Günlük Radha

Konu sahibi son olarak 22 gün önce görüldü
Aklima Onur geldi. Soyadi ve okul numarası ile birlikte.
Onur çocukluk hatıralarımın köşesine sıkışmış küçük ama önemli bi detay.
Ilkokul arkadaşım ve de orta okul olan Onur,kilolu ve esmer bi çocuktu. Yillar yılı dışlanmış ve dalga geçilen bi çocuk olmuştu.Bi kızla sevgiliydi. Kız, eski sevgilisinden intikam almak için Onur u kullanıyordu. Herkes kız için "Nasıl bi kaşarsa Onurla bile çıkıyor " diyordu . Üzülüyordu ama bozuntuya vermiyordu Onur. Arada sırada kalorifere yaslanip dakikalarca dışarıyı izliyordu. Bazen onunla sohbet etmeye çalışıyordum. Bir gün her öğlen arası gelen annesi beni fark etti ve beni yanına çekti "Nasilsin oğlum? Onur çok yalnız lütfen onunla arkadaş olur musun dedi". Çocuktum ama kadının gözlerindeki derin çaresizliği dün gibi hatirliyorum. "Tabii ki" dedim gülümseyerek. Her ne kadar pek pas vermese de kuyruk gibi Onur ün peşinde dolaşmaya başladım. Bizim forumdaki Plesk in GS tutkusu gibi Sivasspor tutkusu vardı. Futbola kafam hiç basmazdı fakat çok merak ediyormuş gibi sorular sorardım " +TS nin bir yıldızı var sizin hiç yok sanırım -Olmaz olur mu? Üç yıldızımız var! (Doğrusunu bildiğim halde bozuntuya vermeden) + Desene cidden çok büyük takım sivasspor, ee futbolcularini anlatsana..." şeklinde koyulaşan muhabbetlerimiz olurdu. Derken mezun olduk. Tüm bağlantımız koptu onla... Merak etme Idris ile beraber senin de intikamını almış oldum o sınıftan. Ahahah sınıf arkadaslarim beni hatırlamıyordur fakat yaptıklarım çocukluk travması olarak hafızalarına kazınmıştır eminim.Neler yaptigim başka bi yazının konusu olsun :d Ne İdris e Ne de Onur a hicbir şekilde ulaşamadım. İdris ne alaka derseniz ondan da bahsederim başka bi yazımda.
Umarım güzel hayatlarınız vardır.
 
Sebebini bildiğim fakat bir kez bile yüzleşmediğim için hacmini,cismini, şiddetini bilmediğim bir nefret var içimde, tüm insanlığa karşı.
Arada beni dürtüyor ve tüm çevreme örduğum,zaten var olan duvara bir sıra daha duvar örüyorum.
İçimi,cismimi göremedikleri gibi sesi mi de duyurmaz hale getiriyorum.
Yoruluyorum.
Böyle nereye kadar?
Bastırmak, gizlemek daha gerçekçi bir ifade ile kaçmak anlamsız.
Yüzleşmeli, en kısa sürede...
 
