Rasulullah'ın ve İlk Müslümanların Kur’an Algısı

Konu sahibi son olarak 2622 gün önce görüldü
Peygamber Efendimiz Buyurmuş ki

Peygamber efendimiz, Hz. Ali ye buyurdular ki;

Ya Ali şu 5 şeyi yapmadan yatma!


1_Kuran-ı kerimin hepsini okumadan,

2_4000 dirhem sadaka vermeden,

3_Kabeyi ziyaret etmeden,

4_Cennette yerini hazırlamadan,

5_Küs oldugun biriyle barışmadan,

Hazreti Ali: Ya Resulallah! Bu nasıl olur? Diye sorunca buyurdular ki:

1_3ihlas okumak, kuran-ı kerimi hatmetmek gibidir.

2_ 4 fatiha okumak, 4000 dirhem sadaka vermeye eşittir.

3_ 10 defa; “ La ilahe illallah vahdehu la-şerike-leh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyı ve yümit ve hüve ala külli şey’in kadir.” Demen de kabeyi ziyarete eşittir.

4_ 10 defa; La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.” Demen , cennette yerini hazırlamana vesiledir.

5_10 defa; “Estağfirullahel’ azim ellezı la ilahe illa hu el hayyel kayyum ve etubü ileyh.” Demen, dargın ve husumetli oldugun insanlarla barışmış derecesinde mükafata vesiledir.

--alıntı--
 



Rasulullah'ın ve İlk Müslümanların Kur’an Algısı




''Öyleyse sen (ey Muhammedi), kafirlere uyma ve onlara karsı bütün gücünü ortaya koyarak bu (Kur'an ile) büyük bir cihada giriş." (Furkan, 25/52) Mekke döneminin ortalarında indirilen bu ayet ile Peygamberimizin başlattığı mücadelenin hangi eksende yürütüleceği bariz bir şekilde vurgulanmıştır. Buna göre mücadelenin ana ilkeleri ve yöntemleri, Kur'an'a dayanmalıdır. Çünkü mücadele Kur'an ile -onun öğrettiği ilke ve yöntemlerle- yapılacaktır.


Bilindiği gibi Rasulullah, daveti kuşandıktan sonra, tüm hayatını Kur'an'ın rehberliğinde Allah yolunda cihada adamıştır. Onun cihadı, kendi nefsini arındırmayla eş zamanlı olan bir tebliğle başlamıştır. Daha sonra Peygamberimiz, kendisini ve ilahi mesaja ilgi gösterenleri Kur'an'ın rehberliğinde eğitmiştir. Bu iki görevi yaparken kendisinden önceki tüm kardeşleri/peygamberler gibi zalim sisteme karşı tavır almıştır.


Tebliğ, eğitim ve zulme tavır alışı eş zamanlı olarak yapan Rasulullah'ın ilk muhataplarını üç sınıfta özetleyebiliriz: İlgi duyanlar, şaşkınlar, olumsuz tepki gösterenler. Yüce Rabbimizin indirdiği Kur'an-ı Mubin bu üç sınıfa yönelik olarak peygamberimizi bilgilendirip bilinçlendiren, onlarla nasıl mücadele edileceğinin eylem planlarını içeren bir kitaptır. Bütün bu zorlu mücadeleyi sürdürürken Rasulullah marjinallik eleştirilerinin yanı sıra, kendisinin mal-mülk, makam sahibi olmaya çalıştığı öne sürülmüştür. Peki Rasulullah bu tepkileri nasıl savuşturmuş, sorunların üstesinden nasıl gelmiştir? Rabbimiz Rasulullah'a nasıl bir gelecek tasavvuruna sahip kılmıştır? Kendi öz benliğini ve diğer müslümanları eğitme süreci nasıl bir zeminde başlamış, zamanla hangi nitelikleri kazanmıştır? Bu ve benzeri soruları çalışmamız içinde "Rasulullah'ın Kur'an Algısı" başlığı altında cevaplamaya çalışacağız.


A- Kitab'ın ve Hikmetin Kaynağı Kur'an İle Eğitim


"İşte bunlar Rabbinin sana bildirdiği hikmetlerdir. Öyleyse artık (ey insanoğlu!) Allah ile beraber sakın başka bir ilah edinme, yoksa O'nun tarafından kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın." (İsra, 17/39) Hayatının tamamını Allah yolunda cihada adayan Peygamberimiz, mesajı yaygınlaştırırken, müminleri eğitirken ve kafirlerle en güzel şekilde tartışıp mücadele ederken belli ilkelere göre hareket etmiştir. Bu ilkeleri tek bir terime indirgemek, bir kavramın çağrışımlarıyla ifade etmek gerekseydi, bize göre en uygun düşen kelime "hikmet" olurdu. Çünkü hikmet, sözün ve eylemin gayeli, düzenli, planlı oluşunu anlatmaktadır. Bunun aksi ise plansız, düzensiz, amaçsız, rüzgarın estiği yöne doğru savrulan bir ilkesizlik halidir. Rasulullah için yakışık alanı tabii ki, sözünün ve eyleminin hikmetle süslenmiş olmasıdır.


Allah'ın seçerek alemlere üstün kıldığı Peygamberimiz (s), içinde yaşadığı zalim/sömürgeci sisteme karşı eleştirileriyle daha mücadelenin hemen başında tavır almıştır. Onun itikadi, siyasi, toplumsal ve ekonomik alanda sisteme karşı yaptığı eleştirilerde ilk göze çarpan hiç şüphesiz hikmettir. Hikmetten yoksun, kaba-saba ve yapmayacaklarını söyleyen bir kişinin arınmışlığından söz edemeyiz; böyle birinin başkalarını arındırarak Allah'a yaklaştırması, salih amellere sevk edebilmesi de zaten manevi olarak mümkün değildir.


