folie a deux
Bronz Üye
-
- Katılım
- Mayıs 3, 2019
-
- Mesajlar
- 2,602
-
- Tepkime puanı
- 1,695
-
- Puanları
- 349
Rüzgar: Musallaya yatırılmış hüznüm var bu gece.
Ağzımın içine pamuk tikayan karanlık bir dünya, küfürlerimi yutmam için edilen dualar..
ve tavanda asılı kalan yüzün.
Hira: 37. Haftasında gelmeden doğmak isteyen umudum var bu gece.
Beni telkin eden bir dostun sesi kulaklarımda, acılarımı dindirecek narkozun hazırlıklarıyla birleşti bu gece.
Ve müjdeli haberi bekleyen sen varsın bir de uzaklarda.
Rüzgar: Şurada, bir el yosmasının oyaladığı kadar uzakta duruyorsun.
Bir adım atsan, yuvasından fırlamış olacaktı gözlerim.
Belki biraz ölüm yorgunluğu belki de bekledikçe gelmeyenin attığı zafer naraları.
Sevgilim sen; müjdeli haberin ulaştığı evde, mutluluktan düşük geçiren tutunamadığım çocukluğumsun.
Hira: Bu sefer tutun, vazgeçme diye gönderilen bir çocukluğum ben belki de... Biraz ürkek, biraz cesur, biraz sabırlı, biraz da disiplinli ol diye. Benimle büyü diye...
Elini uzatsan, yanı başında olduğumu farkedeceksin ama o yorgun ellerin bende olmak yerine, hep kapıda.
Rüzgar: Anlamını bilmediğim şarkılar şakırdıyor ücramda. “Çawen te sterka mine” diyor yankılanırcasına. Bu cihan harbinden sonra, zahiyat tespiti yapılırken, soluna kurban gitmiş yazıyordu raporlarında! Lütfen gel, morga kaldırılmadı henüz can kırıklarım! dudağından fırlamış, başkasında sabahlamış silik gülüşünü al da gel! Lütfen sen de gel tespit et hasarı enkazın altında kalan kalbimin. Kaç y’anından kesik yemiş doğru söyle!
Hira: Anlamını birlikte öğreniriz şakırdayan şarkıların. İstersen ilk bununla başlayalım... “Gözlerin yıldızımdır” diye yankılansın kulaklarında. Soluna kurban gitti değil de, yârin uğrana ömrüne ömür, gülüşüne samimiyet kattı desinler raporlarında!
Ben gülüşümü arkamda bırakırsam bir adım dahi atamam, sevgili. Düşlerinin düşlerimiz olarak değişmesi gerektiğidir tespiti!
Rüzgar: Şeytanın kulaklarını kestiği, şaşalı kahkahalarından, tüm izlerini bana bağışladığı bir cinayetsin tenimde.. Düşün, nerelisin sorusuna verilen cevabın yorgunluğundayım artık. Ondayım, onun kalbindeki sıratın köprüsündeyim diyemiyorum.. Aşağısı kötülük, aşağısı uçurum, aşağısı korku diyemiyorum.. Dibe vurmak nedir bilmem ama; en derinine düştüm çıkamıyorum. Sana tutunmaya kalktığım yerden vuruluyorum kör bir kurşunla, Allah’ım bu ne acı diyemiyorum.. Unutulmuşluğun arefesinde, bayram sabahlarına mutlu uyanamıyorum.
Ya al kendini gel!
Ya da bize sırt çeviren şu kalbini al git cehennemimden.
Kendi kendine kaynamalı kalbim, kendi kendine yanmalı..
Hira:
“Biz” derken kendi kendine miydi kalbin?
“Sevgili” derken, sıratın altından çiçek kokularımı yükseliyordu?
Yapma, lütfen... Ben de çok zinde değilim artık. Senin yorgun kalbin, benim yaşlı kalbimle bir gölgede dinlenmek istiyor. Hepsi bu; kalbin kalbimde huzur ve sevgi bulmak istiyor. Git diyerek, dipten çıkamıyorum diyerek daha çok yaşlandırma kalbimi.
Hani çocukluğundum ben senin? Çocukluğun kalbi yaşlandırılmaz, kıyılmaz ki; çocukluğun kalbinde ürkeklik, utanç, bencillik, mutluluk, umut ve inanç var çünkü.
Rüzgar: Bu gece ansızın bastın operasyon düğmesine..
