Psikiyatrik Ansiklopedi

Konu sahibi son olarak 2621 gün önce görüldü
Beden;

Modern psikiyatride,psikolojik değişkenliklerle beden yapısı arasındaki korelasyonun araştırılmasında Kretschmer (bkz.) önderlik etmiştir. Kretschmer,piknik yapıyla (tıknaz gövde,geniş yüz,kalın boyun,geniş viseral boşlukla,ince kol ve bacaklar ve cilt altı yağ tabakası birikimine yatkınlık) siklotimik mizaç ve duygusal (affektif) psikozlar arasında ilişki bulmuştu, öte yandan,leptosomatik yapıyla da (uzun boy,dar gövde,uzun bacaklar ve ince bir cilt altı yağ tabakası) şizoid mizaç ve şizofrenik çöküntü arasında ilgi bulmuştur. Bu alanda daha sonra çalışan araştırmacılar arasında yer alan Sheldon,başka bir tipoloji geliştirmiştir. Ayrıca Rees ve Eysenck'e de bu alanda değinilmelidir. Bkz. Somatotipler ve Yapı


Beden Yapısı;

Çağlar boyunca beden yapısıyla mizaç yatkınlıkları arasında bir ilinti kurma çabaları sürdürülmüşse de,ilk olarak 1936 yılında kretschmer (bkz.) Bu fikri modern psikiyatri kapsamına almıştır. Tıknaz yapının siklotimi'ye (neşe ve üzüntü durumlarının belli sürelerde belirmesi) ve bir sinir bozukluğu durumu olduğu zaman manik hastalığa yatkın olduğunu; uzun boylu,ince,leptosomatık yapının şizoid mizaç gösterdiğini ve bir sinir bozukluğunda şizofreniye dönüşebileceğini ileri sürmüştür. Daha sonraları Sheldon (bkz.) Somatotipleme için daha ayrıntılı teknikler geliştirmiş ve beden yapısıyla psikolojik değişkenler arasındaki korelasyon faktörleriyle ilgili çalışmalar yapmıştır. Kretschmer'in piknik,atletik ve leptosomatik tiplerine karşılık,endomorf,mezomorf ve ektomorf olarak üç fiziksel tip tanımlamıştır.


Beden İmajı;

İlk gelişme safhalarında çocuk,kendinin ayrı bir bütün ve bedeninin de kendi kontrolü altında bir araç olduğu kavramını edinir. Bu «benlik kavramı» hayatı boyunca gittikçe zenginleşir ve fizik bedenle ilgili ayrıntılı bir «sistem» ya da düşünceyi kapsar. Bu düşünce için beden imajı terimi kullanılmaktadır. Bu sistemin tutarlılığı elbette sinir sisteminin bütünlüğüne bağlıdır. Böylece organik beyin hastalıklarında,özellikle parietal lob hastalıklarında,beden imajı bozukluklarına çok rastlanmaktadır. Oryantasyon bozukluğu (bkz. Ototopagnozi),yanlış lokalizasyon (alloestezi) veya bedenin bölümlerini algılayamama (bkz. Anosognozi) görülebilir. «Fantom kol veya bacak» yahut buna benzer fenomenler,sinir kopması dolayısıyla stimülasyonların yanlış yorumlanması sonucudur. Beden imajı bozuklukları,hastada başkalarının kendisini nasıl gördüğüyle ilgili yanılgılar olarak belirdiğinde,«fonksiyonel» niteliktedir; meselâ,hasta burnunun çok uzun ve dolayısıyla alay konusu olduğunu sanabilir. Bazı hipokondria tiplerinde beden duyularına karşı ağırı duyarlık belirgin olarak görülür. «yedekparça» (protez) ameliyatları da yatrojenik bozukluklara yol açabilir.
 
Belle İndifference;

(kayıtsızlık)

Histerik konversiyon semptomları gösteren hastalardaki uygun emosyonel ifade eksikliği anlamına gelir. Böyle bir hasta aksaklığından,meselâ paralize bacağından,şikâyet ederken aynı zamanda da buna karşı donuk ve kayıtsız bir emosyonel tepki gösterir; hattâ başka konularla ilgili şakalar yapıp gülebilir. Endişe verici bir semptom sayılabilecek bu durumu hiç düşünmediği,ilgi bile duymadığı bellidir.

Belle indifference,şizofrenide (bkz.) Görülebilen duygusal (affektif) donuklaşma veya tutarsızlıktan farklıdır. Doktorun teşhisine,şizofrenide görülen diğer özellikler ışık tutar.
 
Benzodiazepin'ler;

Son onbeş yıl içinde geliştirilen benzodiazepinler reçetelerde en çok yazılan ilaçlar arasında yer almaktadır. Klordiazepoksid,bu serinin prototipidir. Bundan sonra diazepam,oksazepam,nitrazepam,medazepam ve flurazepam gelir. Bu bileşiklerin en büyük avantajı düşük toksisiteleridir; böylelikle aşırı dozda geniş bir emniyet marjı olmaktadır. Farmakolojik etkinlik,merkezde heterojen yedi üyeli bir halka yapısıyla ilgilidir. Benzodiazepinler gastroentestinal ve parenteral yollardan süratle absorbe olurlar,fakat kanda en yüksek seviyeye yavaş yavaş ulaşırlar ve itrah birkaç gün içinde tamamlanmaz. Benzodiazepinler hafif psikosedatif özellikler gösteren etkili anksiolitik ve yatıştırıcı ilaçlardır. Klinik bakımdan etkileri barbitüratlarınkine benzer,fakat farmakolojik etkinlikleri farklıdır: benzodiazepinler limbik sistemde (bkz.) İnhibitör etki gösterirler; retiküler ve beyin sapı bölgelerinde çok az etkinlikleri vardır. Yarattıkları antikonvülsan etki klinik bakımdan yararlı olmuştur. Kas gevşetici özellikleri ekstrapiramidal sistem yoluyla meydana gelir. Klinik yararları çok çeşitlidir,çünkü anksiete veya gerginlikten ötürü olan semptomların giderilmesi gerektiğinde benzodiazepin verilmesi uygundur. Kötü etkilere pek rastlanmaz. Benzodiazepinler yarı uyku hali doğurmazlar ; yaşlılarda hipereksitabilite,ajitasyon ve öfkeyle birlikte paradoksal stimülasyon belirebilir. Bazan ataksi,başağrısı ve hipotansif başdönmesi görülür. Psikolojik alışkanlığa az rastlanır.

* Benzodiazepin türevlerinin normal dozları

* Bileşik Normal doz

* Klordiazepoksid günde 3x 5 mg - 4x25 mg

* Diazepam günde 3x 2 mg - 4x10 mg

* Oksazepam günde 3x15 mg- 4x30 mg

* Medazepam günde 3x 5 mg - 3x10 mg

* Nitrazepam geceleri 5-20 mg



Benzokinolizin Türevleri;

Tetrabenazin bu grubun en tanınan bileşiğidir ve rauwolfia alkaloidlerini andırır. Etkileri tıpkı reserpinin etkileri gibidir,fakat daha süratli,daha kısa süreli ve daha kuvvetli bir etki yaratırlar. Artık nöroleptik olarak çok az başvurulan bu bileşiğin,Huntington koresinin (bkz.) Tedavisinde önemli bir yeri vardır.
 
Beyin Bölünmesi;

Ender olarak,«intractable» epilepsinin giderilmesi için korpus kallosum,hippokampus komissürü,anterior komissür ve talamusdaki massa intermedia ameliyatla alınır. Bu ameliyat iki serebral hemisferi fonksiyonel olarak ayırır ve etkileri akademik bakımdan ilginçtir. Kişilik,mizaç ve zekâ hasara uğramaz ve hasta normal koşullar altında her iki hemisferin de serbest fonksiyon göstermesi durumunda normal davranış gösterir. Oysa,bazı özel durumlar bir hemisferin öbürünün aldığı stimulusları bilmesini önlediği zaman,belirgin yetersizlikler ortaya çıkar. Böylece bir hasta sol eliyle,sol bacağında stimüle edilen bir noktayı gösterebilir, ama bunu ne sözle,ne de sağ eliyle gösteremez. Konuşma,hesaplama,görme,emosyon,bilinçlilik ve irade üzerinde,değişik şartlar ve yaşlarda,yapılan benzer deneyler,beyin fonksiyonuyla ilgili önemli bir bilgi sağlayabilir.


Beyin Hücreleri Sinapslarında İletim;

Sinir sistemindeki impulslar,sinapslarda,bir sinir fibrilinden öbürüne geçerler. Sinapslar,bir sinir hücresi aksonunun pre-sinaptik membranı ile öbür sinir hücresi dendritlerinin post-sinaptik membranı arasında kalan ince boşluklardır. Sinapstaki iletim,aksonun terminal bölümündeki çok küçük vesiküllerden salgılanan nöro-iletici (bkz.) Bir maddeyle gerçekleşir. Bu nöro-ileticiler sinaps boşluğuna yayılarak postsinaptik membranı etkilerler. Eksitasyon yarattıkları zaman,bitişik nöronda impuls oluştururlar; yahut da,inhibisyon yaratarak bitişik nöronda bir impuls olanağını azaltırlar. Hem istemli,hem de otonom sinir sistemlerinin periferik bölümlerinde,nöro-ileticilerin niteliği tanımlanmış olmakla birlikte,beyindeki nitelikleri konusunda daha az bilgi vardır. Birçok yıldır,beyinde kolinerjik iletimin gerçekleşip gerçekleşmediği şüpheliydi,ama bugün hiç değilse korteksin bazı bölümlerinde asetilkolinin (bkz.) bir nöro-iletici olduğuna işaret eden deliller vardır. Hipotalamusda,orta beyinde,pons ve medulla'da noradrenalin (bkz.) mevcudiyeti saptanmıştır ve yoğunluğu nöron aktivitesine göre değişmektedir.Aynı şekilde,nucleus caudatus'da da dopamin (bkz.) bulunmuş olup,ekstrapiramidal motor sistemdeki nöro-ileticilerden biri olduğuna inanılmaktadır. Serotonin (bkz.) (5-hidroksitriptamin) de çeşitli orta beyin lokalizasyonlarında bulunmuştur ve muhtemelen bir nöro-ileticidir. Gamma-aminobutirik asit (GABA) (bkz.) Yalnızca santral sinir sisteminde lokalizedir ve bugün mevcut bilgiler,bu maddenin birçok belli başlı inhibitör ileticilerden biri olduğuna işaret etmektedir.Diğer muhtemel santral nöro-ileticiler arasında glisin ve glutamik asit, P maddesi,histamin ve prostaglandinler gibi birçok amino asit vardır.
Bkz. Sinaps-Sinaptik İletim
 
Beyin Metabolizması;


Beyindeki metabolik reaksiyonlar kabaca vücuttaki diğer metabolik reaksiyonlara benzer. Ama yalnızca beyinde oluşan reaksiyonlar da vardır.

