayır hayır hayır. Şimdilik bu makineden kimsenin haberi olsun istemiyorum. Geçen seferki hüsranı yaşamak istemiyorum tekrar. Dijital yağmur makinesindeki başarısızlığımızdan sonra bu kez her şeyi sağlama almalıyız. Bu belki de kariyerimdeki son şansım Kamber.
-Peki ne yapacağız hocam?
-Bir denek lazım önce. Ama güvenilir bir denek. Bu sırrı kimseye söylemeyecek bir denek… Unutma bu deney başarılı olursa insanlığın kurtuluşu anlamına gelecek. O yüzden en küçük ayrıntıya bile önem veriyorum. Şimdi düşün bakalım var mı böyle birisi?
-Hımm. Kim olabilir ki bizim buralarda. Devir kötü hocam kimseye güvenilmiyor.2174’deyiz malum. İnsanlık öldü be hocam.
-Zaten işte ben de bu yüzden yaptım diyorum ya bu makineyi. Ama sen düşün yine de vardır hala saf kalabilen birileri. Çalıştır saksıyı. Biraz aptal olmalı önce. Saf olmalı fazla soru sormamalı. Var mı böyle birisi?
-Var aslında ama…
-Kim?
-Uzay minibüslerinde muavinlik yapan bir genç var bizim köylüdür kendisi. Boş zamanlarında da bizim binada çaycılık yapıyor. Adı da Remzi.
-Bana onu hemen getirebilir misin peki?
-Tabi ki efendim. Dur bakalım şu an neredeymiş.
Garip görünümlü metal renkteki büyük aracın yanına gidip birkaç düğmesine dokundu ve altta özel bir ayna belirdi. Her ikisi de o aynadaki görüntüye dikkat kesildi. Remzi, uzay ve dünya arasında sefer yapan minibüste muavinlik yapmaktaydı. Minibüste uzatılan paraları sayarak şoföre verirken neşeli bir şekilde minibüsün radyosundan çalan arabesk müziğe eşlik etmekten geri kalmıyordu. Gri renkte metal bir tespih ve nazar boncuğunun hemen üzerinde iri puntolu biçimde “Nazar etme ne olur kredi çek senin de olur,” “Uzay indi bindi fiyat tarifesi” gibi yazılar minibüsün ön tarafını neredeyse kapatmıştı. Şoför, Remzi’den paraları alıp keyifli keyifli şarkıyı mırıldanırken bir “çak” yapmayı da ihmal etmiyordu.
-Bahsettiğin adam bu mu?
-Evet efendim ta kendisi.
-Hemen istiyorum hemen hemen. Fazla vaktimiz yok biliyorsun.

Profesörün yardımcısı Kamber, hemen ışınlanma makinesinin yanında aldı soluğu. Beyaz bir ışık cümbüşünün içersinde dönerek kaybolduktan kısa bir süre sonra Remzi’yle birlikte geri döndüler. Profesör denek için kullanacağı Remzi’yi gevrek gevrek gülerek süzerken, Remzi nereye getirildiğinin henüz farkında bile değildi.
-Evet Venüs’e iki kişi veren abla para üstü. Uzatalım abi bi zahmet. Var mı başka parasını uzatamayan para üstü bekleyen?
Profesör, henüz kendine gelemeyen Remzi’yi kolundan tutup birkaç metre ötedeki çok fonksiyonlu bayıltma, ayıltma, kısa yoldan öldürme, diriltme, sarhoş etme, uyutma gibi birçok programı olan makinenin içerinse soktu. Remzi hala kendinde değildi. Makinenin içerinse girerken bile hala “ Kaptan ağır ol Neptün’de yol çalışması varmış” diye mırıldanıyordu. Profesör çok fonksiyonlu makineyi bayıltma moduna programlayıp bir süre bekledi. Remzi’yi bayılmış bir vaziyette makineden çıkartıp onu yıllardır uğraştığı asıl makinesinin yanına doğru taşıdı.
-Profesör Bey?
