J
JaRuLe
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Dilek CENGİZ ile dünyada heryıl 500 bin kişinin serviks kanserine yakalanıp, sonucunda ölümle biten serviks kanseri üzerine konustuk.
Serviks kanserinin henüz başında yapılan Pap-Smear testi ile serviks kanserinin henüz başlangıç aşamasında anormal hücreleri yakalaması ve tedavide nasıl başarılı sonuçlar getirdiğini sagliktabugun.com`a şöyle anlattı:
Rahim ağzı (serviks) kanseri yaşamı tehdit edebilen ciddi bir hastalıktır. Jinekolojik kanserler arasında ikinci sıklıkla görülmektedir. Ülkemizde dokuzuncu sırada olup sıklığı 100.000’de 4’tür. Dünyada her yıl yaklaşık 500 bin kişi serviks kanserine yakalanmakta ve yakalananların yarısı ölmektedir.
Serviks kanseri gelişimi yıllar içinde ve yavaş olmaktadır. Görülme yaşı 52 olsa da araştırmalar kanserden 10-15 yıl önce rahim ağzında kanser öncüsü anormal hücrelerin varlığını göstermiştir. Erken saptanıp tedavi edilmezlerse bu anormal hücreler rahim ağzı kanseri öncüllerine ve kansere dönüşebilir. İlk sorunlu hücrelerin oluşmasından yaygın kansere kadar geçen süre yaklaşık 6-10 yıl olabilir. Serviks kanserinin erken dönemlerinde yakalanması rutin olarak yılda bir kez yapılan Pap-smear testi ile mümkündür. Bu test ile henüz başlangıç aşamasındaki kanser tanınmakta anormal hücreler yakalanmakta ve tedavi başarılı olmaktadır.
Pap-smear testi servikal kanserlerin % 90`ını erken dönemde yakalayabilir. Gelişmiş ülkelerde cinsel aktif kadınların yılda bir kez smear testi yaptırması zorunlu hale getirildikten sonra serviks kanserlerinden ölüm oranı % 50-70 oranında azalmıştır.
Rahim ağzı (Serviks) kanserlerinde erken tanı ile hayat kurtaran Pap-smear testi büyük önem taşımaktadır.
Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tümü Human Papillomavirüs (HPV) adı verilen bir virüsün belirli tiplerinden kaynaklanır. Bu virüs cinsel ilişki yoluyla bulaşır. Cinselliğe erken yaşta başlama, sigara içme, çok eşlilik, bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlar (AİDS) ve son zamanlarda diğer bazı cinsel yolla bulaşan hastalıkların kanser gelişimini kolaylaştırıcı rol oynadığını bildiren araştırma sonuçları artmaktadır.
HPV’nin 100’den fazla türü vardır. Toplumdan topluma sıklığı değişmekle birlikte cinsel yaşamı olan kadınların % 5 ile % 40’ının genital organlarında HPV vardır. Başka bir açıdan bakıldığında kadınların yaşam boyunca HPV ile temas etme olasılığı % 50’dir.
Ancak HPV ile temas her zaman vulva (vajenin dış kısmı),vajina (doğumyolu),veya serviks (rahim ağzı) kanserine neden olmaz. İnsanların bağışıklık sistemi bu tür enfeksiyonları 1 ya da 2 yıl içinde temizliyor. Bunlara geçici enfeksiyonlar denir. HPV enfeksiyonlarının pek çoğu özellikle 35-40 yaş altı grupta geçici enfeksiyonlardır. Kalıcı HPV enfeksiyonları, kansere ilerleyebilirler. Yaş ilerledikçe HPV’nin genital bölgeden kendiliğinden kaybolma olasılığı azalır. Kalıcı HPV enfeksiyonları, tam bilinmeyen genetik nedenler ve başta sigara olmak üzere çevresel nedenlerin de etkisiyle önce kanser öncesi hastalıklara, sonra da kansere dönüşür. Kısaca, her HPV enfeksiyonu kansere ilerlemez. Kansere ilerleyebilmesi için HPV dışında diğer başka faktörler de gerekmektedir.