Protein sentezi genel DNA-RNA düzenini izler ve kayda değer bir özellik beyin proteinlerinin dönüşme (ciro) seviyelerinin çok yüksek olmasıdır.Beyin ağırlığının büyük bir oranını çeşitli tipte lipidler oluşturur ve lesitin gibi fosfolipidler özel bir önem taşır. Karbonhidrat metabolizması tamamen glükoza dayanır,çünkü beyinde hiçbir glikojen deposu yoktur. Beyindeki enerji metabolizmasının çoğu,nöronların dinlenme potansiyelini sürdürmeye harcanır,iletici metabolizması tabii ki,çok önemlidir ve bunların sentezi ve yıkımı için gerekli enzimler spesifik nöronlarda bulunur. Santral ileticiler arasında muhtemelen asetilkolin (bkz.), serotonin (bkz.), glütamat (bkz.),GABA bkz.),glisin (bkz.),katekolaminler (bkz.),özellikle noradrenalin (bkz.)ve dopamin (bkz.) ve serebellumda prostaglandinler (bkz.)vardır. Prostaglandinle,beynin başka bölümlerinde de önemli yardımcı rol oynayabilirler.

Birçok önemli ilaç bu sistemler üzerinde etkinlik gösterir. Ayrıca,meta bolitlerin membranlardan geçiş mekanizmaları da çok önemlidir. Bunun örnekleri özellikle noradrenalinin,imipramin gibi antidepresanların blokajı üzerine,adrenerjik sinapslardaki akson terminallerine yeniden alımıdır (re-uptake). Beyin fonksiyonunda hormonlar ve vitaminler de önemli bir rol oynar ve bunların fonksiyonlarındaki bozukluklar pellagra (bkz.) demansı,tiroid guddesiyle (bkz.) İlgili psikozlar ve adrenal kortikal hastalıklar gibi psikiyatrik bozukluklara yol açabilir.Beyin fonksiyonu,dağcılık sporu yapanların bildiği gibi,oksijen eksikliğine ve ayrıca elektrolit dengesine karşı da son derece duyarlıdır. GABA gibi bazı bileşikler yalnızca beyinde bulunur. Son zamanlarda,anıların hafızadaki kalıcılıklarının,protein sentezinin devamına bağlı olduğunun ileri sürülmesi,ilginç bir gelişmedir.



Beyin Metabolizmasında Amino Asitler;

Bazı amino asitler,beyinde önemli ikili bir rol oynarlar. Glutamik asit (bkz.) Ve gamma-amino-butirik asit (bkz. GABA) (ve muhtemelen ilgili bazı asitler) beyinde nöroiletici görevi görürler. Çünkü glutamat her zaman nöronlar için uyarıcı,GABA ise inhibitördür. GABA yalnızca beyinde bulunur. Bu iki amino asit,trikarboksilik asit siklusuyla (krebs siklusu) ilgili oldukları için,enerji metabolizmasında da önemli bir rol oynarlar.Alfa keto glutamat'dan süksinat'a,biri doğrudan doğruya,öbürü ise glutamik asit ve GABA yoluyla olmak üzere,iki yol vardır. Glutamik asidin GABA'ya dönüşmesi ve sonra süksinata dönüşmesinde vitamin B6 (piridoksin) bir koenzim olarak rol oynar. Birincisi,yani glutamik dekarboksilaz,piridoksin yetersizliğine karşı çok hassas olup,sonucunda aşırı glutamat ve yetersiz GABA oluşumuna yol açabilir.

Piridoksin yetersizliğini izleyen ve özellikle çocuklarda rastlanan epileptik konvülsiyonlar böyle açıklanabilir. Glukoz deposu yetmediğinde,GABA ve glutamat beyin tarafından kullanılır. Hipoglisemik koma sırasında,bu amino asitlerin beyindeki seviyeleri düşmektedir ve seviyedeki farklılaşma ile hasta bu tip komadan uyanır. Glutamat ve GABA aynı zamanda amonyak detoksifikasyonuyla da ilgilidir; glutamat bu proçes sırasında glutamine dönüşür,GABA ise konvülsiyon yaratıcı nitelikler taşıyan gamma-guanidino bütirik aside dönüşür. Beyindeki yüksek amonyak seviyesinin (mesela amonyum tuzlarıyla beslenme sonucunda) niçin konvülsiyonlara yol açtığı böyle açıklanabilir.

Beyindeki amino asitler protein yapımıyla da ilgilidir. Bu metabolizmadaki yetersizlik,akıl bozukluğunun önemli bir nedenidir. Fenilketonüri (bkz.) Genetik bir bozukluk sonucu ortaya çıkar ve fenilaninin tirosine dönüşmesini sağlayan enzimin oluşumunda bozukluğa yol açar. Dolayısıyla fenilalanin,toksik bir bileşik olan fenilpiruvik aside dönüşür. Triptofan metabolizmasının ve amino asit iletiminin bozuk olduğu Hartnup hastalığı (bkz.) da başka bir bozukluktur. Triptofanın nikotinik aside normal dönüşümü bloke olur ve sonucunda pellagra ortaya çıkar. «akçaağaç balı» idrar hastalığı (bkz.) Lösin ve isolösin bozukluklarından ötürü olur. Diğer bozukluklar arasında arjino-süksinik asidemi (bkz.) Ve sistationüri (bkz.) Yer alır. (bkz. Akıl hastalığının biokimyasal ve nöro-fizyolojik temelleri ve kalıtsal metabolizma bozuklukları)
 
Beyin Monoaminleri;

(Biojenik aminler ve monoaminler) Serotonin (5HT) (bkz.),histamin ile adrenalin (bkz,),noradrenalin (NA) (bkz.) Ve dopamin (DA) (bkz.) adlı üç katekolamin beyinde bulunurlar ve iletici fonksiyonu gördüklerine inanılmaktadır.

Bu monoaminler kendilerine tekabül eden aminoasitlerden oluşur ve amin oksidaz enzimi aracılığıyla aside metabolize olurlar. Ayrıca bir kısım katekolaminler de katekol-O-metiltransferaz (COMT) enzimi aracılığıyla metadrenalin ve vanilmandelik asit (VMA) gibi bileşiklere metabolize olurlar.

Monoaminlerin,ruhsal durum ve davranışın kontrolunda çok önemli fonksiyonlara yardımcı olduklarına inanılmaktadır. Beyin histamini ve adrenalinin fonksiyonları bilinmemektedir. 5HT ve DA ihtiva eden hücreler beyin sapındaki iki çekirdekte toplanmıştır ve buradan,bütün beyne aksonlar gider. Dopamin ihtiva eden hücreler ekstrapiramidal sistem de toplanmıştır. Parkinsonizm bu ileticinin düşük seviyede olmasıyla ilgilidir. Dopamin ayrıca daha kompleks motor sistemlerin kontroluyla ilgilidir. Serotonin ve noradrenalin birçok fonksiyonlarla ilgilidir; meselâ ruhsal durumun (depresyon yaratan amin seviyelerinin düşmesi ile depresyon oluşumu) ve uykunun kontrolü. Serotonin EEG'de yavaş dalga gösteren hafif uykuyu,noradrenalin ise REM'li (hızlı göz hareketleri) uykuyu kontrol etmektedir. Noradrenalin ayrıca öfke reaksiyonları ile iştahın kontrolü ile ilgilidir ve organizmanın olumlu bir stimulus aldığını beyne iletmede aracı olur. Böylelikle,birçok klinik depresyon semptomları — keyifsizlik, iştahsızlık,uyku bozukluğu,zevk alma ve hayata ilgi duyma eksikliği — doğrudan doğruya beyin aminlerindeki bir bozuklukla ilgili olabilir. Bu sistemde depresyon etkisini önleyen ilaçlar şunlardır; monoamin oksidaz inhibitörleri (bkz.,serotonin ve noradrenalin ayrışmasını engeller; trisiklik antidepresanlar (bkz.) Ve amfetaminler,aminlerin pre-sinaptik terminale dönüp depolanmalarını etkileyerek etkilerini güçlendirir. Rauwolfia alkaloidleri (bkz.) Amin depolarını azaltarak depresyona yol açabilir,fenotiazinler (bkz.) Psikozlarda aşırı etkinlik gösterebilen santral noradrenalin sistemlerini inhibe eder.



Beyin Skanı;

Klormerodrin merkür 197 veya 203 sodium perteknetat tc99 ve indium 113m gibi birtakım bileşiklerin intravenöz zerkiyle kan damarlarında bir anormallik olup olmadığı belirlenir. Bu radyoaktif bileşikler kısa ömürlüdür ve bir sodyum iodit (TI) kristalli çizgisel skanner kullanılarak beyinde taranır. Non-merkür bileşikleri,%70-80 kesinlikle,meninjiomalar gibi vaskülarize tümörlerin teşhisinde yardımcı olmalarının yanısıra,serebro-vasküler anormalliklerin ve dura altı hematomalarının gözükmesini de sağlarlar. Cıva bileşikleri sinir hücresine girebilir ve neoplazilerde tutulma artar. Ayrıca,ventrikülleri ve subaraknoid boşluğu gözlemlemek için intratrakeal yoldan teknetium serum albumen verilir.
 
Beyin Tümörü;

Beyin tümörleri özellikle parazitik olan enfeksiyonlardan oluşabilir (sistikerkus,hidatid). Primer olarak ise bronchus'da,fakat muhtemelen göğüs,mide,prostat,pankreas veya böbrekte görülür.