-Ne var Kamber gene noldu?
-Şey diyom yaaa…
-Ne diyorsun?
-Acaba doğru mu yapıyoruz diyorum.
-Ne demek doğru mu yapıyoruz? Ben kaç yılımı verdim sen biliyor musun bu makineye. İnsanlığın kurtuluşu bu makineye bağlı. Bak gör heykelimi dikecekler bu makineden sonra.
-Peki şimdi kesin gerçekleşecek mi o şey... realka… şeyy işte… realkanalizasyon… ııı... real… Neydi hocam ya?
-Reenkarnasyon gerizekalı Reenkarnasyon. Yüzyılın buluşu da diyebilirsin kısa yoldan. Herkes geri gelecek bu makineyle
-Herkes mi?
-Herkes
-Rahmetli babam da geri gelecek mi yani?
-Gelecek ama…
-Aması ne?
-Yani gelir ama… Nasıl desem sana. Yani dünyaya ikinci kez ne olarak geleceğini bu alet sağlayamıyor maalesef.
-Yani?
-Yani babanı bir maymun olarak görebilirsin.
Profesör bütün ciddiyetini bir kenarı bırakarak Kamber’in hacı babasının bir maymuna dönüşme ihtimalini aklından geçirip katıla katıla gülmeye başladı. Tam duracak gibi oluyordu ancak birden tekrar iştahlı bir kahkaha attı. Kamber bozuk bir yüz ifadesiyle profesörün gülmesinin bitmesini bekledi.
-Gülün hocam gülün yakışıyor mu size koskoca profesörsünüz bugüne bugün
Profesör katıla katıla gülmekten kendini bir süre daha alamadı.
-Tamam tamam kızma. Ne var canım hem. Bayramlarda falan elini öpmeye giderken alırsın bir çift muz gidersin işte fenamı… Haaahahaha. Kriz geldi bana kriz. Hahahaa…
-Peki Remzi?
Profesör nerdeyse kulaklarına varan ağzını bi anda kapattı. Elini başına götürüp bir süre düşündü.
-Remzi mi?
-Yani Remzi’yi Afrika kabilelerinde bir yamyam olarak görmeyelim hocam sonra.
Profesör elini çenesine götürüp bir süre sakallarını kaşıdı. Kafasını önüne eğerek çalışma odasının içerisinde bir kaç adım attı. Endişeli tavrı bir süre devam etti.
-Kimi kimsesi var mı bunun?
-Olmaz olur mu? Üç çocuğu var. Dijital seracılık yapıyor hepsi de köylerinde. Aslan gibi üç evladı var gel kurbanın olayım vazgeçelim bu işten. Adamı suaygırına leyin çevirirsin hocam.
-Sen ne dediğinin farkında mısın Kamber? Bir işe giriştik artık. Geri dönüşü yok bu işin. Sana insanlık bu makineye bağlı diyorum duymuyor musun?
-Peki Remzi?
-Hala Remzi diyorsun ya. Çocuklarına falan da biz bakarız. Karısına da belli bir maaş veririz.
-He iyi o zaman. Remzi abiyi de evine evcil kedi olarak alırsın tam olur deme hocam!
-Kamber bir daha Remzi lafı duymak istemiyorum. Bir işe girdik geri dönüşü yok. Remzi yok artık. O öldü. Uçtu gitti anlıyor musun? Birazdan başka bir insan olarak geri gelecek.
-Ya da Van gölü canavarı…
-Tamam yeter artık. Hem kötü ihtimalleri düşünme. Bak buraya yazıyorum. Bu Remzi gidecek geri gelecek. Asker sloganı gibi ya. İnan bana. Remzi belki de ABD başkanı olarak geri gelecek.
-Şımarır bu Remzi o zaman hemen. Başkanlık değiştirir adamı hem.
-O zaman ceza olarak bi daha reenkarnasyon yaparız. Hayatının geri kalanını aslanlara yem olmamak için ordan oraya koşturan bir geyik olarak geçirir.
-Vay be. Peki, biz de girecek miyiz bu makineye?