Gözlerinden, kalbime doğru balistik ‘acı’ denemeleri..
Sevgilim, masada kazanmadım ki ben bu aşkı!
Ellerimle, kalbimle, ölüler biriktirdiğim coğrafyamın üzerinde açan çiçekler ile büyüttüm.
Artık “hep kalanlar susabilir” içimde..
Onursuz bir aşk için, barış antlaşması ne haddine!
Hira: Acı denemeleri, acı denemeleri...
Onursuz bir aşk...
Gözlerimden kalbine umut bombaları atılsın isterdim oysa. Benim umudum sana acı olmuş, insafsızca.
Onurunu ispatlayıncaya kadar ateşkes imzalayalım oluru varsa.
Ben haddimi sevgilin olmaktan alıyordum, sorgusuzca.
Rüzgar: Ya benliğimi çürütürse varlığın? Hep yalnızlıktan olacak değil ya! Şurada, şuramda duruşundan yaralarsan beni!
Ansızın bastıran yağmur gibi, tüm şehrimi sel bassa! ve usulca akarsan solumdan?
Bilmediğim sokakların boşluğuna, kanalizasyondaki hengamenin ortasında bırakırsan beni?
Bu ne aldanış sevgili..
Umutsuzluğun bini bir para!
Korkuyor işte kalbim!
Varlığını dövecek kadar gözü dönmüş haldeyim, eteklerine dolansam, düşecek gibi duruyorum, sussam avaz avaz sussam! sessizliğin içinde boğulacak gibiyim..
“İyi aşklar dile bize, ağzından çıkanlar kesmezmiş şiirlerimi”
Hira: “Kendinden daha fazla düşündüğün biri olması, insan için kurtarıcıdır” diye okumuştum geçenlerde...
Kendinden daha fazla düşündüğün olayım, kendimden daha fazla düşündüğüm ol sevgili... İkimiz de, biz de kurtulalım...
Hala korkuyorsa kalbin, sessiz sessiz benimle birlikte fısılda
“K****A K****M”
İki farklı tarz...
Biz bayağı keyif aldık yazarken, umarım sizlerde alırsınız.
Keyifli okumalar..
Not: yazım hataları için kusura bakmayın. Acele ettiğimiz için bazı kelimeleri doğru kullanmamakla beraber sık sık kullandığımız (tekrar ettiğimiz) oldu, mazur görünüz...
Ağzımın içine pamuk tikayan karanlık bir dünya, küfürlerimi yutmam için edilen dualar..
ve tavanda asılı kalan yüzün.
Hira: 37. Haftasında gelmeden doğmak isteyen umudum var bu gece.
Beni telkin eden bir dostun sesi kulaklarımda, acılarımı dindirecek narkozun hazırlıklarıyla birleşti bu gece.
Ve müjdeli haberi bekleyen sen varsın bir de uzaklarda.
Rüzgar: Şurada, bir el yosmasının oyaladığı kadar uzakta duruyorsun.
Bir adım atsan, yuvasından fırlamış olacaktı gözlerim.
Belki biraz ölüm yorgunluğu belki de bekledikçe gelmeyenin attığı zafer naraları.
Sevgilim sen; müjdeli haberin ulaştığı evde, mutluluktan düşük geçiren tutunamadığım çocukluğumsun.
Hira: Bu sefer tutun, vazgeçme diye gönderilen bir çocukluğum ben belki de... Biraz ürkek, biraz cesur, biraz sabırlı, biraz da disiplinli ol diye. Benimle büyü diye...
Elini uzatsan, yanı başında olduğumu farkedeceksin ama o yorgun ellerin bende olmak yerine, hep kapıda.
Rüzgar: Anlamını bilmediğim şarkılar şakırdıyor ücramda. “Çawen te sterka mine” diyor yankılanırcasına. Bu cihan harbinden sonra, zahiyat tespiti yapılırken, soluna kurban gitmiş yazıyordu raporlarında! Lütfen gel, morga kaldırılmadı henüz can kırıklarım! dudağından fırlamış, başkasında sabahlamış silik gülüşünü al da gel! Lütfen sen de gel tespit et hasarı enkazın altında kalan kalbimin. Kaç y’anından kesik yemiş doğru söyle!
Hira: Anlamını birlikte öğreniriz şakırdayan şarkıların. İstersen ilk bununla başlayalım... “Gözlerin yıldızımdır” diye yankılansın kulaklarında. Soluna kurban gitti değil de, yârin uğrana ömrüne ömür, gülüşüne samimiyet kattı desinler raporlarında!