Tümörler beyni örten kısımda (meninjioma),beyin dokusunda (glioma), ventriküllerin içinde (üçüncü ventrikülde kolloid kist),kan damarlarında (anjioma),hipofiz bezinde veya kafatasının içindeki kranyal sinirlerde (oditer nöroma) oluşabilir. Çocukluk döneminde en çok rastlanan tümör habis serebellar medulla blastoma'dır. Oysa yetişkinlerde en az,daha yavaş büyüyen astrositoma kadar,infiltratif glioblastomaya da rastlanmaktadır. Bunlardan sonra da meninjiomalar ve oditer nöromalar gelir.Anjiomalar ender görülür. Kafatası iç basıncının artmasından ötürü olan semptom ve belirtiler arasında başağrısı (paroksizmal, «bıktırıcı»,«zonklayıcı» veya «çatlayıcı»),kusma,papillodem,jeneralize konvülsiyonlar ve altıncı sinir felci vardır. Iritasyon veya nekrozdan ötürü olan lokal belirtiler arasında ise fokal epilepsi (Jackson yeya lobus temporalis nöbetleri), diğer kafatası sinir felçleri,piramidal belirtiler,afazi,görme bozuklukları ve diğer duyu kayıpları vardır. Zihinsel değişimler; depresyon,anksiete,sinirlilik ve paranoid yanılgılardır. Yavaş büyüyen tümörlerde hallüsinasyonlara ve uzun süreli «fonksiyonel» görüntülere (depressif ve paranoid) rastlanır.

Sonunda apati,emosyonel uysallık,oryantasyon bozukluğu ve zekâ geriliği ile birlikte daha tipik bir «organik» tablo gelişir. Kafatası röntgeni (kemik aşınması,kireçlenmesi) ventrikülografi (deforme veya yanlış yerlerdeki ventriküller),serebral anjiografi (bkz.) (damarların yerleri,kan damarı tümörlerinin görülmesi),elektroansefalografi (fokal yavaş dalgalar),ekoansefalografi (bkz.) (ortadaki yapılarda kayma) ve beyin skanı (bkz.) (tümör dokusunda differansiyel tutulma) yardımıyla teşhis sağlanır.




Beyin Yıkama;

Beyin yıkama teriminin kapsadığı birçok tekniğe,bazı ülkelerde rejime karşı çıkanların fikirlerini değiştirmek amacıyla başvurulmaktadır. Bunlar arasında endoktrinasyon,tekrarlı telkin,bir korku ve dehşet ortamı içinde zihinsel ve fiziksel yorgunluk yaratılması gibi teknikler vardır. Teknikleri uygulayanların amaçları,bir mahkemeye veya dünyaya karşı,tutukluya doğru yahut yanlış itiraflar imzalatmak ve tutukluyu o günkü rejime uymamakla ne korkunç bir suç işlediğine inandırmaktır. Beyin yıkamaya karşı gösterilen direnç,tutuklunun itidaline,ülkesi yahut Tanrısına inancına,fizik sağlığına ve sorgu yöntemlerine karşı daha önceden gördüğü eğitime bağlıdır.
 
Bielschowsky-Jansky Hastalığı;

İleri çocukluk yaşlarında görülen bir çeşit amorotik kalıtsal zekâ geriliği (bkz.)


Bilinç Bulanıklığı Durumları (Twilight States);

Çeşitli nedenlerden ötürü olan kısmi bilinçsizlik durumlarıdır. Bilinçlilik sınırlanır,anlama yeteneği körelir ve anormal davranış ya anormal akıl fenomenleriyle birlikte görülür,ya da bu fenomenleri yansıtır. Bir nöbet yahut nöbetler serisinden sonra bir saat kadar sürebilen bu durumlar,normal fonksiyona yalnızca kısmi bir dönüş olarak kabul edilebilir. Hughlings Jackson terminolojisine göre,bazı nöbetler de aynı şekilde,bilincin en yüksek düzeyine müdahale etmektedir. Böylece,ilaç entoksikasyonu (özellikle kannabis ve kokain) histerik disosiyasyon durumları (özellikle hafif serebral travmaların harekete geçirdiği durumlar) da aynı etkiyi gösterebilir. Fizik ve akıl performansın da yavaşlama,irritabilite ve fevri davranışlar,hallüsinasyonlar ve paranoid fikirlere rastlanabilir. Bunların diğer bilinçsizlik durumlarından farkı,nispeten kısa sürmeleridir.
 
Bilinç Bulutlanması;

Bilinç (bkz.),dış ortamla tam bir temas ve dış ortamı kavrayarak organizmanın maksimum kapasitesiyle kullanma anlamına gelen bir «farkında olma» durumudur. Dolayısıyla,bilinç bulutlanması da bu bakımlardan daha düşük düzeyde olan herhangi bir bilinç durumudur. Uykuyla uyanıklık arasındaki durumlarda,bulutlanma fizyolojik olabilir. Beynin normal fonksiyonlarını etkileyen durumlarda ise,bulutlanma patolojik olabilir.Metabolizma bozuklukları,toksik durumlar,aktivasyon merkezlerinin bulunduğu hipotalamus bölgesinde yapısal hasar veya kortikal aktiviteyi bozan durumlar.

Bilinç bulutlanması,klinik açıdan psikofizyolojik ve elektroansefalografik (EEG) (bkz.) yöntemlerle saptanır. Davranış bakımından da,aşırı uyku haliyle birlikte görülebilen apati veya kayıtsızlık durumu biçiminde belirir; fakat heyecan çok kere,delirium tremens'deki kadar belirgindir. Hafıza kayıt fonksiyonundaki periodik bozukluklar,yarı hafıza kaybı olarak belirir. Olayların sıralarının karıştırılması,zaman kavramıyla ilgili bozukluklar ise dikkat kaybı belirtileridir. «yedi serisi testi» kullanılarak konsantrasyon denenir; bu testte hastaya yüz sayısından yedi sayısını çıkarması,kalan sayıdan yine yediyi çıkarması,vs. Söylenir. Son olarak,bulutlanma zekâ fonksiyonuna müdahale edebilir ve sonucunda değişken bir entellektüel performans kaybı görülür. Ya basit bir stimulus-tepki testi ya da seçilen tepkiyi belirtici bir test şeklindeki reaksiyon süresi testleriyle uyanıklık ölçülür. Bu testler bazan EEG ile birlikte uygulanır ve performans yavaşlamaları,yahut yapılan yanlışlar elektroansefalogramda yavaşlama ve anomali olarak gözükür.

Uykudan önceki bulutlanma durumlarında görülen hallüsinasyonlara (bkz.) hipnagojik hallüsinasyonlar (bkz.)denir ve bunların fazla bir klinik önemi yoktur. Göz önünde bulundurulması gereken patolojik durumlar üremi, diabet,hipoglisemi,petit mal epilepsi,post-iktal durumlar,epileptik otomatizm veya füg durumları; barbitürat ve alkol entoksikasyon ve abstinansı; encephalitis lethargica,narkolepsi,üçüncü ventrikül hematoması ve kafatası iç basıncının artmasına yol açan birçok nedenlerdir.


Bilinçlenme Tedavisi;

Operant şartlama (bkz.) ilkelerine dayanan bir davranış terapisidir. Hastaya sistematik olarak korktuğu şeyi yapması söylenir,bunu başardığı zaman terapistten övgüyle ödüllenir,başaramadığı zaman ise hiçbir karşılık görmez. Biçimleme tedavisinin model tedavisinden (bkz.) farkı,hastanın korktuğu eylemi terapistin kendisinin yaparak ona bir örnek olmamasıdır. Model tedavisi gibi,biçimleme tedavisi de fobik ve obsessif semptomlarda anlamlı bir yarar sağlayarak,şizofreniye ve çocukluk dönemindeki otizme sekonder olan davranış bozukluklarında yardımcı olabilir.


Bilinçsiz Yanlış Hatırlama;

Geçmiş yaşantıları,halihazırdaki emosyonel ihtiyaçlara cevap verebilecek biçimde,bilinçsiz olarak değiştirmek yahut yanlış hatırlamaktır.


Binet Simon Testi;

Binet ve Simon tarafından hazırlanan ilk zekâ testleridir. Gitgide zorlaşan otuz testi kapsar. Bu teste verilen cevaplara göre çocuğun zekâ derecesini gösteren bir cetvel hazırlanmıştır. Stanford-Binet testi ise bunun sonradan geliştirilen bir biçimidir ve A.B.D. 'de yaygın olarak kullanılmaktadır.
 
C_Ç
-------

Çağrışım (Association) Bozuklukları;

Fikirler,sözcükler,yaşantılar veya stimuluslar ve tepkilerin aralarındaki ilişkilere çağrışım (association) denilmektedir. Böylece kişinin yaşantısında bu unsurlardan biriyle karşılaşmasını,ilişkili bir yaşantının çağrışımı izler. Bu çağrışımlar kişinin önceki yaşantısından ötürü meydana gelir ve birkaç kesin ilkeye göre oluşurlar. Bu ilkeler arasında en önemlileri yakınlık ve benzerlik «kanunlarıdır». Bu yollardan kurulan çağrışımlar birtakım öğrenim türlerinde, özellikle sözlü öğrenimde,hafıza ve düşünmede belirgindir. Sözlü çağrışımlar,sözcük çağrışım testleriyle incelenir; süjeye belli sözcüklere «aklına ilk gelen sözcükle» cevap vermesi söylenir. Benzer tipteki zincirleme çağrışım yöntemi psikanalitik (bkz.) Tekniklerde belirgin bir yer almaktadır. Düşünce bozukluğu gösteren birçok şizofrenik (bkz.) Hastada,çağrışım proçesi bozuklukları açıkça görülür. Bleuler bu durumun şizofrenide bir temel oluşturduğunu ileri sürmüş ve karakteristik belirsiz ve yersiz konuşmaya yol açan bir çağrışım «bölünmesi» ve «yersizliğinden» söz etmiştir. Bu gibi şizofreniklerde görülen kontrolsuz çağrışımlar,benzerliğe dayanarak oluşur; kafiyeli ve ses benzerliği bulunan sözcüklerin «çınlama» çağrışımları biçiminde konuşmalarında yansır.