HPV insanda değişik dokularda yerleşerek genellikle örtücü zarlar ve deride siğillere neden olur. Rahim ağzı kanseri olan hemen tüm hastalarda özel laboratuar yöntemleri ile HPV DNA’sı gösterilebilirken, HPV DNA’sı taşıyan veya siğil geçiren hastaların ancak küçük bir kısmında kanser görülmektedir. HPV 100 kadar farklı DNA tipine ayrılır. Bunlardan DNA tip 16-18 yüksek riskli olup en çok rahim ağzı kanserine yol açan tiplerdir. Genital siğillere (kondilom) neden olan HPV DNA tip 6 ve 11 ise düşük riskli tipler olup rahim ağzı kanserine yol açmaları düşük olasılıktır.
HPV‘ye karşı aşı çalışmaları 1990 larda başladı ve 2007 yılı itibarıyla ABD’de ve ülkemizde satışa sunuldu. Değişik aşı türleri vardır ve bunların bir kısmı halen geliştirme aşamasındadır.
Ülkemizde piyasaya sunulan aşı koruyucu amaçlı bir preparat olup 9-26 yaş arası genç kız ve kadınlara toplam 3 doz olmak üzere uygulanması amaçlanmıştır.
Bu şekilde rahim ağzı kanserine yakalanma oranının % 60 azalması öngörülmektedir. HPV aşısı toplam 4 tip HPV’ye etkili (tip 6,11,16,18) olmasına rağmen, özellikle rahim ağzı kanserlerinin % 50 nedeni olan Tip 16’ya karşı önemli bir koruma ve rahim ağzı kanseriyle savaşta önemli bir ilerleme sağlayacağı öngörülmüştür. HPV 16 ve 18 dünya üzerindeki rahim ağzı kanserlerinin yüzde 70’den fazlasına neden olurken, HPV 6 ve 11 ise dünya üzerindeki genital siğillerin yüzde 90’nından fazlasından sorumlu tutulmaktadır.
HPV aşısı 9-26 yaş aralığındaki cinsel deneyim yaşamamış, yani HPV ile tanışmamış bayanlara yapılmalıdır. Ancak bu yaş aralığında cinsel aktif bayanlara da daha az yarar görme olasılıkları olsa da yapılması önerilmektedir. Ayrıca HPV aşısı, virüsün cinsel yolla bulaştığı ve erkeklerde penis kanserine yol açtığı düşünülürse erkeklere de isteğe bağlı olarak uygulanabilir.
Şu an eldeki verilere göre, aşı 5 yıl boyunca etkili düzeyde antikor yanıtı oluşturuyor. Çalışmalar koruyuculuk süresi üzerinde halen devam ediyor ve ilk veriler 5 yıldan daha uzun süreli korumayı vaat ediyor.
Çalışmalarda aşının içinde bulunan HPV tipinden herhangi bir tanesine maruz kalmış kişilerde aşılama sonrası aşının içinde bulunan diğer tiplere karşı koruma sağladığı gözlenmiştir. Yani HPV taşıyıcısı olanlara veya aktif lezyonu bulunanlara ( kondilom, genital siğil) aşı yapıldığında sadece kendisinde olmayan diğer tiplere karşı koruma oluşuyor.
Aşı (Rahim Ağzı Virüsü=Human Papilloma Virus) WHO’(Dünya Sağlık Örgütü)nun her belgesinde HPV aşısı olarak geçmektedir. Çünkü HPV’yi önlemektedir. Serviks kanserini değil. Aşı HPV’nin bazı tiplerine karşı koruyucu olsa da tüm tiplerini kapsamadığından risk her zaman kontrol altında tutulmalı.
Serviks kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Önlemenin en etkin yolu ise PAP smear adı verilen tarama testidir. Her sağlıklı kadının doktorunun uygun gördüğü zaman aralıklarında bu testi yaptırması gerekir.