-Önce insanlık. Önce bu pislik kurtulmalı. Herkesin değişmeye, farklılaşmaya ihtiyacı var. Bu da tek bir şeyle mümkün: reenkarnasyon. Biliyorsun Kamber dürüst, namuslu güvenilir insanlar kalmadı artık dünyada.
-Bu da bir nevi format atmak oluyor diyorsunuz yani hocam.
-Yani. Öyle de düşünülebilir. Herkes yenilenecek ve başka bir canlı olarak geri gelecek. Böylece dünya en büyük kirliliğinden kurtulacak.
-Ya hocam iyi diyorsun hoş diyorsun da benim aklım hala Remzi’de. Ne deriz ailesine çocuklarına falan.
-Hepsi de teşekkür edecek bak gör. Üç kuruşa minibüs şoförlüğü yapıyordu belki şimdi bütün olaylara bakışı değişen zengin birisi olarak geri gelecek. Refaha kavuşacak işte fena mı? Onu belki de işadamı koltuğunda bir patron olarak göreceğiz.
-Ya da bir safarinin başrollerinde…
-Hadi hadi çok konuşma da yardım et. Güç kontrolleri devrede mi?
-Devrede.
- Emniyet düğmesi açıldı mı?
-Açıldı.
-Güvenlik ayarları aktif mi?
-Aktif hocam.
-Üçlü priz takılı mı(!)
-Üçlü priz var da topraklı hocam.
-Her şey tamamsa işleme başlayabiliriz. Tanrım duy sesimi. Sen bu kez utandırma beni. Bu kez başaracağım biliyorum. İnsanlık tüm bu kirlilikten reenkarnasyonla kurtulacak. Bu kez inanıyorum.
-İnşallah hocam inşallah. Haydi sayalım.
-5
-4
-3
-2
-1
-0
Bir süre sessizlik oluştu birbirlerine baktılar.
-Eeee? Ne oldu profesörüm?
-Düğmeye bassana gerizekalı.
Kamber bir süre düğmeye ve Remzi’ye baktı. Elleri titreyerek düğmeye doğru yaklaştı.
-Affet beni oğlum Remzi.
Bir anda müthiş bir gürültü koptu. Makineden çıkan sisler odanın içersini kapladı. Göz gözü görmüyordu. İçersinde Remzi’nin bulunduğu makine bir anda hızla dönmeye başladı. Profesör ve Kamber Remzi’nin başkalaşmasını bir iki adım geriye çekilip uzaktan seyrettiler. Makine her ikisini sesli biçimde bilgilendiriyordu.
-Reenkarnasyon işlemi başlamıştır dit dit dit…
Profesör bir anda keyiflenmeye başladı.
-Güzelll!
Makine sesli bilgilendirmelerine devam ediyordu.
-Reenkarnasyon yapılacak kişinin adı: Remzi Soysuz, Yaş:33, Memleket: Tokat Hobileri: karısını dövmek, rakı içmek, maç seyretmek, ışınlanmak, dit dit dit. Reenkarnasyon işlemi devam ediyor.
-Vay be bildi makine hepsini valla. Hocam sevdim ben bu makineyi.
-Eee… Kolay mı Kamber. Yıllarımı verdim ben bu makineye.
Makine Kamberi daha da şaşırtacak bir şey daha söylüyordu o an:
-Reenkarnasyon işlemi tamamlanmak üzere. Reenkarnasyon seçenekleri: İlk insan Adem, elektriği bulan Edison, Rus yazar Dostoyevski, ünlü bilimadamı Arşimet. Lütfen 30 saniye içersinde seçiniz. Yoksa makine otomatik olarak atayacaktır. Süre başlamıştır. dit dit dit…
-Kim hocam bunlar ya. Hiçbirini tanımıyorum ki ben. Sen tanıyor musun?
-Iııı. Şeyy! Adem’i duymuştum ama. İlk insan dedi deme. Onu seçelim biz.
-Yok hocam o kadar geri gitmeyelim. Diğerleri de önemlidir belki.