...vee Satürn mahadasha'min sonuna geldik.
Tam 19 yıl süren, transformasyonlarla dolu bir dönemdi. O kadar çok yazmak istediğim şey var ki bu konuda...
Natal Satürn ünüm dhanista da ve sideral zodyağa göre 4. Evde. Tam on dokuz yıl boyunca ailevi konularda ve gayrimenkul konularında bir hayli sinandim. Yıllarca ev borcu ödedim, babamın sorumluluğunu üstlendim, annemi kaybettim... Çocukken o kadar korkunç düzeyde yaramazdım ki, bu kadar olgunlaştığımı gören herkes şok geçiriyor. Satürn, kendi stiline yaraşır şekilde deli gibi zor bir eğitim sürecinin ödülü misali, ödülümü vesile olarak da döneminin 19. yılında, son yılında tetikledi. Anneden babadan kalan arsalar satıldı vesaire...yav bu ne biçim dhanista, gayrimenkul şansı en çok olan takım yıldızı guya diyordum 2022 yılına kadar.Madem cdyi koydun, filmi sonuna kadar izle misali, finali güzel bitirdi. Eh bi Jüpiter değil nihayetinde dimi? En son ana kadar kıtlık ve pintilik... taa ki fazlasını hak edecek kıvama gelene dek...Cogu Astrologun aksine, ben Satürn u çok seviyorum. Bir ruhun neden var olduğunu anlamak için kilit nokta. Boşuna Karmanin efendisi denilmiyor ya kendisine. Öğretisel enerjileri için kendisine minnettarım. Ailevi konularda kolay kolay daha sarsılmam gibi geliyor... Hoş kal Satürn mahadasha...
Olur da yaşarsam,17 yıllık çok güzel bi Merkür dönemi beni bekliyor. Satürn ne kadar yasliliksa, Merkür de o kadar gençlik ve cıvıl civillik...
Gençleşme zamanı başlasın öyleyse ♡
 



Nihayet kacirildim... Ahaha 3 boğanın inadıyla yarışamam.
Ya siz iyi ki varsınız ♡ bütün katlanilmazligima rağmen hep yanımda olan güzel insanlar.
Uzun yıllar yer altında kalıp, yeryüzüne ilk ciktigimdaki maruz kaldığım tertemiz oksijen gibisiniz.
Yaşadığımi iliklerime kadar hissediyorum sizinle.
Bebeklerim.
 
Son düzenleme:
"O" senin yanında olmadıktan sonra,yedi milyar yanında olsa ne yazar?
"O" senin yanındayken, yedi milyar yanında olmasa ne yazar?

 
Hislerimi,düşüncelerimi anlatmamı istediler.
Nerede bunun sihri, ben anlatacaksam?
Onlar peşine düşmeyecekse...
Anlatmayı denedim, bunu mu seviyorsun dediler bunu mu dert ediyorsun dediler...
"Bana bunu dedi,bana şunu dedi " lerle rahatlıkla gözden çıkarabildikleri kişilere besledikleri şeye sevgi dediler.
Hissetmeyi geç, sevmeyi bile beceremediler ki... Öyle zannettiler.
Bir çift göz, belli bir seviyede albenisi olan herhangi bir organdı onlar için.
İçindeki ışığı, ruhu, kıvılcımı, sevinci,acıyı...
Göremediler.
Bir yığın kalabalıklar içinde yaşadıklarını zannettiler.
Esasında öyle de oldu, peki ne kadar anlamlıydı?
Tüm hücrelerinle sevemiyorsan, tüm hücrelerinle acı çekemiyorsan, tüm hücrelerinle bir şeyleri isteyemiyorsan, gerçekten ne kadar anlamlıydı isminin önüne gelen bi sıfat ve çevrendeki kalabalık?
Ahh ...
Çölüme bir damla bile olamadılar.
Kum firtinalarim daha yere değmeden yok etti onları da, onların sevgi ve arzu dedikleri şeyi de...
Uykuları daha da ağırlaşsın diye masallar beklediler benden...
Kirpik uçlarımdan ses tınıma kadar dikenli tellerle bezeliyken...
Beceremedim... iyice irite oldular, sevmediler...
Şimdi mi...
Kanepemde 80liklerden hallice kedilerimleyim.
Doya doya yaşamadım hayatı fakat doya doya hissediyorum, bazen canımı yaksa da seviyorum bunu.
Bir gün doya yaşar mıyım bilmiyorum, şunu biliyorum; zaman zaman tırlatmış bir kaçık gibi bir şeyleri isteyeceğim,seveceğim ya da bir şeylerden nefret edeceğim...hissetmekten bir an bile korkmadan... bütün çıplaklığımla...