Maalesef rahim ağzı kanserinin tarihe karışması daha zaman alacak gibi görünüyor.
Serviks kanserinin henüz başında yapılan Pap-Smear testi ile serviks kanserinin henüz başlangıç aşamasında anormal hücreleri yakalaması ve tedavide nasıl başarılı sonuçlar getirdiğini sagliktabugun.com`a şöyle anlattı:
Rahim ağzı (serviks) kanseri yaşamı tehdit edebilen ciddi bir hastalıktır. Jinekolojik kanserler arasında ikinci sıklıkla görülmektedir. Ülkemizde dokuzuncu sırada olup sıklığı 100.000’de 4’tür. Dünyada her yıl yaklaşık 500 bin kişi serviks kanserine yakalanmakta ve yakalananların yarısı ölmektedir.
Serviks kanseri gelişimi yıllar içinde ve yavaş olmaktadır. Görülme yaşı 52 olsa da araştırmalar kanserden 10-15 yıl önce rahim ağzında kanser öncüsü anormal hücrelerin varlığını göstermiştir. Erken saptanıp tedavi edilmezlerse bu anormal hücreler rahim ağzı kanseri öncüllerine ve kansere dönüşebilir. İlk sorunlu hücrelerin oluşmasından yaygın kansere kadar geçen süre yaklaşık 6-10 yıl olabilir. Serviks kanserinin erken dönemlerinde yakalanması rutin olarak yılda bir kez yapılan Pap-smear testi ile mümkündür. Bu test ile henüz başlangıç aşamasındaki kanser tanınmakta anormal hücreler yakalanmakta ve tedavi başarılı olmaktadır.
Pap-smear testi servikal kanserlerin % 90`ını erken dönemde yakalayabilir. Gelişmiş ülkelerde cinsel aktif kadınların yılda bir kez smear testi yaptırması zorunlu hale getirildikten sonra serviks kanserlerinden ölüm oranı % 50-70 oranında azalmıştır.
Rahim ağzı (Serviks) kanserlerinde erken tanı ile hayat kurtaran Pap-smear testi büyük önem taşımaktadır.
Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tümü Human Papillomavirüs (HPV) adı verilen bir virüsün belirli tiplerinden kaynaklanır. Bu virüs cinsel ilişki yoluyla bulaşır. Cinselliğe erken yaşta başlama, sigara içme, çok eşlilik, bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlar (AİDS) ve son zamanlarda diğer bazı cinsel yolla bulaşan hastalıkların kanser gelişimini kolaylaştırıcı rol oynadığını bildiren araştırma sonuçları artmaktadır.
HPV’nin 100’den fazla türü vardır. Toplumdan topluma sıklığı değişmekle birlikte cinsel yaşamı olan kadınların % 5 ile % 40’ının genital organlarında HPV vardır. Başka bir açıdan bakıldığında kadınların yaşam boyunca HPV ile temas etme olasılığı % 50’dir.
Ancak HPV ile temas her zaman vulva (vajenin dış kısmı),vajina (doğumyolu),veya serviks (rahim ağzı) kanserine neden olmaz. İnsanların bağışıklık sistemi bu tür enfeksiyonları 1 ya da 2 yıl içinde temizliyor. Bunlara geçici enfeksiyonlar denir. HPV enfeksiyonlarının pek çoğu özellikle 35-40 yaş altı grupta geçici enfeksiyonlardır. Kalıcı HPV enfeksiyonları, kansere ilerleyebilirler. Yaş ilerledikçe HPV’nin genital bölgeden kendiliğinden kaybolma olasılığı azalır. Kalıcı HPV enfeksiyonları, tam bilinmeyen genetik nedenler ve başta sigara olmak üzere çevresel nedenlerin de etkisiyle önce kanser öncesi hastalıklara, sonra da kansere dönüşür. Kısaca, her HPV enfeksiyonu kansere ilerlemez. Kansere ilerleyebilmesi için HPV dışında diğer başka faktörler de gerekmektedir.