Capgras Sendromu;

Yanlış tanımayla ilgili bir yanılgı sendromudur. Çoğunlukla paranoid şizofreniklerde görülür,fakat diğer kronik paranoid psikoz hastalarında da mevcut olabilir. Hasta,çevresindeki insanların (yani hastahane personeli veya diğer hastaların) aslında kendi akrabaları veya dostları olduğunu ileri sürer. Bazı hastalar ise,daha ender olarak,hastahane koğuşundakilerin tanınmamak için görünümlerini değiştirdiklerini veya hasta «rolü oynamak» üzere oraya yerleştirilmiş akrabaları olduklarını ileri sürerler. Hasta,çevresindeki insanları böyle yanlış kimliklerle tanıma tema'sı üzerine,çeşit çeşit yanılgılar kurar. Tedavi (fenotiazinler,butirofenonlar,vs.) ve prognoz,bu yanılgının altındaki temel hastalığın tedavisi ve prognozudur.
 
Çatışma;

Freudiyen psikanalitik yaklaşıma göre,aklın bilinçdışı bölümü çok önemlidir. Bir içgüdünün,ilk kaynağından,yani id'den (bkz.) ayrılarak ifade aramasının çatışmaya yol açtığı ileri sürülmektedir.Bu içgüdü,birkaç değişik kaynaktan kritik bir incelemeye uğrar; bu kaynaklar,ortamdaki gerçekliğe tekabül eden ego (bkz.) İle süperego'dur (vicdan) (bkz.). Sonucunda aklın bilinçdışı bölümünde yer alan bir çatışma; baskı, simgeleştirme,vs.gibi birkaç akıl savunma mekanizmasını (bkz.) harekete geçirir. Savunma mekanizmalarının mutlaka patolojik olması gerekmez; aslında,bunların aktivitesi akıl sağlığı için şarttır. Ancak,uygun olmayan savunma mekanizmaları hastalığa ve semptom formasyonuna yol açar; bunlar ise analiz ve hastanın uyumu bakımından daha uygun başka savunma mekanizmalarının kurulmasını gerektirir. Kişilik gelişimi,çatışmaya karşı kullanılan predominan akıl mekanizmalarıyla etkilenir ve yetişkinin kişiliği,çocukken kullandığı bu ilk mekanizmaları silinmez bir damga olarak taşır. Doğuştan gelen biolojik predispozisyon da,kullanılan bu predominan mekanizmalarda ve bireyin ego'sunun güçlülüğünde ve güçsüzlüklerinde rol oynar. Psikanalitik teori,hastanın bu bilinçsiz çatışmaların bilincine vararak bunları çözümleyebilmesi için başlıca yolun psikanalitik tedavi olduğunu varsaymaktadır.Hasta,bu tedaviyle,çatışmalarının bilincine varıp bunları çözümleyerek,akıl bozukluğundan kurtulmaktadır.


Çeteler;

Çocuklarda oyun oynama veya suç işleme daha ziyade bireysel biçimde görülür,ama büluğ çağına doğru topluluk kavramı güçlenir.Bundan sonra özellikle sosyal olanakların bulunmadığı geniş iskân bölgelerinde daha büyük bir ünite olan çeteler kurulur.Bu gibi bir çetenin yalnızca suç işleme amacı veya yalnızca toplumsal destek ve ortak eylemlerde bulunma amacı gütmesi,hem o bölgedeki toplumsal koşullara,hem de önder(ler)in kişiliğine göre değişir. Belli dönemlerde,bu çeteler o günün modasına uyarlar; örneğin,saçlarını kazıtırlar. Adolesans döneminin sonuna doğru,birçok üye bu çetelerden ayrılma eğilimi gösterir ve çete eylemlerinin yerini flört yahut evlilik alır.
 
Cezaevi Psikozları;

Yalnızca cezaevi ortamında gelişen psikotik bir ruhsal çöküntü durumudur. Klinik tablo,genellikle paranoid bir hastalığı andırır; ama depresyon hattâ delirium özelikleri de gösterebilir. Tutukluluk durumunun yarattığı gerilimler ve mahkûm için bunun toplumsal ve kişisel sonuçları,hastalığın biçimini etkiler. Bu psikozlara bazan «temaruz» gözüyle bakılmasına rağmen,cezaevinde gelişen psikotik semptomların dikkatle tedavi edilmesi doğru olur; aksi takdirde delüzyonlarm etkisi altında,beklenmedik bir intihar olayına,yahut bir gardiyana düşüncesizce bir saldırıya yol açabilir. Psikopatlar normal kişilere kıyasla,psikiyatrik hastalığa yakalanmaya daha yatkındırlar. Hekimler bir mahkûmun psikopat olarak damgalanmış olmasının,kendi yargılarını etkilememesine özellikle dikkat etmelidirler.


Charcot,Jean-Martin (1825-1893),

Zamanının önde gelen bir nörologu olan Charcot hipnoza ilgi duyarak,vaktini ve enerjisini genç ve kolayca telkin altında kalabilen kadınlar üzerinde yaptığı oldukça kötü deneylere harcadı. Saltpetriere'deki dramatik gösterileri Freud ile birlikte birçok psikologu Paris'e çekti. Histeri ayrıntılı olarak incelendi. Ancak,Charcot'nun arkadaşı olan Pierre Janet'nin (1859-1947),bu durumun psikopatolojisine somut katkıları olmasına rağmen,charcot belki de histeriyle ilgili bilgilerimizi ilerletmekten ziyade geriletmiştir.
 
Cilt Bozuklukları;

Anksiete,heyecan,utanma yahut öfke gibi emosyonel durumlar,ciltte sararma,terleme veya kızarma gibi değişik reaksiyonlara yol açabilir. Birçok dermatolojik bozukluğun karmaşık bir etyolojisi vardır; allerji ve psikolojik faktörler önemli rol oynar. Stress dönemlerinde,dermatit,ürtiker,vulvalarda veya anüste kaşıntı,yahut akne belirmesi,yada önceden mevcut bir cilt durumunun şiddetlenmesine sık rastlanır. Enfantil ekzemada olduğu gibi,yapısal bir predispozisyon da muhtemeldir,ama daha ziyade bastırılmış düşmanlık yahut cinsel çatışmalar gibi psikopatolojik durumlar sözkonusu olabilir. Bilinçli yahut bilinçsiz dürtüler,kişinin kendi cildine zarar vererek lezyonlar yaratmasına yol açabilir (dermatitis artefacta). Bkz. Psikosomatik Bozukluklar


Cinayet;

Cinayet insidansı,toplumdan topluma değişir. İngiltere'de ve İrlanda'da yılda yaklaşık 160 cinayet işlenmektedir,oysa yalnızca New York'ta yılda yaklaşık 5000 öldürme vakası kaydedilmiştir. İngiltere'de katillerin % 25'i intihar etmektedir. Amerika'da katillerde intihar oranı daha düşüktür. Cinayet nedenleri ise,ülkeler arasında fazla bir farklılık göstermemektedir. Ancak cinayet tiplerinin nisbi frekansları farklıdır — eşlerini aldatan kadınlar,Avrupa ülkelerine kıyasla,bazı Uzak Doğu ülkelerinde daha çok öldürülmektedir. Kıskançlık,cinsel şiddet,öç,çıkar,kendini savunma ve kavga gibi durumların hepsi cinayetle sonuçlanabilir. Karşılaşılan belli birtakım tablolar vardır. Örneğin sık sık kız çocuklar yakın bir akrabaları; orta yaşlı ve evli bir kadın,kıskanç ve depresyonlu eşi; bütün bir aile depressif bir hastalıktan mustarip bir aile büyüğü; bir anne şizofrenik oğlu tarafından öldürülmektedir. Psikopatlar sık sık ******leri öldürürler. Öte yandan gerçekten sadomazohistik bir cinayete ender rastlanır. Hastalık derecesinde bir kıskançlık çok kere cinayete yol açar. Bu sendromu tanıyan bir psikiyatrist, bir cinayetin gerçekleşmesini önleyebilir.

Cinayetle günün belli saatleri ve yılın belli zamanları arasında bir ilişki vardır. Örneğin,cinayetler çoğunlukla saat 18.00 ile 01.00 arasında işlenmektedir; saat 06.00 ile 08.00 arasındaki bir cinayeti,depresyonlu bir katilin işlemiş olması ihtimali yüksektir.A.B.D. de,cinayetlerin özellikle hafta sonlarında yahut tatil günlerinde işlendiği ispatlanmıştır.Katillerde,ister akıllı,ister deli olsunlar,fizik bozukluklar ve hastalıklar sık görülür. Bkz. Öldürme Tehditleri ve Psikopatik Bozukluklar
 
Cinsel Sapıklarda Hormon Tedavisi;

Bu tedavi biçimini isteyen yahut buna razı olan sapıklar hemen hemen yalnızca cinsel suç işleyenler,özellikle pedofiliaklardır (bkz.) Östrojen uygulanarak erkek hormonunun fonksiyonu dengelenir. Tedavi tabletler depo enjeksiyon,yahut pellet emplantasyonu biçiminde uygulanır. En olumlusu,pellet emplantasyonudur. Oral uygulama en az olumlu tedavi biçimidir,çünkü uygulanması hastanın iyileşme azmine bağlıdır. Olumsuz etkileri bulantı (çok yüksek dozlarda),anerji ve kadınlaşma,özellikle memelerde büyümedir. Tedavi,hastanın çok azimli olduğu bir sırada,yakın bir kontrol altında ve hastaya tam bir açıklama yapıldıktan sonra uygulanmalıdır. Libido azalır yahut kaybolur,ama yönü değişmez. Tedavi, yakın kontrol altında,birkaç yıl sürdürülmelidir.


Cinsiyet Rolü;

Cinsiyet rolü,bir kişinin erkek çocuk,erkek,kız çocuk veya kadın olarak durumunu tanıtıcı sözleri yahut davranışlarıdır. Bu rolü,genetik yapıdaki Y kromozomunun varlığı yahut yokluğu belirler.