Bağımlısı oldum bu parçanın da, bana kazandıran Süreyya ya çokça teşekkür.
 
senin duygu dediğin çürümenin ilk adımı, ilerisi boşluk ilerisi hissizlik.
gel vazgeç bu sevdadan, insanın seni anlayabilecek kadar yüce bir varlık olduğunu düşünmekten.
insan yarası yarasina denk olanı sever sadece unutma.
insan seninle aynı acıyı yaşamadığı sürece, seni anlayamaz, anlamak istemez de.
sana şarkı bıraktım buraya.

 
En çok saçını geriye atıp yüzünü okşamayı özledim.
Gözlerinin içindeki ışıltıyı... gözlerinin ardındaki su kadar saf, evreni aydınlatacak kadar ışık dolu o ruhu.
Gözlerinin içindeki o ışıltıyı,sıcaklığı özledim.
Karanlığıma çekildiğimde 'neredesin allahın cezasııı' demeni özledim.
Bana güvenmeni, güvenilmeye değer bir şeylerin olduğunu öğretmeni özledim.
Hatta en çok göğsümde uyumanı özledim.
Bıkmamanı özledim.
Beni gerçekten seviyor oluşunu özledim.
Özledim...
Şehvetten öte,aşktan beri; "insan" gibi.
Peki sen?

 
Mezun olduğum lisenin önünden geçtim bugün.
Duygusal bir gelgit yaşadım tabii ki.
Fakat sebebi tahmin ettiğiniz gibi anıların tazelenmesi değildi; aksine hiçbir anının olmamasıydı...Evet... 'Sıfır' dan hallice anı birikimi... Uzun uzun o beton yığınına bakarak burada dört yıl geçirmiş olduğuma inanmaya çalıştım. Bir rüya gibi bile gelemedi...Sahiden dört yıl her sabah o kapıdan içeri mi girmiştim?Lisede de umduduğumu bulamadım.
O şunla çıktı, o bunla çıktı dedikoduları, bak ben rapçiyim, metalciyim reklamlari falan... pöfünüz. Ne sevdim,ne de sevmedim lise arkadaşlarımı. Bir ilüzyon gibi gelip geçtiler...Aptal bir ilgi budalalığının figürü olsaydım, hatırladıkca 'ne kadar malmışım' deyip tebessüm edeceğim bi anım olsaydı fena mi olurdu? Yeterince yaşayamiyorum galiba bu hayatı ya da olması gerektiği gibi yaşayamiyorum. Bilmiyorum... bilmemekten memnunum.
 
Vicdanen adil olduğuma inandım hep.
Hakkında güzel bir şey söylediysem,bu gerçekten var olduğu için. Kahverengi gözüne kahverengi demek kadar kolay benim için.
Seni sevdiğim için değil.
Seni affettiğim için değil.
...senden ölesiye nefret etmediğim için de değil.
Gerçekten varsa o güzel özelliğin,bundan kolaylıkla bahsedebilirim.
Pamuk ipliğine bağlı,zayıf,gizlenmeye çalışılan defoları ile segmentasyonu ile rahatlıkla oynanacak ilişkilerindeki gibi değil hissiyatım;herkesin senden nefret etmesine ihtiyacım yok,En ufak zorluğunda çil yavrusu gibi dağılacak arkadaşlarının beni dinleyip boktan biri olduğun yönünde tahayyüllere dalmalarına da ihtiyacım yok.
Sadece benim seni bilmem,bana yetiyor.
Kedilerim ile evimin karanlık bir köşesinde ruhsal anlamda oldukça tatminkarım.
Peki sen?
Göremediğin,zifiri karanlıktan daha karanlık yalnızlığın ile nereye kadar uyuyacak,uyanıp yere çakıldığında ayağa ne kadar sürede kalkabileceksin ya da kalkabilecek misin? hiç düşmedin ki daha önce...
Özledim seni,biraz şehvetle biraz sevgiyle...bakma nefret dediğime; en fazla üzülmek geliyor elimden sadece.
Bir kaç umut parıltısından sonra,
Geç kalma diyecektim küçüğüm,geç kalmak kaldırılabillecek gibi değil.
Sevgiye saygısı sonsuz,duygusuz ve de taş kalpli dediğin-iz bu zatın.
Maruz kalacak olan sen olsan bile.
Sev,sevil,iyileştiğini hisset.