Peygamberimizin, içinde bulunduğu hayatı nasıl dönüştürdüğünü, mü'minlerle nasıl bir münasebet kurduğunu, kafirlerle nasıl mücadele ettiğini 'hikmet'i merkeze yerleştirerek, onun etrafında dönen diğer terimler ışığında ortaya koymak istiyoruz. Bu terimleri ilk indirilen sekiz sure üzerinde yaptığımız çalışmaya dayanarak sıraladığımızda akla ilk gelenler şunlardır: Takva-istiğna, hicret-rücz, cîhad-müdâhane, zenb/günah-tezkiye/arınma v.d. Peygamberimizin yirmi üç yıl süren risalet mücadelesini üç kelimeyle özetlemek gerekseydi bunlar her halde iman, hicret ve cihad olurdu. Bu mücadelenin on üç yıllık Mekke dönemini ise, ilk mesajlardan esinlenerek gerekirse "teberri, tebyin ve teşhid" kavramlarıyla özetleyebiliriz. Şimdi Kur'anî bir hikmetle mücadele eden Rasulullah'ın kalbinde yer etmiş bu vahyî ilkeleri inceleyerek, ilk İslam ümmetinin hangi sağlam temeller üstünde yeşertildiğini anlamaya çalışalım.


B- Kur'an İle Eğitimin Akla Gelen Öncelikli İlkeleri

1- Besmele ve Berâe İlkesi


Peygamberimiz (s)'in risalet görevini aldığı Alak Sûresi (96) "Yaratan Rabb'inin adıyla oku!" diye başlamaktadır. Buradan çıkardığımız besmele ilkesi bize göre iki unsuru içinde barındırmaktadır: Birincisi, yapılacak eylemi anlamlandıracak'.yegane unsurun Yüce Allah olduğu; ikincisi ise ilahi mesaja karşı durabilecek tâğutî güçlerle ilişkilerin "teberri/uzak durma" ilkesi çerçevesi İçinde düzenlenmesi gerektiği. "Birinin hidayetine vesile olmak da dahil, yapılan iyilikler Allah'ın adı ile yapıldığı için O'nun rızası dışında iyilik yapılan kimselerden -garibandan, mustaz'aftan- bir teşekkür beklememek gerektiği" besmele ilkesinin bir gereğidir. Allah'ın Elçisi'nin gayesi, bir takım insanların yaptıkları gibi yoksulların, muhtaçların, hakları ellerinden gasp edilmiş mustaz'afların üzerinden şöhret olmak değildir. Çünkü Allah'ın adı ile hareket eden biri, yaptığı iyilikten dünyevi bir kazanç umamaz; Allah'tan başkasından teşekkür/övgü bekleyemez. Alak Sûresi gibi ilk mesajlardan olan Müddessir Sûresi'nde, besmelenin ahlaki bir davranışa nasıl dönüştürüleceği öncelikle Rasulullah'a ve arkadaşlarına, sonra da kıyamete kadar yaşayacak tüm mü'minlere öğretilmektedir: "Yaptığın iyiliği çok görerek başa kak-mal" (Müddessir, 74/6)


Diğer taraftan besmele, aynı zamanda hakim güçlerle kurulacak ilişkinin nasıl olması gerektiğine ilişkin ipuçlarını da vermiştir. Nitekim Kur'an'ın iniş sırasına göre son surelerinden olan Tevbe'nin bir diğer adı da Berâe olup ilk ayeti tam da bu konuyla ilgilidir: "Allah'tan ve O'nun elçisinden, kendileriyle anlaşma yapmış bulunduğunuz müşriklere bir berâet/ültimatom-ihtar ve yükümsüzlük bildirişidir bu." Tevbe Sûresi ile pekiştirilen münasebet şekli ilkelerde bir değişiklik değildir. Çünkü bütün peygamberler gibi Rasulullah Muhammed(s)de "bir yandan Allah'a iman ederken, diğer yandan her türü somut-soyut şer gücü -tağutu- inkar etmek"le yükümlü tutulmuştur.


Allah'ın yeryüzünde yükseltilmesini istediği değerlerin düşmanı olan tağutların ilk mesajlardan anladığımıza göre, hidayete erişmelerini engelleyen tutumları kalplerine yazdıkları "İstiğna"dır. Yani kendini kendine yeterli görüp Allah'ın yol göstermesine ve arındırmasına gönüllerini kapatmalarıdır. Bu bağlamda Alak Sûresi özelinde ifade edersek "takva" ile "istiğna" birbirinin zıttı iki tutumdur. Takva, Allah'a karşı sorumluluk bilincine sahip mü'minlerin, sözü dinleyip en güzeline uyma eğilimindeki insanların, kalplerini arınmaya açık tutan muhsinlerin ahlak edindikleri bir huy iken; istiğna, Yaratıcı ile ilişkilerinde kibirli olmayı, bencilliği ahlak edinmiş zalimlerin bir huyudur.


Tevekkül ederek, sadece Allah'a gönül bağlayıp, başarılarında ve başarısızlıklarında sadece O'na güvenerek hareket eden Peygamberimiz (s) vahiy almadan önce de doğruları arayan biri idi. Ancak o, Duha Suresi'nin beyanından anladığımıza göre bu konuda bir şaşkınlık içindeydi. İşte bu şaşkınlığı giderip ona doğru yönü gösteren Kur'an ile başlayan mücadele ekseni olmuştur. Mücadele eksenini anlamlandıran ilk akla gelen ilke ise besmele (ve teberri) ilkesidir. Artık Rasulullah kainatı okurken, kişiliğini ahlaki açıdan tekamüle eriştirirken, ailesini ateşten koruyacak hazırlıkları yaparken, zihinsel-toplumsal-siyasi ve ekonomik alanda cereyan eden şirklere ve haksızlıklara karşı tavır alırken, dünyevi menfaat odaklarının, şer güçlerinin değil "Allah'ın adı ile" hareket edecektir. Doğru yerden başlamak için bu çok önemli bir ilkedir: Çünkü artık kararsızlık, ilkesizlik, ölçüsüzlük, tutarsızlık yoktur. Artık ne yapacağını bilen, güçlü bir akide ile hareket ettiğinden dolayı yılmak bilmeyen bir irade sahibi, hak yolda başa gelebilecek herşeye direnmeyi kalbine yazmış kararlı ve ilkeli bir kişi var.


Besmele İle Başlanan Yoldaki Diğer İşaretler


Besmele aynı zamanda istiaze'yi/Allah'a sığınmayı, zikri/O'nun adını yüceltmeyi ve tebtîl'i/O'na yönelip O'na adanmışlık bilinciyle hareket etmeyi içermektedir. Rasulullah'ın kalbini süsleyen bu ölçüler hiç şüphesiz ilk müslümanların da riayet etmekte gayret gösterdikleri köşe taşlarıydı. Bu nedenledir ki, onlar ubudiyet anlamında Allah'ın razı olmadıkları güçlere sığınmadılar, hayatın her alanında O'nun zikrini/ismini, değerlerini yüceltmeye gayret gösterdiler ve tüm varlıklarını, tüm servetlerini, güçlerini O'nun yoluna adadılar.