Y kromozomu doğrudan doğruya fetal gonad tipini etkiler. Bu gonadın uterus içindeki hormon salgısı,iç ve dış genital organların iki cinsel biçimden birine göre oluşmasından ve beyindeki cinsel tepkiden sorumludur. Normal kişilerde bu cinsel eğilim,doğumda,belirlenen cinsiyete,yetişme sırasındaki cinsiyet rolüne ve sonucunda oluşan cinsiyet rolüne uygundur. Psödo-hermafroditizm (bkz.) vakalarında ise,gerçek cinsiyet doğumda yanlış belirlenir ve sonucunda kişi karşı cinsin cinsiyet rolüne göre yetiştirilip bunu edinir. Bu vakalarda cinsiyet rolü,eskiden ileri sürülen görüşlerin tersine,adolesans döneminde bile başarıyla değiştirilebilmektedir. Erkeklerdeki ara-cinsiyet vakalarında,adolesans döneminde yanlış belirlenen kadın cinsiyet rolü dolayısıyla,hastada gittikçe artan bir tatminsizlik belirir ve çok kere gerçek cinsiyetine dönmesi için ameliyat ve sosyal değişim gerekir. Trans¤¤¤¤üalizm (bkz.),psikolojik bir çapraz-cinsiyet benimsenmesidir; aslında cinsiyeti kadın yahut erkek olan kişi,kendisinin karşı cinsten olduğuna inanır ve ancak o cinsiyetin rolünü yaşadığı zaman rahat eder. Bu gibi vakalarda,hastaların arzu ettikleri cinsiyet rolünü tamamen kazanabilmeleri için sık sık genital organlarında vs. cerrahi kozmetik müdahaleler gerekir. Normal genital organlar üzerindeki bu gibi mütilasyon işlemlerinin olumluluğu konusunda henüz hiçbir psikiyatrik yahut cerrahi görüş birliği yoktur.


Cinsiyete Bağlı Kalıtım;

Cinsiyete bağlı özellikler ender ve yalnızca erkeklerde görülür. Kalıtımın etkilenmeyen kadınlar aracılığıyla gerçekleştiği düşünülmektedir. Anormal genin X kromozomuyla geçtiğine ve taşıyıcı olan kadında diğer normal X kromozomlarıyla maskelendiğine,oysa etkilenen erkekte maskelenmediğine inanılmaktadır. Ender görülen ve akıl geriliğiyle ilgili olan cinsiyete-bağlı kalıtım durumları arasında okülo-serebro-renal sendrom (bkz.),Hunter sendromu (bkz.) Ve bazı konjenital hidrosefalus (bkz.) vakaları vardır. Duchenne tipindeki bazı psödohipertrofik kas distrofisi ve nefrojenik diabetes insipidus vakalarında da akıl geriliği görülebilir. Bazı cinsiyete bağlı kalıtım durumlarında,örneğin glükoz-6-fosfat dehidrojenaz (bkz.) Yetersizliğinde,kadının taşıyıcı olup olmadığı, biokimyasal yoldan belirlenir
 
Çocuğun Gelişimi;

Çocuğun gelişimi,olgunlaşma (doğa) ve öğrenme (eğitim) arasındaki karşılıklı ilişkinin sonucunda olur. Bunlardan biri eksikse,gelişim olmaz. Eline okuyacağı birşey verilmeyen bir çocuk,tıpkı okuyacak birçok şey mevcut olduğu halde okuyamayan bir anensefalik çocuktan farklı olmaz. Birçok yeteneğin edinilmesi,hem doğaya,hem de eğitime bağlıdır. Buna rağmen,bazan bunlardan biri daha çok önem kazanır: meselâ,az gelişmiş ülkelerde zekâyı belirlemede sosyal faktörler — kötü doğum öncesi bakımı,ortamsal stimülasyon eksikliği,vs. — çok önemliyken,daha olumlu bir yaşama standardına kavuşmuş ülkelerde genetik faktörler daha önemli olur,identik ve identik olmayan ikizler üzerinde yapılan karşılaştırmalı incelemeler,bu konuda daha çok bilgi sağlamıştır. Bir genelleme daha yapılabilir: temel yetenekler genellikle biolojik yoldan kazanılır,oysa karmaşık yetenekler daha ziyade sosyal öğrenmeye bağlıdır. Meselâ İngiltere'de çocukların üç sözcüklü cümleleri söylemeyi öğrenmeleri sosyal sınıfla ilgili değildir,oysa daha ileri dil yeteneği sosyal sınıfla yakından ilgilidir. Normal gelişim her zaman düzenli bir biçimde olmaz. Ayrıca,yeteneklerin de hepsi aynı çabuklukla kazanılmaz. Bir çocuğun motor gelişimi ilerleyebilir,fakat konuşma yeteneği gecikmiş olabilir; bunun tam tersi de görülebilir. Beyin hasarı belirtileri görüldüğünde,bu durum daha karmaşıktır. Anatomik hasar (meselâ serebral felç)yüzünden birtakım fonksiyonlar gelişmeyebilir; öte yandan aynı çocukta bir doğal gelişim gecikmesi yüzünden başka yetenekler de geç gelişebilir,yahut yalnızca uygun stimülasyonlardan yoksun kaldığı için yetenekleri öğrenmesi aksa,Serebral felçli bir çocukta,eğer motor yeteneksizliği yüzünden nesnelere dokunarak tecrübe kazanması engellenirse,dokunmayla algılama alanında sekonder sorunlar gelişebilir.

Amerikalı bir psikolog olan Arnold Gesell gelişim değerlendirme testlerinin öncülüğünü yapmıştır ve çocuğun gelişmesinin kantitatif değerlendirmesiyle ilgili daha sonraki bütün çalışmalarda katkısı olmuştur. Gesell yetenek gelişmelerini motor,uyumsal,dil ve kişisel-sosyal olmak üzere sınıflandırmıştır. Bu alanlardan herbiri için standard gelişme normları saptanmıştır. Gelişimin değerlendirilmesi,çocuğun yaşıtlarına kıyasla,nasıl fonksiyonda bulunduğunu gösteren bir tablo sağlar. Oysa şiddetli retardasyon oluşmuş çocuklar dışında,2-3 yaşına kadar olan çocukların ilerde nasıl bir gelişme göstereceği konusunda faydalı bir bilgi sağlayamaz.

Çocuklardaki emosyonel gelişimin saptanması daha çok sorunlar doğurur,çünkü emosyonel olgunluk için objektif ölçüler bulmak daha zordur.Yeni doğmuş bebekteki emosyonel ifade,früstrasyona,engellemeye ve acıya karşı tepkiden ibarettir,ilk iki ay içinde çocuk çoğunlukla duyduğu zevki ifade eder. Bebek altı aylık olunca korku,öfke ve nefret gibi olumsuz emosyonları ayırdetmek mümkün olur. Onsekiz aylıktan küçük bebeklerde kıskançlık açıkça görülebilir.Daha ziyade erkek çocuklarda görülen öfke tepkileri,2 yaşından başlayarak 25 yaşları arasında daha amaçlı ve bilinçli olabilir,iki ilâ üç yaşları arasında spesifik korkular çok görülür,fakat bu yaştan sonra son derece az rastlanır.Konuşma alanındaki normlar daha açıkça saptanmıştır. İki yaşındaki çocukların %97'si tek sözcükler söyleyebildikleri ve 3 yaşındakilerin de %97'si üç sözcüklük cümleler kurabildikleri için,bu normallik sınırları dışında kalan bir çocuğun durumu dikkatli bir değerlendirme gerektirir. Bkz. Çocuk psikiyatrisi
 
Çocuğun Üzerine Düşmek;

Üzerine düşülen çocuğun kendi başına birşey yapmasına izin verilmez,daha küçük bir çocuğa gösterilecek davranış gösterilir ve annesiyle aşırı fizik temasa maruz kalır. Bu tip çocuk yetiştirmenin birçok nedeni olabilir. Anne aslında çocuğu istememesiyle ilgili kendi suçluluk duygularına karşı aşırı bir reaksiyon gösteriyor veya çocuğun aşırı narin olduğu yahut fizik bir hastalık geçirdiği bir dönemden kalma bir alışkanlığını sürdürüyor olabilir. İlgiden yoksun bir çocukluk dönemi geçirmiş bir anne,kendisini çocuğunun yerine koyarak,kendi hissettiği eksiklikleri aşırı telâfi yoluna sapabilir. Bu gibi davranışlar sık sık çocukta olgunlaşma ve bağımsızlaşma gecikmesine (örneğin okul fobisi (bkz.) ),belirgin bir anne bağımlılığına ve «şımarık çocuk» davranışına yol açabilir.
 
Çocuk Psikiyatrisi;

Çocuk psikiyatrisi,olgunlaşma dönemi sırasındaki davranış ve emosyon bozukluklarını her bakımdan kapsar. Tıpkı yetişkin psikiyatrisi gibi,aslında tıbbın her dalı gibi, belirli sınırları yoktur. Çocuk psikiyatrisi alanı,pediatri,öğrenim ve sosyal yardım gibi alanlara da yayılabilir. Ayrıca,çocuklarda görülen birçok zihinsel bozukluklar başlı başına patolojik durumlar olmayıp,çok görülen gelişim değişkenliklerinin abartılmış biçimleridir. Dolayısıyla, anormal çocuğun teşhis ve tedavisinden önce,normal psikolojik olgunlaşma proçeslerini ve çocuk üzerinde etki yapabilecek birçok faktörü tanımlamak şarttır.

Çocuk psikiyatrisinde oybirliğiyle kabul edilmiş bir teşhis yöntemi yoktur. Gerçekten de bazı çocuk psikiyatristleri,süjenin basit teşhis etiketleri kullanılamayacak kadar karmaşık olduğuna inanarak,teşhisten tamamen kaçınırlar. Burada sunulan sınıflandırma,teorik bir çerçevede değildir. Bu sınıflandırma,mümkün olduğu kadar gözlemlenebilen bir davranış temeli üzerine kurulmuş,prognoz ve tedavi bakımından yararlı olduğu ispatlanmış bir sistemdir.

Uyum bozuklukları okul öncesi yıllarında görülür ve çocukluğun ilk yıllarındaki «kontrol problemleri» olarak bilinir. Her çocuğa göre değişen mizaç farkları dolayısıyla,bazan aşırı dereceye varan farklı ruhsal durumlar,uyku,beslenme ve dışkılama huyları görülür. Çocuğun hayatının ilk yıllarında,aile ve çocuğa düşen görev,hem çocuğun kapasitesi dahilinde olan,hem de ailenin kabul edebileceği karşılıklı bir uyumun sağlanmasıdır. Bu uyum proçesi başarılamazsa,çocuk yahut aile güçlüklerle karşılaşırsa,bir uyum bozukluğundan söz edilebilir. Daha büyük çocuklardaki veya yetişkinlerdeki durumun tersine,okul öncesi yıllarında «çocuk» üzerinde bir teşhis yapma çabası çoğu zaman başarısız olur,fakat her zaman olmayabilir. Sabah saat 5.00'de uyanıp sonunda ailesini onu «eğlendirmek» zorunda bırakarak bir buçuk saat sürekli ağlayan 2 yaşındaki bir bebek; annesinin istediği kadar çeşitli yemek yemeyi kabul etmeyen 9 aylık bir bebek; annesi tarafından yuvaya götürülünce sürekli olarak annesinin yanında kalma isteği gösteren,fakat annesi gidince hiç yakınmayan 4 yaşındaki bir çocuk bu çocukların hepsi de,ailenin istediği davranış ile çocuğun bu istekleri yerine getirememesi dolayısıyla ortaya çıkan «uyum» eksikliği olarak nitelenen,hafif uyum bozuklukları dolayısıyla hekime getirilebilirler.

Çocuklardaki Emosyonel Bozukluklar,çocuğun yaşantısında aksaklık yaratan bir bozukluk olduğu zaman ortaya çıkar. Görülen emosyonel durum,çocuğun yaşadığı ortam göz önünde tutularak,genellikle hiç değilse kısmen anlaşılır,fakat bazan da çocuğun gösterdiği mutsuzluk veya anksiete «oransız» gözükebilir. Emosyonel bozukluklar belki de çocuklarda en çok rastlanan bir akıl bozukluğu tipidir. Anksiete,belli bir nesneye bağlı olmaksızın yersiz bir üzüntü,uyku bozuklukları (özellikle kâbuslar),enürez (bkz.) Devamlı nükseden karın veya baş ağrısı biçiminde,yani «serbest» (bkz.),veya spesifik yahut fobik karakterde olabilir. Bütün çocuklar hayatlarının bir döneminde spesifik korkular duyarlar,fakat bazılarında bu korkular çocuğun normal bir yaşantı sürdürmesini engeller. Yetişkinin tersine,çocuklarda ender olarak genel sosyal anksietelere veya agorafobiye (açık yerlerden korkma) rastlanır. Spesifik hayvan korkuları (köpek,kedi,örümcek,vs.) daha sık görülür,diğer spesifik sitüasyon fobileri arasında ise okul korkusu,anneden ayrılma korkusu ve karanlık korkusu vardır. Bazı çocuklardaki anksiete durumları derin düşüncelere dalmak biçiminde obsesyonel bir nitelik taşır,fakat tam bir obsesyonel bozukluğa bu yaş grubunda ender olarak rastlanır. Çocuklarda depressif hastalık görülebilir,fakat yetişkinlerdeki depresyonun tipik özellikleri olağan değildir. Belirgin iştah veya uyku bozuklukları göstermeyen bunalım ve genel irritabilite gibi durumlara ise daha sık rastlanır. On beş yaşından küçük çocuklarda intihar girişimleri ender görülür,fakat bu durumlar en az daha büyüklerdeki intihar girişimleri kadar ciddiye alınmalıdır. Çocuklarda davranış bozuklukları,çocuğun davranışında önemli asosyal özellikler görülmesidir. İlkokul yıllarında bu bozukluk yalnızca evde veya okulda saldırgan davranış ve itaatsizlik biçiminde belirir,fakat çocuk büyüdükçe daha belirgin sapık davranış belirtileri ortaya çıkar. Evde sürekli hırsızlık durumlarının önemi,dükkânda veya okuldaki hırsızlıktan farklıdır,fakat her iki durum da bir davranış bozukluğu bulunduğunu ispatlar. Okuldan kaçma (okul fobisinden (bkz.) veya okula gitmeyi istememekten farklıdır), çocuğun okula devam isteksizliğini örtmek amacıyla okula gitmemesinden ibarettir. Sürekli kavgacılık,cinsel davranış bozukluğu,evden kaçma, çevresine gelişigüzel zarar verme ve yangın çıkarma gibi durumlar da davranış bozukluğu belirtileridir. Fark edilsin edilmesin,sürekli olarak kanuna karşı suç işleyen çocuklar suçlu sayılır. Suçluluk teorilerinin bazıları çocuğun kişiliğine,bazıları ise yaşadığı ortama önem verir. Şüphesiz,bazı suçlu çocuklarda aynı zamanda önemli emosyonel bozukluklar da vardır.

Çocuklarda gelişim bozuklukları,olgunlaşma sırasındaki normal aşamaların aşın derecede görülmeleridir. Bu durumlarda,çocuğun ailesinde de benzer bozukluklar çoğu zaman sözkonusudur. Enürez'in bir anksiete semptomu olarak görülebileceğinden ileride söz edilecektir,fakat istemsiz idrar yapmanın inhibisyonu için gerekli norofizyolojik mekanizmaların gelişememesi sonucunda olan enürez'e daha sık rastlanır. Encopresis (bkz.) yani uygun olmayan durumlarda istemsiz olarak dışkı durumuda bir olgunlaşma bozukluğudur,fakat bu semptomda çoğu zaman önemli bir emosyonel problem sözkonusudur. Gelişimde konuşma bozukluklarına,bu arada afaziye,ender rastlanır. Daha sık görülen önemli okuma bozukluklarının,spesifik bir disleksi,veya bunun bir varyasyonundan ötürü olduğu düşünülür. Bütün bu gelişim bozukluklarındaki ortak özellikler,daha ziyade erkek çocuklarda görülmeleri ve bazan umut kırıcı derecede yavaş seyreden spontan bir iyileşme göstermeleridir. Çocuklarda hiperkinetik bozukluğun karakteristikleri,düşünmeden hareket etme,yersiz dalgınlık ve kısa dikkat süresi ile birlikte görülen şiddetli derecede aşırı faaliyettir. Çocuklarda organik beyin bozukluğu vakalarında bu sendroma sık rastlanırsa da,hiperkinetik sendrom gösteren çocukların çoğunluğunda hiçbir organik bozukluk belirtisi yoktur. Çocuklardaki psikotik bozukluklar başlıca üç gruba ayrılır. Otizm (bkz.) Çocuklukta ortaya çıkan karakteristik hareketler ve belli zekâ yetenek pattern'leri gösteren şiddetli bir «komünikasyon» bozukluğudur. Yaklaşık 10 yaşına kadar olan dönemde psikotik bozukluklara son derece az rastlanır ve rastlandığı zaman da genellikle organik,bazan ilerleyici bir beyin hastalığına işaret eder. On yaşlarında,ender olmakla birlikte,bazan klasik şizofreni ve manik depressif psikoz görülebilir. Bu durumlara adolesans döneminde daha çok rastlanır. Yetişkinlere özgü nörotik bozukluklar da (psikonevrozlar) buluğ çağından önce az görülür. Bununla birlikte,histerik ve obsesyonel bozukluklar oluşabilir ve bu yaş döneminde kendilerine özgü bir semptomatoloji gösterirler.

Çocuklarda kişilik bozukluklarının teşhisi dikkatle yapılmalıdır,çünkü bu teşhis uzun süreli uyumsuz davranış ve ilişkilerin belirlenmesine dayanır. Yine de,bazı çocukların çok küçük yaşlardan başlayarak adolesans donemi boyunca gösterdikleri pasif veya saldırgan özellikler için «kişilik bozukluğu» uygun bir terimdir. Yukarıda sayılanların yanısıra,bu sınıflandırmaya uymayan birkaç iyi bilinen sendrom daha vardır. Tik (bkz.) (vücudun hızlı sıçramalı hareketleri) bir anksiete durumunun belirtisi olabileceği gibi,başlı başına bir fenomen de olabilir. Gilles de la Tourette sendromu (bkz.) Bu durumun ender görülen bir varyasyonudur ve hasta,tiklere ilâve olarak istemsiz olarak müstehcen sözler söyler. On yaşından büyük çocuklarda anoreksia nervosa tam anlamıyla oluşabilir; hattâ bundan önce de aşırı derecede yemek seçme sözkonusu olabilir. Çocuğun psikiyatrik durumunun sınıflandırılması,çocuk psikiyatrisinde teşhisin yalnızca bir yanıdır. Ayrıca,aile içindeki ilişkilerin ve çocuğu etkileyebilecek diğer ortamsal stress'lerin,çocuğun gelecekteki zekâ ve öğrenim derecesinin ve fiziksel durumunun değerlendirilmesi önemlidir.

Aile ilişkilerinin değerlendirilmesi her zaman aile fonksiyonuna birkaç değişik açıdan bakılmasını gerektirir. Aileleri «iyi» ve «kötü» olarak ikiye ayırmak mümkün değildir; çünkü bir anne eşiyle fevkalâde bir ilişki kurmuşken oğluyla geçinemeyebilir; veya bazan bütün ailesiyle sağlam bir ilişki içindeyken,başka bir zaman,meselâ bir depresyon sırasında irrite davranışlarda bulunabilir. Aile hekimi çoğu zaman bir aileyi uzun süre tanıma imkânına sahiptir ve böylece aile içindeki ilişkilerin gelişmesini izleyebilir. Güç durumlarda aile bireylerinin birbirlerine gösterdikleri sıcak anlayışı doğrudan doğruya izlemek fırsatını bulmuş,veya yalnız görüşmelerde çiftin arasındaki anlayışı veya düşmanlığı ve sevgisizliği,konuşmalardan sezmiştir. Aile-çocuk ilişkisini iki alandan veya boyuttan ele almak yararlıdır: ailenin uyguladığı kontrol veya özerklik derecesi ve gösterdiği sevgi,anlayış veya bunun tersi davranışın derecesi çocuğun olduğu gibi kabul edildiği,kendine güveni geliştikçe bağımsızlığının da gelişmesi için destek gördüğü bir aile atmosferinde,kişiliği olumlu bir yönde oluşur. Çocuklar büyüdükçe,sosyal alandaki başarıları,diğer alanlardaki — motor,kognitif ve konuşma — başarılarına kıyasla bazan geride kalır,bazan da daha önde gider. Meselâ,çocukların 6 aydan sonra annelerini diğer insanlardan ayırdettikleri normal pattern'i izleyerek,sonunda çocuğun ailesine yakın bir bağlılık duyması ve aynı zamanda yabancılardan korkması gibi durumlar ortaya çıkabilir. Çocuk gittikçe bağımsızlığını kazanarak «yabancı anksietesi»nin üstesinden gelir ve yaşıtlarına bağlanmaya başlar.