 
İddaalı olmak...
Cazibeli olduğu kadar amatörce.
İki 'vaov adama bak' alkışı için kendimi ağırlaştırıp, temkin zırhlarını giydirmemin nesi mantıklı olabilir ki?
Aptal zannedilip, karşımdakinin boncuklu tabancasıyla oynayan bir çocuk gibi kuşandığı silahları cüretkarca gösterebilmesini daha çok seviyorum; Verdiğim 'Nasıl olsa bundan bir şey çıkmaz' güvencesiyle.
Potansiyelimi neden herkes bilsin,adim başı neden gazlanıp alkışlanayım?
Potansiyelimi bir daha bana karşı sesini çıkaramayacak olan,çevreme adım dahi atmayacak olanların biliyor olması kafi... ve de beni her halimle sevmeye hazır,güvenilmeye değer o eşsiz ınsanlarin...

 


Bir gün güzel günler gelir mi?
Ah..yapma Murat...
Bir gün güzel günlerin gelmesini ister miyim?
Şimdi oldu.
 
Pencereyi açık uyurdum hep.
Kapım da hep kapalıdır.
Üşüttüğünde odası benden 10km uzakta olduğu halde 'Bak gördün mü?camın açık uyuduğun için üşüttüm' derdi.
Ben üşütmemiştim,kapım kapalıydı,olası bir rüzgar sirkülasyonunun ona ulaşması imkasızdı fakat burada bir mantığın olması önemsizdi.
Önemli olan birini suçlamaktı.
Ayağına taş değse,çevresindeki herkes onun hayatını mahvettiği için değmişti.
Düşünüyorum da...ne kadar korkunç.
Çocukluktan itibaren kişinin kendi kendisiyle yetinmeyi öğrenmesinin daha korkunç bir tarafı olabilir fakat zarar gören sadece kişinin kendisi olur genelde.
Yaşıtlarımla hiçbir zaman uyumlu olamadım.Spastik gibi geliyorlardı,ağlayıp zırlayıp 'senin yüzünden' diye sızlanan veletler...katlanılır gibi değillerdi.
Şu an da öyle geliyorlar desem iticilik dozajım artar mı? korkarım umrumda değil...
Farkındalığı yüksek ve bütün problemini içinde yaşayan bir çocuk oldum hep.
Bu sebeple hayatta hiç yapmadığım şeylerden biri de yaşadığım problemlerimin hırsını birinden çıkarmak olabilir.
En fazla ghosting yapar kabuğuma çekilirim.
Yok eşinden boşanıyormuş,yok özel hayatı kötüymüş vs. valla hiç çekemem.Bugün de çekmedim.
Sıkıntınızı iç dünyanızda yaşayacağınız olgunluğa erişin lütfen.
Size böyle sadece anneniz katlanır,herkes de anneniz değil.Onun dışında herkes size her şeyi yapabilir.
Sırf yeni aldığın arabadaki hasetliğini gizlemek için 'ah canım geçecek' deyip sana sarılan Ahmet'in bi gün yapacak olması gibi.
Bir tokat gibi haddini bildirmeyi daha doğru buldum ben,bir gün kıymetini anlayacaksındır.
17den bu yana aileye yapışık kalmanın,her boka aileye sarılmanın yan etkileri de olabilir.Sözüm ona benim yüzümden üşüten gibi.
Histerik, buram buram bağımlı kişilik kokan,tüm dengesizliğinize sabır gösterilme zorunluluğu varmış gibi sergilediğiniz kompülsiyonlarınıza üzülemiyorum.
Teyzemin günün tamamını ağlamakla geçirmeye başaran,bu yönüyle de yaka silktiren bi kızı vardı.'İçinden ağla' derdi ona hep.
İçinizden ağlayın.
 
Geri