Rücz'den hicret/her tür manevi kirlilikten Allah'a göç etmek besmele ile girilen yoldaki diğer doğru işaretlerdendir. İlk mesajlardan olan Müddessir Sûresi'nde Rabbimiz konuyla ilgili şöyle buyurmaktadır: "Sen ey örtüsüne bürünmüş olan! Kalk ve uyar! Rabbinin büyüklüğünü ve yüceliğini zikret ve öz-benliğini günahlardan arındır; ve bütün pisliklerden/rucz'den hicret et/kaçın." (Müddessir, 74/1-5.)


Yoldaki bir başka işaret de müdâhane yapmamaktır. Müdâhane, karşısındakinin gönlünü kazanmak için ona yağcılık yapmak, meddahlık yaparak ona yaranmaya çalışmaktır. Hiç şüphesiz böyle bir tavır Allah'ın elçisine yakışmaz. Zaten Kur'an ile ahlaklanan Peygamberimiz böyle bir ihtimale karşı uyarılmış, o da hayatı boyunca kendisini, arkadaşlarını ve İslam'ı onurdan yoksun bırakabilecek böyle bir tutum içinde olmamıştır.


Yine müdâhaneyle yakından ilgili bir başka yanlış da "abese tavrı"dır. Müdâhane Mekke'nin önde gelen güç sahipleri -sosyetesi, eşrafı, zengin takımı- ile münasebeti düzenleyen bir uyarı iken; "abese tavrı" diye kavramsallaştırabileceğimiz sapma ise mustaz'aflarla -fakirler, miskinler, hakları ellerinden alınarak zayıf bırakılmış mahrumlarla- ilişkileri düzenleyen bir inzarı ihtiva etmektedir. Peygamberimiz (s), ilk mesajlardan olan Kalem ve Abese Sureleri'nde bir taraftan Allah'ın adı ile yürütülen bir mücadelede asıl ilgi alanının neresi olduğu, kiminle daha çok ilgilenmesi gerektiği konusunda bilgilendirilirken; öte yandan Mekke'deki sisteme hakim olan güçlerin saptırma niyetleri konusunda da bilinçlendirilmiştir. Fiili bir durumda her İslami mücadelenin başına gelebilecek saptırma gayretleri konusunda unutulmaması gereken ölçüyü "müdâhaneden ve abeseden kaçınmak" olarak özetleyebiliriz. Hiç şüphesiz Kur'an müşriklerle tüm ilişkileri yasaklayan bir kitap değildir. Fakat namazın gerçek anlamda ikamesini engelleyen zalimlerle, bu ifsad eylemiyle eş zamanlı olarak mâun'u/insanlara en küçük iyiliklerin dahi ulaşmasına da barikat kuranlarla müdâhane ilişkisi kurmayı kesin bir dille yasaklamıştır. Kaldı ki önde gelen müşrikler, insanlara ulaşabilecek iyiliklerin önüne barikat kurduklarına göre, Peygamberimizi masaya oturmaya ikna etmek isteyişlerinde iyi bir niyet de yoktur. Belki süslü kelimelerle, yaldızlı sözlerle yanaşmış olabilirler; ama asıl niyetleri ve gerçek amaçları İslami mücadelenin başarısını engellemektir. Eğer engelleyemezlerse mevcut konumlarını garanti altına almak isteyen Mekke müşriklerinin gerçek niyetlerini Yüce Allah Kur'an ile ifşa etmiştir.


2- Tebliğ ve Tebyin


Kur'an 'kavlün sekiyl'dir; ağır sorumluluklar yükleyen bir kitap'tır. Bu sorumluluklar şakaya gelmez; ancak yerine getirilmesi imkansız bir karakterde de değildir. Tebliğde bulunmanın ilk akla gelen şartı, doğru bilgiye sahip olmaktır. Bir başka deyişle alim olmaktır. Açıkça, gizlemeden yapılması gereken tebliğ yanında Peygamberimizin bir de tebyin görevi vardır. Tebyin, üstü kapalı olan bir şeyin üzerindeki örtüleri kaldırarak onun görünür hale gelmesini sağlamaktır. Şüphesiz Kur'an mubin/apaçık bir kitaptır. Yüce Allah bu kitabı anlaşılmaz olsun, kullarına zorluk çıkarsın diye göndermemiştir. Fakat yine de her muhatabın aynı algılama düzeyine sahip olduğu iddia edilemez. İşte tam bu noktada ilahi mesajın seçilmiş bir elçi ile gönderilmesinin hikmeti devreye girmektedir. Vahyi her muhatabına göre açıklamakla görevli olan Peygamberimiz, sözü söyleyip daha sonra da çekip giden bir tutumdan kaçınmıştır. Çünkü tebyin görevi, ona tebliği takip etmesi gereken bir sorumluluk yüklemiştir. Tebyini ise kendini ve muhataplarını şirkten, günahlardan arındırmak anlamına gelen "tezkiye" görevi takip etmiştir. Arınma ve arındırma ise, tebliğle eş zamanlı olarak başlayan ve bütün bir mücadele sürecinde devam eden tüm davranışları izleyerek müdahale edecek yakınlıkta bulunmayı gerektirir. Mesela Allah için sahip olunan maddi imkanları seferber etmek bir arınma işaretidir. Yani arınmak ve arındırmak öyle köşesine çekilip olan bitene karışmadan hayattan kopuk ibadetler yapmak değildir.


3- Teşhid/Uygulamalı Öğretim


"Ama davamız uğrunda üstün gayret gösterenleri, Biz'e varan yollara mutlaka yöneltiriz: Allah kuşkusuz, iyilik yapanlarla beraberdir." (Ankebut, 29/69) Bu ayette salih amel, hidayet üzere kalmanın önemli bir şartı olarak bize önemsetilmektedir. Allah'ın iyilik yapanlarla beraber olduğunun vurgulandığı bu ayet, aynı zamanda Rasulullah'ın Kur'an'ı nasıl algıladığına ilişkin mesajlar içeriyor. Buna göre Kur'an, salih amelden yoksun salt bir malumat yığını olarak değerlendirilemez. Hatta yapılan dürüst ve erdemli işler doğru anlamanın da güvencesidir. Zaten Peygamberimiz (s)'İn görevi bu sebeptendir ki, sadece tebliğ ve tebyinle sınırlı değildir. Mesajın uygulamalı öğretimi olan şahitlik yapmak da onun temel görevleri arasında yer almıştır. Şahitliğin nasıl yapılacağına ilişkin Yüce Rabbimiz, Peygamberimize yol göstermiş, gerekli bilgi ve inancı aşılamıştır. Şahitlikte dikkat edilmesi gereken hususları huşu, tenzil-tertil ve sabır kavramlarıyla anlatabiliriz. Rasulullah'ın Kur'an algısını ve Allah'ın mesajını hayata nasıl hakim kıldığını ilk sûreler boyunca sürekli tekrarlanan bu kavramlar üzerinden anlayabiliriz.


Hidayet etmesi için emanet edilen Kur'an'ı gereğince okumak, onu tam anlamıyla uygulamaktan geçmektedir. Bu sebeple Peygamberimiz ve ilk sahabe nesli için Kur'an öylesine anlaşılmadan okunan bir kitap değil, hayatın her alanının kendisiyle ıslah edilip dönüştürüldüğü bir rehberdir. Uygulamanın kusursuz olması için, bilgiyi ve bilinci anlamlandıran huşulu bir Kur'an okuyuşu gereklidir. Allah'ın adının anılması, Rasulullah ve arkadaşları için gözlerden yaşlar boşandırırcasına kalpleri titreten bir duyarlılığın kaynağıdır. Enfal Sûresi'nde beyan edilen duyarlılık, özlediğimiz ve ulaşmak istediğimiz bir huşuyu anlatmaktadır: "Müminler ancak o kimselerdir ki, her ne zaman Allah'tan söz edilse kalpleri korkuyla titrer; ve kendilerine her ne zaman O'nun ayetleri ulaştırılsa inançları güçlenir; ve Rablerine güven beslerler." (Enfal, 8/2) Allah'ın ayetlerinin gönüllerde ve hayatın çeşitli alanlarında taht kurması için belli bir huşu ile okunup anlaşılması şarttır. Bu nedenle huşu ile okunacak bir vakit olan gece kıyamı Rasulullah'a ve ilk mü'minlere tavsiye edilmiştir. Ne ki bu okuyuşun amacı parmak hesabı sevap kazanmakla sınırlı değildir. Müzzemmil Sûresi'nden öğrendiğimize göre Rasulullah ve onun Kur'an'la İrşad ettiği ilk ve öncü mü'minlerle yapılan toplu bir eğitimdir gece okuyuşu.


Nasıl Kur'an tenzilen/aşama aşama, yavaş yavaş, belli bir programla indirildiyse hayata hakim kılınması da belli bir planla yapılmıştır. Yüce Rabbimiz bu nedenle Rasulullah'a Kur'an'ı tertîlen/belli bir program dahilinde, bilinçli bir şekilde okumasını emretmiştir.


Ender görülen bir sabır ve tahammül ile zorluklara direnen Peygamberimiz (s), etrafında toplanan arkadaşlarını "dışa dönük iç eğitim"le gelecek günlere hazırlamaya çalışmıştır.


Teşhidin ilkelerinden biri de sabırdır. Sabır hem Kur'an'ın doğru anlaşılmasında hem de doğru bir şekilde amelleştirilmesinde ihmal edilmemesi gereken bir ölçüdür.


Son derece olumsuz koşullarda görevi yüklenen Peygamberimiz(s) yüzyılların biriktirerek büyüttüğü şirk geleneklerini "tertil" ilkesiyle ıslah etmiş, dönüştürmüş veya ortadan kaldırmıştır. Kur'an'ın nüzul süreci tamamlanırken bu ilkeye; "müteşabihi muhkeme irca ederek okuma" eklenmiştir.


Sözün Özü


Kur'an'ın ilk mesajları üzerinde yaptığımız kısa gezinti, Rasulullah'ın Kur'an algısının bütün bir hayatı kuşatan boyutta olduğunu göstermektedir. Yani Kur'an onun için hem bilginin, hem bilincin, hem de uygulama öğretimin ilkelerini içeren hikmetli bir kitaptır. Biz de aynı hikmetli kaynaktan gereğince beslendiğimizde, tıpkı Peygamberimiz(s) gibi, hem kendimizi hem toplumumuzu arındırabilir, hem de içinde yaşadığımız sistemin tağuti uygulamalarına karşı direnebiliriz.


Fevzi zulaloglu.​
 
İbretlik hadis, ibret veren bir hadis

İmam Ahmed b Hanbel Enes b Mâlik'ten rivayet etti ki;

Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

"Dünyadayken en çok nimete mazhar olmuş cehennemliklerden biri, kıyamet gününde getirilip ateşe bir kez daldırılır, sonra kendisine sorulur:

"Ey Ademoğlu! Hiç hayır gördün mü?

Hiç nimete mazhar oldun mu?"


O da şöyle cevap verir: "Hayır, vallahi Ya Rab"

Cennetliklerden dünyadayken en çok sefalete maruz kalmış biri getirilip Cennete konulur ve kendisine şöyle sorulur:

"Ey Âdemoğlu!

Hiç sefalete maruz kaldın mı? Hiç sıkıntı çektin mi?"


O da şöyle cevap verir: "Hayır vallahi ya Rab Hiç sefalete maruz kalmadım ve hiç sıkıntı çekmedim ( Müslim Münafikun 3/55)
 
Kalp ile ilgili Hadisler

Kalp konulu Hadisler


1-Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtirYaşama sevgisi ve mal sevgisi?(CSağir-6145)

*Kalbini terbiye etmeyenlerde bunlar ortaya çıkar, edenlerde ise;gayret ,cihat ve ilime dönüşür

2-Müminin kalbi tatlıdır tatlılığı da sever? (CSağir-6147)

*Mü?min tatlı şeyleri sever ,kendisi de tatlıdır ,ahlakı da?