-Dünya gittikçe kirleniyor Kamber unutma. İlk insandan başlarsak en temize geri dönmüş oluruz.
-Hocam ama belki diğerleri de önemli kişilerdir.
-İnsanlar kitap mı okuyor sanki. Napalım biz yazarı. Bilimadamı desen zaten beni biliyorsun. Öbürkü de elektriği bulmuş. Elektriği kim kaybetmiş ki o herif bulmuş deme ama. Biz Adem diyelim Adem.
Makine geriye doğru saymaya devam ediyordu
-7,6,5.Son 5 saniye.
-Haydi hocam bak süre bitiyor. Sen gel dinle beni. Ben sanki bu Dostoyevski’yi duydum bi yerlerden. Onu seçelim biz.
-Adem olacak hayır.
-Arşimet’i seçelim o zaman.
-Adem diyorsam Adem.
Makine son sözü söyledi:
-dit dit dit… Süre dolmuştur. Seçim işlemi başarısız.5 saniye içersinde otomatik seçim yapılacaktır.
 
Yaa çok heyecanlı bir yerde bitti merakla bekliyorum ne olarak dönecek Remzi :D
Bu arada anlatımını çok eğlenceli buldum, Remzinin uzay minübüsünü bir gün bizde görür müyüz 2174 fazla uzak değil ha :D
 
Profesör sinirden deliye döndü adeta.
-Al beğendin mi şimdi yaptığını?
-Makine işini bilir hocam boşver. Bırak o değiştirsin Remzi’yi.
-Dit dit dit… Otomatik dönüştürme işlemi başarıyla tamamlanmıştır.
Makine önce birden yavaşladı, ardından tamamen durdu. Profesör ve Kamber endişeli biçimde birbirlerine baktı. Makinenin orta bölümünde bulunan dev bölme, otomatik olarak yanlara doğru açıldı. İçersinde hareket eden bir çift el göründü. Ardından yavaşça kollar göründü.
-Geliyo hocam geliyo. Vallahi geliyo…
-Geliyo ama biraz zor oluyo galiba. Sezaryen mi acaba… Töbe töbe ne diyorum lan ben.
-Hocam yüzü çıkıyor meydana. Çok heyecanlıyım valla.
-Saçları çıktı görüyor musun?
-gö-gö-gö-gö-görüyorum!
-Bismillah. Hocam bu da ne böyle. Vallahi o bu. Dur bakayım bi daha. Ta kendisi
-Aaaadem bu!
-Vah zavallı Remzim. Demek kader de bu da vardı he. Affet beni oğlum. Biliyorum futbolcu ya da şarkıcı olmak isterdin ama kısmet değilmiş.
Profesör ve Kamber reenkarnasyon makinesinin ilk ürünü olan Adem’e bir süre baktı. Adem ise asırlar sonra, 2174 yılında tekrar dünyaya gelmiş olmanın şaşkınlığı içersindeydi. Tuhaf tuhaf etrafına bakındı. Üzerinde hiçbir elbisesi yoktu.
-Hocam önce bu adama bir don mon leyin bir şeyler alalım. İnsan içine çıkacak olmaz böyle.
-Haklısın Kamber.
-Eee şimdi medyaya haber verelim mi ne diyorsun?
-Tabi ki de. İlk işimiz bu olacak zaten. Başarımızı tüm insanlığa müjdelemeliyiz
O sırada Adem etrafı tuhaf bakışlar içersinde incelmeye devam ediyordu.
-Hocam bir şey diyecek galiba. He Remzi bir şey mi diyeceksin? Ne Remzi’si ya Remzi beni andı hocam. Adem diyecektim.
-Remzi yok artık sil onu kafandan. Remzi out Adem in tamam mı?
-Kolay mı hocam sanki alışmak. Söylemesi kolay.

Adem ikisinin yanına yavaş adımlarla yaklaştı.
-Hocam bu bize doğru yaklaşıyor ama… Buyur Adem kardeş.
