® Düşsel Sıçıntılar ®

Konu sahibi son olarak 1280 gün önce görüldü
[YOUTUBE]YMd3QPvbrWg[/YOUTUBE]

telefonun öte ucunda onur
ansızın söylüyor
duydun mu haberi?
ömrü bir soruya kilitleniyor ahmet'in
bir uçurumdan yuvarlanır gibi durmadan düşüyorum
sesimi unutmuş tuzdan yorulmuş granitlere dağılıp kalıyorum
kanımda ılık bir hüzün türkü söylüyor sitemli sesiyle

"sakin göllerin kuğusuyduk
salınarak suyun yanağında
yarılan ekmeğin buğusuyduk
gözüm yaşarıyor yüreğim kanıyor
olmasaydı sonumuz böyle..."

gökyüzü düşüyor
kuşlar bulutlar düşüyor
yağmurlara tutunarak...
kırgın olduğum bir adam içime acılar salıyor
kapamışım gözlerimi hüzünle titreyen bir perdeyim...
tıkır tıkır bir film işliyor.
sıpka bir hayat geçiyor varoşlardan.
şımarık yüzlü sakallı bir çocuk dalga geçiriyor hayatla
gözüm diyen bıçkın diliyle karanlığa söylüyor;

"ben bir bıçak ucuyum kavga vermiş halkına,
başkaldırıyorum hey varın benim farkıma"

en çok bize kızıyorum en çok bana..
hayatın biley taşında biten bıçak gibi kalıyoruz...
kabı ıslanmış kibritiz ateş veda ediyor kalbimize
kör bir düğümü kılıçla kesmişler diyorlar iskender
oysa bir düğüm bile değiliz ve de kılıç...
yazık ki içi ağrıyan bir kabuktur bizden geriye kalan.
bugün bugün bir daha azalan....
çatal kaşık fırlatan yosmaların asker kaçağı vatanseverlerin
kiralık dillerinden yalan sıçrıyor mikrofonlara
çoktan ihaleye verdiği namusları tokat gibi kızarmıyor suratlarında... yağmura yakalanmış makyajları gibi yüzlerinden akmıyor utanç...
dedikodu yazarlarının günceleri lağım kokuyor...
yalancılar gül sularını dökünüp sırıtkan çıkıyor kapılarından medya plazalarının
çarşıda bir telaş bir telaş
yeniden raflara diziliyor ahmetler
kapaklar yeniden gülümsüyor
tezgah altlarından kurtuluyor afişler.
kurt kapanı giyerek siyahlarını içi gülen bir ağlamayla açıyor kasalarını
sesi yasaklandığı sokaklara salınıyor ahmet'in
bu kent bizden uzun yaşar ahmet
bu kent tarihi olan bir haylaz.
tutanaklar hükümsüzdür artık,
yakılan emirler hükümsüz...

eğer dostluklar kapatılmazsa ziyaretsiz bırakılmış küflü mezelere
bil ki ;
türkülerin aşka ve alın terine emanettir,
sesinde açan ateş körüklerine...
her gün biraz daha çekilen bir yürek telaşıydı gurbet.
adına hasret dediğin yalnızlık ciğerinle eriyen demirden koca bir dağdır... imdat desen, çığlığını salsan, sazın delirse
belki anlamadan geçip gidecekti yanı başında paris!

gözlerini kapasam binsem düşlerine pasaportsuz girsen arguvan'a bir gece yarısı
delirmekten beterdi sesinde açan tomurcuk
türküler söyledim sana duyuyor musun?

şimdi galata'dan geçiyorum,
grileri yırtılmış bir istanbul'dan geçiyorum
yüzümdeki çamurda yorulmuş haliç içini çekiyor köprü altında
iniltisini yakalıyor oltalar
kancadaki istavrit gibi çırpınıyor içim
insanlarda aynı telaş...

güverteden atılan simit yine sevindiriyor martıları
çamlıca'da antenlerden sen geçiyorsun
radyolarda ibreler günah çıkarıyor
fermancılar pasında erirken sen türkü söylüyorsun;

"bir soğuk yel eser
üşür ölüm bile
anlatır akan kanı
beyaz sesiyle"

hoşça kal gözüm hoşça kal!

 
LALR81.jpg
 
Sen kendine karşı her daim acımasız olan bir kişiliğe sahipsin. İnsanlar tarafından sevilmene, önemsenmene ve takdir edilmene rağmen, içinde bir yerlerde hep eksik olduğunu düşünüyor ve insanların tüm bu davranışlarına layık olmadığın yanılgısına düşüyorsun. Kendini sevme yolunda attığın her bir adım, insanların seni daha çok sevmesini sağlasa da senin kendine karşı olan acımasızlığını azaltamıyor. Mükemmelliyetçi bir birey olman da bunun en başlıca nedenlerinden. Ne yaptığın işlerde, ne de kendi öz benliğinde hiçbir kusur görmek istemiyorsun. Senin için en ufak kusur, tüm doğruların yanıp kül olması anlamına geliyor. Kendi elinde olmayan, bu nedenle de kapatamayacağın kusurlar üzerinde durarak zihnini ve benliğini öylesine yoruyorsun ki, bu bitkinlik hissi seni kusurlu olduğun kanısına ulaştırarak büyük bir kısır döngüye sokuyor. Bu kısır döngüyü kırmaksa bir tek senin elinde, kimsenin veya hiçbir işin kusursuz olmayacağını anlaman gerekiyor.

Kendimi ifade edemediğim, beni bana anlatan en doğru özet...
 
bDOXvb.png


Muzaffer : Bizim şişme bebek ne olacak ?

Gardiyan Osman : Sen onu bana hediye etmiş ol ben onu şişirip bi yere zulalar paraylan yaptırım, yolumu bulurum.

İbrahim : Olur mu ? O zaman şişme pezevenk Osman derler.

Gardiyan Osman : Ne dedikleri önemli değel, parayı versinler ne derlerse desinler. Ben artık haysiyet takılmıyom oğlum, maddiyat takılıyom.

GRqAZZ.jpg


 
Geri