HPV insanda değişik dokularda yerleşerek genellikle örtücü zarlar ve deride siğillere neden olur. Rahim ağzı kanseri olan hemen tüm hastalarda özel laboratuar yöntemleri ile HPV DNA’sı gösterilebilirken, HPV DNA’sı taşıyan veya siğil geçiren hastaların ancak küçük bir kısmında kanser görülmektedir. HPV 100 kadar farklı DNA tipine ayrılır. Bunlardan DNA tip 16-18 yüksek riskli olup en çok rahim ağzı kanserine yol açan tiplerdir. Genital siğillere (kondilom) neden olan HPV DNA tip 6 ve 11 ise düşük riskli tipler olup rahim ağzı kanserine yol açmaları düşük olasılıktır.
HPV‘ye karşı aşı çalışmaları 1990 larda başladı ve 2007 yılı itibarıyla ABD’de ve ülkemizde satışa sunuldu. Değişik aşı türleri vardır ve bunların bir kısmı halen geliştirme aşamasındadır.
Ülkemizde piyasaya sunulan aşı koruyucu amaçlı bir preparat olup 9-26 yaş arası genç kız ve kadınlara toplam 3 doz olmak üzere uygulanması amaçlanmıştır.
Bu şekilde rahim ağzı kanserine yakalanma oranının % 60 azalması öngörülmektedir. HPV aşısı toplam 4 tip HPV’ye etkili (tip 6,11,16,18) olmasına rağmen, özellikle rahim ağzı kanserlerinin % 50 nedeni olan Tip 16’ya karşı önemli bir koruma ve rahim ağzı kanseriyle savaşta önemli bir ilerleme sağlayacağı öngörülmüştür. HPV 16 ve 18 dünya üzerindeki rahim ağzı kanserlerinin yüzde 70’den fazlasına neden olurken, HPV 6 ve 11 ise dünya üzerindeki genital siğillerin yüzde 90’nından fazlasından sorumlu tutulmaktadır.
HPV aşısı 9-26 yaş aralığındaki cinsel deneyim yaşamamış, yani HPV ile tanışmamış bayanlara yapılmalıdır. Ancak bu yaş aralığında cinsel aktif bayanlara da daha az yarar görme olasılıkları olsa da yapılması önerilmektedir. Ayrıca HPV aşısı, virüsün cinsel yolla bulaştığı ve erkeklerde penis kanserine yol açtığı düşünülürse erkeklere de isteğe bağlı olarak uygulanabilir.
Şu an eldeki verilere göre, aşı 5 yıl boyunca etkili düzeyde antikor yanıtı oluşturuyor. Çalışmalar koruyuculuk süresi üzerinde halen devam ediyor ve ilk veriler 5 yıldan daha uzun süreli korumayı vaat ediyor.
Çalışmalarda aşının içinde bulunan HPV tipinden herhangi bir tanesine maruz kalmış kişilerde aşılama sonrası aşının içinde bulunan diğer tiplere karşı koruma sağladığı gözlenmiştir. Yani HPV taşıyıcısı olanlara veya aktif lezyonu bulunanlara ( kondilom, genital siğil) aşı yapıldığında sadece kendisinde olmayan diğer tiplere karşı koruma oluşuyor.
Aşı (Rahim Ağzı Virüsü=Human Papilloma Virus) WHO’(Dünya Sağlık Örgütü)nun her belgesinde HPV aşısı olarak geçmektedir. Çünkü HPV’yi önlemektedir. Serviks kanserini değil. Aşı HPV’nin bazı tiplerine karşı koruyucu olsa da tüm tiplerini kapsamadığından risk her zaman kontrol altında tutulmalı.
Serviks kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Önlemenin en etkin yolu ise PAP smear adı verilen tarama testidir. Her sağlıklı kadının doktorunun uygun gördüğü zaman aralıklarında bu testi yaptırması gerekir.
Maalesef rahim ağzı kanserinin tarihe karışması daha zaman alacak gibi görünüyor.