*Zemzem ve Hurmada Mü?minin kalbi ile bağlantı vardır

4-Şükreden bir kalp, zikreden bir dil ,saliha bir hanım din ve Dünya işlerinde bunların hepsi insanın sahip olduğu en hayırlı şeylerdir? (CSağir-6148)

5-Adem oğlunun kalpleri kışın yumuşar çünkü Allah (cc) Adem (as) mı çamurdan yarattı, çünkü kışın kar çamuru yumuşatır? (CSağir-6149)

6-?Kalp hükümdardır,onun birtakım askerleri vardırHükümdar düzgün olunca askerler de düzgün olur,bozuk olunca askerler de bozuk olur? (CSağir-6191)

7-Şüphesiz Adem oğlunun kalbi serçe kuşu gibidir, günde yedi defa döner ,çevrilir durur? (CSağir-2342)

8-Adem oğlunun kalbi her bir vadide bir şubedir,çeşittirKim kalbini her bir şeye uydurursa onu hangi vadide helak edeceği Allah?ın umurunda bile olmazKim de tevekkül ederse Allah onun şubelerinin hepsine yeter? (CSağir-2343)

9-Şüphesizki Ademoğllarının kalplerinin tamamı Rahman olan Allah?ın kudret parmakları arasında tekbir kalp gibidir kul nereye çevrilmeyi istiyorsa Allah?ta onu oraya istediği gibi çevirir? (CSağir-2344)

10-Kalbe nur girince genişler,rahatlar Bunun alameti nedir Ya Rasulullah dediler? Dedi ki;Ahiret?e yöneliş,Aldatma yurdundan (Dünya) uzaklaşma,Ölüm gelmeden ölüm için hazırlık? (Tirmizi)

11-Şanı yüce olan Allah suretlerinize ve mallarınıza bakmaz,ancak kalplerinize ve amellerinize bakar? (CSağir-1832)

12-Şüphesiz ki beden de bir parça vardır; o düzgün olursa bedenin tamamı düzgün olur,bozuk olursa bedenin tamamı bozuk olurDikkat ediniz ki o kalptir?

13-Kulun imanı istikamet bulmaz, ta ki kalbi doğrulmadıkça; Kalbi istikamet bulmaz,ta ki dili doğrulmadıkça? (Ahmet b Hanbel- Müsned-C3 S198)

*Dil ibrik gibidir, kalpte ne varsa onu boşaltır

14-Adem oğlunun kalbi tencereden daha çok değişkendirTencere kaynarken suyun toplandığı gibi? (CSağir-7300)

15-?Kalbin misali;çöldeki bir tüy gibidirRüzgar onun içini dışın, dışını içine çevirir durur? (CSağir-8135)

16-?Dört şey şakiliktendir Göz katılığı (ağlayamamak), Kalp katılığı,hırs,uzun emel? (CSağir-921)

*HzÖmer size ölüm ne kadar uzaktır diye sorunca ;göz ile kaş arası diyenlere siz uzun emel üzeresiniz der Ölüm gözün beyazı ile siyahı kadardır der

17-?Dünya?da züht sahibi olmak, kalbi ve bedeni rahatlatırDünya ?ya rağbet ise kalbi ve bedeni yorar? (CSağir-4594)

18-?Saflarınızı düzeltiniz,kalpleriniz ayrı düşmesin? (CSağir-4729)

*Beden olarak aynı safta olmayanın kalbi de beraber olamaz
19-?Alçak gönüllü olmayı tavsiye ediyorum Alçakgönüllülük kalp amelidir? (CSağir-5517)

*Kalbi mütevazi olanın zahiri de mütevazidir

20-?İlim iki kısımdır;Kalp ilmi ki;faydalı olan budurDil ilmi olan ki;ademoğlunun aleyhine kullanılacak ilimdir? (CSağir-5717)

21-?Kalp hükümdardır ,hükümdar düzgün olunca tebası da düzgün olur ,bozuk olunca tebası da bozuk olur? (CSağir-5752)

22-?Şarkı ve türkü, suyun baklayı büyütüp yeşerttiği gibi kalpte münafıklığı büyütür? (CSağir-5809)

*İcra eden,sözler,mekan,mana dine aykırı olmaz ise caizdir

23-?Vera sahibi ol ki;insanların en abidi olasınKanaat sahibi ol ki; insanların en çok şükredeni olasınKendi nefsin için istediğini insanlar için de iste ki;mü?min olasınSana komşu olana komşuluğu güzel yap ki; Müslüman olasınGülmeni az yap gülmenin çoğu kalbi öldürür? (CSağir-6422)

24-?Körlüğün en şerlisi kalp körlüğüdür? (CSağir-9689)

25-?Kalb kalb diye isimlendirildi,çünkü döndüğündenKalp, çölde rüzgarın içini dışına dışını içine çevirip durduğu ağaca takılmış bir tüy misalidir? (CSağir-2595)

26-?İslam açıkça yaptığımız amellerdir,imanın yeri ise kalptir? (CSağir-3060)

27-?Saffanb Muattal?a dokunmayın onun dili pis kalbi temizdir? (CSağir-4224)

28-Kırallara sövme ile kalbinizi meşgul etmeyinOnların ıslahı için dua etmek sureti ile Allahu teala?ya yakınlık arayınız? (CSağir-9805)

*Allah onların kalplerini size karşı yumuşatı

29-Kul bir hata işlediği zaman kalbine simsiyah bir nokta konurEğer günahtan kendini çeker,tevbe ve istiğfar eder se kalbi cilalanır,etmez se ta ki;kalbini kaplayıncaya kadar nokta artırılır ? (CSağir-2070 , Tirmizi-tefsir 83 ,İMace-tevhit 29 )

30-Allahu teala buyurdu ki; Ben öyle mahluklar yarattımki dilleri baldan tatlı,kalpleri kaktüsten daha acıdır?

31-Allahım korkmayan kalpten, faydasız ilimden,kabul edilmeyen duadan sana sığınırım? (CSağir-1490)

32-Allahım;Kalbimi nurlu kıl,lisanımı nurlu kıl,bakışımı nurlu kıl,işitmemi nurlu kıl? (CSağir-1513)

33-Allahım kalbimi nifaktan ,amelimi riyadan,dilimi yalandan,gözümü hain bakmaktan koruŞüphesiz ki sen gözlerin hain bakışlarını ve göğüslerde gizlenenleri bilirsin? (CSağir-1529)

34-Şüphesiz ki kıyamet günü kulların Allah?a en uzak olanı kalbi katı olan kişidir?

 
Mütevatir hadisler, Günahla ilgili hadisler

Mütevatir Nedir,

Hadislerde Mütevatir,

Kurandan Hadisler,

Günahla Ilgili Hadisler


Kim söylemediğim bir sözü bana atfederse, cehennemdeki yerine hazırlansın ?

Hadis, Resulullah (sav) üzerine yalan hadis dayandıran yada söz söyleyen kimseyi kınamaktadır Cenab-ı Hak, bu kimseye, hak ettiği cezayı dilerse verir ve dilerse afeder Böylelerin muhakkak surette Cehenneme gireceklerine kesinlikle hükmedilemez Çünkü küfürden ve şirkten başka büyük günah işleyenler hakkında verilecek hüküm budur Bunlar, Cehenneme girecek olsalar bile orada ebedi kalmazlar Zira Tevhid dini üzere ölen bir kimse Cehennemde ebedi kalmaz

Yalan; ister kasten, ister kasıtsız olsun bir şeyi oluğunun aksine haber vermektir Çünkü yalan, bazen kasten ve bazen de kasıtsız söylenmemiş olsa da, Hz Peygamber (sav): ?Kasten yalan söz söylerse? diye kayıt koymazdı Sadece unutan ile yanılan kimselere günah yoktur

Resulullah (sav) üzerine yalan uydurmak, pek büyük bir günah ve çok çirkin bir iftiradır

Bazı rivayetlerde; daha Hz Peygamber (sav)?in sağlığında ona yalan söz dayandıranlar çıkmış olsa bile, hadis uydurma, bir hareket olarak, hicri 41 yılında Hz Ali?nin hilafeti zamanında başlamıştır

Çeşitli zamanlarda, bidatçiler çıkmış ve bunlar; çalışmalarını, ideolojilerini ve düşüncelerini haklı göstermek için yalan hadis uydurmuşlar; bazı fıkıhçılar ise sırf mezheplerini ve düşüncelerini savunmak için

kitaplarında uydurma hadislere yer vermişler; bazı zahid ve tasavvufçular ise insanları Salih amellere teşvik etmek için, ya yalan hadis uydurmuşlar yada yalan hadislere yer vermişler; zındık yada din düşmanları, çıkarları için yada İslama zarar vermek için hadis uydurmuşlar; kıssacılar ise ya devlet adamlarına yaranabilmek için yada maddi kazanç elde etmek için hadis uydurmuşlar; bazıları da halk arasında bilgiçlik taslamak için hadis uydurmuşlar? ve benzeri şeyler daha söylenebilir.
 
Standart Hadis-i Şeriflerle Amel Etmek

Sual:


Camiye girince oturmadan namaz kılınırsa veya ayağa kalkmadan şu dua okunursa şu sevab alınır diye hadisler var Camide oturulduktan veya ayağa kalkıldıktan sonra okunursa sevabı azalır mı, yoksa hiç sevab olmaz mı?

Cevap:

Hadis-i şeriflerden bizim hüküm çıkarmaya çalışmamız ve çıkardığımız hükümle amel etmemiz çok yanlış olur; çünkü o hadis-i şerif ictihad isteyebilir, başka bir hadis-i şerifle değişmiş olabilir, nesh edilmiş olabilir veya bilmediğimiz bir tevili vardır Mezhebimizin hükmü neyse onunla amel edilir (Berika)

Hadis-i şerifte, denizden çıkan her hayvanın yendiği bildirilirken, Hanefî âlimleri deniz haşaratının yenmesinin caiz olmadığını bildirmişlerdir Yine hadis-i şerifte kan aldırmanın, vücuttan kanın çıkmasının abdesti bozmayacağı bildirildiği halde, Hanefî âlimleri, vücuttan kan çıkınca abdestin bozulacağına hükmetmişlerdir Bunun için bizim hadis-i şerifle değil, mezhebimizin o konudaki hükmüyle amel etmemiz gerekir

Bildirdiğiniz hadis-i şeriflerden birkaçının meali şöyledir:

(Mescide girince, oturmadan önce iki rekât [tehıyyet-ül mescid] namaz kılın!) [Buhari]

Hanefî mezhebine göre, oturduktan sonra da, kalkıp kılınabilir

(Akşam namazından sonra, konuşmadan 6 rekât namaz kılan, 12 yıl nafile ibadet etmiş gibi sevaba kavuşur) [İbni Mace]

Konuşulmuş olsa da yine evvabin sevabı alınır

(Sabah namazını kıldıktan sonra konuşmadan kıbleye karşı durup, güneş bir mızrak yükseldikten sonra, iki rekât işrak namazı kılan Cennetliktir) [İslam Ahlakı]

Konuşulsa da, yine o vakitte işrak namazı kılınınca işrak sevabı hâsıl olur

(Namazı bitiren kimse, hiç konuşmadan 8220;Allahümme ecirnî minennâr ve edhılnil Cennete8221; demezse melekler, 8220;Yazık şuna! Cehennemden korunmasını istemekten aciz kaldı8221;, Cennet de, 8220;Yazık şuna! Cenneti istemekten aciz oldu8221; der) [Taberani]

Namazı bitirince demek, tesbihleri çekip duayı ettikten sonra demektir Tesbihlerden önce yapılması bid8217;at olur Duadan sonra konuşsa da, o duayı okursa, bildirilen ecre kavuşur

(Akşam namazını kıldıktan sonra, hiç konuşmadan yedi kere 8220;Allahümme ecirnî minen-nâr8221; diyen, o gece ölürse, ona Cehennem ateşinden kurtuluş emânı [belgesi] verilir Sabah namazından sonra da aynı şekilde okuyup, o gün ölene, yine ateşten kurtuluş emânı verilir) [Müslim]

Bunun da tesbihlerden önce yapılması bid8217;at olur Konuştuktan sonra okuyan da aynı sevaba kavuşur

Bir hadis-i şerifte de, sabah namazını kılıp, yerinden kalkmadan ve konuşmadan on defa, (La ilahe illallahü vahdehü lâ-şerike leh lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve alâ külli şey8217;in kadîr) okuyanın, o gün her türlü kötülükten ve şeytanın şerrinden korunacağı ve birçok sevablara kavuşacağı bildiriliyor (Nesai)

Yerinden kalksa da, okumadan önce konuşsa da, yine duanın faziletine kavuşur Elbette daha iyi olanı, konuşmadan okumaktır
 
Sabır hadisleri, Sabırla ilgili hadisler

Sabır konulu hadisler

Kabir Ziyareti


Efendimiz, kabristanlarda cahiliyyeye ait bazı âdetlerin devam ettirildiğini görünce, müminleri kabristanlara gitmekten men etti

Fakat daha sonra bu yasağı kaldırdı ve: “Ben, sizi kabir ziyaretlerinden men etmiştim

Bundan böyle kabirleri ziyaret edin!” [2] buyurarak, kabir ziyaretini teşvik etmişlerdi

Çünkü insanları tûl-i emelden kurtaracak en müessir nasihat, kabirlerde saklıdır

Zaten o mürüvvet abidesi de, sık sık kabir ziyaretinde bulunur ve her hafta hiç olmazsa bir kere Uhud şehidlerini ziyaret ederdi

Kabir ziyaretlerinden birinde, bir kadının evladının kabri başında, feryad u figan edip ağladığını, üstünü başını yırtıp, uygunsuz sözler sarfetmekte olduğunu gördü gördü ve kadına yaklaşarak nasihat etmek istedi

Kadın Efendimiz’i tanımıyordu “Git başımdan” dedi, “Sen benim başıma gelenleri bilmiyorsun!” Efendimiz de hiçbir şey söylemeden kadının yanından ayrıldı Orada bulunanlar, kadına onun Allah Resûlü olduğunu söyleyince, kadın daha müthiş bir sarsıntı ile sarsıldı

Çünkü bilmeden Allah Resûlü’ne karşı saygısızlık etmişti Koşarak Efendimiz’in hanesine geldi Kapıyı vurmadan içeriye girdi, Efendimiz’den özür diledi Allah Resûlü de ona, cevab-ı hakîm olarak şunu söyledi: “Sabır, musibetin ilk şokunu yediğin zamandır” [3]

Allah Resûlü, şu dört kelimelik ifadesiyle, ciltlerle ancak anlatılabilecek bir meseleyi, mucizevî bir belâgatla anlatmış oluyordu

Sabrın Çeşitleri

Musibete karşı sabır, günahlara karşı direnmede sabır ve ibadet üzere ısrarda sabır

Her gün beş vakit namaz, senede en az bir ay oruç, muayyen miktarda zekât ve kulluğa müteallik diğer bütün emirler, ancak sabırla yerine getirilebilir

Bunlar, insan ömrünü disipline eder ve ötelere göre bir boya çalar Böyle bir hayat, bütünüyle nuranilik çizgisinde geçer; ömür bereketlenir ve cenneti semere verir Onun için insan, dişini sıkacak, ibadetler üzerine sabredecek, ve böylece hayatını ışıl ışıl nurlandıracaktır

Durum Değiştirmek

Sabretme, dişini sıkma, dayanma, net gösterme, sarsılmama, irkilmeme, irade felcine uğramama, her gün zehir-zemberek hâdiseleri sineye çekme ve dayanma elbette kolay bir iş değildir Ancak, bütün bunlar ilk musibet şoku anında yapılmalıdır

Çünkü, yer değiştirme, başka bir vaziyete intikal etme, psikolojik olarak her zaman insanın ruh haletinde değişiklik hasıl eder ve onu sarsan hâdiseleri unutturur

Diyelim ki, başımıza bir musibet geldi İlk bakışta, bu musibete dayanabilmemiz mümkün değil gibi

Hemen bu şoku atlatmanın çaresine bakmalıyız Bu da ya bulunduğumuz durumu değiştirerek ki, ayakta isek oturarak, oturuyorsak yatarak veya yapmakta olduğumuz işin keyfiyetini değiştirerek; meselâ, abdest alarak, namaz kılarak veya en azından konuştuğumuz mevzudan uzaklaşarak veyahut da bulunduğumuz mekandan ayrılarak, başka bir atmosfere sığınmakla olur

Bazen de bir nebze uyumak, şoku atlatmamıza yetebilir Hangi şekilde olursa olsun, hâl, durum veya mekanda yapılan bu değişiklikler, şokun tesirini kırar ve tahammül edilemez gibi görünen musibeti az dahi olsa hafifletir

Sabır, ibadetlere devam etme hususunda da çok lüzumludur İlk anda, yeni namaza başlayan bir insan için, bu ibadet çok ağır gelebilir; fakat biraz sabreder de ruhu namazla bütünleşirse, artık bir vakit namazı kılamama, o insan için dünyanın en büyük ızdırabı haline gelir Oruç, zekat, hac gibi ibadetler için de aynı şeyleri söylemek mümkündür

Düşünün ki, hac gibi meşakkatli bir ibadeti, bir kere ifâ edenler, her sene gitmek için âdeta kendilerini yerler Hatta bazen konulan tahdid, onları çılgına çevirir Bu denli ibadet sevgisi bir bakıma onun ilk ağırlık şokunu atlatması demektir Bu hemen bütün ibadetlerde de böyledir

İnsan, harama karşı da aynı sabırla mukabele etmelidir Günah ilk tosladığında gösterilecek mukavemet, ondan gelecek kötü şerareleri kırar, insan da o şoku böylece atlatmış olur Onun içindir ki Efendimiz, Hz Ali’ye “İlk bakış lehine gerisi aleyhine”[4] buyurmaktadır Yani, insanın gözü günaha kayabilir

Ama o, hemen gözünü kapar, yüzünü çevirirse, bu onun için günah olarak yazılmaz Hatta harama bakmadığı için kendisine sevap bile yazılabilir Fakat ikinci ve daha sonraki bakışlar, zehirli birer ok gibi insanın kalbine ve ruhuna saplanır, insanın hayalinde bulantılar meydana getirir iradesi mânevî gerilimini kaybeder

Zira her harama bakış, bir yönüyle harama girme yollarını kolaylaştıran birer davetiye hükmündedir Dolayısıyla da her bakış, bir başka bakışı davet eder artık o insan, harama yelken açar ve dönüşü çok zor bir yolculuğa açılır

İşte bu duruma gelmeden, haramın ilk tosladığı anda, sabredip haramdan yüz çevirme, harama karşı gözlerini yumma, Allah Resûlü’nün bize tavsiye ettiği altın öğütlerdendir

Epiktetos’un bir sözü vardır: “Fena hülyalar, seni hayallerinde yakalayınca, ilk fırsatta hemen uzaklaşmaya çalış Sonra götürüldüğün yerden geriye dönemezsin” Onun bu ifadesi de ilham yüklüdür Eğer, Allah Resûlü’nden sonra yaşamış olsaydı, mutlaka ilhamını Allah Resûlü’nden aldığını söyleyebilirdik