Fiziksel hastalık,hastahaneye yatma,vs. Gibi durumlarda çocuk eski davranış biçimine döner,annesine bağımlılık gösterir ve yanında göremediği zaman korkuya kapılır. Bu çeşit bunalımlar normal gelişmenin bir parçası olarak belirir. Meselâ,çocuk ilk olarak okula gittiği zaman,bunun yarattığı bunalım sonucunda,annesinden ayrı kalmaya dayanamadığı için yeniden çocuksu davranışlara dönüş görülür. Çocuğun sonunda düzenli olarak okula devam etmesi,onun yeni bir duruma başarıyla uyduğunu,kendine güvenini kazandığını ve bağımsızlık yolunda ikinci adımını atabileceğini gösterir. Çocuklukta kişilik gelişmesini zedeleyebilecek stress'ler arasında,özellikle İngiliz psikiyatristi john bowlby tarafından anneden ayrılma stress'i üzerinde durulmaktadır. Oysa daha sonraki araştırmalar kötü kişilik karakteristiklerinin nedeninin yalnızca ayrılma değil,yoksunluk da olabileceğini göstermektedir. Annesinden ayrılan,fakat anne sevgisinin yeterince yerini tutabilecek bir akrabasının evine giden bir çocuğa kıyasla,az sayıda personelden oluşan bir kuruma,yetimhaneye veya çocuk yuvasına gönderilen bir çocuk daha olumsuz yönde etkilenir. Sosyal öğrenme proçesleri çocukların gösterdikleri davranışın tümünü açıklayamaz,çünkü doğuştan gelen veya anneyle çocuk arasındaki çok erken ilişkiler sonucunda ortaya çıkan mizaç karakteristiklerinin çocukların davranışlarında derin ve kalıcı etkiler yarattıkları ispatlanmıştır. Uzun çalışmalar,daha hayatın ilk yıllarında bile,bebeklerin birçok yollardan kişiliklerini belirttiklerini,bu özelliklerden çoğunun hiç değilse çocukluğun orta dönemlerine kadar sürdüğünü göstermiştir. Yeme,uyuma,ruhsal durum,yeni sitüasyonlara karşı reaksiyon düzensizlikleri gibi özellikler,hayatın ilk yıllarına dönerek incelendiğinde oldukça tutarlılık gösterir. Kolayca ağlayan,uyumsuzluk ve huy bozukluğu gösteren «zor çocuğun» yetiştirilmesi daha güçtür; anne-baba tarafından bir kenara itilir ve sonucunda da emosyon ve davranış bozuklukları göstermesi daha muhtemeldir. Bazı çocuklar o kadar az sorunlar yaratırlar ki,her çeşit aile terbiye yöntemi başarılı olur; oysa bazıları o kadar çok sorun doğurur ki,birçok aile bu sorunlar karşısında yenik düşer. Teşhiste,çocuğun zekâ ve öğrenim seviyesi değerlendirilmelidir,çünkü uygun olmayan okullara gönderilme ve öğrenme güçlükleri davranış bozukluklarının etyoloiisinde önemli rol oynayabilir. Çocukla yalnız,veya 8 yaşından küçük olan çocuklarla annelerinin yanında,okul hayatları,ilgileri ve anne-babanın onu doktora getirme nedenleri hakkında görüşme,çoğu zaman güçlüklerin niteliği ve çocuğun zekâ derecesi ile ilgili yararlı bilgiler sağlayacaktır. Zekâ seviyesi için faydalı bir kılavuz,çocuğun kullandığı dilin karmaşıklığıdır. Elyazısı ise şiddetli derecede bir motor yeteneksizlik veya algı bozukluğu durumlarının mevcut olup olmadığını gösterecektir. Çocuk kitap okumaktan zevk aldığı takdirde,bu alanda ciddi bir öğrenim sorunu olması ihtimali azdır.

Çocuğun fiziksel durumunun değerlendirilmesi her zaman önemlidir ve bedensel semptomlar olduğunda şarttır. Çocuklukta,«psikosomatik» hastalık adı verilen bozuklukla diğer organik hastalık biçimleri arasında hiçbir suni çizgi çizilemez. Herhangi bir fizik semptomun emosyonel veya ortamsal bir kökeni olabilir; öte yandan,herhangi tipte bir emosyonel bozukluğun yanısıra bedensel değişimler de sözkonusu olabilir. Yine de,birtakım fiziksel bozukluklar ve semptomlar belki de stress sitüasyonları sonucunda olabilir; bazı fizik bozukluklar,özellikle beyin hasarı (bkz. Çocuklarda beyin hasarı) ve epilepsi (bkz.) Bir çocukta psikiyatrik bozukluk oluşması tehlikesini arttırır.

Tekrarlayıcı karın ve baş ağrılarının yalnızca %10'unda organik bir temele rastlanmaktadır. Geri kalan vakalardan %10-20'sinde ise emosyonel bir etken sözkonusudur. Çocuk evde veya okulda stress altında olabilir; ağrıyı dikkati üzerine çekmek amacıyla ileri sürebilir,veya ailesinin evhamı dolayısıyla dikkati midesinde veya karnında toplanmıştır. Emosyonel stress'in başka birçok hastalıkta rol oynadığı ispatlanmıştır. Astımlı çocukların (bkz.) Belki de üçte biri,emosyonel nedenlerle,çoğu zaman heyecan veya korkudan ötürü nöbet geçirmektedir; fakat bu çocuklardan birçoğu başka sitüasyonlar,özellikle allergenler dolayısıyla nöbet geçirirler. Diabetes mellitus'da (bkz.) ketonüri mevcudiyeti,diabetli bir adolesantın ortamsal stress'le karşılaşmasına bağlanmıştır. Hastanın olumsuz hayat sitüasyonları içinde olduğu durumlarda epilepsinin daha sık görüldüğü bilinen bir husustur. Telemetrik incelemeler,çocuklarda stimülasyon eksikliği olduğu zaman veya kapasitelerinin ötesinde öğrenme görevleriyle karşılaştıkları zaman 4-6 saniye tepe ve dalga (spike and wave) fenomenlerinde artma olduğunu göstermiştir. Çocuklardaki psikiyatrik bozukluklarla ilgili olan bu kısa genellemede,daha ziyade teşhis üzerinde durulmaktadır; çünkü ancak böyle bir değerlendirmeden sonra (birçok vakada tam bir değerlendirme gerekmez) hekim önemli bir bozukluğun mevcut olup olmadığına ve mevcutsa etyolojik ve arttırıcı faktörlerinin neler olduğuna karar verebilir. Rasyonel bir kontrol ve tedavi ancak bu şekilde planlanır. Birçok vakada,durumun anlaşılması sonucunda hekim sorunun niteliği ve giderilmesini sağlayacak tedbirler konusunda doğrudan doğruya aileyle tartışarak yol göstermekle harekete geçer. Aile hekiminin aldığı tedbirlere rağmen,önemli derecede bozukluk yaratan bir psikiyatrik hastalık devam ederse, bir çocuk eğitim kliniğine başvurulmalıdır. Şiddetli okul fobisi,intihar düşüncelerine varacak derecede bir depresyon veya otistik bozukluk kuşkusu uyandıran durumlar gibi bazı vakalarda, geç kalınmadan uzmanlara başvurmalıdır.
 
Çocuk Rekabeti;

Çocuk RekabetiÇocuklar birbirlerine karşı, tıpkı aile dışındakilere duydukları emosyonları duyabilirler. Annenin, babanın, öbür kardeşlerin ve ailenin öteki üyelerinin sevgisi için rekabet, aile grubunun yapısına göre değişir. Batıdaki ailenin «anahtarı» annedir ve çocuklar genellikle annenin sevgisi için rekabet ederler. Bazı vakalarda hayat boyunca bilinçli yahut bilinçsiz sürdürülen bu kardeş rekabeti, aile çevresinin dışındaki bireylerle kurulan ilişkileri etkileyebilir.Çocuklara Cinsel SaldırıKız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırılar, suçluya karşı öylesine olumsuz duygular yaratmaktadır ki, bazan şiddetli bir dayakla kurtulan bir suçlu talihli sayılır. Hapishanede, koğuştaki öbür mahkûmlar da onu cezalandırdıkları için, suçlu onlardan ayrı bir hücreye kapatılmayı gönüllü olarak talep eder. Dolayısıyla, kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırıların aslında çok az fizik yahut akıl hasarına yol açması şaşırtıcıdır. Cinsel saldırı suçunun işlendiği, sık görülen birkaç durum vardır: yaşlı bir erkek 5-12 yaşında kız çocukları evine çağırır, para yahut şeker vererek kandırır ve onlarla cinsel oyunlara girişir; geri zekâlı bir genç, kendinden daha küçük yaştaki çocuklarla dostluk kurar ve bunlardan biriyle arasında cinsel bir ilişki kurulabilir; amcalar, yeğenler ve diğer aile bireyleri, akrabalıklarını bir kız ya da erkek çocuğa cinsel saldırı amacıyla kötüye kullanabilirler. Pedofiliaklar(bkz. Pedofili), yani yalnızca çocuklarla cinsel ilişki kurabilen erkekler, tehlikeli cinsel saldırı suçları işleyebilirler. Bu saldırı tekrarlama ve kalıplaşma (sterotipi) eğilimi gösterir ve cezaya yahut psikiyatrik tedaviye duyarlık göstermez. Hormon emplantasyonu biçiminde kimyasal kastrasyon endike olabilir. Ender görülen, zalimce çocuk cinayetleri hemen her zaman pedofiliaklar tarafından, işlenir.



Çocuklara Cinsel Saldırı;

Kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırılar, suçluya karşı öylesine olumsuz duygular yaratmaktadır ki, bazan şiddetli bir dayakla kurtulan bir suçlu talihli sayılır. Hapishanede, koğuştaki öbür mahkûmlar da onu cezalandırdıkları için, suçlu onlardan ayrı bir hücreye kapatılmayı gönüllü olarak talep eder. Dolayısıyla, kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırıların aslında çok az fizik yahut akıl hasarına yol açması şaşırtıcıdır. Cinsel saldırı suçunun işlendiği, sık görülen birkaç durum vardır: yaşlı bir erkek 5-12 yaşında kız çocukları evine çağırır, para yahut şeker vererek kandırır ve onlarla cinsel oyunlara girişir; geri zekâlı bir genç, kendinden daha küçük yaştaki çocuklarla dostluk kurar ve bunlardan biriyle arasında cinsel bir ilişki kurulabilir; amcalar, yeğenler ve diğer aile bireyleri, akrabalıklarını bir kız ya da erkek çocuğa cinsel saldırı amacıyla kötüye kullanabilirler. Pedofiliaklar(bkz. Pedofili), yani yalnızca çocuklarla cinsel ilişki kurabilen erkekler, tehlikeli cinsel saldırı suçları işleyebilirler. Bu saldırı tekrarlama ve kalıplaşma (sterotipi) eğilimi gösterir ve cezaya yahut psikiyatrik tedaviye duyarlık göstermez. Hormon emplantasyonu biçiminde kimyasal kastrasyon endike olabilir. Ender görülen, zalimce çocuk cinayetleri hemen her zaman pedofiliaklar tarafından, işlenir.
 
Çocuklarda Anksiete Durumları;

Yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da acı emosyonları (anksiete, depresyon ve öfke) çoğu zaman stress (bkz.) sitüasyonlarına bir tepki olarak ortaya çıkar. Bununla birlikte, birçok bakımlardan çocukların emosyonel yaşantısı büyüklerinkinden farklıdır. Çocukların karşılaştıkları stress'ler daha değişik olup biyolojik olgunlaşma ve aile hayatıyla ilgilidir. Çocuğun gelişme proçesi sürekli bir değişimi, özellikle bir bağımlılık durumundan vazgeçilerek bağımsızlığın kazanılmasını kapsar. Ayrıca, normal bir emosyonel gelişim için çocuğun anksieteyi tanıyıp buna göğüs germesi gerekir, iki yaşındaki çocuklarda görülen yabancılara karşı korku, bu fenomenin iyi bir örneğidir. Son olarak, anksiete veya depresyonu yaratan şeyin ne olduğuna karar vermek bakımından çocuk hasta, yetişkine kıyasla, daha âcizdir; bu yüzden doktor, ebeveynin anlattıklarına ve çocuğun davranışıyla ilgili gözlemlerine dayanmalıdır. Çocuklukta depresyona (bkz.) Ender olarak endojen biçimde ve daha sık olarak da stress'e karşı abartılmış bir tepki biçiminde rastlanır. Aksaklıklar yaratan anksiete durumları ise, tersine, çocukluk dönemi boyunca görülür ve daha ayrıntılı bir ilgi gerektirir. Bir yaşındaki bazı bebekler yeni bir sitüasyonla karşılaştıklarında, meselâ anne yeni bir yemek yedirmeyi denediğinde veya çocuğu fincan yerine kaşık kullanmaya zorladığında, korku veya mutsuzluk belirtileri görülür. Stella Chess, «güç ısınan» bebeklerden sözetmiş ve bunun yapısal nitelik taşıyan bir huy karakteristiği olduğuna inandığını belirtmiştir. Yeni bir sitüasyonda annenin gösterdiği anksiete ve gösterebileceği sabır başka bir önemli faktördür.İki yaşındaki bebekte sık sık uyanma ve korkulu çığlıklarla beliren gece anksietesine rastlanabilir. Gene bu yaşta yabancılara karşı aşırı bir korku olabilir. Çocuk büyüdükçe hayvanlara, özellikle köpeklere, gökgürültüsüne ve şimşeğe, karanlığa, doktorlara, dişçilere, vs. karşı duyduğu spesifik korkulara daha çok rastlanır ve bu bazan aksaklıklar doğurur. Çocukların hafif biçimde bir sürü korkular duymaları çok görülen bir durumdur, fakat bu korkuların çocuğun yaşantısında ciddi aksaklıklar yaratması pek olağan değildir. Adolesans (bkz.) döneminde, sosyal sitüasyonlara duyulan korku ve agorafobi (bkz.) Daha önemli olur. Spesifik korkular daha genel başka anksiete semptomlarıyla, özellikle uyku ve iştah rahatsızlıkları, dikkat güçlükleri, sinirlilik ve ağlama ile birlikte belirdiği zaman, daha önemlidir. Bu semptom dizisinin mevcudiyeti, aile ortamı, çocuğun okuldaki uyumu ve diğer muhtemel stress'lerin dikkatle teşhisini gerektirir, semptomatik tedavi ve daha büyük çocuklarda bunun yanışım medazepam gibi hafif bir trankilizan, çoğu zaman etkili olur; çünkü bu gibi bozuklukların genellikle selim bir seyri vardır. Eğer durumun kronikleşmesi tehlikesi varsa, bir uzmana başvurulmalıdır.


Conolly John (1794-1866);

Akıl hastahanelerinde mekanik araçlarla tedavi yöntemlerinin kaldırılması ilk olarak 1839 yılında, Hanwell'deki Middlesex Akıl Hastahanesinde Conolly tarafından uygulandı. Daha önce Lincoln'da Gardiner Hill ve Charlesworth tarafından uygulanmış olan, Conolly'nin bu çabası birkaç yıl içinde Avrupa ve A.B.D. 'ne yayıldı. Conolly'nin akıl hastahanelerinin yapısı ve yönetilmesi adlı eseri (1847), akıl hastahaneleriyle ilgili ilk geniş kapsamlı eserdir.


Cotard Sendromu;

Bugün ender kullanılan bu terim, ilk olarak bir 18. Yüzyıl Fransız psikiyatristi olan Cotard tarafından, nihilistik delüzyonların hâkim olduğu bir akıl durumunun tanımlanması amacıyla kullanılmıştır. Tam bir diagnostik tablo değildir ve bu delüzyonlardan mustarip hastalardan çoğunluğunda psikotik (endojen) depresyonlar (bkz.) mevcuttur.


Cıva Zehirlenmesi;

Ayna, termometre ve bazı terapötik ilâçların yapımında kullanılan cıva eskiden fötr şapka yapımında kullanılırdı. Bazen cıvayla intihar girişimi vakalarına rastlanmaktadır. Kronik zehirlenme semptomları ağızda metal tadı, jinjivit, tükürük salgısı, anemi, kolit ve ilerleyici böbrek hasarıdır. Akılla ilgili semptomlar ise nevrasteni semptomlarını andırır — halsizlik, irritabilite, tremor, konsantrasyon zayıflaması, depresyon ve insomnia. Bkz. Zehirler, akıl durumunu etkileyen
 
D


Dağılım Alanı;

Dağılım alanı, bir serideki en düşük ve en yüksek gözlem arasındaki değişkenliktir. Bu, bir serideki gözlemlerin kapsamını ve değişkenliğini belirtir, ama diğer yöntemler daha çok tercih edilmektedir — örneğin Standard Sapma - Standard Deviation (bkz.). Dağılım alanı, bir ölçü aracı olarak, münferit gözlemlerin frekansı konusunda bilgi vermez ve ortalamadan uzak tek gözlemler bulunduğu zaman seriyle ilgili çarpık bir bilgi verir.


Davranış;

En geniş anlamıyla «davranış», bireyin herhangi bir sitüasyon karşısındaki total tepkisidir. Belli bir davranış biçimi ortam veya bireyle ortam arasındaki ilişki üzerinde birtakım etkiler yaratarak sitüasyonu değiştirir. Psikoloji artık bir davranış bilimi olarak tanımlanmaktadır. Bu düşünce j. b. watson tarafından ortaya atılmıştır. Watson, psikolojinin objektif bir bilim olabilmesi için, yalnızca doğrudan doğruya gözlemlenebilen ve ölçülebilen fenomenlerin ele alınması gerektiğini ileri sürmüştür, Watson'a göre davranış, şartlı reflekslerden türeyen ve doğuştan gelen birtakım motor ve guddesel tepki biçimlerine göre oluşan entegre huy sistemlerinden ibarettir. Konuşulan dille ilgili huylar, «imalı» bir nitelik taşıyabilmelerinden ötürü, özellikle önemlidirler. Davranışçı gelenek ve özellikle laboratuvar deneylerinin üzerinde hâlâ durulmaktadır; fakat çağdaş deneyci psikologlar davranışı daha genel tanımlama eğiliminde olup öğrenme ve motivasyon gibi proçeslerle ilgili kuramsal açıklamalarını hipotetik, üzeri örtülü değişkenlerle dile getirirler. Davranış bozukluğu, Amerikan literatüründe herhangi tipte bir fonksiyon anormalliğini tanımlayan genel bir terim olarak kullanılır; fakat İngiltere'de psikiyatrik kullanımı daha sınırlıdır. Çoğu zaman, sözü edilen davranış veya «hareketin» sosyal veya etik bakımlardan bir değerlendirilmesi yapılır. Böylece «davranış» terimi bazı psikopatik kişilik biçimleri için, genellikle de çocuklarda görülen ve isyankâr saldırgan (agressif) davranış, hırsızlık ve okuldan kaçma semptomları ile tezahür eden bir psikiyatrik bozukluk kategorisi için kullanılmaktadır. Daha dar bir anlamda, bir hastanın açık davranışlarında yansıyan bütün psikiyatrik hastalıklar, ister «tik» gibi spesifik bir özellik olsun, ister aklına eseni yapmak gibi genel bir özellik olsun, çok kere teşhis bakımından önemlidir. Bkz. Huy ve Davranış terapisi
 
Geri