-Aguga guhaguga tunga maranga.
-Tabi canım.
-Ne dedi adam gerizekalı ?
-Adam yemek istiyor galiba hocam.
-Bırak sen şimdi yemeği falan da koş medyaya haberi müjdele.
-Hemen hocam.
Kamber koşar adım yan odadaki telefona sarıldı. Televizyoncular önce Kamberin aklını yitirmiş olduğunu düşünseler de birkaç ısrarlı denemeden sonra ikna oldular. Bir iki dakika geçmeden bir basın ordusu Kamber’in tarif ettiği yere doğru ışınlandı. Kamber, basın mensuplarını havalı havalı karşılamaktan geri kalmadı.
-Evet sevgili basın mensubu arkadaşlarım. Yani bilmiyorum gerçekten çok büyük emek verdim ben bu iş için. Siz deyin 3 yıl ben deyim 5 yıl…
O sırada gürültüyü duyan Profesör Kamber’in arkasında belirdi.
-Öhömm öhömm!
-İşte değerli insan. Heykeli dikilecek insan geldi. İşte kahramanımız arkadaşlar.
Gazeteciler Adem’i görmeden bu mucizeye inanmak istemediler.
-İçeriye geçip Adem’i görüntüleyebilir miyiz efendim? Lütfen sadece birkaç poz ve kısa bir görüntü.
-Arkadaşlar Adem çok yorgun. Makineden daha yeni çıktı. Sıcak daha, biraz soğusun izin verecem söz.
-Peki bize biraz bu projeden bahseder misiniz profesör?
-Elbette. Bu makine bütün insanlığı kurtarabilecek bir makine. Biliyorsunuz ki dünyamız büyük bir kirlilik yaşıyor. Suç oranları artarken kitap okuma oranları her geçen gün azalıyor. Yani iyi insan bir elin parmaklarını geçmiyor artık. Reenkarnasyon makinesiyle bize zarar veren bütün insanları yenileriyle değiştirecez. İnsanları ömür boyu cezaevlerine mahkûm etmek yerine bu makineye koyup onları başkalaştırmalıyız diye düşünüyorum.
-Peki Adem’in 2147 yılına uyum sağlaması zor olmayacak mı sizce? Reenkarnasyonun böyle bir handikapı olacak mı?
-Iıı… şeyy… Biz uyum konusunda bir sıkıntı çekeceğini sanmıyoruz.
-Havva’nın gelmesi mümkün mü?
-Gelecek gelecek hepsi gelecek arkadaşlar. Yakında hepsini göreceksiniz
-Adem’i görsek artık.
-Peki peki. Ama çok kısa. Ürkütmek yok ilk günden.
Gazeteciler büyük bir heyecanla içeri girdi. Adem iki eliyle göğsüne vuruyor, orada bulduğu eşyaları dışarıya fırlatıyordu. Gazeteciler ona doğru yaklaşıp fotoğrafını çekti. Adem patlayan flaşlar karşısında ürküp bağırmaya başladı. Profesör gazetecileri dışarı çıkarmak zorunda kaldı.
-Haydi bakalım ilk günden yormayalım Adem’i. Bunları iyi yazın ha. Herkes duysun herkes görsün.
Bir sonraki gün bütün televizyonlarda ve gazetelerde Profesör’ün müthiş icadı yerini aldı. Her tarafta Adem’in ve Profesör’ün boy boy resimleri vardı. Haber kısa sürede önce bütün ülkeye daha sonra dünyaya yayıldı. İntihara kalkışanlar, hayatından memnun olmayanlar, gönüllü olarak başkalaşmak isteyenler ve utanç verici suçlar işleyen mahkûmlar... Dünyanın her tarafından insan, Profesörün yanında alıyordu soluğu. Makine tıkır tıkır işlemeye başlamış, her isteyeni kendi istekleri doğrultusunda değiştirmeye başlamıştı. Karısını zorla bayıltıp makineye sokmak için profesörün kapısında yatanı mı ararsınız, kocalarını film artistleriyle değiştirmek isteyenleri mi… Profesörün ünü kısa sürede sınırlarını aşıyordu. Geceleri gündüzlerine ekleniyor, sıraya giren insanları başkalaştırmak için uykuyu bir an düşünmüyordu bile. İlk üç gün içerisinde başkalaştırdığı insan sayısı 5000’i geçmişti. Makine bir an boş kalmıyor, sürekli çalışıyordu. Dönüştürülen insanlar yüzyıllar önce yaşayan yazarlar, bilim adamları, siyasetçiler, sanatçılar, felsefeciler ya da aydınlardı. Çünkü insanlar onlar gibi olmak istiyordu. Profesör yeni yaşamlarında bir ünlü olmanın siparişini kendisine veren insanların bu isteklerine kısa sürede alışmıştı. Yepyeni Marxlar, Balzaclar, Nazım Hikmetler, Arşimetler türüyordu. Herkes odalarında boy boy afişlerinin olduğu ve küçüklükten beri hayranlık duydukları kişileri kendilerinde tekrar diriltme düşüncesindeydi. Herkesten üçer beşer tane türemeye başlıyordu. Profesör buna aldırış etmiyordu. O işini yapmaktan şikâyetçi değildi. Ancak olmalıydı… Şikâyetçi olmalıydı bu durumdan. Çünkü artık her şey kontrolünün dışına çıkmaya başlıyordu. Yüzyıllar önce yaşamış insanlar bu makineyle geri geliyor; ancak zamanın koşulları içersinde çuvallamaya başlıyorlardı. Profesör bu duruma aldırış etmeden seri reenkarnasyon üretime devam ediyordu. Aradan tam bir ay gibi bir süre geçerken dünyanın dörtte üçünü artık sular değil ünlüler kaplıyordu. Her tarafta bir ünlüye rast gelmek mümkün olmuştu. Bir sabah bir felaketle uyandı bütün dünya.
-Hocam hocam gazeteleri okudun mu bu sabah?
-Ne varmış Kamber gazetelerde. Hem dur şimdi bak görüyorsun çok meşgulüm. Altı tane Shakspeare siparişi aldım bugün yetiştirmem lazım.
-Hocam bırakın şimdi şu gazeteyi okuyun iki dakika.
-Sesli biçimde oku o zaman dinliyorum.
-Bak dinle ne diyor. Bundan yaklaşık bir ay önce ünlü bilim adamı tarafından geliştirilen reenkarnasyon makinesince, kirlenen dünyayı temizlemek umuduyla dünyaya tekrar getirilen kişiler toplu halde intihar etti. Boğaz köprüsünden el ele tutuşarak atlayan insanlardan 23ünün Dostoyevski,17sinin Edison, 15’inin Hipokrat olduğu tespit edildi. Ayrıca intihar edenlerin arasında çok sayıda Evliya Çelebi ve Nasrettin Hoca olduğu bildiriliyor. Alınan bilgiye göre ölmeden önce intihar edenler şunları kaydetti:
Nasrettin Hoca: 30 gündür hikâye anlatıyorum, fıkra anlatıyorum kimsenin güldüğü yok. Herkes suratıma bakıyor öylece. Kimseleri güldüremiyorum artık… Elveda…
Evliya Çelebi: Herkes her yere ışınlanıyor artık. Ne gezmelerin anlamı kalmış ne de gezi yazılarının. Bu dünyada kalmamın bir anlamı yok… Elveda…
Arşimet: Herkes her şeyi kaldırmış. Ben neyin kaldırma kuvvetini bulayım artık… Elveda…
Dostoyevski: Bir aydır, yazdığım hiçbir kitabın kimseler yüzüne bakmadı. Artık yazamıyorum galiba… Elveda…
Darwin: Tartışacak tek bir insan bile yok dünyada. Kimse düşünmüyor, kimse heyecanlanmıyor, kimse karşı çıkmıyor dediklerime. Ben tartışmak, konuşmak istiyordum oysaki… Elveda…
 
Geri