İnsan, harama karşı böyle davrana davrana, bu onda bir huy, bir karakter haline gelir Zira, yaptığı egzersizlerle kalbinde hasıl olan imanın nuru, cehennemden bir kıvılcım durumunda olan günahlara karşı âdeta bir sütre olur Öyle ki artık harama bakmama, onun asıl ve fıtrî davranışları arasına girer

Aksi bir durum aklına gelse, hemen parmağını, gönül peteğindeki iman balına batırır ve bu sağlam mülâhaza sayesinde tattığı aşkın tadıyla kendini bu mânevî atmosferden uzaklaştıran her şeyden kaçar Bu durumda olan bir insanın, iradî olarak günaha girmesi pek düşünülemez

Her musibetin kendine göre bir şoku vardır O atlatıldığı zaman, musibet rahmete, elemler lezzete, dertler de zevke inkılâb eder Böyle bir sînede artık ızdırap dinmiş, yerini de sonsuz bir neşeye terk etmiştir

Ancak bütün bunlar, ilk şok anının başarıyla atlatılmasına bağlıdır Bu kadar tafsilatlı, derin bir mevzuyu Allah Resûlü, sadece dört kelime ile ifade buyurmaktadır “Sabır, ilk toslama anında olandır”

[1] Buhârî, Cenâiz, 32; Müslim, Cenâiz, 14,15

[2] Müslim, Cenâiz, 106; İbn Mace, Cenaiz, 47

[3] Buhâri, Cenaiz, 32; Müslim, Cenâiz, 15

[4] Ebu Davud, Nikâh, 43; Tirmizi, Edeb, 28
 
O kadar kural, o kadar ince detay var ki şu şeylerde, inananı bile caydıracak nitelikte.. Halbuki "zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız" hükmü esas alınsa, bu kadar teferruatla kafalar karışmasa, sadece kalp ile yapılan ibadetin değeri ön plana çıkarılsa tüm yanlış anlamalar ve saplantılardan da uzaklaşılırdı..
 
Af ve mağfiret ile ilgili hadisler, Afla ilgili hadisler

Af ve mağfiret hadisleri


Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teala hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı."

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zat'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah istemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi." [Rezin şu ziyadede bulundu: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Nefsim elinde bulunan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb'e düşeceğinizden korkarım." [Bu rivayet, Münziri'nin et-Terğib ve't-Terhib'inde kaydedilmiştir (4.20)]

Resulullah (sav) (bir hadis-i kudsi'de) Rabbinden naklen buyururlar ki: "Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi.

Hak Teala da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır." Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der.

Allah Teala Hazretleri de: "Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.

Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teala da: "Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muaheze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim.

Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim.

Ey Ademoğlu! Bana arz doluşu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz doluşu mağfiretimle karşılarım."

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam: "Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!" diye kesip attı.

Allah Teala Hazretleri de: "Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!" buyurdu."

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beni İsrail'de birbirine zıd maksad güden iki kişi vardı: Biri günahkardı diğeri de ibadette gayret gösteriyordu. Abid olan diğerine günah işlerken rastlardı da: "Vazgeç!" derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, "vazgeç" dedi.

Öbürü: "Beni Allah'la başbaşa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?" dedi. Öbürü: "Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: "Allah seni cennetine koymaz!" dedi. Bunun üzerine Allah ikisininde ruhlarını kabzetti. Bunlar Rabbülaleminin huzurunda bir araya geldiler.

Allah Teala Hazretleri ibadette gayret edene: "Sen benim elimdekine kadir misin?" dedi. Günahkara da dönerek: "Git, rahmetimle cennete gir!" buyurdu. Diğeri için de: "Bunu ateşe götürün" emretti.

Ebu Hüreyre (ra) der ki:
"(Adamcağız Allah'ın gadabına dokunan münasebetsiz) bir kelime konuştu, bu kelime dünyasını da, ahiretini de heba etti."

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam vardı, (günah isteyerek nefsine zulmetmekte) çok ileri idi.

Ölüm gelip çatınca oğullarına dedi ki:
"Ben ölünce, cesedimi yakın, külümü iyice ezin ve rüzgarın önünde saçın, Allah'a yemin olsun, eğer Rabbim beni bir yakalarsa hiç kimseye vermediği azabı verir!" Ölünce, bu söylediği ona yapıldı.

Allah da arz'a emrederek: "Sende ondan ne varsa bana toplayıver!" dedi. Arz da topladı. Adam ayakta duruyordu. "Sen böyle bir vasiyeti niye yaptın?" diye Rabb Teala sordu. "Senden korktuğum için ey Rabbim" cevabını verdi. Allah Teala hazretleri bu cevap üzerine onu affetti."

Ebu'd-Derda (ra)'yı işittim. Demişti ki: "Resulullah (sav)'ı işittim, şöyle buyurdu: "Müşrik olarak ölenle, bir müslümanı haksız yere öldüren hariç, Allah bütün günahları affedebilir."
 
Hadisi Şerif

Hz.-Muhammed.jpg


Namaz kelimesi Farsça bir kelime olup, eğilmek suretiyle saygı sunmak manasına gelir. Salat kelimesi ise dua anlamına gelir.

Namaz, İslam’ın beş şartından biri olan bir ibadettir. Kuran’da günün belli vakitlerinde ve abdest şartı yerine getirilerek namaz kılınması gerektiği bildirilmiştir.

Kuran ayetlerine göre namaz bir temizlenme aracıdır. Namaz, insanın Rabbine olan teslimiyetidir. Beş vakit dosdoğru şekilde namaz kılan bir insan bütün kirlerinden arınır.

Peygamberimiz (s.a.s.) – “Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?” Sahabiler: – O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz, dediler. Resul-i Ekrem: – “Beş vakit namaz işte bunun gibidir.

Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder” buyurdular.

Hz. Muhammed (s.a.s)(Buhari, “Mevakit”, 6; Müslim, “Mesacid”, 283)
 
Hadisi Şerif

Hz.-Muhammed.jpg


Ramazan ayı on bir ayın sultanıdır. Ramazan ayı ilk vahyin indiği, Kuranı Kerim’in indirilmeye başlandığı çok mübarek bir aydır.

Ramazan ayında oruç tutan kişinin bütün günahları bağışlanır.

Bu ayın faziletlerini iyi bilmeliyiz ve güzel bir şekilde değerlendirmeliyiz.

Kim Allah’a inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.

Hz. Muhammed (s.a.s)
(Buhari, “İman”, 28, Savm 6; Müslim, “Sıyam”, 203 )
 
Geri