Ben gülüşümü arkamda bırakırsam bir adım dahi atamam, sevgili. Düşlerinin düşlerimiz olarak değişmesi gerektiğidir tespiti!
Rüzgar: Şeytanın kulaklarını kestiği, şaşalı kahkahalarından, tüm izlerini bana bağışladığı bir cinayetsin tenimde.. Düşün, nerelisin sorusuna verilen cevabın yorgunluğundayım artık. Ondayım, onun kalbindeki sıratın köprüsündeyim diyemiyorum.. Aşağısı kötülük, aşağısı uçurum, aşağısı korku diyemiyorum.. Dibe vurmak nedir bilmem ama; en derinine düştüm çıkamıyorum. Sana tutunmaya kalktığım yerden vuruluyorum kör bir kurşunla, Allah’ım bu ne acı diyemiyorum.. Unutulmuşluğun arefesinde, bayram sabahlarına mutlu uyanamıyorum.
Ya al kendini gel!
Ya da bize sırt çeviren şu kalbini al git cehennemimden.
Kendi kendine kaynamalı kalbim, kendi kendine yanmalı..
Hira:
“Biz” derken kendi kendine miydi kalbin?
“Sevgili” derken, sıratın altından çiçek kokularımı yükseliyordu?
Yapma, lütfen... Ben de çok zinde değilim artık. Senin yorgun kalbin, benim yaşlı kalbimle bir gölgede dinlenmek istiyor. Hepsi bu; kalbin kalbimde huzur ve sevgi bulmak istiyor. Git diyerek, dipten çıkamıyorum diyerek daha çok yaşlandırma kalbimi.
Hani çocukluğundum ben senin? Çocukluğun kalbi yaşlandırılmaz, kıyılmaz ki; çocukluğun kalbinde ürkeklik, utanç, bencillik, mutluluk, umut ve inanç var çünkü.
Rüzgar: Bu gece ansızın bastın operasyon düğmesine..
Gözlerinden, kalbime doğru balistik ‘acı’ denemeleri..
Sevgilim, masada kazanmadım ki ben bu aşkı!
Ellerimle, kalbimle, ölüler biriktirdiğim coğrafyamın üzerinde açan çiçekler ile büyüttüm.
Artık “hep kalanlar susabilir” içimde..
Onursuz bir aşk için, barış antlaşması ne haddine!
Hira: Acı denemeleri, acı denemeleri...
Onursuz bir aşk...
Gözlerimden kalbine umut bombaları atılsın isterdim oysa. Benim umudum sana acı olmuş, insafsızca.
Onurunu ispatlayıncaya kadar ateşkes imzalayalım oluru varsa.
Ben haddimi sevgilin olmaktan alıyordum, sorgusuzca.
Rüzgar: Ya benliğimi çürütürse varlığın? Hep yalnızlıktan olacak değil ya! Şurada, şuramda duruşundan yaralarsan beni!
Ansızın bastıran yağmur gibi, tüm şehrimi sel bassa! ve usulca akarsan solumdan?
Bilmediğim sokakların boşluğuna, kanalizasyondaki hengamenin ortasında bırakırsan beni?
Bu ne aldanış sevgili..
Umutsuzluğun bini bir para!
Korkuyor işte kalbim!
Varlığını dövecek kadar gözü dönmüş haldeyim, eteklerine dolansam, düşecek gibi duruyorum, sussam avaz avaz sussam! sessizliğin içinde boğulacak gibiyim..
“İyi aşklar dile bize, ağzından çıkanlar kesmezmiş şiirlerimi”
Hira: “Kendinden daha fazla düşündüğün biri olması, insan için kurtarıcıdır” diye okumuştum geçenlerde...
Kendinden daha fazla düşündüğün olayım, kendimden daha fazla düşündüğüm ol sevgili... İkimiz de, biz de kurtulalım...
Hala korkuyorsa kalbin, sessiz sessiz benimle birlikte fısılda
“K****A K****M”
İki farklı tarz...
Biz bayağı keyif aldık yazarken, umarım sizlerde alırsınız.
Keyifli okumalar..
Not: yazım hataları için kusura bakmayın. Acele ettiğimiz için bazı kelimeleri doğru kullanmamakla beraber sık sık kullandığımız (tekrar ettiğimiz) oldu, mazur görünüz...
Moderatör tarafında düzenlendi: